HİLE ZANNETTİLER

HİLE ZANNETTİLER

Güneşin doğması ile başlayan çatışma gerçekten çok kan-lı bir şekilde devam etti. Sahilden 1 kilometre kadar içerlerde, Kanlısırt ve Conkbayırı altındaki tepeciklere kadar bir üçgen çi-zilirse, bu günkü çatışmalar hep buralarda geçmiştir.
Bugün bölgeyi gezenler burada bulunan derelere, kaya-lıklara, sırtlara ve su oyuklarına sorsalar onlar da dile gelseler, üzerlerine kaç bin mermi düştüğünü, gemi ve topçu ateşleri ile kaç kez havalara savrulup, topraklara gömüldüklerini, “Allah Allah!” haykırışlarını, şehadet şerbetini içerken “Yandım Al-lah!” diyen nice yiğitlerin Allah’ına kavuştuğunu, kaç bin An-zaklı genç insanın parçalandığını anlatsalar…
Kanlı boğuşma akşama ve gece yarısına kadar devam etti. Artık gece karanlığında geldikleri sahile doğru kaçan düşmanı, kovalayacak takati kalmayacak kadar yorulan bir avuç askeri-miz, yaralarını sarıp, siperlerini onarmak üzere bulundukları yerde durakladılar. Ancak kaçmaya devam eden düşman çıkış yaptıkları dar sahil şeridinde sıkışıp kaldı.
Gece karanlığında kim kimi kovalıyor, kim kime ateş edi-yor, kim yaralı kim şehit veya ölü fark etmek imkansızdı. İşte bu hengamede enteresan bir olay meydana geldi:
Tepelerden, vadilerden sahile doğru kaçmakta olan Anzak askerleri, aynı zamanda Türk askerlerinin bulunduğunu zannettikleri bir vadiyi karanlıkta makineli tüfek ateşine tuttular. Vadi-den canhıraş haykırışlar göklere çıkmaya başladı. Toplu bir kat-liam yaşanıyor gibiydi. Katliama uğrayan askerler aynı zamanda haykırıyorlardı:
“- Ateş etmeyin, atmayın, biz Avustralyalıyız!”
Fakat kimse dinlemiyordu. Aradan başka bir gür ses du-yuldu.
“- Ateşe devam edin, bunlar Türk askeridir. Bize karşı, Avustralyalıyız diye hile yapıyorlar.”
Haykırışlar tamamen susuncaya kadar atışa ve katliama devam ettiler.
Bir müddet sonra farkına vardılar ki, o bölgede hiç Türk askeri yokmuş. O günün enteresan olaylarından birisi bu idi. 36
Diğer enteresan olaya gelince:
Düşman 25 Nisan günü bütün gün Arıburnu ve Anzak Koyu’na varillerden kurmuş olduğu iskeleler vasıtasıyla asker, cephane, at, katır ve malzeme çıkarıyordu. Kendi kaynaklarına göre 15.000 askeri o gün çıkarmışlardı. Savunma yapan askerle-rimizin sayısı ise, saat 09.00′a kadar 160 veya bilemediniz 200 kişi idi. Daha sonra gelen tabur ve alaylarla bu miktar düşman askerinin onda birine kadar ancak çıkarılabilmiştir. Bunların çok büyük bir bölümü de şehit olmuştur. Bu sayılar elbette enteresandır ama, ben başka bir olayı İngiliz kaynaklarından aktaracağım:
Düşman çıkarma harekatına devam ederken, Çanakkale Boğazı’nın içinden aşırma şeklinde gelen top mermileri, işlerini çok aksatmaktadır. Bir iki teknenin yaralanmasına ve batmasına bile sebep olmuştur. Günün bir saatinde bu mermilerin kesildiğini görürler ve daha rahat bir şekilde çıkarmaya devam ederler. Bu olayın mahiyetini o zaman anlayamazlar.
Daha sonra, tarafsız askeri yetkililerin verdikleri bilgilerden durum anlaşılmıştır: Boğazın içinde Nara Burnuna demirle-yen bir Türk savaş gemisi, bulunduğu yerden aşırma ateşle Arı-burnu’ndaki çıkarmaya karşı koymaya çalışmaktadır. Ancak gü-nün bir saatinde, Çanakkale istikametinden Marmara’ya doğru denizin yüzünden giden bir nesneyi fark ederler. Dikkatlice ba-kınca bunun bir deniz altı periskopu olduğunu anlayarak, son hızla bulundukları yeri terk ederler.
Gerçekten de o gün, yani 25 Nisan günü bir İngiliz deniz-altısı Çanakkale Boğazı’nı geçerek ilk defa olmak üzere Marma-ra Denizi’ne geçmiştir. 37
İşte bu olayın verdiği ümitdir ki, Hamilton’a cesaret vermiş ve o gece tam Anzak cephesini boşaltıp kaçmak üzere iken, bu haberi almış ve fikrinden vazgeçerek, karada direnme kararı almıştır.
Çıkarma başlayana kadar, adeta tatile gider gibi cepheye gelen, İngilizlerin dolduruşa getirmesi ile daha şimdiden kendilerini İstanbul yolunda, hatta Türk haremlerinin koynunda farz ederek havalara giren Anzaklar, neye uğradıklarını şaşırmışlar, nasıl bir belaya çattıklarını kavramaya başlamışlar, kendilerini kandıranlara küfürler savuruyorlardı. Hele arkadaşlarının, biraz önce beraber gemide şakalaştıkları arkadaşlarının parçalanmış cesetleri onları çılgına çevirmeye yetiyordu.
Barbar Türkler olarak tanıdıkları şu karşılarında bulunan düşmana karşı, şimdi daha hınçla dolu olarak intikam yeminleri ediyorlardı.
Yine kendi hatıralarından anlıyoruz ki, bu hınç ve intikam hissi ile esir aldıkları veya yaralı olarak ele geçirdikler Türk as-kerlerine, işkenceler yaparak katliama tabi tutmuşlardı. Bu hınç ve intikam duygusuna bir örnek olarak şu taze olayı zikredebili-riz:
Çanakkale Şehitler Abidesini ziyaret edenler, Mehmetçik heykelinin yanında çok taze olarak 2003 yılında yapılmış ve üzerinde “Meçhul Asker” yazan bir  mezarın bulunduğunu fark edeceklerdir. Üzerindeki yazan öyküden de anlaşılacağı gibi, hınç ve intikam hisleri ile doldurulmuş bulunan Avustralya as-kerlerinden birisi, esir aldığı bir askerimizi kafasına kurşun sı-karak şehit etmiş, bununla yetinmemiş, kafasını kesmiş ve savaş hatırası olarak ülkesine götürmüş, mumyalamış ve saklamış. Kendisi öldükten sonra torunları bu kesik başı bulmuşlar ve yet-kililerimize teslim etmişler, o baş da getirilerek törenle buraya defnedilmiş.
Anzakların ruh halini yansıtan elbette başka örnekler de mevcuttur.