BİRLİKLERİMİZ ÖLÜMÜNE DİRENDİLER

BİRLİKLERİMİZ ÖLÜMÜNE DİRENDİLER

Alman Generali Liman Von Sanders’ in savaşın uzaması neticesini doğuracak olan savunma planları gereğince, sahiller-de bulunan birliklerimiz geri çekilmişlerdi. Böylece sahiller bo-şaltılmış, sadece gözetleme postaları bırakılmıştı.
İşte düşmanın gizlice çıktığı Arıburnu ve Anzak Koyu, si-perlerde bulunan sadece 160 kahraman askerimiz tarafından gö-zetleniyor ve korunuyordu.
Düşman çıkarmasını ilk fark eden bu askerlerimiz olmuştu. Gördükleri çıkarmayı daha şafağın ilk ışıkları ile beraber ka-rargahlarına bildirmişlerdi. Elbette bildirmekle kalmayıp derhal silaha sarılmışlar ve düşmana binlerce zayiat verdirmişlerdi.
Bu kahramanlarımız hakkında şunlar anlatılır: Birliğin  komutanı geride bulunan komutanına sürekli bilgi vermektedir. Verdiği bilgiler şunlardır:
“- Şu anda karşımızda sahilden tırmanmaya çalışan bir bölük kadar düşman var. Çarpışıyoruz.” Biraz sonra:
“- Düşman birlikleri sürekli artıyor, üç bölük kadar oldular. Direniyoruz.” Az sonra:
“- Düşman kuvvetleri bir tabur kadar oldu. Direneceğiz.” Daha sonra;
“- Düşman yeni gelenlerle bir alay kadar oldular. Diren-meye devam ediyoruz.”
Bu takımdan bir daha haber alınamadı.
Düşmanın Anzak Koyu’na şafakla beraber çıkarma yaptı-ğı, halen de fasılasız bu çıkarmaya devam ettiği, ilgili tabur, alay, 19. Tümen, 3. Kolordu ve 5. Ordu karargahlarına ulaşmıştır.
Önce, geride yedekte tutulan 27. Alaya bağlı iki tabur ka-dar kuvvetimiz saat 08.30′da cepheye yetişir ve düşmanı engel-lemeye gayret sarf eder, hem de ölümü kucaklama pahasına. Da-ha sonra 19. Tümen karargahından Mustafa Kemal 57. Alayla cepheye hareket eder. Öğleden önce bu birliklerimiz de, düşma-nın önüne dikilir. Bu sırada kumandayı Mustafa Kemal almıştır. Birliklerimize savaşmayı değil ölmeyi emretmektedir. Ancak bu şekilde yeni birliklerin gelerek, cepheyi takviye etme imkanı olacağı birliklerimize anlatılır.
Gerçekten de birliklerimiz, Anzak Koyu’ndan çıkıp bir-çok tepeyi tutmaya muvaffak olmuş düşman karşısında direnmektedirler. Hem de ateş gücü ve sayı olarak bire on, hatta bire yirmi oranında güçlü düşman karşısında. Üstüne üstlük, kor-kunç gemi desteği düşmanın arkasında olup, bu gemiler, her attığı top mermisi ile; ağaçları, taşları yerinden söküp havalara fırlatan baş döndürücü ve kulakları sağır edici infilaklerle  tepe-lere ve vadilere adeta yer değiştirtmektedir. Buna rağmen Sa-ros’tan, Anadolu yakasından ve diğer yedeklerden birlikler im-dada yetişinceye kadar ölümüne dayanırlar. Dayanırlar ama, hı-zarın ağzına verilmiş gibi biçilme pahasına! Paramparça olmuş cesetlerinin yer değiştiren tepelerin altında kalması pahasına!…
Nitekim 27. Alayımızın çok büyük bir kısmı ile 57. Alayı-mızın tamamı şehit olmuştur. Ne uğruna; elbette vatan, mukaddesat ve namus uğruna! Ama insan düşünmeden edemiyor; Al-manya Batı cephesinde rahat nefes alsın diye bu kadar  çok miktarda şehit vermiş olmayalım? Öyle ya, çıkarma bölgesindeki güçlerimizin boşaltılıp, çok uzaklara konuşlandırılması, ilk çı-karmayı haber verip önlemek üzere de sadece takımlar ve bölükler seviyesinde kuvvetler bırakılması, onların da bire on, bire yirmi gibi sayı ve silah üstünlüğü bulunan düşmanla saatler ve günler boyu baş başa bırakılması karşısında insan başka türlü nasıl düşünebilir?
Bütün savaş yazarlarının ittifak ettiği bir durum vardır, o da şudur:
Şayet kıyıdaki birliklerimiz, silah, teçhizat ve sayıca daha güçlü olsalardı, veya zamanında takviye edilebilselerdi, düşma-nın karaya ayak basması mümkün olamazdı. Bu mümkün olma-yınca Anzaklar tası tarağı toplayıp çekip giderlerdi. Nitekim bu kadar nispetsiz şekilde az bir kuvvet karşısında bile, 25 Nisan akşamleyin, geldikleri kumsala kadar kaçmak zorunda kalan Anzakların, General Hamilton’a kendilerini tekrar gemilere alıp geri götürmesi için adeta yalvarmış olduklarını yine kendi kaynaklarından okuyoruz.
Şayet sahilleri koruyan güçlü birliklerimiz bulunsaydı, güçlü direniş karşısında onlar çekip gitse idi, savaş biterdi. Sa-vaş bitince de buradan kaçan İngiliz ve Fransız güçleri, Batı cep-hesine giderlerdi.
İşte bu sonuca Almanlar razı olamazlardı. Onlara göre, savaş mümkün olduğu kadar uzamalı, daha fazla sayıda İngiliz ve Fransız askeri burada uzun müddet oyalanmalı idi ki, Batı cephesinde rahat hareket  edebilsinler. Planlarını buna göre yapmış ve dikte etmişlerdi. Böyle olunca da, şehit ve kayıp sayısı mı artıyor?.. Ne önemi var, yüz binlerce Türkün ölmesi Alman-ların hiç umurlarında değildir. Yeter ki savaş uzasın…