ALMANLARIN BÜYÜK HİLESİ

ALMANLARIN BÜYÜK HİLESİ

18 Mart 1915 Deniz Zaferi’nden sonra düşmanın bu işten vazgeçmeyeceğini, tekrar geri; bu sefer karadan saldıracağını hesap eden Türk Genel Kurmayı, derhal Gelibolu Yarımadasını tahkim etmek üzere harekete geçer.
24 Mart 1915 de 5.Orduya  Gelibolu ve Çanakkale Bo-ğazı’nı müdafaa görevi  verilir. Ertesi günü de Alman Islah heyeti başkanı olan General Liman Von Sanders’e 5.Ordunun kumandanlığı teklif edilir. Liman Paşa görevi kabul ederek derhal hareket eder. (Resim: 4)  Ordunun ve bağlı birliklerinin önemli noktalarına da Alman subaylarının yerleştirilmesine özel önem verir.
Gelibolu’ya geldiğinde alelacele sahillerin bazı kısımları-nı ve önce yapılmış olan savunma tesislerini gezerek bilgiler alır.
Karargahına döner dönmez de derhal savunma planlarının değiştirilmesini, esasen savunma anlayışının kökten değiştiril-mesini ister. Dediklerini de uygulamaya koydurur.
Şimdi öteden beri üzerinde çok tartışmalar yapılmış, çok şey söylenip, çok şey yazılmış bulunan bu savunma stratejileri konusunu biraz eşelemek ve son yıllarda bu konuda yapılmış araştırmalardan ve varılan sonuçlardan bahsetmek istiyorum. Ama peşinen söylüyorum ki, çok teknik ayrıntılarla okuyucuyu sıkmak, aşina olmadığı konularda uzun sözler söyleyerek kitabı sıkıcı ve okunmaz hale getirmekten de çekiniyorum. İnşaallah can alıcı noktaları ile ve kısa alıntılarla konuyu izah etmeye, bel-ki de bugüne kadar çok az sayıda araştırmacı ve yazarın, -o da son yıllarda olmak üzere- vardıkları sonuçları aktarmaya çaba göstereceğim. Belki de Çanakkale ve Birinci Dünya Savaşlarına ve Almanların yaptıkları ve üzerinden 80 küsür yıl geçtikten sonra yeni farkına varılmaya başlanan, büyük hilelerinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunurum. Bu da beni son derece memnun eder…

İLK KARA SAVUNMA PLANLARI
Çanakkale Boğazı’ndaki savunma engellerini aşmak iste-yecek olan herhangi bir düşmanın, karaya asker çıkarmak iste-mesi halinde nerelere çıkacakları aşağı yukarı bellidir. Böyle çı-karma yapmaya müsait ve kestirmeden hedefe varılabilecek yerlerin sayıları çok sınırlıdır.
İşte Alman Liman Von Sanders’ten önce hazırlanıp uygulamaya konulan savunma planları; çıkarmaya müsait sahillerin engellerle donatılması, tel örgülerle ve diğer manialarla tahkimi ve kıyılara yakın bölgelerde topçularla desteklenmiş, makinalı tüfeklerle donatılmış birlikleri, derin siperlere yerleştirerek düşmanın karaya adım atmasını önleyecek tedbirlerin alınmasından oluşuyordu. Ayrıca sahilleri savunacak birliklerin yedekleri de kısa sürede cepheye yetişebilecek konumda yakın yerlere yerleştirilmesi planlanmıştı. Türk Erkanı Harbi’nin görüşlerine göre de, Çanakkale’de çıkarma yapılması muhtemel sahiller şunlardı:
Birinci derece öncelikli; Seddülbahir, yani Gelibolu Ya-rımadasının en uç kısmı, Kabatepe sahilleri ile Suvla Körfezi arasındaki sahiller olarak tahmin ediliyordu. Buna ilave olarak da, Anadolu sahillerinde, Kumkale civarı ile Beşike sahilleri, Rumeli yakasında ise Saros Körfezi de ikinci öncelikli çıkarma bölgesi olarak hesaplanıyordu. İşte bu sahillerde kuvvetli birlikler konuşlandırılacak, bunun haricindeki sahillere ise, zayıf ve az mevcutlu birlikler ve gözetleme postaları yerleştirilecek, düşmanın herhangi bir teşebbüsü derhal karargaha bildirilerek ye-dek birliklerin buralara kaydırılması mümkün olacaktı.
Türk kurmay heyeti böyle bir plan yapmış ve uygulamak için de ilk adımları atmıştı.
İşte bu durumda iken 5.Ordu Gelibolu savunmasına gö-revlendirilmiş ve komutan olarak da yukarıda yazdığım gibi Al-man Sanders Paşa görevlendirilmişti. Hemen belirtmeliyim ki Liman Von Sanders’in rütbesi de mareşallığa yükseltilmişti.

ALMANLAR PLANLARI DEĞİŞTİRDİ
Yukarıda izah etmiştim; Alman Komutan Liman Von San-ders Gelibolu’ya gelir gelmez derhal, hızlı bir turla savunma ça-lışmalarının belki de az bir kısmını yerinde gördükten sonra bunları değiştirmek gerektiğini ifade etti. Bu acelesinin gerçek sebebini ileride yeri geldiği zaman izah etmeye çalışacağız, ama şimdi neyi değiştirmeye çalıştığını, yerine neyi koyduğunu ve gerekçelerini  kısaca anlatalım:
Liman Paşa’ya göre; kıyılarda güçlü birlikler bulundura-rak düşmanı karşılama şeklindeki savunma stratejisi artık çok demode olmuş bir stratejidir. Modern ve çağdaş anlayış gereği kıyılarda zayıf ve hatta gözetleme ve muhabere birlikleri bulundurulmalı, güçlü birlikler, muhtemel çıkarma bölgelerine yetiş-tirilmek üzere, fazla dağıtmadan belirli merkezlerde konuşlan-dırılmalıdır. Böyle bir savunma anlayışı şu hususlara dayanmak-tadır:
Savunulacak yerler ve sahiller yüzlerce kilometre gibi çok uzun mesafeleri kapsamaktadır. Birliklerin tüm buralara da-ğıtılması doğru değildir, mümkün de değildir. Halbuki yeni pla-na göre hangi sahile çıkarma yapılırsa yapılsın, yedek kuvvetle-rin buralara sevki kolay ve mümkündür.
Kıyılara konuşlandırılacak, güçlü ve sayıca fazla birlikler, tehlikeye maruz kalacaklardır. Çünkü çıkarma yapacak olan düşman müthiş bir donanma ateşi desteğine sahiptir. Çıkarma yapacağı sahilleri çok etkili bir biçimde topa tutacak ve büyük bir ihtimalle büyük zayiatlar verdirecektir. Halbuki yedekte tu-tulacak birlikler, bu büyük bombardımandan sonra asıl mu-ha-rebe yerine sevk edileceği için bu tehlikelere maruz kalmayacak, yapılacak hücumla düşman, az zayiat verilerek denize dö-külebilecektir.
Karaya çıkacak düşman askerlerinin arkasında korkunç bir donanma desteği olduğu için, bunlara çıkarma anında müdahale etmektense, içerlere doğru ilerledikten sonra, kısmen za-yıflayacak donanma desteğinden dolayı, kolayca püskürtülüp, mağlup edilmeleri mümkün hale gelecektir.
Uzun sahiller boyunca siperlere yerleştirilecek birlikler, çıkarmanın ne zaman yapılacağı bilinmediğine göre, uzun müddet, atıl olarak kalacaklar, eğitimleri aksayacak, ikmalleri güçle-şecektir. Bundan dolayı hareket kabiliyetleri zayıflayacaktır. Halbuki,  merkezi olarak yedekte tutulacak olan birliklerin, eği-timleri aksatılmadan devam edecek, değişen şartlara ve çıkarma yapılan yerin özelliklerine göre  bilgi edinmeleri sağlanacak, yi-yecek, içecek ve diğer ikmalleri kolay ve mümkün  olacaktır.

KOMUTANLARIMIZ 
İTİRAZ EDİYORLAR
Liman Von Sanders ve diğer Alman subaylarınca modern ve gerekli diye dayatılan bu savunma stratejilerine Türk komutanlar şiddetle itiraz ettiler.
İleri sürülen gerekçelere yapılan itirazları da şöyle özet-leyebiliriz:
Savunulacak sahiller iddia edildiği gibi yüzlerce kilomet-re değildir. Anılan sahillerin çok büyük bir kısmı, taşlık kayalık, çıkarma gemilerinin yanaşmasına müsait olmayan, karaya çıkacak düşmanın da ilerlemesine geçit vermeyecek olan tabii en-gellerle doludur. Düşman buralara çıkarma yapmayı düşünmez.  Muhtemel çıkarma bölgeleri bellidir ve buralara konuşlandırılacak yeterli kuvvetimiz de mevcuttur. Yine de tüm sahilleri göz-lemek üzere,  mevcudu sınırlı sayıda gözetleme ve haberleşme birlikleri bırakılabilir.
Düşman çıkarma birliklerinin en zayıf anı deniz vasıtalarının sahile yaklaşıp askerleri bıraktığı andır. İşte bu anı iyi de-ğerlendirip, daha karaya ayak basmadan topçu ve makineli tü-feklerle imha etmek ve çıkarmayı böylece engellemek çok daha akılcı ve tatbiki mümkündür. Karaya ayak basan düşman derhal siperler kazıp yerleşecek, tabii maniaları kullanacak olmasından dolayı onları yerlerinden söküp denize dökmek çok daha zordur. Onlar daha karaya yerleşmeden püskürtülmelidir. Bu da ancak çıkarma bölgelerine önceden güçlü birlikler konuşlandırılarak, topçu ve makinalı tüfek yuvalarını önceden kurmakla mümkün olabilir.
Sahillere konuşlandırılacak birliklerin mevzileri derin ka-zılırsa, tabii engellerden akıllıca istifade edilirse, donanma ate-şinden azami olarak korunmak mümkündür. Böyle yapmayıp, gerideki yedekleri cepheye getirmeye çalışmak aynı mantığın yürütülmesi halinde daha tehlikeli durumlara düşülmesine sebep olacaktır. Geriden yürütülerek getirilecek yedek birlikler, açıktan yürüyeceğine göre düşman donanma ateşinden dolayı, si-perdeki askerlere oranla çok daha fazla zayiata uğrayacaklardır.
Askerlerin eğitimlerinin aksayacağı varsayımına gelince:
Muhtemel çıkarma bölgelerine çok daha yakın ve geri planda kurulacak eğitim merkezleri ile bu problemin de halle-dilmesi çok kolay olacaktır. Siperdeki askerler belli periyotlarla bu merkezlere, değiştirilerek alınır ve eğitim noksanları tamamlanabilir.
Okuyucularıma şunu arz etmek istiyorum. Yukarda özetini verdiğim, strateji ve buna itirazlar çok önemli olduğu için üzerinde duruyorum. Bunların önemini ileriki sayfalarda arz edeceğim. Ancak bu değişiklik ve itirazları beraberce öğrenme-liyiz ki asıl önemli olan, büyük Alman hilesini anlayabilelim.
Önce 3.Kolordu Kurmay Başkanı olan Yarbay Fahrettin Altay Beyi dinleyelim:
“Ordu Komutanlığına atanan Liman Von Sanders’in stra-teji kudretinin azlığı ve düşmanın karaya çıkacağı yerleri yanlış tahmin etmesi ve Kolordunun sela-hiyetine fazlaca karışması, Kolordu Kumandanı-nın da buna fazla ses çıkarmaması yüzünden ilk sa-vaşma tedbirlerinin alınmasında hatalar meydana gelmiştir. Enver Paşanın da gelip bu tertibatı kont-rol etmemesi savaşın uzamasının ve Türk kanının daha fazla akmasının sebeplerinden biridir.” 19 
Bu strateji değişikliğini Fahrettin Altay Bey elbette o za-man “strateji eksikliği”ne bağlayacak, Liman Paşanın Al-man-ya’dan aldığı emri fark edemeyecektir.
Almanların strateji değişikliğine, tümen komutanlarımız şiddetle itiraz ettiler. Ancak içlerinden bir tanesi var ki; 9.Tümen Komutanımız Kurmay Albay Halil Sami Bey itirazlarını, hem daha güzel ifade etmek, hem de tarihe not düşerek gelecek nesillerin de, korkunç vebalden haberdar olmasını sağlamak amacıyla, askerliğin gerektirdiği emir komuta kademesi usullerine de uyarak yazılı olarak Liman Von Sanders’e iletmiştir. Belki biraz uzun olduğu düşünülebilir, ama okuyucularımın sabırlarını istis-mar etmeksizin, bu tarihi belgeyi buraya yazmayı gerekli gör-mekteyim. TARİHE DÜŞÜLEN NOT
9.Tümen Komutanımız Kurmay Albay Halil Sami Bey, Almanların dayatmaya çalıştığı ve bize çok pahalıya mal olmuş bulunan savunma stratejilerinin uygulanmasına mani olabilmek, ayrıca da tarihe not düşmek amacıyla yazılı olarak itirazda bu-lunuyor. Şimdi bu belgeyi beraberce okuyalım:
“Komutanlığınızın emirleri üzerine bölgenin kıyıları zayıf kuvvetlerle gözetlenerek, tümenin büyük kısmı ge-ride, merkezi durumda tutulmaktaysa da bölgenin savunma şekli konusunda aşağıdaki düşüncelerin arz edilmesine izin verilmesini rica ederim:
1- Önceleri, düşmanın kolayca karaya çıkmasına meydan vermemek ve çıkan kuvvetler üzerine alay ihtiyatları ile yetişilerek yeniden denize dökmek temel dü-şüncesi üzerine düzen aldırılmıştı. Bu düzenin al-dırılmasındaki temel düşünceler de şunlardı:
a) Düşman karaya çıkarken, en çok topçu ve belki şalope-lere yerleştireceği ağır makineli tüfeklerin ateşi ile birliklerimizi ateş altına alacağı ve iyice hazırlanmış siperlerimizde askerlerimize çok zarar vereme-yeceği,
b) Düşmanın en zayıf zamanı karaya çıkarken olup, piya-de ve topçumuzun etkili ateşi altında kalacağı,
c) Karaya çıkmayı başardığı yerlerde ise kendi piyadele-rinin yakınlığı sebebiyle, onlara topçu ateşi yapamayacağı ve bu dönemde piyadelerimizin siperlerden yapacağı tesirli ateşlerle kıyıda tutunamayacağı ve bir kısım yerlerde tutunsa bile, karanlık ba-sınca ihtiyatların süngü hücumu ile denize döküleceği,
d) Düşman sabahleyin çıkarmaya başlarsa bir alay bölgesine yavaş yavaş ve ateş altında çok sayıda kuv-vet çıkaramayacağı ve çıkan kuvvetler ise tabiatıyla yıpranmış olacağından, disiplini ve düzeni bo-zulmuş şekilde kıyı boyunda kalacağı ve bunların üzerine yapılacak hücumun herhalde başarılı olacağı,
e) Düşman gece çıkarma yaparsa topçusundan yararla-namayacağı gibi, geceleyin gideceği ve tutacağı yerleri iyice bilemeyeceğinden, ateşimizin altında oldukça şaşıracağı ve çıkan kısım üzerine tarafı-mızdan hücum imkanı bulunacağı,
f) Bölgede düşmanın çıkarma yapacağı yerler sınırlı bu-lunduğundan, buraları kuvvetle tutulduğunda düşman bir yere çıkmayı başarsa bile, öteki yerlerde kıyı kuvvetlerimizin savunmasından yararlanarak, düşman üzerine gerideki genel ihtiyatlarla saldırı imkanının bulunması.
İşte arz edilen bu sebepler ve düşünceler üzerine ve Ece-abat’ta bir ihtiyat tümen (19.Tümen) bulunduğu da göz önüne alınarak, kıyı üç bölgeye ayrılmış ve her bir bölgeye bir alay verilmişti.
2- Şimdiki düzende ise kıyı zayıf gözetleme kuvvetleriyle tutuluyor. Bu durumda düşman, gece veya sabah-leyin kıyının her yerinden çıkarma girişiminde bu-lunduğu ve önemli noktalarda kolaylıkla çıkarma-ya başladığı zaman, donanmasıyla geriye yapaca-ğı şiddetli bombardıman altında, geride bulunan büyük kısmın gündüzün ileriye aldırılması güçleşeceği gibi, bu güçlüklere büyük kayıplarla karşı ko-nulsa bile, bir çok noktada sonradan çıkarmayı ba-şaran düşmana karşı kuvvetlerimizi parça parça göndermek veya bir bölgeye toplu kuvvet gönde-rerek öteki bölgeleri savunmasız bırakmak tehlikesi baş gösterecektir.
Özellikle düşmanın çıkarma zamanında hangi yöne çok ehemmiyet verdiği ve nereye ne kadar kuvvet ayır-dığı da kolayca ve çabucak anlaşılamaz. Bu du-rumda düşmanı, çıkarmanın olağanüstü güçlükle-rinden ve bizim ateşimiz altında kalmaktan kurtaran, çünkü ilk hareket serbestisini onlara veren bu yeni düzen, ayrıca karaya çıkan ve sırtlarda tahkimat yapan düşmanın bizi yanlardan sarması tehlikesini doğuracak ve bizi yanları sarılmış bir halde taarruza geçmek durumunda bırakacaktır.
Arz olunan sebeplerden ötürü düşman, çıkarmaya başla-dıktan sonra genel ihtiyat kuvvetleri ile süratle ha-rekete geçmek imkanı bulunamayacaktır. Çünkü bir çok noktaya yapacağı çıkarmanın önemlisi anlaşılmadan harekete geçilirse gösteriş taarruzu yapılan yere gitmek tehlikesi doğacaktır. Bundan dolayı du-rum anlaşılıncaya kadar beklemede kalma zorunluluğu düşmana zaman kazandırmak tehlikesini doğuracaktır. Bu düzenlemeye göre düşman sabaha yakın veya sabahleyin çıkarmaya başlarsa, ak-şama kadar zaman kazanacak ve tuttuğu sırtları tahkim ederek yerleşecektir. Gündüzün veya geceleyin bunların üzerine süngü hücumuna geçmek bi-raz güçleşecektir.
3- Düşüncelerim uygun görülürse, birinci savunmayı kı-yıdan yapmak üzere, kıyının iki tümen bölgesine ayrılması, böylece her tümen  elinde  en  az  bir  a-lay piyade ve  yeteri kadar  topçudan  oluşan  tü-men ihtiyatlarının bulundurulmasının komutanlığı-mızın  uygun  görmesine bağlı olduğunu arz ederim.” 20

ENVER PAŞA DA İTİRAZ EDİYOR
Liman Paşa tarafından dikte ettirilen yeni savunma stratejisine Enver Paşa da itiraz ediyor. 4 Nisan 1915′ te gönderdiği cevabî yazıda şöyle diyor:
“Düşmanın Seddülbahir yarımadası köşesiyle Kumkale’-ye karşı çıkarma yapmasını kuvvetle muhtemel gö-rüyorum. Düşman köşelere yerleşip, kendisini tah-kim ettikten sonra, oradan sökülüp atılmaları çok zordur. Dolayısıyla buradaki kuvvetlerimizin he-men takviyesi ile düşmanın yerleşmesine fırsat vermemek fikrini uygun bulurum. Her mıntıkada oldu-ğu gibi Anadolu tarafında da bir çıkarma esnasında düşmana taarruz edilmesi fikrindeyim. Ayrıca düşmanın bir gün zarfında bize üstün kuvvet çıkarması güçtür.”
Üzülerek ifade etmek gerekirse bu ve bunun gibi sözlü ve yazılı olarak ifade edilen itirazlar ve mukabil fikirler, Ordu Ku-mandanı Liman Von Sanders nezdinde hiç kabul görmemiştir. Başkomutan vekili olan ve kendisinin de emirlerine uymasının gerektiği bir makam bile, yanlış karardan dönmesini sağlaya-mıyor. Adeta belirlediği ve o anda açıklayamadığı sebeplerle, yani Almanya’dan almış olduğu emirlerle oluşmuş bulunan, ken-di yanlış fikrinde ısrar ederek, savunma düzenini oluşturmuş ve tatbik sahasına koymuştur. BÜYÜK HİLELERİ DE İŞTE BU İDİ
Almanların bu büyük hilelerini daha iyi anlamak için 1915 yılının başlarında Birinci Dünya Savaşı’nın durumuna bir göz atmakta fayda vardır:
Almanya batı cephesinde Fransa içlerinde, İngiliz – Fran-sız ordusu ile yoğun bir çarpışma halindedir. Rusya ise arkadan Almanları sıkıştırmakta, iki ateş arasında bırakmakta, bu ise ba-tıdaki ilerleyişi aksatmaktadır. Bunun da çaresi Batı cephesindeki düşmanların askerlerinin azaltılması, kuvvetlerinin bölünmesidir. Ancak İngiliz ve Fransızların cepheden çekmek zorunda oldukları kuvvetlerinin başka bir cephede uzun süre oyalanması gerekmektedir. İşte bu cephe de Çanakkale’de açılmış olan cep-hedir. Kısaca izah etmek gerekirse, İngiliz ve Fransızlara batı cephesinden mümkün mertebe çok sayıda kuvvet çektirecek ve onları uzun süre burada meşgul edecek cephe Çanakkale’de açı-lacak olan cephedir.
O halde Çanakkale cephesinde Alman subayların mutlaka insiyatifi ele almaları, savunma planlarını da öyle kestirmeden zafer kazanmak için değil, uzun süre düşmanı oyalayacak ve ba-tı cephesinden uzak tutacak özelliklere göre hazırlamaları gerekmektedir. Liman Von Sanders’in, Türk kurmaylarının hazırladı-ğı ve gerçekten bugün bile bakıldığında en doğru olan planların değiştirilmesi ve yerine savaşı uzatmaktan ve insan zayiatını arttırmaktan başka bir işe yaramayan planların uygulamaya sokulması da işte bu amaç içindi.
Kısaca diyebiliriz ki; Almanlar Çanakkale’de, kendilerini batı cephesinde rahatlatmak ve ilerleyebilmelerini sağlayabil-mek için büyük bir hile yapmışlardır. Bu hilenin bedelini de biz-lere ödetmişlerdir.
Bu bedel de, yüz binlerce mehmetçiğin kanı, sönen ocaklar, boş yere heba ettirilen memleket kaynakları ve israf edilen onca zamandır.
Yanlış anlaşılmamak için hemen ifade edeyim ki; Çanak-kale’de büyük bir zafer kazandık, haklı olarak bununla her za-man iftihar ederiz. Ancak bu zaferi, düşmanı karaya ayak bastırmadan, daha kısa sürede, çok çok daha az insan zayiatıyla ka-zanmamız mümkünken, ordumuzun planları bu şekilde yapıl-mışken, sırf Almanlar batıda rahatlasın diye, strateji değişikliği yapılması sonucu uygulamaya sokulan bir Alman hilesi ile, bu kadar ağır bedellerin bize ödettirilmiş olduğunu söylememiz ke-sinlikle başka türlü yorumlanmamalıdır. Bu hilenin uygulanma-sına, sırf tecrübesizlik yüzünden zemin hazırlanması, zamanın-da fark edilmemiş olması ve bilmeyerek alet olunmuş olması, Çanakkale zaferimizin değerini düşüremeyeceği gibi, şehit ve gazilerimize şükran ve minnet borcumuzu da kesinlikle azaltamaz. Onlar kendilerine verilmiş olan görevleri, en üstün bir şe-kilde cihad anlayışı içinde gözlerini kırpmadan ölüme koşarak ve fedakarlıkların en üstün seviyesine çıkarak yapmışlardır. Bu ayrı bir şeydir. Ama o günkü müttefiklerimizin bize karşı hile uygulamış oldukları da ayrı bir tarihi gerçektir.
Üzerinden 80 küsür yıl geçtikten sonra ancak farkına va-rılabilen bu hile ile ilgili, elbette bazı belgeleri özet olarak suna-cağım, ancak daha geniş bilgi edinmek isteyen okuyucularıma da iki kaynak tavsiye ediyorum:
Bunlardan ilki; Ergun Göze Beye ait. “Çanakkale’de Kumandanlar Savaşı” adıyla yayınlanan eserini tetkik edebi-lirler. 2003 yılı Boğaziçi Yayınları…
Diğeri ise Başkent Üniversitesi Öğretim üyelerinden Yard. Doç. Dr. İsmet Görgülü’nün “Çanakkale’de Almanların Niyeti” konusundaki ilmi araştırması. Bu ilmi araştırma gerçekten insanı hayretler içinde bırakacak neticelere ulaşıyor.
Her iki yazarımızdan da faydalanarak bazı belgeleri özet olarak takdim etmeye gayret edeceğim. Ama peşin olarak belirtmeliyim ki; Çanakkale Savaşında biz hile yaptık, Türkleri kullandık, batı cephemizi rahatlattık, türü herhangi bir belgeye rastlamadık. Aslında böyle bir belgenin de bulunabilmesi mümkün değildir. Sadece parçalar bir araya getirildiğinde bütünün boyutları açığa çıkmaktadır. Savaşın başlamasından sonra olanları tet-kik ettiğimizde de hep bu gayenin tahakkuk etmiş olduğunu gö-rüyoruz. Düşman çıkarmasına karşı, çoğu zaman kesin sonuç alıcı karşı koymalar yerine adeta işi uzatacak, düşmanı oyalayacak metotlar benimsenmiş, bu da bizim açımızdan zayiatı arttırmaktan başka pek netice vermemiştir.