KARALAR KANA BULANIYOR

KARALAR KANA BULANIYOR

VAZGEÇMİYORLAR

18 Mart 1915 hezimetinden sonra düşmanların önünde şu seçenekler oluşmuştu:
Ya Çanakkale’deki yenilgiyi sineye çekip, bir daha dönmemek üzere tası tarağı toplayıp gideceklerdi.
Bunu yapamazlardı; zira dünyadaki itibarları sarsılmıştı. Bunu düzeltmek için, galip gelecekleri bir formül bulmalıydılar. Ayrıca, İstanbul ve Osmanlı toprağı üzerindeki emelleri, Rus-ya’ya mutlaka yardım yapılması, Halifeliğin mutlaka yok edil-mesi, Rus buğdaylarının batıya taşınılması gibi emelleri şimdi daha belirgin hale gelmişti.
Ya hemen ertesi günlerde kendilerini toplayıp denizden yeniden saldırıya geçmeliydiler.
Amiral De Robeck ve İngiltere’de Churchill gibi bazı yet-kililer bu fikirde idiler. Onlara göre, Türk savunması artık çökmüştü. Cephaneleri kalmamıştı. Boğazda yapılacak yeni bir ma-yın taramasını müteakip derhal hücuma geçmeli idi. Bu sefer önlerinde bir engel kalmayacaktı. Ancak bu yetkililer büyük ça-ba harcamalarına rağmen diğerlerini buna ikna edemediler. Nus-ret’in mayınları onları öyle korkutmuştu ki, tekrar saldırırlarsa bu sefer donanmayı tümden kaybetmek gibi bir tehlikenin ken-dilerini beklediğine inanıyorlardı. Halbuki savaş tarihi yazarla-rı, bizim komutanlarımız ve tarafsız gözlemciler şuna inanıyorlardı ki, düşman donanması derhal yeniden saldırsa bu sefer şansları ilk saldırıdan daha fazla olurdu. Ancak, Allah’ın Nusret’i ile gözleri öyle korkmuştu ki, bu avantajı fark edemediler.
Veya üçüncü seçenek olarak, Gelibolu Yarımadası’na ya-hut boğazın Anadolu yakasına karadan saldırmak, savunma te-sislerini etkisiz hale getirmek, boğazı temizlemek ve ardından da donanma ile Marmara’ya girmek. 
Düşman yetkilileri uzun müzakerelerden sonra bu şıkkı kabul etmişti. Ancak Allah onların basiretini yine bağlamıştı. Çünkü, ellerinde mevcut askeri birliklerle derhal karadan hücu-ma geçselerdi, yeterli savunma birlik ve tedbirlerimiz olmadı-ğından başarma şansları çok yüksekti. Halbuki onlar Mısır’da esaslı bir hazırlık yapıp, takviye güçler ve yeni silah ve teçhizatlar derleyip öyle saldırıya geçme şıkkını tercih ettiler. Böylece Çanakkale Boğazı’na hakim karaları savunabilmek için ihtiya-cımız olan altın kıymetindeki günleri bize sunmuş oldular. Hem de, 37 altın kıymetinde günü.