MÜSLÜMANLARA YAPILAN HİLE VE ŞANTAJLAR

MÜSLÜMANLARA YAPILAN HİLE VE ŞANTAJLAR

Önceki sayfalarda ifade etmiştim; Çanakkale Savaşı “Cihad-ı Ekber” fetvasına dayandırılan bir savaştır. Biliyoruz ki, bu savaşa düşman saflarında bir çok müslüman asker de katılmıştır. Bunlar İngiliz ve Fransızlara ait müslüman sömürge ülkelerinden getirilmişti.
Hindistan, Afganistan, Senegal, Kuzey Afrika  gibi bölgelerde yaşayan müslümanlardan, silah altına alınarak getiril-miş ve cepheye sokulmuş bulunan bu askerler hakkında çok şey konuşulup yazılmıştır.
Bazıları “Cihad Fetvası”na rağmen düşman saflarında savaşa katılan bu askerlerden dolayı, “Müslümanlar bizi arka-dan hançerledi.” gibi çok incitici ifadeler bile kullanabilmektedirler. İşin aslını araştırdığımız zaman bu askerlerin değişik hile, yalan ve şiddet uygulamaları ile, hatta şantajlarla cepheye geti-rilmiş olduğunu görüyoruz.
Kuzey Afrika ve Hindistan’daki müslümanların nasıl kan-dırılarak ve şantaj yapılarak cepheye getirilmiş bulunduğuna dair belgeleri beraberce okuyacağız. Bu yazıda İngilizlerin ve Fransızların müslümanları “Halife Almanlara karşı cihad ilan etti. Hepiniz cepheye cihada gitmek zorundasınız.” diyerek kandırdıklarını, cepheye geldiklerinde ve gerçeği öğrendikle-rinde ise, “Anne – babalarınız bizim elimizde, şayet savaşmaz-sanız onları öldürürüz.” diye nasıl şantaj yaptıklarını, böylece öldürseler de kâr, öldürülseler de kâr hesabıyla da, cephede en ön saflara bu askerleri nasıl yerleştirdiklerini ibretle okuyacağız.
Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “Berlin Hatıraları” adı altında yayınladığı şiirinden bir bölümünü alıntılıyorum:
“Hesaba katmıyorum şimdilik bizim yakada
Sönen ocakları; lakin zavallı Afrika’da
Yüzellibin kadının tütmüyor bu gün bacası
Ne körpe oğlu denilmiş, ne ihtiyar kocası,
Tutup tutup getirilmiş -Fransız askerine
Siperlik etmek için- saffı harbin (cephenin) önlerine
Ne milletin şerefi için, ne kendi şanın için,
Fedayı can edeceksin, adüvvi canın için!
(Can düşmanın için canını feda edeceksin)
Geber ki sen: Baba yurdun, harimi namusun
Yabancı ökçeler altında çiğnenip dursun!
Gebermek istemiyorsun değil mi? Bak ne olur:
Rehin bıraktığın efradı ailen tutulur,
Birer birer ezilir. Hem nasıl vesaitle:
Yanardı havsalan imkan olaydı tahlile.” 9
Yine Mehmet Akif tarafından yayınlanan Sebilürreşad mecmuasında, 1920 yılında yayınlanmış bulunan, kendisine ait bir yazıyı okuyoruz; Almanya’da bulunduğu yıllarda Tunuslu bir esirin ifadelerini aktarıyor:
“Benimle beraber Almanya’da bulunsaydınız da İngiliz-lerle Fransızların; Hind, Cezayir, Tunus, Fas diya-rından, Rus Çarının da Sibirya ovalarından, Volga sahillerinden, Kafkasya dağlarından kırbaçlarla, süngülerle toplayıp sevk ettikleri din kardeşlerimi-zin halini görseydiniz!
Ben bu zavallıları gördüm. Kendileriyle konuştum, görüş-tüm. Doğrusu ya ömrümde o kadar acıklı manzara-ya tesadüf etmemiştim. Almanların eline düşen bu biçareler, yurtlarından ayrılan mevcutlarının yüzde ancak beşi imiş. Mütebakisi kamilen helak olup gitmiş. Diyorlardı ki:
Evvela bizi iğfal ettiler: Sizin Halifenizle müttefikiz, onun düşmanı olan Almanlarla harb ediyoruz. O halde sizin de halifenize yardım etmeniz dinen borcunuzdur, dediler… Sonra hakikat meydana çıkınca ceb-re, şiddete müracaat ettiler. Askere gitmemek iste-yenlerin anasını babasını, hapisler işkenceler al-tında inlettiler. Evini barkını yaktılar. Bundan baş-ka şayet muharebede kanımızın son damlasını dökmeyecek olursak, ailelerimizi perişan edeceklerini tekrar tekrar söylediler. Bizim memleketimizdeki a-nalarımız, babalarımız, çocuklarımız bugün o ka-firlerin elinde rehindir. Artık ne halde olduklarını Allah’tan başka kimse bilmez.
Bizi daima en ön saflara veriyorlar. Önümüzde Alman-ların cehennemler yağdıran topları, arkada İngiliz-lerin, Fransızların ateşleri bulunuyor. Ne ilerleme-ye imkan var, ne de geri dönmeye takat! Hele bu cehenneme niçin girdiğimizi düşündükçe beynimiz tutuşuyordu. Evet, insan canını feda eder. Lakin bunda dünya için, ahiret için muazzez bir gaye o-lur. Biz biçareler ise, sırf düşmanımızın üzerimiz-deki zulmünü, tahakkümünü devam ettirmek için ölüyorduk. Bizi bu cehenneme sürükleyenler ise öl-memizi de, öldürmemizi de kendileri için kazanç bi-lerek ona göre davranıyorlardı.
‘Ey Osmanlı Müslümanları! Allah için bizim düştüğümüz mahkumiyete sakın sizler de düşmeyiniz. Saltana-tınızın, istiklalinizin kıymetini biliniz. Çünkü dün-yada onsuz yaşamak, meğerse yaşamak değilmiş. Biz bunu pek acı, pek uzun tecrübelerden sonra anladık. İnşaallah siz o tecrübelere maruz kalmaz-sınız…’
Biçare Tunuslunun ağlaya ağlaya söylediği bu sözler, ara-dan beş altı sene geçmişken hala yüreğimin en hassas, en rakik damarlarını inletip durmaktadır.” 10 (Resim: 33, 34)
Benzeri ifadeleri, 1985 yılında televizyonda yayınlanan yabancı bir belgeselde, Cezayirli yaşlı bir savaşçı da aynen söylemiştir. 11
İnsanın kanını donduran bu gerçekleri okudukça, Çanak-kale Savaşı’nın nasıl bir hileler ve desiseler savaşı olduğunu, düşmanın, iki tarafı da kesen kılıçlarla nasıl müslümanları yok etmiş olduklarını daha iyi anlıyoruz.
İngiliz ve Fransızların, insanlık dışı, uygulamaları ile or-dularına kattıkları, çeşitli müslüman milletlere mensup askerleri, kurtuluş savaşımızda da bize karşı kullanmış olduklarını yine Mehmet Akif’ten okuyoruz:
“Maraş ve Anteplilerin Kahramanlıkları” adı ile yayınladığı yazısında, Fransız ordusunda savaşan müslüman askerlerle Antep ve Maraşlıların konuşmalarını aktarmaktadır. Ken-dilerine; “Biz de sizin gibi müslümanlarız, bize karşı niçin savaşıyorsunuz?” diye sorulduğunda  şu cevabı vermişlerdir:
“Rica ederim, bizi insan yerine koyup da bize itab etme-yiniz. (Bizi suçlamayınız) Bizim hayvandan hiç farkımız yoktur. Bizim halimiz sizden de yamandır. O gaddar İngiliz başımıza birer yular takmış, istediği yere bizi sürüklüyor. Bize dedi ki:
-Almanlar halifenizin düşmanıdır. Halifeniz bizimle bera-berdir. Halifeyi kurtarmak için Almanlarla harp edeceksiniz.
Biz de Almanlarla harp ettik biliyoruz. Şimdi hakikatı gö-rüyor ve anlıyoruz. Fakat ne fayda! Bir defa bu büyük günahı işledik. Şimdi diğer bir fırsat bekli-yoruz. İslamiyete karşı irtikap ettiğimiz (işlediği-miz) bu hiyaneti elbette bir gün gelir, biz yine ka-nımızla temizleriz…” 12 
Çanakkale savaşlarında başvurulan hile ve şantajlar İn-giliz ve Fransızlar tarafından uzun yıllar devam ettirilmiş. Yuka-rıdaki ifadeler bunu gösteriyor.