Çanakkale Savaşlarında Bitler

Çanakkale Savaşlarında Bitler

Çanakkale savaşlarında her iki tarafın askerleri birbirleriyle savaşmanın yanında bit, pire, sinek ve haşeratla da savaşmak zorunda kalmışlardı.
Sıcak yaz günlerinin siper savaşları yönünden bir çok zorlukları olduğunu ifade etmek gerekir.
Askerlerin, cehennemi sıcakların altında, gölge bile bulamadığı siperlerin içinde geçirmek zorunda oldukları gündüzleri, canından bezdirir duruma getiriyordu.  Su ve beslenme sorunu da bunlara eklenirse zorluk daha da artıyordu. Ayrıca Türk askerlerinin çok büyük bir bölümü, yaza rastlayan Ramazan ayında oruç da tutuyorlardı. Belki bütün bu zorluklara katlanmak, sineye çekmek mümkün olabilirdi, ama ah bu haşereler olmasa…
Kokmuş insan ve hayvan ölüleri, açıklığa atılmak zorunda kalınan yiyecek artıkları, çöpler, siperlerin hemen kenarına yapılmak zorunda kalınan tuvaletler, açıktaki mutfaklar karasinek ve sivrisinek ordularının beslenmesi ve çoğalması için en ideal ortamı meydana getiriyordu. Milyarlarca sinekten oluşan bu ordular, sıcakların, susuzluk ve yiyecek sorunlarının önüne geçmişti. Sinekleri kovalayıp bir yudum su içmek, bir lokma yemek,  bir nebze uyumak neredeyse imkansız hale gelmişti.  Bir müddet sonra bu pis ortamı pire ve bitlerin çoğalarak askerleri adeta kemirmeye başlaması takip etti.    
Sineğin, bitin, pirenin ve de diğer haşeratın bolca bulunduğu yerlerde ise dizanteri benzeri bulaşıcı hastalıkların yayılması ve adeta her iki tarafın askerlerini esir alması kaçınılmaz hale geliyordu. Aşının ve ilacın bolca bulunduğu düşman askerleri, bir dereceye kadar bu hastalıktan korunabiliyor olmalarına karşılık Türk askerlerinden büyük bir bölümü hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Kısa süre içinde 80-100 bin askerimiz dizanteri hastalığına yakalanmış, en az 25 bin askerimiz bu yüzden telef olmuştu. Bunun yanında diğer, yılan  çıyan, akrep ve karınca gibi zararlı hayvanlar da hastalıklara ve ölümlere sebep oluyordu.
Her iki tarafın askerleri bilhassa bitlere karşı büyük bir mücadele veriyorlardı. Bunları öldürerek, elbise ve çamaşırı temizleyerek veya ilaç atarak yok etmenin imkansız olduğunu gören askerler, bu dayanıklı hayvancıklara karşı enteresan bir mücadele metodu geliştirmişlerdi: Karıncalar…
Yaptıkları deneyler sonunda, karıncaların bitleri öldürüp yediğini, bitlerin ise karıncayı görünce kaçıştıklarını keşfeden askerler, bit dolu çamaşırlarını karınca yuvaları üzerine bırakıyorlar, 10, 15 dakikada temizlenmiş olduklarını görüyorlardı.
Ancak bu sefer de karıncaları temizlemek bir dert oluyordu. Askerlerin sırtları ve apış araları karınca ısırıkları ile doluyor, telaşlı kaşınmalar ve çırpınmalar gülüşmelere sebep oluyordu.
Soğukların bastırması ile diğer haşerelerin yok olmasına rağmen bitlerin üremeye ve tacize devam ettikleri görülüyordu.  Ne yapsalar bu hayvancıklardan kurtulmaları mümkün olmuyordu. İngiliz askerlerinden okuyoruz:
“Daha öncekilerden bin beter pislik içindeydik artık. Su arabaları donmuştu ve eldeki pek az su sadece mutfaklarda ve yaraların bakımında kullanılıyordu. Durumumuzu düzeltmek için bir şeyler yapabilirdik sanırım, ama öylesine bir sefalet içindeydik ki, hiçbir şey umurumuzda değildi. Ellerimiz yüzlerimiz şişmiş, kararmış ve çatlamıştı. Bitler saat başı artıyordu ve kaputlarımızı örten çamur şimdi kaskatı kesilmişti. (Er Harold Thomas)”
“Büyük don olayı 30 Kasımda sona erdi. Gömleğimi siperde bir taşın üzerine yaydım. Üç gündür bir buz kalıbı içindeydi gömlek. Ve ister inan ister inanma, bitler hala canlı idi. Gömleğin üzerinde dolaşıyorlardı. Üç gün buzun içinde kalmışlardı ve ölmemişlerdi. (Er Joe Murray)”
Bitler, zorluklara direnme konusunda şampiyondular.
Ekrem Şama