MEVLÜT ÖZCAN HOCAMIZDAN BİR HATIRA

 

Allah rahmet eylesin. Geçenlerde Hakk’a uğurladığımız Mevlüt Özcan Hocamız, Erbakan Hocamızı bize anlatmıştı. ALLAH DOSTU ERBAKAN kitabımızı hazırlarken, onu da ziyaret etmiştik. Erbakan Hocamızı anlatmasını istediğimizde gözleri uzaklara dalmış, konuşup konuşmama arasında tereddütler geçirdikten sonra şunları anlatmıştı:
“Bir rüya olayı var. Anlatıp anlatmamakta tereddütlüyüm. Ama anlatmak istiyorum. Korkum bu rüyamı okuyanlar benim kendi payıma bir şeyler çıkardığımı zannedebilirler. Ama kesinlikle öyle değil. hiç de öyle değil.
Medinei Münevvere’de Efendimizin Kabri Şerifi’ni ziyaretimden sonra bir rüya gördüm:
Rüyamda kıyamet kopmuş, her şey bitmiş, insanlar yeniden diriltilmiş, bunların arasında ben de varım. Rabbimizin huzuruna çıkıyoruz, hesap vermek üzere. Rabbimiz Teâlâ’ya hesap veriyoruz. Bir melek geldi bana dedi ki:
-Sana müjdeler olsun, senin hesabın görüldü, Cennet’e gideceksin!
Düşünün o andaki müjdeyi aldıktan sonraki haleti ruhiyeyi! Neyse bizi Rabbime hamdolsun bir melek aldı, Cennet’e götürüyor.  Yolda  bir kişi bana sesleniyor:
-Hocam! Hocam!.. Ne olur bana şefaat et, beni buradan kurtar, artık dayanamıyorum!..
Döndüm baktım, çok yakinen tanıdığım birisi. Homurdanan Cehennem’in alevi  onu dağlıyor, simsiyah hale getiriyor, çekiliyor ve sonra o kişi düzeliyor, böyle bu devam ediyor.
Acıdım, ben ona doğru yöneldim, kurtarayım, dedim. Yani elimizden geleni yapalım, diye. Döndüm ona doğru yöneldiğim zaman, melek karşıma dikildi:
-Nereye!
Diye sordu. Dedim ki:
-Baksana çok berbat! Kardeşimiz yanıyor, azap ıstırap içerisinde, cehennem ateşinde kavruluyor! Bağırtısını  duyuyorsun. Ona bir şeyler yapmaya çalışmalıyım!
 -Hayır, senin ona şefaat etme hakkın yok!
Dedi. Beni o taraftan geri çevirip yolumuza devam etmeye başladık. Cennet’e doğru gidiyoruz. Ama adam ondan sonra yine aynı şekilde bağırmaya başladı ki, dayanılacak gibi değil. Ben tekrar o azap gören adama doğru yöneldim. Melek tekrar karşıma geçti ve beni geri çevirdi.
Sordum::
 -Bu adamın dünyadaki suçu ne de, Allah buna ahirette böyle bir ceza veriyor?
Melek bana dedi ki:
-Bu adam Allah'ın veli bir kuluna iftira attı, üzdü. Bu bir kul hakkıdır, kulla kendi arasında ödenir, ama bunun affı yoktur.  Allah bunu affetmez! Ona çok ağır bir iftira etti, çok üzdü, kalbini çok kırdı. Bu adam cezasını çekecek, çaresi yok!
Sordum:
-Kime iftira etti bu adam?
Cevap aynen şöyle idi:
-Bu adam Allah dostu olan Erbakan Hoca’ya iftira etti! Dedi. Ben orada dondum kaldım. Ne yapacağımı bilemedim, dünya gözümün önünde tekrar canlandı, bir şerit gibi… Sonra Cennet’e doğru gidiyoruz, derken ben uyandım. Ama rüyanın etkisinden kurtulmam mümkün olmadı.
O Erbakan Hocamıza iftira attığı için azap çeken adamı tanıyorum. Hem de çok yakından. Gerçekten de Hoca’nın aleyhine çok şeyler söyleyen biri. Aylarca tereddüt geçirdim, bu rüyamı o adama anlatıp anlatmamak konusunda. Sonunda dayanamadım ve ona dedim ki:
-Gel bir çay içelim, sana bir şey anlatacağım!
Bulunduğumuz semtin kenarında bir göl var. Göl kenarında bir çay bahçesine beraberce gittik. Kendisine dedim ki:
-Bak kardeşim, ben sana bir şey anlatacağım, sen dersen ki bu bir rüyadır, rüyaya göre amel edilmez. Bunu deme hakkın var. Evet rüyaya göre amel edilmez. Amel edilmeyişi dinden de çıkarmaz, imandan da çıkarmaz. Ama sen beni uyarmadın ki, demeyesin diye ben sana bunu söylüyorum. Anlatacaklarımı dikkate alırsın veya almazsın, bu tamamen senin bileceğin bir iş.
Dedim. Rüyayı olduğu gibi anlattım. Tir tir titremeye başladı. Elinden çay bardağı düştü. Kendisini tuttum salladım, kendine gelmesi için.
Sonra dedim ki:
-Kendine gel, ben sana bir şey anlatıyorum, yani bu senin bileceğin bir iş. Bilesin ki bundan kurtuluş da var. Çünkü her ikiniz de hayattasınız.
Mırıltı halinde şunu söyledi:
-Ama, bunu falanca çıkardı, o şu anda milletvekili. Ben de onun çıkarttığı şeyi kullandım!
-Kim çıkarırsa çıkarsın, sen de kullanmışsın! Ama senin duyduğun bir iftirayı bir takım ortamlarda konuşup, siyasi malzeme edip, kendine bir yer bulmak için, çeşitli ayak oyunlarına girmek bir suçtur yani. Üstelik, iftira olduğunu bilerek kullandın.
Dedim. O yine şöyle diyordu:
O uydurmuştu, biz konuştuk bunu. Ama çok kişiler de konuştu.
Dedim ki:
-Kardeşim çok kişilerin konuşması da seni alakadar etmez, burada fail sensin. Ben sana bunu anlatıyorum, istersen gider helallik alırsın, istersen gitmezsin, dikkate almazsın. Bu iş böyle kapanır gider. Bak ben bunu kimseye anlatmadım, ilk defa anlatıyorum, o da sana anlatıyorum.
Sanıyorum gitmedi ve helallik almadı. Sonra Hocamız vefat etti, kuş gibi uçtu gitti. Şimdi o şahıs benimle karşılaşmak istemez. Ama üzücü olan şu ki, hala Erbakan’ın yoluna karşı muhalefeti devam ediyor. Üç günlük bir meclis üyeliği, üç günlük bir belediye başkanlığı, milletvekilliği yapabilmek uğruna. Allah’ın veli kullarını incitmeye, Allah’ın rızası dışında bir yol takip etmeye gerek yok. Tabi biz bu şekilde nasihatimizi de yaptık.”
Mevlüt Özcan Hocamıza bu vesile ile bir defa daha “Allah rahmet eylesin” diyoruz. Bu camia yeni Mevlüt hocalar çıkarır mı, bilemiyoruz ama onun yeri kolay doldurulmaz…
 
İLM-İ LEDÜN
 
Hocamız hep örnek oldu bize,
Sağlam duruş ile, ilm ile dün,
Sırlarını aziz kılsın Rabbimiz,
Herkese verilmez “İlm-i ledün”
 

Ekrem Şama