ROMA'NIN FETHİ

 

Dünya büyük bir musibetin girdabında debeleniyor. 
Bir salgın her tarafı kasıp kavuruyor.
Bundan sonrası için komplo teorileri de tozu dumana katıyor. Birçoğu felaket tellalı. Anladığımız kadarıyla bizleri yeise ve umutsuzluğa sevketmenin derdindeler. Biz şahsen bu tür yazıları okumamaya çalışıyoruz.
Müslümanlar asla umutsuzluğa düşmemeli. Allahımız kötülüklerin içinde iyilik, zorluklarla beraber kolaylıklar yaratmaya kadirdir ve yaratacağını Kur’an’ı Kerim’de müjdeliyor. Bu musibetli günlerde bizleri umuda sevkeden bir iki haberi paylaşalım:
Tüm dünyada ilim adamları bulaşıcı hastalıkla mücadele edebilmek için karantina uygulamalarının gerektiğini, bunun nasıl uygulanırsa salgının yayılmasını önleyeceğini tespit etmekle meşgulken, 14 asır önce İslam Peygamberi’nin bu kaideleri emrettiğini fark ettiklerinde, hayretler içinde kalıyorlar. Gönüllerinde İslam’a bir pencere açılıyor.
Eller, yüzler, kollar ve ayaklar her gün defalarca uygun şekilde yıkanırsa, virüsün bulaşma riskinin minimize olacağını öğütlerken, Müslümanların gusül ve abdest alarak bunu 14 asırdır uyguladıklarını fark eden uzmanlar, ister istemez dinimizin diğer kaidelerine de göz atmak zorunda kalarak İslam’a hayran kalmakta olduklarını duyuyoruz. 
Yine öğreniyoruz ki, dünyada su tesisatlı klozetler ticaret listelerinin ilk sıralarına yerleşmiş. İşin aslının İslam kaidelerinde zaten var olduğunu gören insanlar, ister istemez ilgi göstermek zorunda kalıyorlar.
Nüfusu yaşlanmış bulunan, bilhassa Avrupa ülkelerinde resmen dillendirmeseler de, bu salgın dolayısıyla yaşlıların belki de tasfiye olacağını ve üretken nüfus oranının bu yolla artmasını umarak huzur evlerine veya kendi evlerinde hayat süren yaşlılara gerekli ihtimamı göstermediklerini hep duyuyoruz. Buna mukabil buralardaki Müslüman sivil toplum teşkilatlarının, din farkı gözetmeksizin bu yaşlıları tek tek tespit ederek her türlü desteği vermeye başladıklarını görenler, İslam ve Müslümanlara ilgi ve sempati göstermeye başlıyorlar.
Belki insanlara bu salgın sırasında moral olur diye birçok Avrupa ülkesinde ezanın aleni okunmasını serbest ettiklerini, günde beş vakit sokaklarda “Allahü Ekber” ve “Muhammed ür Resulullah” diye tekbir ve tesbih seslerinin yankılandığını öğrendik. 
 Size Abdurrahman Bin Avf (R.A)’dan rivayet edilmiş bulunan bir Hadisi Şerif’ten söz etmek istiyoruz. Efendimiz (S:A)buyuruyor ki:
“Rumiye’nin başşehri Roma, Müslümanların tekbir ve tesbih sesleri ile fetholunmadıkça kıyamet kopmayacaktır.” Ramuz El Ehadis, Sayfa: 478, sıra:5
İlk bakışta tekbir ve tesbih sesleri savaşı çağrıştırıyor gibi anlaşılsa da, barış yoluyla, gönüllere girerek, hikmetle, iyi örnek olarak İslam’a olan ilgiyi arttırmakla, İslam’ın kıymetinin insanlıkça anlaşılarak bir fetih olabileceğini anlamak yanlış olur mu?
Bu salgın, belki de en çok tahribata sebep olduğu İtalya ve İspanya başta olmak üzere, gönüllere İslam sevgisini aşılamayacağını, bunun da söz konusu fethin bir başlangıcı olmadığını kim söyleyebilir?
Müslüman nasıl umutsuzluk girdabına düşebilir? Bizler üzerimize düşen görevleri bihakkın yapmanın gayreti içinde olursak, ilim ve amel dahil, farzları, vacipleri, sünnetleri en güzel şekilde hayatımıza yansıtırsak, cihad ibadetine gerekli titizliği gösterirsek, lanetli işleri ve pislikleri içimizden temizlersek, Allahımızın hikmetini nasip edecek olduğunu, Roma dahil birçok yerleşim bölgesinin bu yolla fethedilebileceğini neden görmezden gelelim?
Efendimiz (S.A) nerelerin fethedileceğini müjdelemiş ise hepsinin gerçekleştiğini iyi bilen Müslümanların, Roma’nın fethedileceğine mutlak gözü ile bakmalarının neresi yanlıştır?
Biz “Nasr” suresinin metnini, mealini ve tefsirini iyi biliriz.
Musibetler bizim umudumuzu asla yok edemez. İnanıyorsak,  Sıratı Müstakim üzere isek, inandığımızı yaşıyor isek, o halde umutluyuz. 
 
ZAFER YAKINDIR
 
"Nasrun min Allahi ve fethun karib"
Rabbım müjdeler senin hikmetindir,
Musibetlerden iyilik çıkarıp,
Lütfet biz Müminlere, hikmet indir…
 

Ekrem Şama