İLLA KIZGIN KÜL MÜ YAĞSIN?

 

Yumuşatılmış erkekler, sertleştirilmiş kadınlar yani üçüncü    ve dördüncü cinsiyetli insanlar. Bunlar arasında çarpık ve sapık ilişkiler.
İnsanlığı ifsat etmekten başka, Allah’ın da gazabını çekecek olan fiiller. Bu fiillere karşı duyarsız, hatta bu çarpıklıkları bilmeden adeta savunan bir toplum. 
Lut Gölü ve çevresindeki kalıntılar, İtalya’daki Pompei ve civarındaki bulgular. Allah’ın gazabına uğramış, kızgın küllerle fosilleşip taşlaşmış sapık ilişkilerin, gözle görülür, inkarı mümkün olmayan heykelleri gibi durmakta. Belki kıyamete kadar yaşayan insanlığa menfi örnek olacak yüz karaları.
Bu günkü toplum nereye getirildi?
Onlarca yıldır zehirle yoğurulan dünya insanlığı. 18 yıldır o zehirden bize aktarılan, duyarsız bir toplum yapısını meydana getiren kanun ve mevzuat değişiklikleri…
Bazılarını hatırlayalım:
Zinanın ceza olan karşılığı kaldırılmakla başlandı. Bir avuç kadar azlıkltık, tepki gösterdik, yanlışlığı vurguladık. Ama Milli Görüşçü olarak bizler “iftira” ile yaftalanarak hedef gösterildik. Uyutulan toplum biz Milli Görüşçüleri nifakcıların gözü ile gördü. Yetkililerden hala bu hatadan zerre dönüş olmadı.
Toplum olarak DNA bazında ifsada karşı direncimizi zayıflatmak için “domuzun kasaplık hayvan” gurubuna alınması karşısında, bir avuç azlık kişi olarak sesimizi yükseltip, tepkimizi koyduk. Ama yalan ve kıskançlık gibi yaftalar biz Milli Görüşçülerin üzerine atılarak bir kaşık suda boğulmaya kalkışıldık. Toplum duyarsız kaldığı gibi, yine yanıltılarak bize bu faillerin gözlüğü ile baktı. Hatadan dönüşü hala boşuna beklemekteyiz.
Üçüncü ve dördüncü cinslerin sapık faaliyetlerine serbesti getiren mevzuat değişikliklerine karşı çığlık kopardık. Yine bir avuçtuk. Sesimizi duyuramadık. Felaket tellallığı yapmakla, halüsünasyon görmekle itham edildik. Bu rezil mevzuatta da bir onarım hala olmadı.
İstanbul sözleşmesi ve ona bağlı mevzuat uyarlamaları, ETCEP ile bu rezaletin okullarımıza sokulup üçüncü ve dördüncü cinsler yetiştirilmesi sapıklıklarına karşı, en başta yine biz Milli Görüşçüler feryat ettik. Bu sefer bir avuç değildik. Aklı başına gelmeye başlayan bir takım çevreler de feryadımıza ortak oldular. Bu mevzuatın, Allah’ın gazabını davet edici yönleri, aileyi tahrip eden maddeleri, aile içi şiddeti körükleyen kısımları, yuvaları dağıtan anlayışları bir bir dile geliyor. Bu sefer ses gür çıkıyor. Ama maalesef ilgililer taş kesilmişler, hiç tepki vermiyorlar. Bu yanlışlıkları düzeltmek şöyle dursun, parlemanterler ve bir takım sivil toplum kuruluşları bu yıkıcı mevzuatın tam olarak uygulanıp uygulanmadığını izlemek üzere komiteler kurmuşlar ve ilgililere raporlar vermekteler.
İstanbul Sözleşmesi, ETCEP uygulaması gibi ifsat mevzuatlarından cesaret alan, en çok reyting alan bir takım görsel ve işitsel medya, bir adım daha atarak bu sapık ilişkileri halkımıza gösteren film ve dizileri vizyona sokuyorlar. Tepki çok sınırlı, düzeltme ve denetleme çabaları yok gibi.
Bu defa da Netflix denen bir ifsat kuruluşu, yeni ve sapık bir diziyi, hem de ramazanda vizyona sokmak için yoğun bir tanıtım kampanyasına başladı. Rol gereği, Ahmet, Mehmet, Osman, Ali, Fatma, Emine  gibi isimler koyduğu gençleri, sapık ilişkiler içinde göstererek, bu tür sapıklıkları meşrulaştırmaya niyet etmiş gözüküyor. Yöneticilerden parlemanterlerden, yetkililerden, üs kurullardan, Diyanet yetkililerinden tık yok. Hayret ediyoruz. İnsanın, “yetkililerimiz de mi ifsada yardım ediyor” diyesi geliyor. Bu defa bari harekete geçin, bu ifsadı kökten durdurun.
“Efendim seyretmezsin olur biter” rahatlığı bizi bu belalardan kurtarmaya yetmez. “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” atasözü, alıcısı olsun veya olmasın, satanlar için kullanılmaktadır.  
Salgın hastalık belası afet olarak yetmedi mi bize?
İlla başımıza kızgın küllerin yağmasını ve fosilleşip bizden sonraki nesillere rezaletlerle ibret olmamızı mı bekliyorsunuz?
Neredesiniz?
Neredesiniz?!.
 
KIZGIN KÜLLER
 
Talep etmek varken Cennet’i,
Ve kokulu kızıl gülleri;
Biz talep eder olduk cinneti,
Ve korkulu kızgın külleri!
 

Ekrem Şama