DEVLETİN TEPESİ TEPETAKLAK

Modern devlet anlayışında yönetimdeki herkesin yapacağı iş belirlenmiştir.
Anayasa ile, yasalarla, devlet gelenekleri ile ve diğer mevzuatla.
Ama çok tuhaf, herkes kendi işini yapacağına, ya tam tersini yapıyor, ya da üzerine görev olmayan şeylerle uğraşıyor.
Birkaç örnek verelim:
Tek adam yönetimine geçildi. Cumhurbaşkanlığı da deniyor, başkanlık da deniyor. Görev ve yetkileri belirlenmiş bir makamdır. Ama gelin görün ki, bu görevler tarafsız olarak yapılacağına, Cumhurbaşkanımız bir gün bakıyorsunuz din alimi olarak İslam Dini’nin güncellenmesi gerektiğini, 14 asır önceki (tam Asrı Saadet’e denk geliyor) İslami hükümlerin günümüze uygulanamayacağını ilan etmekle meşgul oluyor. Dinlerarası diyalogdan tutunuz, medeniyetler ittifakının savunuculuğunu yapıyor. Doğruluk, dürüstlük, birleştiricilik, toparlayıcılık, kaynaştırıcılık gibi görevleri var iken, ihtimal danışmanlarının doğru bilgilendirmemesi yüzünden, olmayan şeyleri varmış gibi, israrla aslı olmayan şeyleri olmuş gibi gösteriyor. Mesela Saadet Partisini, tek başına ve bütün seçim çevrelerinde seçime girdiği halde, ittifaklardan birine dahil olmuş gibi gösteriyor. Halkın büyük bir kesimini şer olarak ayırma garabetine düşüyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın görevleri ve yetkileri belirlenmiş olmasına rağmen, adeta kabzımallık yapar gibi meyve, sebze perakendeciliğine soyunuyor. 
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın görevleri üretimi arttırıcı tedbirler almak iken, bakıyorsunuz tüketim için çadır manavcılığı ile meşgul.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı ise akıllara ziyan. Görevi nedir? Evlatlarımızın eğitim ve öğretimlerinin en iyi şekilde yapılmasını sağlamak için çalışmak değil midir? Yıllardır bu konuda ciddi adımlar atılmasını, en iyi sistemin yerleştirilip işletilmesini beklerken, bunlar tutmuşlar ETCEP uygulayıcılığına soyunmuşlar. ETCEP yani Eğitimde Cinsel Eşitlik Projesi. Yıllarca bunun uygulanmasına çalışmışlar. Şimdi bir baktık ki, bu proje evlatlarımızı adam gibi kendi kültürümüzle eğitmek yerine batının, kokuşmuş ahlaksızlıklarını meşrulaştırıp evlatlarımıza empoze etmek içinmiş. Kendi fetvacıları, kendi yandaşları ve yorumcuları bile buna isyan ediyorlar. Ama bunlar hala bu konuda suskunluklarını korudukları gibi geri adım attıklarına dair bir garanti de veremiyorlar.
Aile ve Sosyal politkalar Bakanlığı başka bir alem.
Toplumumuzun temeli olan aile yapımızı sağlamlaştırmak, geliştirmek için çaba sarfetmesi asli görevi iken, bunlar tutmuşlar tam tersini, aileyi yıkacak, toplumu yozlaştıracak olan batı kökenli ahlaksızlıkları devlet garantisi ile ailenin içine sokup, berbat edecek şeylerle meşguller. Bunun için İstanbul Sözleşmesi denen bir rezaleti de kabul edip 2014 yılında uygulamaya sokmuşlar. Bu rezil sözleşmenin tahribatına sadece iki maddesini örnek vermek yeterlidir:
“Madde 4/3- Devletler cinsel yönelimi yasal güvence altına alır.” 
“Madde 12/1-Taraflar kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların (İslam Dinimiz kasdediliyor) kökünün kazınması amacıyla, kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır.” 
Devletimizin uygulamayı garanti ettiği rezaletlere bakar mısınız? Bunlar aileyi sağlamlaştırmak yerine toplumun köküne dinamit koymak değil de nedir? Yine bu Aile Bakanlığı’nın, ailelerin düşmanı olan faizciliğin, alkollü içki üretim ve tüketiminin, her çeşit kumarın, zinanın devlet eliyle yaygınlaştırılması karşısında gıklarının çıktığını gören veya duyan yok.
Dışişleri ve Avrupa Bakanlıklarının yaptığı nedir?
Ülkemizi dünyada onurlu bir şekilde temsil etmek, devletimizin geleceğini garanti altına almak, barışı korumak ana görevleri iken, 60-70 yıldır bitmeyen Avrupa Birliği aşkı bunlar elinde daha da depreşmiş. Toplumumuzu ayakta tutmaya yarayan ne kadar yasa varsa bu aşk uğruna değiştirip, illa Avrupa Birliğine yaranacağız diye çabalamaktalar. Halbuki İslam dünyasının bütünleştirilmesi, bir araya getirilmesi konularında adım atmaktan geçtim, konuyu ağızlarına bile alamıyorlar. Kendi ifadelerine göre beka sorunu kapımıza gelmiş dayanmış.
Belediyeler başka bir alem. Halkın sorunlarına çözüm bulmak asli görevleri iken, rant üretmek ve paylaşmak derdine düşmüşler.
Ya tarafsız ve doğru bir şekilde haber yayma konusu asli görevleri iken, yandaşlığa, yalakalığa, yağcılığa soyunan medyaya ne demeli? Diyecek çok şey var ama küçük köşeler buna musait değil.
Devletin tepesi neden kendi işlerini yapmaz da, üzerlerine görev olmayan konularla uğraşır?
Büyük bir kısmı da asli görevlerinin tam tersini yapmaya çalışır?
Bu durumu ilim ve birikimleri ile düzeltmeye çalışmak olan uzman kişilere baktığımızda, umudumuzu da yitirme aşamasına geliyoruz. Bu ilim ve fikir adamlarının büyük bir çoğunluğu da maalesef yalakalık ve yağcılık mesleğine geçmişler.
Böyle bir anlayış ülkemizi varlık yokluk mücadelesi ile karşı karşıya getirmiştir.
Bu durumun düzelmeye başlaması için kısa vadede herkesin kendi sorumluluk sahasına dönmesinden başka acil bir çare yok.
Orta ve uzun vadede ise Milli Görüş’ün 50 yıldır ürettiği çözümler ancak derdimize deva olabilir.
 
OKULLARA DİNAMİT
 
İlim ve irfanı yaymak
Görevi iken okulların;
Temellere dinamit koymak
İşleri olmuş o kulların!

Ekrem Şama