1994 RUHU DELİLİK RUHUDUR

 
 
Hayretler içindeyiz.
AKP 31 Mart 2019 seçimlerinin startını verirken 1994 ruhuna döneceklerini ifade etti. Sanırsınız ki 1994 belediye seçimlerini Milli Görüş partisi olan Refah Partisi değil de AKP kazanmış. Bu nasıl bir mantık, nasıl bir kandırmaca?
1994 Mahalli seçimleri gerek İstanbul’da, gerekse Türkiye’nin her yerinde delilik ruhu ile kazanılmış, batık belediyeler delilik ruhu ile islah edilmişti. Bunu en iyi bilmesi gereken de Sayın Cumhurbaşkanı’dır.
Bir defa seçim kampanyaları Liderimiz Erbakan Hocamızın yönetiminde, maddi yokluklar içinde, tekeden süt çıkarmaya çalışırcasına, yediden yetmişe Milli Görüş erlerinin delice çalışmaları ile Allah’ın yardımı neticesi kazanılmıştı. O seçimlerdeki fedakarlıklara baktığımızda, tam bir “dava deliliği” ya da “cihad deliliği” ruhu ile çalışılmış olduğunu görürüz.
Belediyeler kazanıldığında ise karşılaşılan durum tam bir rezaletti. Mesela İstanbul ‘daki belediyeler şöyleydi: 
Yolsuzluklar, soygunlar ayyuka çıkmış, işçilerin ve memurların ücretleri aylardır verilememiş, evlerine ekmek götüremiyorlar, belediye makineleri hacizli, binaların çoğu mühürlü, grevler ve oturumlar halkı canından bezdirmiş, çöpler toplanamamış, bütün caddeler aylardır toplanamayan çöplerden geçilemez olmuş, karasinek ve sivrisinek orduları bulutlar gibi şehri teslim almış, hava kirliliği yaşanabilir şartların bilmem kaç misline kadar ulaşmış, toplu ölümlerin olma ihtimali var, maskesiz sokağa çıkmak mümkün değil, sular aylardır akmıyor, aktığında da yemyeşil pislik akıyor, barajlar kurumuş, kuraklık ümitleri söndürmüş, yollar çukurlarla çamurlarla dolu, yeşillikler asgariye inmiş, İstanbul’dan kaçış başlamış…
En öncelikli sorun şehri çöplerden temizlemekti.  
Belediye işçi ve memurları direnişte olduklarından dolayı bu acil temizlik, seçimin bittiği gece dava deliliği ile halledildi.
Nasıl mı?   
O gece hava karardığında, teşkilat mensubu 100 binden fazla Milli Görüş eri, küreğiyle, kazmasıyla, tezkeresiyle, kamyonuyla, iş makinasıyla İstanbul sokaklarında kendilerine verilen cadde ve sokaklarda işe koyuldular. Arı gibi bir çalışma sabaha kadar sürdü. Çöplerin kaldırılmasını önlemek isteyenler, kimimizi kurşunladılar, kimimizi dövdüler, kimimizin kamyonunu yaktılar, kimimizin iş makinesini kundakladılar, yuvarladılar, bazı semtlerde üstümüze pislikler yağdırıldı. Hiç biri Milli Görüşçüleri yıldıramadı, sabaha kadar İstanbul’un tüm cadde ve sokakları pırıl pırıl oldu. Tıpkı seçim kampanyasında söz verdiğimiz gibi…
Yaralanan, arabası yakılan, kurşun yiyen, dövülen, zarara uğrayan Milli Görüşçülerin hiç biri, ne bir kuruş para talep ettiler, ne de davacı oldular. Aynı hızla hem bedeni hem de dua olarak yardımcımız olmaya çalıştılar. Gönülllü müfettişler, gönüllü muhbirler, gönüllü mücahitler… Bütün Türkiye’de hatta yurtdışında, her yaştan ağzı dualı Milli Görüş mensupları heyecanla, başarmamız için Allah’a yalvarıyorlardı.
Bütün bunları Milli Görüş’ün başarısı için “delice” bir azimle Milli Görüş davamızın başarısı için yaptılar. İçimizden her hangi birimizin bu insanların üzerine basarak yükselmesi, ya da böbürlenmesi için değil. 
Sonra para musluklarının başına 100-150 kişiyi geçmeyen emin adamlarımız yerleştirildi. Yeni vergi koymaksızın, ilave gelirler bulmaksızın, istişare ile işleri yürüterek, belediyelerin problemlerini bir bir çözdüğümüz gibi, artısı Türkiye’de bir ilk olmak üzere ikramiye, yakacak yardımı, aile yardımı gibi yan ödemeler bile yaptık. Memurlara ikramiye verdiğimizden dolayı bu fakir de içinde olmak üzere, çoğumuz mahkemelerde süründürüldük.
Yüzbinlerce Milli Görüş eri gönüllü birer belediyeci oldu. Suistimalcilere, rüşvetcilere, sabotajcılara göz açtırılmadı. Kimse maddi bir çıkar beklentisi olmaksızın belediye işçisi veya memuru gibi çalıştı da başarı sağlandı.
 O günkü herhangi bir başkanın, “ben yaptım, ben ettim, ben tedbir aldım, ben emir verdim” derken o gün bu delice fedakarlığı yapmış olan ve halen Milli Görüş gömleğini iftiharla taşıyan bu vefakar ve fedakar insanlara rağmen böbürlenmesi mümkün mü?  Herhangi bir başkanın bunları tek başına yapmış olması mümkün mü? Böyle düşünen bir başkan, günün sağcı ya da solcu bir partisinden ya da menfaat saikiyle hareket eden bir partiden başkan seçilseydi, o partilerin teşkilat mensuplarını bu ağır ve tehlikeli işlerde bir kuruş ücret ya da tazminat ödemeden çalıştırabilir miydi? Başarılı olma şansı var mıydı?
Belediyecilik Milli Görüş’ün işidir. Kadro işidir, inanç işidir. Tek tek kişilerin işi değil. Davasına inanmış, canı dahil her şeyini ortaya koyarak delice bir cihad aşkıyla gayret edecek kadroların işidir. Bırakın böyle kadrolarının olmasını belediyeleri bir rant tarlası olarak görenler, böyle hareket edenler allamei cihan olsalar başarılı olamazlar. Nitekim bu günün belediyelerinin borç batağında debelenmeleri, aynı kaldırımı yılda bilmem kaç defa söküp yeniden yapmaya kalkışmaları, yolsuzluk ve israf batağına sürüklenmiş olmaları, etraflarında fedakar teşkilatları değil, “iş” bekleyen mensuplarınca ablukaya alınmış olmasından başka bir sebebe bağlanabilir mi?
AKP’nin, Milli Görüş ruhunun 1994 yılında cihad deliliği metoduyla kazanılan bu büyük başarıları kendine mal etmesi gülünç değil mi? Üstelik “artık Milli Görüşçü değiliz” dediğini sağır sultanların bile duyduğu, liderlerinin ağzıyla 1994 ruhundan bahsetmesi kargaları bile güldürmez mi?
 1969 ruhu, 1974 ruhu, 1980 ruhu, 1995 ruhu, 1997 ruhu nasıl Milli Görüş’ün şahlanış yıllarını ifade ediyorsa, 1994 belediyecilik şahlanışı da Milli Görüş’ün Allah’ın yardımı ile başardığı ölmez zaferlerden biridir. 
Milli Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partimiz de inşallah bu zaferlere yenilerini ekleyecek yapıda ve gayrettedir.
 
 
CİHAD DELİLERİ
 
Unutulur mu doksandört ruhu,
Nasıl da “delice” bir karardı? 
Bugünün menfaatci güruhu,
Nasıl da dimağınız karardı?
 
Ekrem Şama
TOP