ESKİ DOSTLAR, ESKİ DOSTLAR!

Unutulmuş isimlerde,
Bilinmez kim nasıl, nerde?
Şimdi yalnız resimlerde,
Eski dostlar, eski dostlar!..

Elbette bu bir şarkı. Benimkisi gerçek. Virgülüne varıncaya kadar. Acı bir gerçek!
Dün gece başımı yastığa koyamadım. Eski dostları düşündüm. Neden, niçin, nasıl? Sorular dolaştı beynimde. Hayaller gözümün önünde resmi geçit yaptı. Boşluğa sorular sordum, ama cevap alamadım.
Ey eski dostlar! Cihad teşkilatında beraber yıllarca çalıştığımız eski dostlar, hatırlayın!
Çalışmamıza başlamadan önce euzü besmele çeker, içimizden bilgisi olan birinin 15 dakikalık mealiyle beraber Ayet ve Hadis sunumunu huşu ile dinlerdik. Hele “Tefrika yapmaksızın sımsıkı Allah’ın ipine sarılın!” ayeti bizi ne çok etkilerdi. Tefrika sözü ne kadar önemli ve tehlikeliydi. Bu dersi not eder, toplantı bitiminde eğitim yapmaya giderdik.
-Sakın tefrika yapmayın, cihad teşkilatını bölmeyin. Bölenler hakkında Efendimiz şöyle buyurmuş, halifeler şöyle uygulamış. Yanlış bir şeyler görseniz dahi içerde kalarak düzeltmeye çalışın! Yoksa şöyle şöyle müeyyideler sizi bekler.
Diyerek her birimiz konuyu bilmeyenlere eğitimler verirdik.
Sahi ne değişti? Ayetler mi, hadisler mi, halife uygulamaları mı, fıkıh kaideleri mi? Yoksa siz mi?
Günün yorgunluğundan sonra akşam toplantı öncesi atıştırdığımız siyah beyaz (peynir zeytin) ne de lezzetli bir ziyafete dönüşürdü. Hatırlıyor musunuz, akşam o toplantımızda halkımız yaya giderken “Reisimiz”in hediye bile olsa “Mercedes”e binmesinin caiz olup olmadığını tartışırdık. Bu konuda neredeyse ikiye bölünmüştük. Birbirimize girmiştik. Lüks bir otelde tebliğ için bile olsa zenginlere yemek vermenin caiz olup olmadığını münakaşa ederdik. Faiz yuvası bankalarla iş yapmanın vebalini tartışırdık. Şimdi halkımız yine aynı. Fakirlerin sayısı daha da arttı. Boğazda malikaneler, denizde yatlar, lüks katlar, kapılarda en lüks “cip”ler, en mutena yerlerde ziyafet seansları, en lüks markalardan kat kat giyecekler, faizin bir dünya realitesi olduğu fetvaları…
Ne değişti? Kaideler mi, kurallar mı, faiz mi, riba mı, Kitap mı, Sünnet mi, icma mı, kıyas mı, yoksa siz mi?
Helal kazancın önemini konuşurduk. Birbirimize helal kazanç için dualar ederdik. Belediyeleri konuşurduk, soygun, vurgun, yandaş peşkeşleri, sonradan türeyen zenginler. Onları kınardık, onlara acırdık...  Geçenlerde o günlerden kalan eski bir dostum diyor ki:
-O günlerde yokluk içinde mücadele ederek cihad eder, sevap kazanırdık. Şimdi artık hem sevap, hem de para kazanıyoruz.
Ne değişti? Helal haram sınırları mı, vurgun soygun şekilleri mi, israf kavramı mı, sevap tarifi mi, rızık tarifi mi, yoksa siz mi?
En hararetli tartışmaları da kadınlar ve teşkilat çalışmaları konusunda yapıyorduk. İçkili yemekler, kadın erkek iç içeliği, şeffaf giyim, çıplaklık… Ayetlerle, hadislerle, Müslümanca yaşayışın sınırlarını konuşurduk. O günlerde Ayet ve Hadisleri iyi bildikleri iddiasındaki bazı allame eski dostlar neredeyse kadınlarımızın  teşkilat çalışmalarını engelleyeceklerdi. Bu gün bakıyoruz da aynı arkadaşlarımız, kadın erkek karışık, giyinik mi, çıplak mı olduğu anlaşılamayan kıyafetler içinde, içkili, danslı teşkilat çalışmaları karşısında sus pusluk bir tarafa, bu durumu savunucu garaipliklere de düşüyorlar.
Ne değişti? İslami kıyafet kuralları mı, toplantı kaideleri mi, “ihtilat” sınırları mı, günah-sevap sınırları mı, içkiler mi alkolsüzleşti, kadınlar mı değişti, erkekler mi değişti, yeni ilimlerle allameliğiniz mi arttı, yoksa siz mi değiştiniz?
Hiç birimiz Liderimizin kara tırnağı olamazdık. Öyle diyorduk. O günün popüler şişirilmiş partisi ANAP’tan her birimize teklifler gelirdi:
-Boşuna akıntıya kürek çekmeyin! Siz çalışkan insanlarsınız, gelin bizim partimize, milletvekili mi olacaksınız, alın! Belediye başkanlığı mı, alın! Meclis üyeliği mi, alın! Aptallık etmeyin!
Bütün bunların hepsini elimizin tersiyle iter ve derdik ki:
-Bizlerin gayesi particilik değil cihaddır! Alın o makamlar sizin olsun. Biz tek kişi bile kalsak Hakk’ı savunmaya, Liderimizin etrafında cihad etmeye devam ederiz. Siz bizi asla anlayamazsınız. Çünkü, şan şöhret ve mal hırsı içindesiniz!
Eski dostlarım! Hatırlar mısınız ne konuşurduk?
ANAP, Liderimizin en yakınında bulunan bir “abi” ye de aynı teklifi yapmış, o da koşarak Hocamıza gitmiş ve demişti ki:
-Hocam bana böyle böyle bir milletvekilliği teklifi geldi. Ben Milli Görüşçüyüm. Bu teklifi kabul etsem de, mecliste davamızı temsil etsem ne dersiniz?
O bekliyordu ki, Lider sırtını sıvazlayıp tebrik edecek ve:
-Çok güzel! Elbette kabul et. Meclis’te Milli Görüşçü milletvekili olarak bulun!
Diyecek, ama demedi. Liderin cevabını aylarca ve hatta yıllarca konuşmuştuk ve ders almıştık. Demişti ki:
-Hımmm! Demek öyle. Sende ne yamukluk gördüler ki bu teklifi yaptılar. Kendini düzelt!
Eski dostlar, ne değişti? Teşkilat anlayışı mı, Milli Görüş mü, cihad kaideleri mi, düzen mi, ortam mı, siz mi?
Hatırlayın, Afganistan’daki Rus zulmünü, Bosna’daki Haçlı zulümünü. Keşmir’deki Hindu zulmünü. Mesuliyet duygusundan evlerimizde yemek yiyemezdik, gelen heyetlerle sabahlara kadar o toplantı senin bu toplantı benim, üç kuruş denkleştirip yardımcı olmak için çabalardık. Gözyaşlarımız kurumazdı. Rabbani, Hikmetyar, Aliya İzzetbegoviç v.s gelmiş deyince evlerimizde ağırlar önlerinde diz çöker, sabahlara kadar gözyaşı içinde onları dinlerdik. Mitinglerde paralar toplardık, yargılanmayı ve hapse atılmayı göze alarak! Afganistan’da, Bosna’da, ya da Keşmir’de şehit edilen kardeşlerimizi düşünerek boğazımızdan lokma geçmezdi. Oralara gidip bedenen cihad etmeyi bile gündemimizde tutardık.
Bugün şehit edilen Müslümanların sayısı milyonları buldu, hergün yüzlerce kişi hunharca işkencelerden geçiriliyor. Irz tasallutları yüzbinleri buldu. Mabetler yerle bir edildi. Halen de ediliyor. Üstelik dün benimle beraber ağlayan eski dostlarım zalimin saflarında. Zalime her türlü lojistik, hava, kara, üs, liman, koridor desteği vermenin yanında ellerini kaldırıp onlar için dua bile ediyorlar. Müslümanları katledip cesetlerine işeyen zalimlerin güvenliğini Mehmetçiğe sağlatıyorlar.
Eski dostlar, ne değişti? Müslüman kanı helal mi oldu, zalime destek serbest mi oldu? Haçlı mı, Siyonist mi, terörist mi, ayet mi, hadis mi, töreler mi değişti, yoksa siz mi değiştiniz?
Oturup kalkıp, Allah’ın huzuruna vardığımızda gerçekten cihad edememenin sorumluluğunu nasıl vereceğiz diye kılı kırk yarar, hesaplar yapardık. Bugün okullarda cihad sözcüğünü bile yasakladınız. Mücahid deyince aklınıza teröristler geliyor. Afganistan’da mukaddesatının savunmasını yapan Müslümanlara terörist diyebiliyorsunuz.
Eski dostlar, ne değişti? Allah’ın soracağı sorular mı, cihad mefhumu mu, siz mi değiştiniz?
Eski dostlarım, sıkıntıdayım. Ne olur yardım edin. Cenderede sıkışıyor gibiyim. Bunları hazmedemiyorum. Kimden ne fetva aldınızsa bana da öğretin. Beni de rahatlatın. Hem cihad edip hem para kazanmanın yolu nedir? Cihad ordusunu bölüp parçalayıp, fakat hiçbir mesuliyet yüklenmemenin yolu nedir? Kul hakkından nasıl kurtulunur, tüyü bitmedik yetimlerin hakları nasıl karşılanır? Bunların kolayı, ya da kestirme yolu nedir?
Bizim kuşaktan önden gidenler oldu, biz de yoldayız, sona yaklaşıyoruz. Yeni bir muhasebe, yeni bir silkiniş, huzuru mahşere temiz gitmek. Gayemiz bu ise, bu sese kulak verin. Eski bir dost olarak, eski dostlara ricada bulunuyorum.

NASIL KANDILAR?

Daha dün omuz omuza vermiş,
Mücahid olan bir kardeşimdi.
Şöhreti maddeyi çok severmiş!
Aklı bir karış yukarda şimdi!..

 

Ekrem Şama
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.