İMTİHAN ARALIKLARI

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ

Yüce Allah kullarını yarattı ve onlara çeşitli nimetler verdi. Kulların bir kısmı bu nimetlere kavli ve fiili olarak şükreder, bir kısmı da nankörlük eder. Nimetlere şükredilmesi onları arttırıp bereketlendirir, nankörlük edilmesi ise Allah’ın takdir edeceği azapla karşılık bulur. İbrahim Suresi 7.Ayet bunu gösteriyor:
“Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”
Demek ki kullar nimetlere şükür ile, nimetlere nankörlük aralığında imtihan olmaktadırlar. Kullara Allah’ın en büyük nimetlerinin başında “İman” ve “İslam” gelmektedir. Cihad ile görevli olmak ve cihad teşkilatında bulunmak da en büyük nimetler arasındadır. Çünkü bu görevde bulunanlar böylece sevapların en büyüklerini işleyebilme fırsatını yakalamış olmaktadırlar. Cihad ile görevli olanlar bizzat Kuranı Kerim’de “Ümmetin hayırlısı” olarak vasıflandırılmıştır. 
Elbette diğer nimetlere karşı yapılabilme ihtimali olan şükür ve nankörlük, “Cihad” nimetine karşı da yapılabilmektedir. Nimetlere karşı nankörlük etmek eksi uç, şükretmek ise artı uç kabul edilirse, cihad ile görevli bulunarak dünya ve ahretini kurtarabilmek fırsatını yakalamış bulunanlar da bu artı ve eksi uçlar aralığında imtihan olmaktadırlar. 
Erbakan Hocamız Rahmeti Rahman’a kavuşmadan önce açıkça ifade etmişti ki, Milli Görüş’te bulunanlar cihad etmektedirler, cihad ile görevlidirler. Bugün Milli Görüş’ün tek partisi olan Saadet Partisi’ne ve içindeki rahatsızlıklara bakarak yukarıdaki Ayeti Kerime çerçevesinde bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum:
Partinin yöneticileri ve karar organları var. Bunların Erbakan Hocamızın evlat ve ahfadını:
“Bunlar taşıdıkları Erbakan soyadını kullanarak ileride bu karar mekanizmalarını ele geçirirler, bizim yönetim ve karar organlarında bulunmamız böylece tehlikeye düşer.”
Gibi benzer mülahazalarla dışlamaları eksi uçdur.
“Bunlar bize Liderimiz Erbakan Hocamızın emanetleridir. Bunları kollamamız, yönetim ve karar mekanizmalarında görevlendirerek hizmet etmelerine ve böylece de tecrübe kazanmalarına yardımcı olmamız gerekir. Kazanacakları tecrübelerle parti içinde her göreve gelebilmek herkesin olduğu gibi onların da hakkıdır”
Diyerek kucak ve bağır açmaları artı ucu meydana getirmektedir.  Yönetici ve karar mekanizmalarında bulunanların imtihanı bu iki uç aralığında olmaktadır.
Erbakan Hocamızın evlatları:
“Biz babamızın soyadını taşıyoruz. Liderlik, yöneticilik, üstün kabiliyet ve meziyet babamızdan bize intikal etmiştir. Bu partinin en tepelerinde biz olmalıyız. Tecrübe ve hizmet sonradan kendiliğinden oluşur. Biz önce yukarda olmalıyız. Bu bizim hakkımızdır. Böyle olursa bütün kitleler peşimize takılır ve başarı kendiliğinden gelir. Kongre ile iş başında bulunan parti organları bize tabi olmalıdır!” 
Şeklinde düşüncelerle müstakil hareket etmeleri, teşkilatlarla değil, teşkilat dışı bazı kişilerin (bunlar iyi ya da kötü niyetli olabilir), yönlendirmesi ile programlar düzenlemeleri eksi ucu teşkil etmektedir.
Hayır, “Rahmetlik babamız aynı zamanda bizim de liderimizdi. Onun emrettiği ve sınırlarını çizdiği, eğitimlerle de bize öğrettiği teşkilat modeline uygun hareket etmeliyiz. Milli Görüş camiası içinde babamızı, dolayısıyla bizi sevmeyen bir Allah kulu bulunabileceğini düşünemeyiz. Partimizin yönetim ve karar organlarının çizeceği rotada verecekleri her görevi yapmamız bir cihad görevidir. Böylece gerekli tecrübe ve bilgi birikimini de sağlamış oluruz. Geleceğin ne olacağını bilmek ancak Allah’a mahsustur.”
Diyerek ve bu çerçevede hareket ederek çalışmaları artı uçdur.
Erbakan Hocamızın evlat ve ahfadı da bu iki uç arasında imtihan vermektedirler.
Hem yöneticilerle hem de Erbakan ailesi ile rahat diyalog kurabilenlerin de imtihanları var:
“Yönetimdeki görevlerimizi aksatmamız önemli değildir. Biz her halükarda ailenin yanında yer almalıyız. Onların mağdur edildiği tezini daima işlemeliyiz. Gündemde kalmamız daha kolay olur.”
Diyerek sorumluluklarını aksatmaları, eksi uç noktalarıdır.
“Madem ki biz bu diyalogu rahat kuruyoruz. O halde bazı pürüzler varsa bunları giderilmesine çalışmak pozisyonunda olmalıyız. Ailenin tecrübesizlikten kaynaklanan bazı davranış hataları varsa nasihat etmeliyiz. Yönetimdekilerin hataları varsa çözmeliyiz, ailenin ihmal edilmişlikleri varsa bunları da yönetimdekilerle konuşarak halletmeliyiz. Bir an önce teşkilatımızdaki birlik ve beraberliği sağlamalıyız, görevlerimizin başında olmalıyız.”
Diyerek hareket etmeleri de artı uç noktasıdır. Onların imtihanı bu aralıkta olacaktır.
Her kademedeki teşkilat mensuplarının imtihanı da iki uç arasındadır:
“Neler oluyor, bunlar bize hiç yakışmıyor!.. Tepede didişme var, bana kalırsa falanca ve filanca haksız. Falanca şöyle demiş, filanca böyle yapmış. Dur bakalım bu işin sonu nereye varacak? Biraz bekleyelim, bu durumda çalışma falan olmaz. Toplanıyoruz bunları konuşuyoruz, dağılıyoruz bunları konuşuyoruz. Bekleyeceğiz ve göreceğiz. Bu hafta toplantıya da gitmeyeceğim. Gitsem de hiç bir şey olmuyor. Zaten gidersem de rapor isteyecekler, ne çalışma var ki ne rapor vereceğim?”
Diyerek tüm çalışmaları durdurmak, İslam Alemi ve Türkiye, Haçlı ve Siyonistin tasallutuna uğruyormuş, katliamlar, tecavüzler, soygun ve vurgunlar yapılıyormuş, ahlaksızlık gırtlağa kadar dayanmış, haksızlıklar ayyuka çıkmış olduğu halde ve de teşkilat modelimizde tüm gücüyle çalışmak gerektiği halde, kılını bile kıpırdatmaksızın bütün bunları maç izliyor gibi izlemek, tüm kabahati yukarıya yükleme kolaycılığını işleyerek güya kahramanlık yapmak… Bu elbette eksi uçdur.
“Bana düşen görev tüm gücümle çalışmaktır. Görevlerimi eksizsiz yapmalı, raporlarımı da tam olarak vermeliyim. Yoksa içinde bulunduğum görevi aksatırsam bana verilen bu göreve, dolayısıyla nimete nankörlük etmiş olurum. Bunun hesabı da çok ağırdır. Hem bu dünyada hem de öbür dünyada bu vebalin altından kalkamam. Yukarda bir takım olaylar oluyor. Bu olayların olmasını elbette tasvip etmiyorum. Bu konu ile ilgili fikirlerim sorulduğunda Allah rızası için elbet doğru bildiklerimi ifade ederim. Bu problemler benim ilimde, ilçemde, mahallemde ya da sandığımda çözülemez. Çözmekle görevli bulunanlar bellidir. Bunların da iyi niyetle çözmeye çalıştıklarını tahmin ediyorum. Bana bu konuda bir görev düşerse elbette yapmalıyım. Dedikodu ile zaman geçirmek bana yakışmaz. Şimdi çalışma zamanıdır…”
Diyerek dünyadaki ve Türkiye’deki yangını söndürmek amacıyla görevlerinin başında bulunmaları da artı uçdur.
İşte Saadet’te olanlar ve artı-eksi uç noktaları…
Şükranı Nimet ya da Küfranı Nimet…
Herkes bunları göz önüne almalı. Elbette neticelerini de düşünerek.
Cihad edenlerin içinde bulunmak nimetini bereketlendirip arttırmak mı istiyoruz, yoksa nankörlük edip şiddetli azaplara mı razı oluyoruz, diyerek…
Ateşin kenarındayken basit hesaplar ve lüzumsuz dedikodularla harcayacak zamanımız ve enerjimiz yoktur. Nimetlere şükrederek imtihanı başarmak mecburiyetindeyiz.

DEĞİŞMEZ KURALLAR

Bize haram kulis, hile, desise,
Kulak vermeyiz hiç bir çatlak sese,
Değişmez kurallar var biliyoruz;
Tek lider, tek bayrak, tek müessese!

 Ekrem Şama
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.