TARİHE BAKIP HİZAYA GELMEK

 

Geçen hafta fethin 559. Yılı dolayısıyla Milli Görüşçülerin kalbi İstanbul’da attı. Birkaç gün içinde büyük organizeler gerçekleşti. Bunlar da gösterdi ki; Milli Görüş hareketi milletimiz için tek çıkar yol olarak umut olmaya devam etmektedir. Milli Görüş içten içe olgunlaşmada ve günü geldiğinde her türlü görevi üstlenecek şekilde hazırlanmaktadır.
 Elbette problemler var, yanlış yapanlar, yanılanlar var. Ama bunlar kendi içinde tarihin verdiği ibret ışıkları ile kısa sürede çözülüp bütün halinde üstlenmesi gereken görevlere hazır hale gelecektir.
İşte tarihten herkesi hizaya sokacak birkaç örnek ve bir iki cümlelik değerlendirmeler:
İlk örnek büyük Sahabi Halid Bin Zeyd Ebu Eyyüb El Ensari Hz.lerinin hayatından:
Hayatı boyunca mazeretsiz olarak hiçbir cihaddan geri kalmamıştır. Efendimiz, Hz.Ebu Bekr, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali ve Muaviye bin Ebi Süfyan dönemlerinde doksanlı yaşlarına kadar her cihada katılmıştır. Yalnız bir istisnası vardır. Hz.Osman devrinde bir cihada hazırlanılırken genç ve tecrübesiz birisi orduya kumandan tayin edildiği için, bu durumu hoş görmemiş ve o cihada katılmamıştır. Hayatı boyunca kendi kendine:
“Ey Halid, kimin kumandan tayin edildiği senin neyineydi? Bu hatayı nasıl işledin?” diyerek bundan dolayı pişmanlık duyduğu ve vefat edinceye kadar tevbe ettiği ifade ediliyor.
Madem ki bir cihad hareketiyiz, elbette bu ve benzeri çok sayıdaki örnekten ibret alacağız. Disiplin ve itaati olmayan bir hareketin kısa sürede başıbozuk hareketine dönüşeceği bilinmelidir.
İkinci olay büyük ilim, cihad ve gönül adamı Şeyh Edebali’nin, Osmanlı Devleti’nin kurucusu ve damadı Osman Gazi’ye vasiyetinden bir pasaj:
“Oğul!
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır.”
Karda kışta açan çiçek donmaya ve kurumaya mahkumdur. Bahar kapıda gözükürse tek başına bile olsa bir çiçek açar ve baharı başlatabilir. Baharı başlatması beklenen çiçeğin erken açma çabaları, o çiçeğin açması ile baharın başlayacağını umutla bekleyen milyonlarca çiçeğin hüsrana uğramasına sebep olabilir ve vebali büyük olur.
İleriye dönük plan ve program yapmanın önemini anlatan örnek bir ibret vesikasını da Osmanlı tarihinden nakledelim:
Evliya Çelebi anlatır:
1204 yılında Katolik Haçlı sürülerinin İstanbul’u ve Ayasofya’yı tahrip etmiş oldukları bilinmektedir. Bizans imparatorları ne kadar çabaladılarsa da kubbe tam olarak tamir edilememiştir. Sonunda 2.Murad Han’a bir elçi göndererek, bu işi yapabilecek bir mimarı göndermesini rica ederler.
 2.Murad Han da bir dostluk eseri olmak üzere ünlü Mimar Ali Neccar’ı bu işle görevli olarak Bizans’a gönderir. Gönderirken de bazı gizli talimatlar verir. Bursa ve Edirne’deki büyük camilerin mimarı olan bu şanlı mimar, Ayasofya’nın kubbesini payandalarla güçlendirmiş ve gerekli tamiratları yapmıştır. Ali Neccar, Ayasofya’nın bir tarafındaki dayanak duvarlarının içine iki yüz basamaklı bir merdiven yapmıştı. İşin sonunda İmparator, ona bu merdivenleri ne amaçla yaptığını sorduğu zaman, “Gerektiğinde kurşunluğa çıkmak için” karşılığını verdi. Bunun üzerine İmparator, Mimar Ali Neccar’ı hediyelere boğdu.
Mimarımız Edirne’ye dönüşünde Sultan 2.Murad Han’a:
“Sultanım! Dört büyük payanda ile Ayasofya’nın kubbesini kurtarıp ayağa kaldırdım. Emriniz üzerine minarelerin temellerini hazırlayıp yerine yerleştirdim ve üzerinde ilk namazı da ben kıldım” diye raporunu arzetmişti.
Demek ki Milli Görüş’ün yakın ve uzak geleceğe ait plan ve programlarının olması şarttır. İlgili makamdakiler bir taraftan milleti aydınlatma görevlerini yaparlarken, diğer taraftan da neler yapılacağını uzun uzun müzakere edip plan ve programlar hazırlamalıdırlar.
Son örnek olay da Büyük Mücahid Kafkas Kartalı Şeyh Şamil ile ilgili: 
Uzun yıllar Ruslara kök söktürmüş olan Şeyh Şamil, bir ara halkın bir kısmında cihaddan bıkma ve Ruslarla anlaşma yapmak arzu ve temayülleri sezmişti. Derhal bir karar çıkararak bozgunculuk yapanlara şu kadar kırbaç cezası uygulayacağını ilan etmişti.
Bozgunculuk amaçlı bazı kişiler Şeyh Şamil’in annesini bir takım sözlerle ikna ederek onu oğluna sözcü gönderdiler. Annesine ceza veremeyeceğini düşünüyorlardı. İmam Şamil bozgunculuk yapan annesini derhal mahkemeye sevk etti ve şu kadar kırbaç cezasına çarptırılması kararı alındı. İnfaz günü geldiğinde kırbaççı elinde kırbaç, Şamil’in annesi de onun önünde kırbaç yemek üzere yerini almıştı. Kritik bir andı. Halk nefesini tutmuş, olayı üzüntüyle izliyordu. İmam Şamil birden bire öne çıkarak şöyle dedi:
“Durun! O suçludur ama yaşlı ve zayıftır. Bu cezaya dayanamaz. Ben onun oğluyum, onun cezasını bana uygulayın. İşte sırtımı açtım, beni kırbaçlayın!..”
Ne dedilerse kararından vazgeçmeyen ünlü mücahid, annesinin hak ettiği kırbaç cezasını böylece kendisine uygulatmıştır.
Her kademedeki Milli Görüşçü ilkeli ve adaletli davranmalıdır. Yanlış yapan öbür dünyada karşılığına katlanacaktır elbet. Ama bu dünyada da yaptığı yanlış karşılıksız kalmamalıdır. Yanlış yola sapan lider bile olsa onu kılıçlarıyla hizaya getirecek mensuplar bulunmalıdır. Yanlış yapan liderin en yakını, hatta annesi bile olsa onun da bunun karşılığını adaletli bir şekilde ödemesi gerekecektir. Annesinin bu cezaya katlanamayacağını hesaplayan lider olan oğlu, kan ağlasa da cezayı tasdik edecek, gerekirse annesi yerine kendisi seve seve kırbaç yemeye razı olacaktır.
İşte tarih böyle bir ışıktır.
İnanıyorum ki, Milli Görüşün her kademedeki mensupları bu tarihi olaylardan gerekli dersleri çıkarıp hiza ve mesafesini ona göre ayarlayacaktır.

Ekrem Şama
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.