İMAM HATİP’Lİ BİR BAŞBAKAN

  

Eski bir siyaset ve mesai arkadaşı olarak Başbakan Sayın Erdoğan’ın 10 yıllık iktidarını bir İmam Hatip’li başbakan olması yönüyle özetin özeti bir yazı ile değerlendirmek istiyorum. Yakışan ve yakışmayan yönlerini acizane dile getireceğim.
İlk cümlem şu olacak:
Bir İmam Hatip’liye başbakanlık gerçekten çok yakıştı. Şerefli bir makam, İmam Hatip’li bir başbakanla daha çok şeref kazandı.
Daha görev almamışken ABD’ye giderek, mağrur başkanın yanında bacak bacak üstüne atarak rahat davranışları bir İmam Hatip’li başbakana yakıştı.
Büyük Ortadoğu (Büyük İsrail) Projesi eşbaşkanlığını kabul etmesi hiç yakışmadı. Keza medeniyetler ittifakı eşbaşkanlığı da öyle. Yakışmadı.
Kendi medeniyetini yenilmiş kabul edip Haçlı Medeniyeti ile birlik olması, ya da ittifak çalışması yapması yakışmadı. Haçlıların geçmişte yaptıkları tüyler ürpertici vahşetleri ibra etme sonucunu taşıyan konuşmaları yakışmadı. Üçbuçuk soysuz Haçlı’nın kendi günah galerilerini unutup, Müslümanlara nizamat vermeye çalışması konusunda kendilerine yardım ve destek vermesi yakışmadı.
Afganistan’daki Müslümanların haksız ve maksatlı bir şekilde terörist olarak damgalanmasına yardım etmesi yakışmadı. Afganistan’ın işgaline fiilen destek vermesi yakışmadı. NATO’nun Afganistan’daki insan, mabed, tarihi eser ve kültür katliamına destek vermesi yakışmadı. Öldürdüğü Müslümanların cesetlerine işemesi, bu cesetleri toplayıp yakması konusunda sessiz kalması yakışmadı.
Irak’ın işgaline bahane olan sözde BM raporlarına itiraz etmemesi, birkaç milyar dolar karşılığı işgale yeşil ışık yakması yakışmadı. İşgalcilere dua etmesi, zalimlere yardım etmesi, hele hele işgalin sözde demokrasi kurallarını yerleştirinceye kadar(!) devam etmesini Başkan Obama’dan ve yetkililerden istemesi hiç yakışmadı.
Irak’ın işgalinden önce Türkiye’nin kırmızı çizgilerini açıklaması yakıştı. İşgal sırasında kırmızı çizgilerin yok edilmesi, Irak’ın en az üçe bölünmesi, Musul Kerkük üzerinde ameliyatlar yapılması, Türkiye’nin güneydoğusunda tehlikeli gelişmelere zemin hazırlanması karşısında sessiz kalması yakışmadı. Milyonlarca Müslüman’ın kanının akıtılması, yüzbinlerce ırz ve namusun lekelenmesi, mabed, eski eser ve kültür katliamı karşısında suskun kalması, üstelik koalisyon ortağıyız diyerek her türlü desteği vermesi hiç yakışmadı.
Enflasyonu düşürmesi, paralardan sıfır atılması, ekonomiyi rayına oturtması için çabalaması yakıştı. Toplumu, ekonomiyi bozan, bölüşümü fakirin aleyhine ifsat eden, işsizliği körükleyen “faiz”le mücadele yerine, onu çağın bir realitesi olarak kabul etmesi yakışmadı. Ülke kaynaklarını iyi değerlendirememesi, varı yoğu satıp faize vermesi, sonunda ülke topraklarını da satıp faiz giderine tahsis etmesi yakışmadı.
Kalkınma için iyi niyetle çaba sarfetmesi yakıştı. Havuz sistemini kurmaması faiz faturasını aşağıya çekememesi, rantiyeciyi beslemeye devam etmesi, gelir bölüşümünün fakirin aleyhine makas açması karşısında seyirci kalması yakışmadı.
Kıbrıs’ta hemen çözüme ulaşmak için kolları sıvaması yakıştı. Lakin kendinden önce başlatılmış müzakereleri “çözümsüzlük çözüm değildir” sloganı ile yerin dibine batırıp, tecrübelileri dinlememesi, Haçlı zihniyetli BM’nin dikte ettirdiği “Annan Planı’nı” müzakere bile etmeksizin oylamaya koydurması, Haçlı’nın istediği neticeyi aldıktan sonra da, “BM ve batılı ülkeler bizi aldattı…” diye sızlanması yakışmadı.
Cidde’de İslam ülkeleri temsilcilerine yaptığı konuşmada, sanki Haçlıların temsilcisiymiş gibi “İslam esaslı anlaşmalar yapmamaları”nı öğütlemesi, böylece D-8 in önünün kesilmesini sağlaması yakışmadı. Avrupa Birliği’nin kendi yetkilileri “Hıristiyan birliği” olduklarını ısrarla söylüyor olmalarına rağmen, papaz heykelinin kucağında gerekli belgeyi imzalaması, hala Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokacağım diye çabalayıp, taviz üstüne taviz vermekte olması yakışmıyor.
“Sıfır sorun”, ya da “kazan kazan” gibi sloganlar yakıştı. Ama yüzyıllardır sorunsuz komşularımızı sorunlu hale getirecek dış politika icraatları yakışmadı.
NATO Genel Sekreterliği’ne İslam düşmanı birinin seçilmesini istemiyoruz, şeklindeki çıkışı yakıştı. Ama alavere dalevere neticesi aynı şahsın o makama getirilmesine destek vermesi yakışmadı.
NATO’nun füze savunma erken uyarı istasyonunu Türkiye’de kurma girişimlerine “bunu kabul edemeyiz, bizim düşmanımız yok ki” diye karşı çıkması yakıştı. Ama kısa süre sonra tam aksi bir tutumla bu sistemlerin Malatya’ya kurulmasına yeşil ışık yakması, komşularımızın bizi bu yüzden tehdit etmesine varan yanlışlıkların işlenmesine vesile olması yakışmadı.
“Libya’da NATO’nun ne işi var yahu!” diyerek işgale ve bombardımana karşı çıkması yakıştı. Ama kısa süre sonra NATO’nun bir üyesi olarak işgale ve bombardımana yardımcı olması yakışmadı. Kaddafi’nin hunharca linç edilmesi karşısında suskun kalması yakışmadı. Şu anda da Libya’nın parçalanmasına karşı tepkisizliği yakışmıyor.
İsrail’in cani yetkililerine karşı Davos’ta “Van Minüt!” çıkışı çok yakıştı. Ama daha Davos’tan ayrılmadan “Benim tepkim moderatöre idi” diye açıklama yapması yakışmadı. İsrail ile ilişkileri asgariye indirmesi çok yakıştı. Kısa süre sonra ilişkiler toplamını yüzde yirmi arttırması yakışmadı.
Dindar bir gençlik yetiştireceğiz demesi yakıştı. Arap ülkelerine “laiklik” ihracına kalkışması yakışmadı.
Türkiye’nin ulaşım ağı olan yollara el atması yakıştı. Yolların öz kaynaklarımızla değil, rantiyeciye borçlanılarak yapılması, borçlarımızın rekor seviyede artmasını sağlaması yakışmadı.
Darbe ve darbeye teşebbüs edenlerin yargılanmasının önünü açması yakıştı. 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinin medya, sivil, siyasi ve dış uzantılarına dokunulmaması, bu konuda bir çalışmanın da bulunmaması yakışmadı. Darbecilerin ve cuntacıların asıl hedefe koydukları “kendi kaynakları ile kalkınan Türkiye, mazlum milletlere önder olan Türkiye… İslam Birliği, İslam Güvenlik Kuvvetleri”  benzeri ideallerin gerçekleşmesi için bir tuğla bile koymaması yakışmadı.
Birleşmiş Milletler kürsüsünden; hem Haçlıların hem de BM Güvenlik Konseyi’nin bu kafa ve bu yapıyla dünya barışını sağlamasının mümkün olmadığını açıklaması, zira Haçlı zihniyetinin sömürge emellerini dün olduğu gibi bugün de hala taşıdığını ilan etmesi, özellikle Afrika’nın sömürülmesinde Haçlıların dünkü ve bugünkü günahlarını sayması çok yakıştı.  Bu konuda bir adım atmak şöyle dursun, kısa süre sonra Suriye’de barışın sağlanması için Haçlı mekanizmalarını ve Birleşmiş Milletleri Suriye’ye davet etmesi yakışmadı. Suriye’deki katliamları kınaması yakıştı. Katliamın önlenmesi için İslam Ülkelerinden bir mekanizma oluşturmaya çabalamadan Haçlıları davet etmesi hiç ama hiç yakışmadı.
Daha yüzlercesi hafızalarımızda olan bu tür başlıkları sayarak sözü uzatmak elbette mümkün.  Ama Akif’ten esinlenerek son sözlerimizi manzum olarak ifade edelim:

İMAM HATİPLİ

İyiliği emr, kötülükten men Hatip’in işi,
İmam’lıkla da olmalıdır herkese önder.
 
Ne “zalime yardım” ne onlardan medet umar,
Ne de el açıp zalimlere duacıyım der…

Ne “zulmü alkışlar” ne “zalimi sevebilir” .
Ne de “üç buçuk soysuzun ardından zağarlık” eder;

“Aldırmazlık edemez, aldırır” “Hakk’ı tutup kaldırır”
Gerekirse “çifteyle tekmeyle” bedel öder…

Ekrem Şama
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.