ORMANLARIMIZ VE TOPRAKLARIMIZ

Dilden dile dolaşan bir efsane vardır:
Akıllı ve kurnaz bir kumandan, toprakları geniş ve kudretli bir devlete musallat olan bir düşmanı tepelemiş ve göze girmiştir.  Hükümdar “dile benden ne dilersen!” dediğinde, bir sığır derisi kadar toprak bana yeter, diye gülünç denecek kadar az bir mükafat isteği karşısında,  “istediğin yerden alabilirsin” cevabı üzerine harekete geçmiş, ince ince kırparak iplik haline getirdiği derinin çevirebildiği stratejik önemi olan genişçe bir araziyi hilei şeriye ile almıştır.  O araziye bir kale yaptıran kurnaz kumandan, o ülkenin geniş topraklarını kısa süre içinde zaptetmiştir.
Bu efsanedeki kurnaz kumandan bazen Mete Han, bazen Osman Gazi, bazen de bir başkası olarak anlatılır.
Efsane bir tarafa, tarih boyunca böyle olaylar çok yaşanmıştır. Bizim için en taze ve ibretlik olay İsrail’in kurulmasına giden süreçteki toprak kayması olayıdır. Abdülaziz Han zamanından itibaren Yahudilerin Filistin’de toprak satın alma faaliyetleri başlamış, alınan tüm tedbirler ve çıkarılan fermanlara karşı hile uygulamayı başarmış olan Yahudiler, azar azar emellerine ulaşmaya başlamışlardır. 2.Abdülhamid Han’ın, saltanatı boyunca bunlarla mücadele ettiğini, asla pes etmediğini görüyoruz.
Önce işbirlikçiler kullanarak yerli halktan birilerinin üzerine topraklar almışlar, bu topraklara yerleşebilmek için türlü çeşitli pasaport ve kimlik oyunlarını tezgahlamışlardır. Sahte kimlik kullanmaktan tutunuz da, başka devletlerin tebasıymış gibi aldatmaca evraklar düzenleyerek, ya da Kudüs’e hacca gelmek bahanesini kullanarak, oraya geldikten sonra da bir yolunu bularak oraya yerleşmek için ne entrikalar çevirdiklerini tarih gösteriyor.
İttihat Terakki döneminde toprak satın almak için yaptırdıkları kanunları yetersiz bulacaklar ve 1.Dünya savaşını çıkarttırarak Çanakkale cephesinde bize karşı savaşa katılarak İngilizlerin “Balfour Deklarasyonu”nu yayınlamasını sağlayacaklardır. Ondan sonra toprak satınalmaya hız verecekler, eski işbirlikçilerin üzerindeki topraklarını da kendi topraklarına katarak genişlemeye başlayacaklardır. Osmanlı Devleti’nin tarih olmasından sonra bu defa satınaldıkları topraklara yerleşecekler, tedhiş olayları ile topraklarını genişleteceklerdir. Sonrası malum. Hala genişlemeye devam ediyorlar.
Geçenlerde Bakan Babacan açıkladı. 2B Yasası ile elde edilecek gelirler faize gidecekmiş. Bu sözü doğru okursak demek ki, fi tarihinden beri yok edilen ormanların bedeli faiz olarak yabancılara verilecek. Daha doğrusu rantiyecilere akıtılacak. Bu kanunu çıkarırken pompaladıkları “ülke kalkınmasında kullanılacak” bahanesinin de bir aldatmaca olduğunu acı acı tebessüm ederek anlıyoruz.
Yeni kabul edilen ve yabancılara toprak satışlarını artık blok satışlar halinde büyüten yasa ile de elde edilecek gelirler, döviz ihtiyacını karşılayacakmış. Bakmayın bir takım teknik tabirlerin kullanılmasına. Borç geri ödeme ve yığılan faiz darboğazlarını arazi satarak karşılayacaklarını kamufle etmeleri kolay değil.
Topraklarımıza iyi niyetle yatırım yapmak ve para kazanmak isteyenler elbette bulunabilir. Ama tarih boyunca stratejik değerini koruyan bu topraklara “kötü niyet” ile bakanlar hiç de azımsanacak miktarlarda değildir. Şimdilik üzerine bilmem ne kadarlık yatırım yapma, ya da işletme kurma bahaneleri kanuna konulduysa da, tapuyu bir kere ele geçirdikten sonra ülkemizin ileride düşebileceği ekonomik darboğazlardan istifade ile bu şartları kendi lehlerine ortadan kaldırmaları hiç de zor değildir. Hele hele yabancı mahkemelerin hükümlerini peşin kabul etmiş bir Türkiye’de, hayda hayda lehleirne hükümler oluşturtacaklardır. Bir de bu arazilere yatırım yapmak bahanesi ile gelip yerleşecekler, sonra da dışarıdaki işbirlikçilerle de paslaşarak genişleme politikalarını her türlü vasıtayı kullanarak devreye sokacaklardır. Tapu elde edip yerleştikten sonra gerisi onlar için kolaydır. Çünkü dayıları, yani “Balfour’ları” çoktur. Geçmişte böyle yaptılar. Efendim yasada şöyle bir madde var yapamazlar, diyemezsiniz. Yasaların değişim sürecini kontrol ve yönlendirmedeki başarılarını göz ardı edemezsiniz. İhtilal yapmak, padişah devirmek, savaş çıkarmak, imparatorluk yıkmak dahil bunların geçmiş sicillerinde neler neler var.
Tapuyu bir kere verdiniz mi, onu iptal etmenin ne kadar zor olduğunu da düşünmek zorundasınız. Bir de henüz bakir olan bu vatan topraklarında saklı yerüstü ve yer altı servetlerini düşünün. Arazinin tapusu onlara verilmiş ise, ne yapıp edip altına da girecekler ve kenardan ağzımız sulanarak bakan biz olacağız muhtemelen… Elbette arazi satınalırken böyle yerleri seçeceklerdir.
Demek oluyor ki, 2B yasası ile ormanlarımızın bedeli yabancılara gidecek… Yabancılara blok arazi satışı ile de faiz karşılığı fiilen topraklarımızın tapusunu vereceğiz… Allah korusun Milli İrade’yi zaten Avrupa Birliği’ne devredeceksiniz. Sonra da bir takım teknik ve ekonomik terimler kullanarak bütün bunları Türkiye’nin kalkınması için yaptığınıza milleti inandıracaksınız!
İktidara sesleniyorum:
Ateşle oynamayın. Elimizi vermeyin, kolumuzu değil, tüm vücudumuzu kurtaramazsınız.
Hem bütün bu tehlikeli uygulamaları yapacağınıza “Havuz Sistemi” ni neden uygulamıyorsunuz? Milli Görüş’ü taklit etmiş olmaktan utanıyorsanız, ismini değiştirin, uygulamayı değişik şekilde yapın. Borçlanmayı ve faiz faturasını düşürün. Ülkemizin öz kaynaklarını harekete geçirin. Ama böyle faizlerin düşürülmesinde etkili olduğu ispatlanmış, Türkiye’yi kurtaracak sistemler varken, neden ülkenin topraklarını, ormanlarını yabancılara veriyorsunuz? Yoksa rantiyeciler mi sizi mecbur tutuyor?
Ateşle oynuyorsunuz!!!

Topraktan gelmiştin hatırla ey oğul,
Toprağa olacaktır gene dönüşün;
Namertler bahçene girmesin engel ol,
Gafleti, ihaneti yeniden düşün!..

Ekrem Şama
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.