ÇÖZÜM HACC’DA MI HAÇ’DA MI?

 

Suriye’deki cinayetleri ve Türkiye’nin çözüm senaryolarını izledikçe tüylerim diken diken oluyor.
Sayın Başbakan Obama ile heyet halinde bir araya geliyor ve Suriye masaya yatırılıyor. İddia edildiğine göre çıkan sonuç; Türkiye İran’ı ikna ederek Suriye’ye askeri müdahalede bulunacak. Nitekim Türkiye’ye dönmeden hemen İran’a gidilmesi bu iddiaya delil olarak ortaya konuluyor. Görüntü o ki batılı ülkelerin, yani Haç’ın temsilcisi olarak İran’a gidip nasihatlarda, ya da tehditlerde bulunmak için gönderilmişler.
Hatırlayalım, Sayın Başbakan 2004 yılında Cidde’de Müslüman ülkelerin üst düzey yetkililerine bir konuşma yapmıştı. Konuşmanın özünde dünyanın artık global ve küreselleştiğini, böyle bir dünyada din merkezli birlikteliklerin modasının çoktan geçtiğini, dini merkez alan ittifakların ya da ekonomik ilişkilerin böyle bir dünyada yarar sağlayamayacağını açık bir dille ifade etmişti. Bu konuşmasıyla Müslüman ülkelere sakın Hacc merkezli bir ittifak içine girmemeleri telkin ve tavsiyesinde bulunmuştu. Bu konuşma pratiğe tercüme edildiğinde Erbakan Hocamın kurduğu D-8 gibi İslam Birliği’nin çekirdeği olan oluşumların önünü kesmeye çalıştığı, ayan beyan ortaya çıkmıştı.
Böylece D-8 gibi İslam Birliğini, yani Hacc’ı çözüm olarak ortaya koyan mevcut ve işleyen oluşumları pasifize etmek suretiyle önünü keserek ağır bir kusur işlediğini görmüştük. Takip eden yıllarda Medeniyetler ittifakı, ya da diyalogunu savunma konusunda bin yıl önceki Haç’ın Hacc’a saldırı ve zulümlerini neredeyse ibra eder gibi konuşmalar yaptığını da hatırlatalım.
İlerleyen yıllarda Sayın Başbakan’ın Haç’ın Haç’lığından hiçbir şey kaybetmediğini, Kıbrıs konusunda, Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerinde, açlıktan can çekişen Afrika ülkelerine destek konusunda, Birleşmiş Milletler teşkilatının Haç’ın hizmetinde olduğu konusunda çok acı tecrübelerle bizzat BM kürsüsünde bir çıkış yaptığını görmüştük. Bu konuşmayı önümüze koyan dostlar,  Sayın Başbakan’ın eski “bildiğimiz Tayyip” olduğunu, değişmediğini, “günü gelince” bunu hep beraber anlayacağımızı ifade ederek bizi de ikna etmeye çalıştıklarını müşahade ederek, onun hakkında acele karar vermememizi ifade ediyorlardı.
Hele hele son hastalığı ve ameliyatını Sayın Başbakan’ın ilahi bir ikaz olarak kabul ettiği, artık gerçek çözümleri bir bir ortaya koyarak Erbakan Hocamızın talebesi olduğunu herkese göstereceği iddilarını dolaştırmaya başlamışlardı.
Demeye getiriyorlardı ki, hocasının ortaya koyduğu 4+4+3 şeklindeki zorunlu eğitim sistemini küçük bir değişiklikle içeriği hariç şekli olarak hayata geçirmesi, onun yolunu takip ettiğinin bir göstergesidir. Hatta ve hatta Konya Üniversitesini Necmettin Erbakan Üniversitesine dönüştürmesini önümüze koyarak, hala mı anlamadığımızı inatla ve israrla ve çok bilmişlik edasıyla önümüze koymaya çalışıyorlardı.
Sayın Başbakan Suriye konusunda ABD Başkanı Barak Obama ile görüştü. İfadelerine bakılırsa stratejik ortaklığımız gelişerek devam ediyormuş. Hatta bu ortaklıkta ilginç ivmeler kazanılmış. Terör konusnda ABD’nin desteği artarak devam edecekmiş. Terör konusunun Suriye konusu ile beraber zikredilmesi adeta şantaj yapar gibi. Ben nasıl inanıyorsam “babama” onun da adeta inandığı “Obama”. 
Sayın Başbakan’ın artık Hoca’nın talebesi olduğunu ortaya koyacak icraatlara başladığını söyleyen dostlarımı karşıma alıp onlara desem ki:
Şimdi bu “bildiğimiz Tayyip” mi?
Hani o hep Hacc merkezli oluşumları yapmak için Haç’ı oyalıyordu? Hani günü geldiğinde elbette İslam Birliğini kuracaktı? Köprü geçiliyordu. Hani köprü geçerken Haç’a dayı demek bir siyaset icabıydı? Hani, Cidde’deki 2004’teki kusuru aslında bir kusur değil, bir siyaset taktiği idi? Hani Birleşmiş Milletler kürsüsündeki haykırışı artık bir şeyler yapacağını, bunun da zamnının yeni geldiğini işaret ediyordu? Hani aldığı “İlahi İkaz”ların gereğini artık yapacaktı?
Dostlar, ben size şimdi ne diyeyim? Suriye’deki mevcut katliamın çözüm anahtarı İslam Birlliği’nde değil midir?  Türkiye İslam Birliği’nin, yani Hacc’ın bir temsilcisi, hatta başkanı sıfatıyla Suriye’deki zulüm ve katliama dur deme mevkiinde olması gerekirken, bu gün neredeyse Haç’ın temsilcisi olarak askeri harekat yapmaya hazırlanması neyin nesidir? Böyle bir harekat ağır ve telafisi imkansız bir kusur değil midir?
Üstelik bu kusuru işlemek için İslam Dünyasının darmadığın olduğunu bahane olarak ileriye sürmesi mümkün müdür? O dağınıklığa sebep yine iktidarın 2004’teki ve takip eden yıllardaki “ince siyaseti” değil midir?
Bugün eski kusurlarını yeni kusurlarına sebep saymasını kim kabul edebilir? Dostlar, çözüm asla Haç’ta değildir, Hacc’dadır. Erbakan Hocamın ortaya koyduğu ve AKPARTİ tarafından önü kesilen çözümlerden başka çare olmadığı siyaset erbabınca anlaşılmıştır ve Millet tarafından daha da kesin olarak anlaşılacaktır.
Anlaşılacaktır ama, daha ne kadar Müslüman kanı akıtıldıktan, daha ne kadar tokat yedikten, kan revan içinde kaldıktan sonra? 3 milyon Müslümanın kanı size hiçbir şey ifade etmiyor mu? Kirletilen ırzlar, namuslar, çiğnenen mukaddes değerler, yağmalar, zulümler bir anlam taşımıyor mu?
Suriye’deki gelişmeler ve çözüm için bulunan çareler tüylerimizi diken diken ediyor? Hele hele, önümüzde Afganistan, Irak ve Libya’daki çözüm şekilleri varken.
Dostlar, gelin safdillik derecesine varan beklentilerinizi bir daha gözden geçirin!..

Ekrem Şama
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.