BAŞBAKANA ÖMÜR BİÇMEK

Sayın Başbakan Erdoğan’ın bir dizi ameliyatından sonra sağlığı polemik konusu yapıldı.
Kanser mi, değil mi, tartışmaları sürerken bazılarınca da iki yıl gibi bir yaşam süresi kaldığı ileri sürüldü. Güya doktorlar böyle bir kanaat belirtmişler, birileri de bunu ele geçirmiş ve manşete çekmiş.
Bizler inanmış insanlarız. Cenabı Allah’ın takdir ettiği ömür bitmeden kimsenin eceli gelmez. Ecel gelince de onu bir dakika bile öne almak veya tehir etmek mümkün değildir. Bu konudaki ayeti kerime şudur:
“İnsanların ecelleri geldiği zaman ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” Nahl Suresi:61
Bu ayette de belirtildiği gibi kullara ömür biçmek kulların işi değildir. Tamamen Allah’ın takdirinde bir konudur. İnsanlar ancak belirli bilgileri ile tahminlerde bulunabilirler. Bu tahminlerin doğru çıkıp çıkmaması da Allah’ın bileceği bir husustur.
Şahsen ben de Sayın Başbakan’ın daha uzun yıllar yaşayacağını ve bazı olayları göreceğini tahmin etmekteyim. Birileri kısa ömrü kaldığını doktor raporlarına göre tahmin ederken, ben de uzun yaşayacağı konusunda tahminimi bir Hadisi Şerif’e dayandırıyorum. İşte o Hadisi Şerif:
"(İnsanları haksız yere ) Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz" (Tirmizi 2507, Beyhaki, 2778)
Hatırlayalım. Hayatını bu Millet’in problemlerine çare bulmakla geçiren, son nefesine kadar inandığı davada azimli, gayretli ve yol gösterici çalışmalarını sürdüren güzel insana “beli iki büklüm olmuş, hala koltuk hırsı içinde, beyni sulanmış, torunlarını sevecek yaşa gelmiş hala elini eteğini çekip de kenara çıkmıyor” türünden kınamalarda bulunduğunu duymayan yok gibidir. 65 yaş tavanını, ya da üç dönemlik milletvekilliği sınırlamasını Millet’e ilan ede ede tüzüğüne koymak suretiyle, malum basının da şişirmesiyle baştan avantajlı gibi bir görünüm elde etmişti. Bunu izah ederken de ballandıra ballandıra hep o güzel insana ve etrafında bulunan hizmet ehli şahıslara göndermeler yaparak kınadığını hepimiz biliyoruz. Sonra herkes anladı ki, o kınanan insanın yaptıkları koltuk hırsından dolayı değil, Milletime nasıl faydalı olabilirim, diye olan düşüncesinden dolayıdır. Yine anlaşıldı ki onun beyni sulanmamış; aksine,Türkiye’nin ve İslam dünyasının dertleri için teşhis ve tedavileri içinde barındıran berrak bir beyindir. Nitekim 40 yıl önce dikkat çektiği tehlikeler bir bir ortaya çıkarken o, son nefesinde bile bu tehlikelerin hal çarelerini ortaya koymakla ömeşgul oldu. O dünya ve insanlığın problemlerine çareler üretmeyi torun sevmeye tercih etti. Zamanında sevip ilgi göstermeye fırsat bulamadığı evlatları ve torunları da bunu büyük bir hürmetle itiraf etmektedirler. Kendisine yapılan kınamaların ne kadar haksız olduğu gün gibi ortaya çıktı.
Yine hayatını, aldığı görevleri hakkıyla yerine getirmeye gayret eden, liderine sıkı sıkı bağlı olan, lideri yasaklı olduğu dönemlerde de aldığı görevleri onun talimatları doğrultusunda yapmanın derdinde olan bir güzel insana “sen çantacı mısın, genel başkan mısın?” türü hakarete varan kınamalarda bulunduğuna bizzat şahitlik ettiğimiz bir vakıadır. Sonra görüldü ki o insan da liderinden aldığı ışığı halkına ve İslam dünyasına yansıtmaya çalışan biridir. Günü geldiğinde de, hiç itirazsız, kaprissiz, liderinin işaretiyle genel başkanlık görevlerini devredip, bir nefer gibi hizmete devam etmeye çalışmaktadır. Tüm olumsuzluklara ve sağlık problemlerine rağmen. Görüldü ki ona yapılan kınamalar da haksız ve yakışıksız imiş.
Hadisi şerifi tekrar hatırlayalım: "(İnsanları haksız yere ) Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz" İşte ben de tahmin ediyorum ki Sayın Başbakan kınadığı şeyler başına gelmedikçe vefat etmeyecektir. Uzun yaşayıp yaşlılık ve çantacılık problemleri ile karşı karşıya kalacaktır. Daha uzun ömürleri olduğu tahminimin birinci sebebi budur.
İkincisi de, biz inanırız ki, Cenabı Allah sevdiği kebair ehli kullarına uzun ömür verirmiş. Tevbe etsin, şefaate nail olsun diye.
Sayın Başbakan, BOP Eşbaşkanlığı, NATO üyeliği, AB’ye boyun bükmesi, ya da ABD’nin stratejik ortaklığı dolayısıyla bir çok operasyona yeşil ışık yakmış ve türlü şekillerde destekler vermiştir. Neticeleri hepimiz biliyoruz. Bu operasyonları zulüme döndermiş bulunan NATO, AB ve ABD, Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da ve başka İslam coğrafyasında milyonlarca Müslümanın katledilmesi, yüzbinlerce kadın ve kızın tecavüze uğraması, yüzbinlerce bebeğin bombalarla yakılması, İslam ülkelerinin talan edilmesi, aşağılanması gibi, kebairin de kebairi türünden suçları işlemişlerdir. Bu suçlara çeşitli şekillerde onay ve destek vermiş bulunan bir insanın da vebalinin herhalde kebair türünden bir vebal olacağı açıktır. Bırakınız milyonların kanını, yakılan bir tek bebeğin bile hesabının zor olacağı iyi bilinmelidir.
İşte Cenabı Allah Sayın Başbakan’a bundan dolayı uzun ömür vermek suretiyle, şefaatine nail olması için tevbe etmesine fırsat verecektir. Kul hakları hariç olmak üzere huzuruna tertemiz gelmesini irade edecektir. Kul haklarının affı ise hakkı alınan kulların rızası ve helalliği ile olacaktır. Yani tahminimi söylüyorum. Yoksa haşa Allah’ın işine karışıyorum anlamı çıkarılmamalıdır.
Sayın Başbakan’a iki yıl gibi kısa bir ömür biçenler bu hususları hiç düşünmüşler midir dersiniz?
Şifa ve şefaat kelimeleri aynı kökten türetilmiş iki kavramdır.
Sayın Başbakan’ın hastalığına “şifa” verecek olan Şafi sıfatıyla Cenabı Allah’tır. Yine ona uzun ömür verip “şefaat” ine nail edecek olan amelleri işlemesine fırsat verecek olan da yalnız odur.
Eski mesai arkadaşımız ve dostumuz Recep Tayyip Erdoğan’a geçmiş olsun, hayırlı ömürler nasip olsun diyoruz.

Ekrem Şama
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.