SİNCAN’DA TANK İZLERİ

15 yıl önceki bir olayın yıldönümü…
Sincan sokaklarında tank yürütmüşlerdi.
Süreç 30 Ocak 1997’de başlamış, Şubat’ta devam etmişti.
Aslında süreç Milli Görüş’ün koalisyon ortağı olarak hükümet kurması ile başladıysa bile, bu hükümetin zoru, ya da imkansızı başarmaya,  çözümleri bir bir yürürlüğe sokup netice almaya başlamasıyla düğmeye basılmıştı.
Neden tank yürütülmüştü?
Zahire bakılırsa 30 Ocak 1997’de Refah Partili Sincan Belediyesi’nin himayesinde yapılmış bulunan Kudüs’teki Yahudi katliamlarını protesto gecesi ile harekete geçmişlerdi.
Cunta ve onun tahrikçisi ve tetikçisi medyaya göre bu olayda;
1-Etkinliğin düzenlendiği çadır Kubbetussahra’ya benzetilmiş.
2-Çadırın içine Hizbullah ve Hamas Liderlerinin posterleri asılmış. 
3-İran Büyükelçisi konuşturulmuş.
4-İntifada gösterisi yapılmış.
Sonra gelen hafta içinde bu dört olay büyük bir suçmuş gibi yoğun bir yönlendirme haber bombardımanı ile aklar kara gösterilmiş, Türkiye’nin büyük bir irtica tehlikesi ile karşı karşıya geldiğine dair kamu oyunda bir kanaat oluşturmaya başlamışlar ve 5 Şubat’da tanklar sokağa çıkmıştı. Aslına bakılırsa tanklar sokaktan değil, aklın ve hukukun üstünden geçirilmişti.
Önce bahanelerine bir göz atalım:
Kubbetüssahra’ya benzeyen çadır…
Bunu suçmuş gibi gösteren medyaya ne demeli? Kudüs’te Müslümanlar için kutsal olan Mescid’i Aksa ve Kubbetüssahra’ya benzeyen çadır kurmak nasıl suç gibi gösterilebilir?
Hizbullah ve Hamas liderlerinin posterleri…
Hizbullah Lübnan bağimsız devletinin savunmasını üstlenen bir devlet kuruluşu. Hamas ise Filistin’in bir siyasi partisi. Bunlar terörist değil, illegal değil… Kudüs’te yapılan Yahudi zulümlerine karşı koyabilecek iki resmi kuruluş. Bunların yöneticilerinin posterleri neden suç unsuru olsun? Bunun mantığı olabilir mi?
İran Büyükelçisi’nin konuşması neden suç olsun? İran dost ve komşu bir ülke. Bizim yetkililerimiz de orada her vesile ile konuşmalar yapıp demeçler vermiyorlar mı? Başka ülkelerin büyükelçileri belediyelerin ya da diğer resmi ve özel organizasyonların mekanlarında konuşamazlar mı? Konuşmuyorlar mı? Belediyeler yapmış oldukları film festivalleri, ya da kültür etkinliklerinde, yabancı konukları ağırlayıp onları konuşturmuyor mu? Böyle bir suç olabilir mi? Nitekim eli kanlı İsrail Cumhurbaşkanı TBMM’de konuştu ve milletvekilleri ayakta alkışladı. Yüzlerce örnekten sadece tek bir örnek…
İntifada gösterisi ise Filistinli çocukların yerden aldıkları çakıl taşları ile İsrailli canilere karşı yaptıkları sembolik bir savunma. Vatandaşlarımız arasında yıllardır sempati ile karşılanan bu olayın benzerini tiyatro gösterisinde sergilemek nasıl bir suç? Akla, mantığa, gerçeğe, hukuka uyuyor mu?
İşte sözde bu sebepler köpürtülerek söz konusu protesto gecesi halkımıza suçmuş gibi gösterilmiş, 4-5 gün sonra tanklar Sincan sokaklarından geçirilmiş, Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız ve Gazeteci Nurettin Şirin başta olmak üzere bir çok kişi lince uğrarcasına hapislere tıkılmış, rekor cezalar verilmiş, kendilerini ziyarete giden Bakan Şevket Kazan suçlu gibi teşhir edilmiştir. Sözü geçen şahıslar hapislerde çürütülmüştür.
Siyonist bir çekirdeğin etrafında oluşan manyetizmanın etkisiyle hareket eden cunta heveslileri, onun paralelinde yürüyen rantiyecilerin tetikçisi konumuna gelmiş medya mensupları ve onların buyruğu ile hareket eden sözde yargı mensupları… Mukaddes değerlere karşı dini hassasiyetleri olan ve muhafazakar diye adlandırılan halkı etkileyip bütün bunları suçmuş gibi göstermeleri ile 28 Şubat’ın kılıfını hazırladılar. Şaşılacak olan onların bu çabaları değil, halkın buna inanmasıdır. Kudüs ve Mescidi Aksa gibi mukaddes değerlerin korunması için yapılan bu gösterinin ağır bir suç olduğunu zanneden muhafazakar halk, böylece Siyonist propaganda bombardımanının etkisine girebilmiştir. Milli Görüş’ü desteklemek nerdeyse terörörü desteklemek gibi algılanır hale gelmiştir. Yani ak olan, bu faaliyetleri kapkara olarak algılama yanılmasına düşürülmüştür.
12 Eylül 1980 ihtilalini de gene Milli Görüş’ün organize ettiği Kudüs Mitingi’ni bahane göstererek yaptıklarını unutmamak gerekir.
Peki bu gün yine Siyonist çekim merkezli rantiye ve medyanın marifetiyle hala Müslüman muhafazakar halkı kandırmakta olduklarını söylesek abartı olur mu?
Mesela komünizm tehlikesinden korunmak için müttefiki bulunduğumuz NATO’nun, artık böyle bir tehlikenin bulunmaması neticesinde Müslümanları hedef alıyor olmasını ve bu yüzden milyonlarca masumu katletmelerini normal olarak Müslüman muhafakar halkımız kabul edebilir mi? İslam ülkelerinin NATO ile işgal edilmesini bir Müslüman kabul edebilir mi? Ama bu onlara hala sevimli gibi gösterilebiliyor. Halkımız karayı ak gibi algılayabiliyor.
Mesela demokrasi getireceğiz bahanesi ile İslam ülkeleri Haçlı çizmesi altında eziliyor. Milyonlar katlediliyor, ırzlar kirletiliyor, camiler, türbeler, köprüler, altyapı tesisleri yakılıp yıkılıyor, muhafazakar halkımız bunları adeta büyülenmiş gibi sessiz ve adeta tasvip eder gibi izleyebiliyor. Bu nasıl bir propaganda bombardımanı ile yapılabiliyor?
Şu kadar İslam ülkesinin sınırlarını değiştirmek ve İsrail’in önünü açmak için icad edildiği artık sağır sultanca bile anlaşılmış bulunan, dev adımlarla da hedefine doğru giden Büyük Ortadoğu Projesi, halka anlatıldığı halde çoğunluğun kılları kıpırdamıyor. Bu nasıl bir propaganda bombardımanıdır?
İran ve Pakistan’a karşı inşa edildiği, ABD yetkililerince de açıklanan NATO füze kalkan sistemi, iktidarın oluru ile ülkemize kuruluyor. Sanki bu gerekliymiş gibi halktan hiç ses çıkmıyor. Bu nasıl bir kandırılmışlıktır?
Haçlı işgalinin büyük merhalesi Türkiye-İran savaşı çıkarılarak İslam dünyasının en güçlü devletlerini birbirlerine ezdirdikten sonra, Müslümanların elinde kalan iki mukaddes şehir olan Mekke ve Medine’ye sıranın geleceği açıklanıyor. (ABD Milletvekili Tom Tancredo)  Bütün hamleler buna göre yapılıyor, halkımız ipnotize edilmiş gibi işgalcilerin ve onlara yardım edenlerin tarafında yer alıyor. Kapkara tablo ak gibi gösteriliyor.
İyi niyetle başlamış bir takım halk hareketlerini manüple ederek, sömürünün atlama taşı olarak kullanıyorlar, halkımız hala olayın bütünü ile değil, önünde oynatılan tiyatro ile meşgul edilebiliyor.
Halkın gözünün içine baka baka Haçlı işgallerinin devam etmesi gerektiğini savunanlara kahraman gibi bakılabiliyor. İşgalci canilerin neredeyse cihad ettiklerine halk inandırılılabiliyor. Onlara dua edenler alkışlattırılabiliyor.
Bu nasıl bir propagandadır, nasıl bir aldatmacadır, sonu nereye varacak, olayın farkına varanlar halkı uyandırabilecek mi?
1909 yılında 2.Abdülhamid Han’a karşı düzenlenen ihtilalle başlayan Siyonist aldatmaca hala son bulmadı.
Kitleler kandırılmaya devam ediliyor.
Rahmetli Erbakan Hocam ömrünü İslam Alemi’ni uyandırmaya çalışmakla geçirmişti. Onun izinden giderek aynı uyarıları yapmak hepimizn boynuna bir borçtur. 
Müslümanlar aynı delikten iki defa sokulmamalıdır. Bizdeki yılanlar halkımızı onlarca defa soktular, hala da sokmaya devam etmekteler.Bütün bu olanlar içinde en garibi ise Kuran ve Hadis ilmi olan birçok hoca efendinin Siyonist propagandanın farkına varamayışlarıdır. Tıpkı yüz yıl önceki İttihat Terakki ile 2. Abdülhamid Han olayında, Hakk’tan değil batıldan yana güçlerini harcayan Merhum Mehmed Akif Ersoy, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, ya da Bediüzzaman Said Nursi gibi. Gerçi onlar olayların farkına varıp pişman olmuşlardı ama, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti.
Korkulur ki bu gidişle bu defa pişman olmaya bile fırsat kalmayacak…

Ekrem Şama
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.