ALLAH'IM BİZ DOSTUZ BU DİLİPAK'LA!

 


YazAbdurrahman Dilipak dostumuz...
Öteden beri takip ettiğimiz, her gün olmasa da sık sık okuduğumuz muhterem bir yazarımız.

Milli Nizam Partisi üyesi, mahkumu, mağduru, Refah Partisi üyesi, müdafii, milletvekili adayı...

Milli Gazete'de uzun yıllar yazmış, yol göstermiş, eleştirmiş, eleştirilmiş, Milli Görüş tabanının sevip saydığı, yazdıklarına itibar ettiği, uzun yıllar da çeşitli dergilerde, gazetelerde ve internet sitelerinde yazan, parti, geçlik ve birçok kuruluşun organize ettiği konferanslarda halkı aydınlatma görevi yapan bir kardeşimiz, dostumuz.

Ama nevi şahsına münhasır, bana göre fikirlerinde zaman zaman zikzaklar çizmiş olan bir dost. Eleştiri sınırlarını aşarak yazdıkları, zaman zaman davamız adına bizlerin ayağa fırlamasına sebep olmuşsa da, nezaket gereği dilimizi ısırarak cevap vermemişizdir. Geçen gün "Bu Gidiş Nereye?" diye sormuş ve özellikle Saadet Partisi'ni ve yöneticilerini eleştirmiş. Yazdıklarına hayret ettim.

Parti hakkındaki görüşleri internette bulunan bazı gurupların yazılanlarından oluşmuş. Sebebi de gerek kendisine, gerekse ismini verdiği ve akraba olduğu bazı kişilere gelip hiç fikrini soran olmamış, o da mecburen o gurupların görüşlerinden hareketle parti hakkında bazı değerlendirmelerde bulunmuş.

Adı geçen yazısında Milli Nizam'dan sonra parti üyesi olmadığını, Milletvekili olmadığını, makam mevki talebinde bulunmadığını,  memur olmadığını, çoluk çocuğu için de yaşları itibariyle istikbal talebi olmasının mümkün olmadığını iftihar ederek ifade ediyor.

Bu değerlendirmelerin mefhumu muhalifini düşündüğümüzde partiye kayıtlı olanların yukarda söylediği talepler için kaydoldukları sonucu çıkıyor. Böyle menfaat devşirmeyi düşünerek çalışmış olanlar bulunabilir ama kahir ekseriyetle Milli Görüş'te çalışanların, adeta ibadet etme kasdıyla çalıştıklarını en iyi Dilipak dostumuz bilir. Ayrıca Refah Partisi'nde üyeliği ve milletvekili adaylığı olduğunu da düşündüğümüzde aklımız iyice karışıyor. Onun RP'den milletvekili adaylığını teklif edenlerin birisi de bendim. O dönemde resmi makamlarca en yakından izlenen parti Refah Partisi olduğundan, adayların partiye üyeliklerinin yapılması bir mecburiyetti. Çünkü adaylıklarına itiraz yoluyla partiyi zor durumda bırakmak, o günkü  resmi makamların en keyif alarak yapacakları, ya da diğer partilere yaptıracakları bir icraat olurdu. Dost Dilipak neden üye olduğunu gizleme gereği duyuyor anlayamadım. Kimse onu makam mevki peşinde birisi olarak itham etmedi ki. Demek ki şayet seçilse idi, yukarıdaki talepleri doğrultusunda seçilmiş olacaktı, bile diyemeyiz. Ama o kendi kendine bunu mu demek istiyor anlamadık. Allah rızası için yaptığını ifade ederken, Milli Görüş mensuplarının da aynı gaye için çalıştıklarını unutmuş gözüküyor.

Şu cümleye bakar mısınız?

"SP'de kimileri AKPARTİ ve Erdoğan karşıtlığında pek çok kesimin önüne geçti."

Milli Görüşçülerin muhalefet ederken ifrat derecesinde hareket ettiğini söylemek istiyor zannımca.

İnsaf be dost!

Herkes çok iyi hatırlıyor ki, Dilipak dostumuz AKPARTİ ve Erdoğan için "Bakın ellerinize, bulaşan bebek kanına!" diye kaç defa yazı yazdı, konuşma yaptı. Elbette Milli Görüşçüler, Erdoğan ve AKPARTİ'nin İslam dünyasında akmakta olan kandan vebal payı olduğu gerçeğini ifade etmişlerdir, etmektedirler de. Ama üslup ve yaklaşım olarak ellerinde bebek kanı olduğu şeklinde son derece ileri bir ifadeyi direkt kullanmadılar. Ama dostumuz bu cümleyi slogan olarak uzun yıllar işledi.

Bir adım daha atalım:

Başbakan ve partisinin ellerinde bebek kanı olduğunu ifade eden dostumuzun, biraz zaman geçtikten ve akan kan sel olduktan sonra aynı siyasetçileri zaman zaman savunmaya çalışması etik midir? Makul ve mantıklı mıdır? Ellerinde milyonlarca Müslümanın kanları bulunduğunu söylediğiniz kişi ve partilerin hangi icraatını savunabilirsiniz?.. Üstelik söz konusu kan, oluk oluk akmaya da devam ederken.

Şimdi dostumuza sormak yerinde değil midir?

Erdoğan ve AKPARTİ karşıtlığında kim kimin önüne geçmiştir? Kim ifrata düşmüştür? Ya da bu karşıtlıkta kim samimidir, kim yüzseksen derecelik zikzaklar çizmektedir?

Saadet Partisi'nden son ayrılanlar konusu...

Numan Kurtulmuş ve arkadaşları Merhum Erbakan'ın liderliğini reddetmek üzere atraksiyonlara başladıklarında, dostumuz Dilipak'ın da içinde bulunduğu bir takım yazarlar ve medya temsilcileri aslan kaplan edebiyatı ile ayrılığı körüklemişlerdi. Dediklerine bakılırsa Kurtulmuş ve arkadaşları ayrı parti kurarlarsa tabanı kucaklayacakları gibi, iktidar alternatifi ve hatta iktidar bile olabileceklerdi. Onların bu desteklerinden de cesaret alan ayrılıkçılar yaptıkları hesapların doğru olduğu zehabına kapılarak, Saadet'i bölerek parti kurdular ama sonunda hesaplarının yanlışlığını da görmüş oldular. Şimdilerde parti olmanın dayanılmaz yükleri ile baş başa bırakıldıklarından feryat figan sesleri arasında yüzlerce görevlinin istifaya başlaması üzerine, lazım gelirdi ki söz konusu ayrılığı teşvik eden yazar ve medya temsilcileri bunlara yol gösterici fikirler ileri sürsünler. Zor durumda olan bu partinin nasıl iktidara taşınacağını köşelerinde ve ekranlarında göstersinler. Tıpkı ayrılığın söz konusu olduğu o günlerdeki gibi.

Ama görülüyor ki onlar bölünmeyi gerçekleştirip başarı kazanmışlığın rahatlığı içinde, o partiyi hiç gündemlerine almıyorlar. Aksine derlenip toparlanmaya başlayan Saadet'ten "nasıl yeni ayrılmalar sağlayabiliriz"in peşindeler. Nitekim dostumuz Dilipak, Saadetli yetkililerin kendisine ve akrabalarına danışmadıklarını bahane ederek bu partide istişare ve şuranın bırakılmış olduğunu ifade etmiş. Sonra internet guruplarına bakarak Saadet Partisini üçe bölmüş. Sonra lütfetmiş, ileride bedelli askerlik çıktıktan sonra  bölümleri ikiye düşürücü bir kehanette bulunmuş. Ve sonunda da baklayı ağzından çıkarmış:

"Böyle bir parti iktidara gelse bile devleti idare edemez!" hükmünü de verivermiş.

Dost olduğumuz ve halen dostluk hatırını saydığımız için cevap vermeyeceğim. Sadece Allah'a havale edeceğim.

Allah'ım, biz dostuz bu Dilipak'la!

Allah'ım biz dostuz, bu dili pakla!..

Ekrem Şama
Milli Gazete