HAYAL AMA MUHAL DEĞİL

 

Bugün biraz hayale dalmak istiyorum. Geçmişi düşüneceğim...
Gerçekleri hatırlayacağım, üzerine hayalimi bina edeceğim. Öyle bir hayal ki, kesinlikle muhal (akla mantığa ve gerçeklere aykırı) değil.
1997 yılı Mayıs-Haziran ayları.
54.Erbakan Hükümeti’nin istifası için, Batı Çalışma Gurubu ile ifrit planlar geliştiren cunta heveslileri tarafından büyük bir baskı var. Hükümet buna rağmen istifa etmek yerine, çok önemli hizmetlere imza atmaya devam ediyor. İçerde havuz sistemi ve denk bütçe uygulamaları meyvelerini vermeye başlamış. Önce asker ve yargı mensuplarına verilen yüksek maaşlar, diğer çalışan kesimlere de verilmeye başlanmış, işçi memnun, memur memnun, emekli hayatında ilk defa eline para geçmiş olmasının imtiyazını yaşıyor.. Sanayici üretiyor, ihracatcı satıyor, esnaf memnun, halk yapılan bütün provakasyonları anlamış, yaygaralara kulaklarını tıkamış. Üretim ve kalkınma seferberliği ile meşgul.
Cuntacılar ve yardakçıları ne kadar çabalasalar da, gerek Refah’tan gerek Doğruyol’dan bir çivi bile sökemiyorlar. Darbe yapmanın da ne kadar geri tepecek bir müdahale olduğunu bildiklerinden çaresiz kıç üstü oturmak zorunda kalıyorlar. (Bunu zaten kendileri de ifade etmişlerdir.)
D-8 rayına oturmuş. Kalkınmakta olan 8 ülke (Türkiye, Pakistan, Bangladeş, Endonezya, Malezya, Nijerya, İran ve Mısır) birliğin organlarını kurmuşlar. Merkez Ankara’da çalışmaya başlamış. Hızlı adımlarla sanayide ve ticarette işbirliği gerçekleşmiş, savunma sanayi standartları belirlenmiş, her ülke üzerine düşen görevleri yapıp üretime geçmiş. Sanayi ve teknolojik imkanlar atılıma dönüşmüş. Uçak, gemi ve gelişmiş silah endüstrisi altyapıları hazırlanıp üretime geçilmiş. Dünya barış ve kalkınma rengine boyanmış.
Dünya enerji piyasası başta olmak üzere büyük bir potansiyeli bağrında bulunduran D-8 ülkeleri, dış politikada da beraber hareket etmekteler.  İthalat ve ihracat, kurulacak bir ortak organ tarafından kontrol ediliyor. Üye ülkelerin ihraç ürünlerine kota koymaya kalkan ülkeler için mukabil tedbirler alınıyor. Mesela bu gibi ülkeler için petrol ihracı ile ilgili tedbirler yürürlüğe konuluyor.
1998 yılına gelindiğinde D-8 in başarılarını gören 12 ülke daha (Mesela, Irak, Libya, Azerbaycan, Suudi Arabistan, Suriye, Ürdün, Sudan, Yemen, Kuweyt, Bahreyn, Afganistan, Türkmenistan) birlik için müracaat ediyor ve üye oluyor. D-20 topluluğu aynı yıl Birleşmiş Milletler teşkilatına başvurarak şu talepte bulunuyor:
“Birleşmiş Milletler’in bu haliyle 5 daimi ülke (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin) nin haksız ve adaletsiz yetkileri dolayısıyla dünya barışını sağlamasının imkanı yoktur. Bu adaletsizliğin giderilmesini istemekteyiz. Dünyanın geri kalan devletleri bu 5 daimi üye ülkenin köleleri gibi muameleye tabi tutulmaktadır. Bu yapı ile dünya barışının sağlanması mümkün değildir. Üye ülkelerin uluslar arası barış ve adalet ihtiyaçlarının sağlanması için alternatif oluşumlar kaçınılmazdır.”
1999 yılı seçimlerine gidilirken milletimiz 5 yıldır iktidarda olan bu hükümetin başarılarını değerlendirip (Batı Çalışma Gurubu’nun da hesapladığı gibi) Refah Partisi’ne %46 oy vermiştir. Böylece Koalisyonlar dönemi de tarih olmuş, arzulanan istikrarlı, başarılı, yenilikçi, atılgan ve itibarlı bir iktidar dönemi başlamış olacaktır. Cuntacıların yaptıkları hesaplar artık boşa çıkmıştır. Modern ya da postmodern darbeler dönemi tarih olmuştur. Müteakip seçimlerde bu oran %60 ları bulacaktır.
Haçlı dünyası tıkanmış bulunan kendi çıkar yollarını tekrar açmak için, bir yandan tehdit politikalarını yürürlüğe sokarken, diğer yandan da D-20’nin lideri konumunda olan Türkiye’ye şu mesajı vermektedir:
“Yıllardır uğraştınız, artık Avrupa Birliği’ne üye olmayı hak ettiniz. Gelin derhal işlemlere başlayın ve Avrupa’da yerinizi alın…”
Türkiye bu isteğe şu cevabı vermiştir:
“Biz Avrupa Birliği ülkeleri ile medeni, ticari, kültürel ve teknolojik ilişkiler kurmak istiyoruz. Çatışma değil diyalog istiyoruz. Sömürüye karşıyız, işbirliği istiyoruz. Çifte standart değil adalet istiyoruz… Bunları sağlamak için Avrupa Birliği’ne üye olmamız gerekmez…”
2001 yılına gelindiğinde, dünyanın artık tek kutuplu değil, iki kutuplu olduğunu anlayan ABD, zulmünü devam ettirebilmek için ikiz kuleler mizansenini oynamaya kalkacaktır. Ancak olayı tek başına soruşturmaya ve bundan mazlum ülkeleri işgal için bahaneler çıkarmaya kalkıştığında, D-20 ler hemen bir açıklama yaparak, bu tek taraflı ithamların kabul edilemez olduğunu, olayı beraberce soruşturmak gerektiğini ifade ederek karşısına dikilecek ve mizansen delilleri bir bir ortaya çıkarılarak baştan işgal bahaneleri elinden alınacaktır.
Bu olayı gören birçok ülke D-20 ye müracaat ederek, birliğe üye olmak isteyecektir. Kısa sürede D-20, D-64 haline gelmiştir. Birliğin artık bir de güvenlik ve savunma gücü vardır ve esasları belirlenmiştir. Böylece İslam dünyası için tehdit olan NATO; sabah erken kalkıp herhangi bir ülkeyi keyfi işgal etmeye kalkışamamaktadır.
D-20 (ya da D-64) üye ülkelerde demokrasinin yerleşmesi ve diktatörlüklerin önlenmesi için bir takım kararlar da almıştır. Mesela seçimlerde gözlemci bulundurma, seçimler esnasında baskı, hile, sahtecilik, cebir ve şiddet gibi diktatörlerin başvurduğu yöntemlerin varlığı tesbit edilirse, seçimlerin yenilenmesi, bunun tekrarlanması halinde müdahale hakkının doğacağı gibi kaideler konulmuştur. Böylece kanlı diktatörlükler de tarihe karışmıştır.
Elbette düşüncelerim bunlarla sınırlı değildir. Ama yazının hacmini de aşmamak gerekiyor.
Dostlar!
Buna hayal diyebilirsiniz ama, gerçeklerden yola çıkarak hayal ettim.
Hayal olabilir ama muhal değildir.
Bir de böyle düşünelim.
Bu günkü dünya ve Türkiye şartları ile bunu karşılaştıralım.
Hayal dediğimiz, ama tamamen gerçek planlara dayanan bu tedbirlerin  hayata geçmesi için tren de kaçmış değildir.
İçerde ve dışarıda kafamıza vurulan balyoz darbeleri sanki kafasızlığımıza vuruluyor gibidir.
 Bu vesile ile Milli Görüş Lideri Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızı rahmetle yad ediyor, yaptığı mükemmel planların ve attığı sağlam adımların kıymetini bu gün daha iyi anlıyoruz.

Ekrem Şama