İTİRAF SIRASI BAŞBAKAN’DA

 

Hıristiyan aleminin lideri Papa 16. Benedikt, geçen gün katıldığı bir toplantıda Hıristiyan dini adına şiddet uygulandığını kabul etti ve bunu utanç verici olarak yorumladı.
İşte sözleri:
 “Bir Hıristiyan olarak bir noktayı belirtmem gerekiyor ki, evet doğrudur, tarih boyunca şiddet, Hıristiyan inancı adına da uygulanmıştır. Bunun utanç verici bir şey olduğunu kabul ediyoruz.”
Böylece başta Haçlı Seferleri olmak üzere tarih boyunca, Hıristiyanlık adına yapılan zulümler birince ağızdan “utanç verici şiddet” olarak vasıflandırılmış oldu.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Sayın Erdoğan ise, her vesile ile birçok resmi platformda bunun tam tersini ifade etmiştir.
İşte sözleri:
“Bugün Haçlı Seferleri’ni farklı bir şekilde değerlendirmek zorundayız. Haçlı seferleri din adına yapılan savaşlardan ziyade, iki kültürün, iki medeniyetin, iki dinin karşı karşıya gelmesi, tarafların birbirini tanıması, birbirini anlaması ve birbirinden etkilenmesi sonucunu da doğurmuştur. Bilimde, sanatta, mimaride, dilde, musikide, günlük yaşam alışkanlıklarında, hatta yeme içme kültürlerinin transferinde Haçlı Seferleri son derce etkili olmuştur. Bugün Doğu Medeniyeti’nin temellerinde de, Batı Medeniyeti’nin temellerinde de bu karşılaşmanın etkisini kimse inkar edemez…” 
Şu iki değerlendirmeyi beraberce düşündüğümüzde trajikomik bir durum meydana çıkmaktadır. Hıristiyanlık adına bu zulümleri yapan tarafın lideri bütün bu yapılan vahşetleri “utanç verici” olarak nitelerken, zulme uğrayan tarafın temsilcisi bunun din savaşından ziyade bir “medeniyet alışverişi” olduğunu ifade etmektedir.
İşin gerçeğinde, tarihte defalarca tekrarlanan Haçlı saldırıları, uyguladıkları vahşetler nedeniyle  Müslümanlarla fanatik Katolik Hıristiyanlar arasında dostluğun ve  kaynaşmanın sebebi değil, düşmanlık ve nefretin şaha kalktığı, ayrışmanın sebebi ve büyük ölçüde başlangıcı olmuştur. Bu savaşlarda Haçlıların Müslümanların medeniyet anlayışlarına herhangi bir katkısının olduğundan söz edilemez. Kan, gözyaşı, yıkım, zulüm, sömürü ve şiddetin müspet manada medeniyete bir etkisi olamaz, olmamıştır. Ancak nefreti ve düşmanlığı arttırmaktan başka bir sonucu yoktur.
İslam Medeniyeti’nin Haçlıları etkilemesi nasıl olmuştur dersek, şu tespitler yanlış olmaz:
Müspet ilim ve teknikte bir takım etkiler görülmüştür. Neyin nasıl ve ne şekilde olduğunu bile anlayamadan körü körüne yüzyıllarca teknik buluşları taklit etmeye kalkmışlardır. Daha sonraki yüzyıllarda ise teknik bir atılımın içine girmişlerdir.
Ahlak, maneviyat, insanca yaşamak, barış ve hoşgörü konusunda maalesef hiçbir etkisi olmamıştır. Bunu şuradan anlıyoruz:
Haçlı seferlerinden sonra da batılılar vahşi yaşamlarına devam etmişlerdir. Hatta bu seferlerden 200-300 sene sonra batıda vahşetin arttığını görüyoruz. İtalya’da, İspanya’da, Fransa’da, İngiltere’de dini inanışlarındaki farklılık sebebiyle, milyonlarca insan özel fırınlarda yakılarak katledilmiştir. Engizisyonlarda türlü işkencelere uğratılarak insanlığın yüzkarası muamelelere tabi tutulmuşlardır. Katolik mezhebinden olmayan kendi dindaşları dahil, Müslümanlara ve Yahudilere uyguladıkları bu vahşetler Müslümanların hoşgörü ve kardeşlik anlayışı ile sürdürdükleri yaşayış tarzının kendilerine müspet hiçbir etkisinin olmadığını göstermektedir. Komşuları Endülüs Müslümanlarının nasıl vahşice yok edildiklerini, tüm medeniyet kalıntılarının, örneğin milyonlarca kitaplarının nasıl meydanlarda törenlerle yakıldığını kendi tarihçileri anlatmaktadır.
Haçlı Seferlerinden 350 sene sonra Fatih Sultan Mehmed Han’ın, İstanbul’un fethinde onbinlerce Bizanslı sivil ve askeri affedip, onlara her türlü insani yardımı ve hürriyeti bahşedip, karanlık çağları ortadan kaldırdığını kendileri ifade etmelerine rağmen, aynı fanatik Haçlıların batıda insan eti yemeye devam ettiklerini, yağlı kazık tarlalarında on binlerce Müslüman’ı türlü işkencelerle öldürmekten orgazma ulaşırcasına büyük zevkler aldıklarını, kendi ana veya babaları ile evlilikler yapıp çocuk sahibi olmak gibi en aşağı ahlak çukurlarına yuvarlandıklarını yine kendileri ifade etmektedirler.
Yine söz konusu Haçlı Seferlerinden 300-400 sene sonra Kazıklı Voyvodaların, kanlı Mihaillerin insan etinden kebap yapmaya devam ettiklerini, işkence ve vahşetlerin akla hayale gelmeyen türlerini gene Müslümanlar üzerinde uyguladıklarını kimse unutamaz. Afrika’da zenci Müslümanlara uyguladıkları akıl almaz vahşet uygulamaları 400-500 asır devam etmiştir. Başbakan Erdoğan’ın da defalarca söylediği gibi Afrika’daki bu zulüm ve sömürü hala devam etmektedir.
Haçlı Seferlerinden 800-900 sene sonra Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında insanlık dışı hangi katliamların yapıldığını bilmeyen mi var? Tek bir örnek bile her şeyi açıklamaya yetmez mi:
Çanakkale savaşında ve sonraki cephelerde esir alıp Mısır’a götürdükleri on binlerce Mehmetçiği krizol havuzlarına nasıl soktuklarını, nasıl katlettiklerini ve sağ kalanların gözlerini nasıl erittiklerini TBMM tutanaklarından görmek mümkün.
 Haçlı Seferlerinden 1000 sene sonra Bosna’da onbinlerce masum Müslüman Boşnak halkını Birleşmiş Milletler askerlerinin, Haçlı zihniyeti ile aldatarak silahlarını toplayıp, sonra ellerini bağlayıp, arkalarından makineli tüfeklerle tarayıp, cesetlerini çukurlara attıklarını, gözyaşlarının hala dinmediğini hepimiz biliyoruz. Onların katliam sebebi ise sadece Müslüman olmalarıydı.
Bugün NATO’ya bağlı Haçlı askerlerinin, ya da Haçlı koalisyon gücüne bağlı askerlerin, Afganistan’da,  Irak’ta dünyanın başka bölgelerinde şu anda bile zevk için masum sivillerin onbinlercesini nasıl işkence ederek, ya da toptan bombalayarak öldürdüklerini görmekteyiz. 
Üstelik bütün bu vahşetlerin ABD, İngiltere ve Fransa’nın en yetkili ağızlarından  “Haçlı Seferleri” olarak nitelendirildiğini duymayanımız mı var?
Haçlıların lideri Papa 16.Benedikt işte bunları itiraf ederek, “utanç verici” olarak niteledi.
Şimdi itiraf sırası Başbakan Erdoğan’da.
Bekliyoruz:
1-Ben Haçlı Seferleri’nin ve devamında Haçlı zihniyeti ile yapılan bu vahşetlerin böyle olduğunu bilmiyordum, yanılarak o sözleri söyledim…
Veya:
2-Medeniyetler İttifakı projesinde “Eşbaşkan” yapılmam dolayısıyle böyle konuşmaya mecbur bırakıldım. Ama Papa bile işin doğrusunu ifade ettiğine göre ben hata yaptım…
Ya da:
3-Böyle söyleyerek Haçlı dünyasından bazı tavizler almak istedim… Söylediklerim gerçeği ifade etmiyor…
Diye itiraf etmesini bekliyoruz.
Papa itiraf etti.
Başbakan’da itiraf etmelidir. 
Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olarak, en azından kraldan çok kralcı görünümünden kurtulmalıdır.

Ekrem Şama