BAŞBAKAN EBU RİGAL’İ TANIR MI?

Başbakan Erdoğan’ı 7 Nisan 2011 akşamı Birleşmiş Milletler’in kararını nasıl desteklediklerini, Libya bombardımanını, NATO müdahalesini, Türkiye’nin rolünü, yaralıların tahliyesini, insani yardım gibi konuları konuştuğu basın toplantısında izledim.
Libya’daki Müslümanların, bombardımanlarda Fransız bayrağı yerine Türk bayrağını görmeyi tercih edeceklerini açıklayıp, bu bombardımanları ve Türkiye’nin buna verdiği desteği lanetlemelerine cevaben, “provakasyona gelmeyin!” diye çağrıda bulunuyor. Yaralıların tahliyesi ve insani yardım gibi konuları öne çıkarıp, Türkiye’nin yaptığı fedakarlıkları anlatmaya çalışıyor.
İnsanın aklı almıyor. “Yahu!” kurtarmakla iftihar etmeye çalıştığın o çoluk çocuk, BM’nin kararı ile yapılan, sonra NATO’nun devam ettiği bombardımanlarda yaralananlar değil mi? Halen de NATO’nun şemsiyesinde o bombardımanlar devam etmiyor mu? Türkiye şu kadar gemi ve bu kadar uçakla orada ne görevi yapıyor? Hava sahasının denetimi ve silah ambargosunun uygulanmasının sağlanması için değil mi?
Peki; Libya hava sahasını kimi korumak için denetliyoruz? İngiltere ve Fransa uçaklarının daha güvenli bir şekilde Libya halkını ve altyapısını bombardıman yapmalarını sağlamak için değil mi? Silah ambargosunu neden uygulatıyoruz? Dışarıdan Libya’ya silah girmesin, bombardıman yapan NATO uçaklarına müdahale olmasın diye değil mi? Rahatça Libya altyapısı tahrip edilsin, insanlar öldürülsün ve yaralansınlar diye değil mi? O bombardımanlarda hayatını kaybedenlerin günahları bize yetmez mi? Yaralananların küçük bir kısmını kurtarmak bu günahlarımızı bağışlatır mı? Önce yıkanlara, öldüren ve yaralayanlara yardım et, destek ver, sonra birkaç yüz tanesini kurtardım diye böbürlen! Bu nasıl bir iş?
Sahi Haçlılar Libya’yı niçin bombalıyorlar?
Libya halkını Kaddafi diktatöründen kurtarmak, demokrasi ve barış getirmek için değil mi?
Tıpkı Afganistan’ı Taliban teröründen kurtarıp, barış ve demokrasi getirildiği (!) gibi değil mi?
Tıpkı Irak’ı Saddam belasından kurtarıp barış ve demokrasi getirildiği gibi (!) değil mi?
Oralarda da, BM kararları ve NATO şemsiyeleri yok muydu? Türkiye birinde koalisyon ortağı, diğerinde NATO ülkesi değil miydi?
Sayın Başbakan’ın başbakanlığı döneminde işlenmiş bulunan bu cinayetleri ve yapılmış bulunan yıkımları önlemek için Türkiye ne yapabildi? Biz NATO üyesi değil miyiz? Biz koalisyon ortağı değil miyiz? Biz onay vermesek NATO bu zulümleri işleyebilir mi? Şimdi Libya’da ne yapabileceğiz? Halkı kurtarma niyetlerini daha ileri boyuta götürüp, öncekilerde olduğu gibi milyonları öldürme ve zulmetme işine girişilirlerse -ki başladılar- biz bu zulmün neresinde olacağız? Libya’nın altyapısı ve yegane geçim kaynağı olan petrol tesisleri yakılıp yıkılırken, biz de erketelik yapıp Haçlı zihniyetine ortak olmuyor muyuz? Öncekilerde ortak olmadık mı?
Sayın Başbakan!
Libya; Afganistan ve Irak gibi kurtarıldıktan (!) sonra sıra hangi Müslüman ülkelere gelecek?
İran’ı ve Pakistan’ı kurtaracak (!) füzeler veya kalkanlar nasılsa Türkiye’nin onayı ile topraklarımıza yerleşti. Onların işi tamam. Suriye şu an olgunlaştırma aşamasında. Arkasından sıra kimde?
Sakın Suudi Arabistan’da olmasın? Yani Haremeyn iş Şerifeyn’in bulunduğu topraklarımızda. Topraklarımız diyorum, çünkü o topraklar bütün Müslümanlara aittir. Peki oralara da barış ve demokrasi getirmeye (!) kalkmayacaklar mı?  Ağzımdan yel alsın “Yahu!”…
Ama ikiz kuleler olayından sonra ABD Başkanı Bush’un “Haçlı Seferi” açıklaması, ardından Milletvekili Tom Toncredo’nun “Gerekirse Ka’be’yi de bombalarız!” sözlerini unutmuş değiliz…
Allah’tan ki, her iki densizin sözlerini siz ve Dışişleri Bakanı’nız Abdullah Gül düzeltmiştiniz (!) de yüreğimiz soğumuştu. Demeye getirmiştiniz ki:
“-Öyle demek istememişler, yanlış anlaşıldı. Onlar haçlı değil, Ka’be’yi de asla bombalamazlar.”
Geçtiğimiz günlerde Libya’nın bombardımanı konusunda Fransa’nın, “Haçlı saldırıları başladı” açıklamasını da sağ olun sizler düzeltmiştiniz(!).
Hadi biz yanlış anlamış olalım. Ama böyle bir müdahale ve bombardımana karar verirlerse ve bize gene “erketelik” yahut “kılavuzluk” ya da “bilirkişilik” yahut da “koalisyon ortaklığı” görevi verirlerse, Libya’da yaptığımız gibi önce “yahu!” lu bir şekilde sert çıkıp, arkasından da şartlı şurtlu evet deyip, tıpış tıpış “göreve” gidecek miyiz?
Sayın Başbakan!
Siz “Ebu Rigal”i tanır mısınız?
Gerçi biraz eski bir şahsiyet. Ama günümüzde bile hala ismi anılır. Hacca ve umreye giden bir çok Müslüman, önce “Ebu Rigal’in mezarını taşlarlar”. İşbirlikçilere ve Ka’be’yi yıkmak için kılavuzluk yapmaya kalkışanlara lanet okurlar. Sonra da Ka’be’yi ziyarete giderler. Bu 15 asırlık bir gelenektir.
Ebu Rigal’i hala hatırlayamadınızsa, Fil Suresinde kıssası anlatılan ve Ka’be’yi yıkmaya gelen Ebrehe’yi biri size okusun. O zaman kılavuz olan Ebu Rigal’i siz de tanıyacaksınız.
Sayın Başbakan!
Türkiye’ye yakışmayan ve asla kabul etmediğimiz bu “Haçlı işbirlikçiliği” konusunda inisiyatif kullanma hürriyetimiz var mı, yok mu?
Varsa, Cumhurbaşkanı’nın Endonezya’da dile getirmek zorunda kaldığı D8 olayını hemen hayata geçirip, işlev kazandırmak gerekmiyor mu? Doğru olanı Müslümanların meselelerini Müslüman kuruluşları ile çözmek  değil mi? İslam Birleşmiş Milletleri, İslam Savunma anlaşması, İslam Ortak Pazarı neden kurulmuyor? Neden adım atılmıyor?
Böyle bir hürriyetimiz yoksa, o zaman birileri bizim ruhumuza Fatiha okusun.

Ekrem Şama
www.ekremsama.com