Hişam Bin Abdülmelik

Kanaatkarlık mümin için bir ak maya,

Mal hırsı varsa ak maya başlar akmaya…

 

 

KISA KİMLİK

 

Emevi Devlet Başkanı ve Halifei Müslimin.

Emevi Devleti’nin en parlak ve İslami kurallara en çok riayet edilen Ömer Bin Abdülaziz döneminden sonra, onun amcaoğlu Yezid Bin Abdülmelik Halife oldu. Onun yaklaşık 4 yıl süren hilafetinden sonra ise, kardeşi Hişam Bin Abdülmelik halife oldu.

Hicri 105, Miladi 724 yılında hilafete getirildi.

Hişam bin Abdülmelik onuncu Emevi halifesidir. Büyük kardeşi Halife Yezid 724'te öldüğü zaman, 34 yaşında halife olmuş ve 18 yıl gibi uzun bir halifelikten sonra 6 Şubat 743'te ölmüş ve yerine kardeşinin oglu Velid bin Yezid bin Abdülmelik geçmiştir.

 

HİLAFET YILLARI

 

Doğu cephesinde yani Horasan taraflarında Türklerle, kuzey cephesinde Hazarlarla, kuzaybatıda yani Anadolu içlerinde de Bizanslarla çeşitli muharebeler oldu. Müslüman ordusu İslam ruhunun tazeliğini muhafaza ediyor olduğundan birçok zaferler kazanıldı. Konya ve çevresi Bizanslardan fethedildi. Ama bazen de feci mağlubiyetler yaşanıyordu. Endülüs cephesi de bunlardan biri idi. Orada da Fransız ve İspanyollarla çeşitli mücadeleler devam ediyordu.

Antakyalı bir mücahid insan vardı. Bizans’a karşı çok mücadele etmiş, kahramanlığı dilden dile anlatılır olmuştu. İsmi Battal Gazi idi. Battal Gazi, Hişam’ın halifeliği zamanında vefat etmiştir.

Hişam 18 yıllık hilafeti boyunca, dünya malına çok büyük önem vermesiyle tanınmıştır.

Aslına bakılırsa, Ömer Bin Abdülaziz hariç tutulursa, Emevi Halifelerinin dünya malına, mevki ve makama ya da kadına düşkün olduğunu söylemek yanlış olmaz.

İşte Hişam dönemi mal ve paraya önem vermek bakımından en önde gelmektedir. Bu dönemde rüşvet hediye adı altında yaygınlaşmıştı. Eyaletlere gönderilen valilerden çeşitli “hediyeler” alınması bir gelenek halini almıştı. Bu hediyeler değerli mallardan olduğu gibi, yiyecek ve giyecek eşyalarını da kapsamıştı. Valiler Halifeye her çeşit hediyeyi veriyor ve işlerini yürütüyorlardı. Halifelik dönemlerinde ilk yarış atı merakı ve bu maksatla atlar beslenmesi Hişam döneminde olmuştu. Hişam’ın bu özellikleri hakkında örnek olarak bir iki olayı zikretmekte fayda var:

Valilerden birisi Hişam’a bir mektup yazar, der ki:

-Emir el Müminine bir sepet şeftali gönderiyorum!

Hişam da cevap yazar:

-Gönderdiğin şeftalileri aldım. Çok hoşuma gitti. Yine gönder. Sana dua edeceğimden emin ol.

Yine valilerden birisi kendisine mantar göndermiştir. Hişam cevap yazar:

-Kırk mantar geldi. Fakat bazılarının içi bozulmuş. Bundan böyle bana bir şey hediye göndereceğin zaman, ambalajını güzel yap, birbirlerine değmesinler ki bozulmasınlar!

Bazıları hediyeyi peşin olarak veriyor ve valiliği kapıyordu. Hediyeler Halife’ye verilebildiği gibi eşine de veriliyordu.

Mesela Cüneyd Bin Abdurrahman, Hişam’ın eşi Ümmü Hakim’e değerli mücevherlerle işlenmiş bir gerdanlık hediye etmişti. Hişam bu gerdanlığı çok beğenmiş, Cüneyd Bin Abdurrahman’ı Horasan’a vali yapmıştı. O Horasan ki, devletin en önemli eyaleti sayılıyordu.

Kendisine bir dostu dedi ki:

-Sen korkak ve cimri birisin! Hilafetten hoşlanıyor musun?

Cevap verdi:

-Niye hoşlanmayacak mışım? Ben yumuşak ve hoşgörülü birisiyim.

Mücemma Bin Yakup anlatıyor:

“Bir defasında Hişam eşraftan birisine küfretti. Adam da onu ikaz ederek:

-Sen yeryüzünde Allah’ın halifesisin, küfretmeye utanmıyor musun?

Dedi. Halife bu söz üzerine çok utandı. Şöyle dedi:

-Sen de bana küfret. Böylece kısas yapmış olalım.

Adam:

-O vakit ben de senin gibi alçalmış olurum.

Dedi. Halife:

-Öyleyse onun karşılığında benden mal al.

Dedi. Adam:

-Ben öyle de yapamam.

Diye cevap verdi. Halife:

-Öyle ise alacağın malları Allah rızası için bana bağışla.

Deyince adam da:

-Allah rızası için sana bağışladım.

Dedi. Hişam bunun üzerine utancından başını öne eğdi. Şöyle diyordu:

-Allah’a yemin olsun ki, bundan sonra bu tür bir şeyi tekrar etmeyeceğim.”

Valileri de tıpkı Hişam gibi mal ve para biriktirmekle meşguldüler. Bazı valiler olmadık icraatlara imza atıyordu. İşte onlardan biri:

731 yılında Halife Hişam, kendi kardeşi Mesleme Bin Abdülmelik'i Ermenistan valisi olarak tayin etti. Mesleme görev bölgesi olan Şirvan'da bir şehri kuşatmaya almış ve şehrin elçileri ile müzakereler başlamıştı.

Mesleme gelen elçilere şu sözü verdi:

-Şehrin askerlerinden tek birini öldürmeyeceğim. Teslim olun!

Düşmanlar bu söze güvenip şehrin kapılarını açtılar. Şehrin kapıları açılınca Mesleme, şehrin bütün askerlerinin ve şehir halkının hepsinin yakalanıp öldürülmesini, ancak seçilmiş tek bir askerin öldürülmeyip hayatının bağışlanmasını emretti.

Böylece Mesleme hileli bir şekilde söylemiş olduğu sözünü tutmuş oldu.

Vali Mesleme’nin başka bir olayı:

Mesleme kuzeye, yani bugünkü Rusya içlerine doğru ilerledi.  Ordusuyla Balanjar’a kadar yürüdü. Arap Müslümanların bu beklenmedik hücumu, daha yeni toplanmakta olan büyük Hazar ordusu içinde önce bir paniğe sebep oldu. Fakat hemen toplanıp yakın çarpışmaya giriştiler. Bütün gün süren muharebede Hazar Kağanı yaralandı ve bu da Hazar ordusunun moralini yıkmaya yetti. Hazar ordusu askerleri Volga Irmağı'nın bir kıyısına yığıldılar ve karşı kıyıya geçmeye yeltendiler. Mesleme bu ırmak kenarında sıkışan Hazar ordusuna iki alternatif tanıdı:

Ya muharebeye devam edip kendi süvarileri tarafından kılıçlanıp öldürülmek, ya da İslam’ı kabul edip kurtulmak.

Hazarların çoğunun İslam dinini kabulü bu muharebeye atfedilir. Mesleme sonra güneye dönüp, hala Hazarlar tarafından ellerinde bulundurulan Bab Kalesi önüne geldi. Bu şehrin suyunu sağlayan sarnıçlar içine hayvan leşleri attırdı. Suları böylece zehirlenen Bab halkı hemen teslim oldu.

Bu olaylardan sonra Hazar halkı büyük ölçüde Müslüman olmuştu. Hazar artık Emevi Devleti’nin yarı özerk bir eyaleti durumuna gelmişti. Mesleme’den sonra vali olan Mervan da, Türk Hazar Kağanı’nı bu yarı özerk eyalete vali olarak tayin etti ve sorunlar sona erdi. Mervan kuzey sınırlarını bu şekilde muhafaza altına alıp sükunet şartları oluşunca ordusunu Irak tarafına çekti.

Türkler yavaş yavaş artık Müslüman oluyorlardı. Emevi Devleti’nin yıkılarak yerine kurulan Abbasi Devleti’nde, Müslüman Türkler doğuda ve kuzeyde artık başrol oynamaya başlayacaklardı.

Endülüste ise, Halife Hişam zamanında Müslümanlar Endülüs Valiliği’nin başarılı harekatları ile Fransa içlerine kadar ilerlemiş ve bu sınırda da bir sükunet sağlanmış idi. Bu vilayette vali olan Ubeyde Bin Abdurrahman, bazı olaylardan sonra istifa etmek istedi ise de, Hişam bunu kabul etmedi. Bunun üzerine Ubeyde Bin Abdurrahman, yanına bol miktarda hediye, köle, cariye, hayvan ve daha başka değerli şeyler alarak Şam’a geldi. Halife Hişam’ın huzuruna çıkıp bu hediyeleri takdim etti ve istifasını istedi.

Halife bu eşyaları kabul ettikten sonra, ancak istifayı onayladı.

Doğuda, yani Horasan taraflarında da, Müslümanların başarısı bir müddet daha devam etti. Müslümanlar, Türklere karşı Amuderya ırmağını geçerek Sugd'da; Buhara, Semerkand, Kocand şehirlerine doğru yöneldi. Cephede çarpışmalar durmak bilmiyordu. Bu taraflarda kurulacak Abbasi Devleti’nin alt yapı çalışmaları hızlı bir şekilde devam etti.

Anadolu içlerinde Bizans ile çarpışmalar aralıksız devam etti. İslam orduları Konya’yı fethedip, Kayseri istikametine kadar ilerledi. Yapılan bir savaşta Bizans İmparatoru Konstantin esir edildi.

Kuzey Afrika’da ise çeşitli Berberi isyanları zorlukla da olsa bastırıldı ve bu bölge de sükunete kavuştu…

 

İMAM ZEYD ŞEHİD EDİLDİ

 

Hazreti Hüseyin’in torunu İmam Zeyd, Emevilere karşı tıpkı dedesi gibi başkaldırdı. Büyük bir hareket meydana geldi. Halife Hişam bu hareketle uğraşırken çok kan döktü. Irak halkı Hazreti Ali’ye, Hazreti Hasan’a ve Hazreti Hüseyin’e karşı gösterdikleri dönekliği, İmam Zeyd’e karşı da gösterdiler. Yaklaşık 40 bin kişi İmam Zeyd’e biat etmişti.

Biatın şartları şöyle idi:

“Allah’ın kitabına, Rasulü’nün sünnetine, zalimlerle cihada, zayıfları müdafaaya ve mahrumlara yardıma, zulmü kaldırıp Ehli Beyt’e yardım etmeye biat ediyoruz!..”

Davut Bin Ali, İmam Zeyd’e dedi ki:

-Ey amcamın oğlu, bunlar seni aldatmak istiyor. Onlar kendilerine senden daha emin olan deden Hazreti Ali Bin Ebi Talib’i yardımsız bırakıp şehit olmasına sebep olmadılar mı? Ondan sonra Amcan Hazreti Hasan’a biat edip, daha sonra da saldırarak elbisesini yırtıp kendini yaralayıp, mallarını yağmalamadılar mı? Sonra yemin ettikleri halde, deden Hüseyin’i yurtlarından çıkarmadılar mı? Sonra yardımsız bırakıp Kerbela’da şehit etmediler mi? Sen asla bunlarla bir olma! Çünkü bunlara katiyen güvenilmez.

Bu sözleri işiten Kufeliler İmam Zeyd’e:

-Bu Davud senin zafer kazanmanı istemiyor. Çünkü kendini senden ve ailenden bu işe daha layık olduğunu düşünüyor. Ona kanma!

Dediler.

İmam Zeyd Davud’a dönerek:

-Hilafet Muaviye’nin elinde iken deha ve zekası ile dedem Hazreti Ali’yi şehid ettirmiştir. Yine babam Hüseyin’i de Yezid şehid ettirmiştir.

Diye cevap verdi. Bunun üzerine Davud:

-Onlarla bir olduğun takdirde sana karşı en sert kişiler olmalarından korkarım! Ama sen daha iyi bilirsin!

Dedi. İmam Zeyd’den ayrılarak Medine’ye gitti.

İmam Zeyd Kufe’de iken Seleme Bin Küheyl isimli birisi yanına gelerek kendisine iyilikte bulundu. Sonra İmam Zeyd’e sordu:

-Allah aşkına söyle, sana kaç kişi biat etti?

İmam Zeyd:

-Kırk bin kişi.

Seleme:

-Deden Hazreti Ali’ye kaç kişi biat etmişti?

İmam Zeyd:

-Seksen bin kişi.

Seleme:

-Sonra yanında kaç kişi kaldı:

İmam Zeyd:

-Üçyüz kişi.

Seleme:

-Sen mi daha hayırlısın, deden Hazreti Ali mi?

İmam Zeyd:

-Elbette dedem daha hayırlıdır.

Seleme:

-Bu asrın insanları mı daha hayırlı, yoksa o asrın insanları mı?

İmam zeyd:

-O asrın insanları daha hayırlı idi.

Seleme:

-Daha hayırlı olan o asrın insanları, senden daha hayırlı olan dedene ihanet etmişken, sen bunların sana karşı vefa göstereceklerini mi umuyorsun?

İmam Zeyd tıpkı babası ve ataları gibi cevap verdi:

-Onlar bana biat ettiler. Artık bunun gereğini yapmak bana da onlara da vaciptir.

Seleme:

-Peki benim bu şehirden çıkmama izin verir misin? Çünkü bir olay anında nefsime hakim olabileceğimden emin değilim.

İmam Zeyd Seleme’ye izin verdi, o da Kufe’den çıktı.

Hazreti Hasan’ın torunu Abdullah’tan, İmam Zeyd’e bir mektup geldi. Şöyle diyordu:

“Kufeliler görünüşte cakalı ve mütekebbir, içyüzleri itibariyle sönük, rahat zamanlarında kavgacı ve geçimsiz, savaş zamanında sabırsız ve sebatsızdırlar. Dillerine bakarsan ileri fırlarlar, fakat kalpleri kendi hareketlerini desteklemez. Bana peşpeşe davet mektupları geldi. Onlara cevap vermekten vazgeçtim. Çünkü onlardan hem ümidim yok, hem de uzak durmam gerektiğini düşündüm. Onlar hakkında dedemiz Hazreti Ali Bin Ebi Talip en isabetli tespiti yapmıştır. Şöyle diyordu: Eğer ihmal edilirlerse batarlar, bir imam etrafında toplanırlarsa ona kötü söz söylerler, güçlükle karşılaştıkları zaman da gerisin geriye dönüp kaçarlar…”

İmam Zeyd Bin Ali Bin Hüseyin bu mektuba da kulak asmadı.

İmam Zeyd bir gün harekete geçmek için ordusunu toplamak istedi. Haber saldı ki sabahleyin falan yerde toplanılacak. Sabah olduğunda o mevkiye gelenlerin sayısı 218 kişi idi. Çok çeşitli olaylar oldu. Kufeliler İmam Zeyd’in atalarına ne yaptılarsa ona da aynı şeyi yaptılar. “Önce biat, sonra ihanet, biata rağmen ihanet.”

Sonunda İmam Zeyd ve askerleri kılıçtan geçirildi. İmam Zeyd’in cesedi sonradan defnedildiği yerden çıkarıldı. Hunharca işlemlere tabi tutularak ve çarmıha gerilerek şehir şehir dolaştırılıp halka teşhir edildi. Bir müddet sonra İmam Zeyd’in evladı Yahya bin Zeyd’i Horasan’da bir punduna getirip katlettiler. Cesedini astılar. Bu olaydan sonra Emevi Devleti çok az yaşadı. Ebu Müslim Horasani, Abbasi Devleti’nin kuruluşunu sağlayınca, Yahya bin Zeyd’in cesedini asılı olduğu yerden indirip, namazını kılarak defnettirdi.

 

CİMRİLİĞİN BU DERECESİ

 

Hişam mal ve paraya düşkün olduğu oranda cimri idi. Para harcamayı hiç sevmezdi. Ona göre para ve mal biriktirilmek içindi. Hilafetinin son yıllarında bir dostu onu ziyarete gitmişti. Üzerindeki elbiseye dik dik bakıyordu. Halife sordu:

-Neden bakıyorsun?

-Ey Halife, bu elbisenin aynısını siz Halife olmadan önce de üzerinizde görmüştüm. Hep aynı renk elbise giyiyorsunuz herhalde?

-Hayır dostum. Bu elbise senin seneler önce üzerimde gördüğün elbisedir. Hala giyiyorum.

Halbuki biriktirdiği mallar hazineler dolusu idi. O bir elbiseye bile para harcamayı istemiyordu.

Hişam’ın cimriliğinin göstergesi kabul edilen olardan iki tanesini burada nakledelim:

İlk olay:

Adamın birisi halifeye iki kuş hediye etmişti. Hişam kuşları çok beğenmişti. Adama sordu:

-İki kuşun karşılığı mükafat olarak ne istersin?

Adam:

-Emirül Müminin ne dilerse onu kabul ederim!

Dedi. Hişam:

-O zaman mükafat olarak kuşların birini al!

Dedi. Adam da kuşların güzel olanını öbür kuşa bedel olarak aldı. Hişam:

-Sen iyisini seçtin. Bu olur mu?

Dedi ve kuşu geri alarak birkaç dirhem verilmesini emretti.

İkinci olay da şudur:

Hişam bir gün dostları ile beraber kendi meyve bahçesini dolaşıyordu. Çok güzel meyveler vardı. Dostları bu meyvelerden yemeye başladılar. Şöyle diyorlardı:

-Allah Emirül Müminin’in malına bereket versin!

Cevap verdi:

-Siz yediğiniz halde Allah benim malıma nasıl bereket verecek?

Sonra meyve bahçesinin bekçilerini çağırdı:

-Şu meyve ağaçlarını sökün, yerlerine zeytin ağacı dikin ki, bir daha kimse bir şey yiyemesin.

Diyerek onları görevlendirdi.

Bazı hareketleri iyi tarafları da olduğunu gösterir:

Hişam’dan önceki bazı Emevi Halifeleri Hacc yaparlarken belirli yerlerde Hazreti Ali için hoş olmayan sıfatlarla dil uzatırlardı. Hişam da Hacc’a gitmişti. Yalakalardan biri yanına yaklaşarak:

-Hazreti Ali hakkında birşeyler söylenmesi için burası tam yeridir. Ataların onu burada kötülerlerdi. Sen de öyle yapmalısın!

Dedi. O ise şu cevabı verdi:

-Biz herhangi bir kimseye dil uzatmak veya lanet etmek için gelmedik. Biz Hacc etmek için geldik!

Böylece o yalakayı yanından uzaklaştırdı.

 

İBRETLİ BİR ÖLÜM

 

50 yaşının içinde difteri hastalığından vefat etti. Vefat haberi duyulur duyulmaz özel hazine muhafızı olan İyaz isimli yardımcısı, koşarak tüm hazinelerin kapısını kilitleyip anahtarlarını muhafaza altına aldı.

Hişam’ın cenazesi ortada kalmıştı. Teçhiz ve tekfini yani yıkanıp kefenlenip mezara defni için gerekli işlemler yapılacaktı. Halife’nin cesedi önce yıkanmalıydı. İyaz’a başvurdular.

-Halife’nin cenaze masrafları için para lazım. Şu kadar para, teçhiz ve tekfini, şu kadar defni ve şu kadar da merasimi için. Bunlar için bize onun biriktirdiği paralarından ver.

İyaz:

-Asla veremem. O dediğiniz paralar beytülmalındır. Halife’nin şahsi hiçbir parası yoktur.

Dedi. Şaştılar kaldılar. Sonra da şöyle dediler:

-Bir kazan lazım, suyu ısıtmak için. Kefen lazım defin için. Bari bunları bize ver!

İyaz:

-Kesinlikle olmaz. Bu hazineler devlet malıdır. Ben de onların muhafızıyım. Size hiçbir şey verme yetkim yoktur.

-Ama bir kazan olsun versen!

-Hayır asla!

Sonra aradılar, taradılar, emanet bir kazanla suyunu ısıttılar. Hişam’ın cesedini yıkadılar. Sıra kefenlenmeye gelmişti ama, kefenlik bez de, satınalacak parası da yoktu. Azatlı kölelerinden birisi üzerindeki elbiseyi çıkararak Hişam’a bağışladı. O eski elbise kefeni oldu.

Yeni Halife Velid Bin Yezid adamlarına şu emri gönderdi:

-Hişam’ın ve çocuklarının, akrabalarının ve adamlarının  mallarının sayımını yaparak hazineye kaydedin!

Öyle yaptılar.

Bir Hişam geçmişti dünyadan.

Hem de kendisi Müslümanların Halifesi idi.

Mal biriktirdi.

Helal haram ayırımı yapmadan. Rüşvetin adını hediye koyarak…

Kendisi ve ailesi hep beraber biriktirdiler... Biriktirdiler…

Ve ölüm ansızın geldi.

Harcayamadılar.

Müslümanların Halifesi, dünyanın en büyük devletinin başkanı. Ödünç bir kazanla suyu ısıtıldı, cenazesi yıkandı. Kefen lazım oldu. Bir türlü temin edemediler. Çünkü hiç parası yoktu. Eski kölelerinden birisi ona acıdı, Allah rızası için bağışladığı eski elbisesi Halife’nin kefeni oldu.

Bundan daha büyük bir ibret düşünülebilir mi?

Emevi Devleti bu tür yöneticiler elinde ancak 4 yıl daha ayakta kalabildi.

Hicretin 128 nci yılında tarihe karıştı.

İbret içinde ibret…