Yezid Bin Abdülmelik

Beyin geri viteste, şehvet coşmuş, azmış,

Sevgiliyle yirmidört saat bile azmış!..

 

TANIYALIM

 

Emevi Devleti’nin kurucusu Muaviye Bin Ebi Süfyan’ın oğlu Yezid’e 1.Yezid, Abdülmelik’in oğlu Yezid’e de 2.Yezid denilmiştir.

Yezid bin Abdülmelik, Miladi 687 yılında doğmuş, 720 yılında 33 yaşında halife olmuş, yaklaşık 3 yıllık hilafet döneminden sonra 723 yılında vefat etmiştir.

Hazreti Ömer gibi adaletli olduğundan dolayı, 2.Ömer de denilen Halife Ömer Bin Abdülaziz’in suikast sonucu genç yaşında vefatı üzerine, onun erkek çocuğu olmaması dolayısıyla, amcası Abdülmelik’in oğlu Yezid, 2.Yezid olarak halife olmuştur.

Halife Ömer Bin Abdülaziz ölüm döşeğinde iken ona dediler ki:

-Senden sonra Yezid halife olacaktır. Ona bir mektup yazıp tavsiyelerde bulunmak istemez misin?

-Ona ne tavsiye edeyim, o Abdülmelik oğullarından birisidir.

Diye cevap verdikten sonra şunları yazdırdı:

“Ey Yezid! Hataların göz ardı edilemeyeceği ve kişinin geri dönmeye güç yetiremeyeceği zamanda, gafletten sonraki düşüşten kork. Geride bırakacağın şeyleri sana teşekkür bile etmeyecek kimseler için bırakacaksın. Sonunda seni mazur görmeyecek birine, yani Allah’a gideceksin. Vesselam!”

Ömer Bin Abdülaziz’in adil uygulamalarından sonra hilafet çıtası çok yükselmiş ama 2.Yezid’in hilafetinde bu çıta tekrar aşağılara çekilerek, geleneksel Emevi Halifelerinin kısmen zulme dayalı, adaleti pek gözetmeyen, mal mülk biriktirme sevdası dolu hilafet yıllarına dönülmüştü. 2.Yezid döneminde halifenin mala ve şehvete olan meyilleri, sonra gelecek olan Hişam döneminde mal hırs ve tamahına dönüşecek ve Hişam’dan sonra birkaç yıl içinde Emevi Devleti tarihe karışacaktır. Şimdi konumuza dönüp 2.Yezid dönemini kısaca anlatacak ve onun mal ve şehvet hırsından örnekler vereceğiz.

 

KOLTUKTA BİR ŞEHVET DELİSİ

 

Ömer Bin Abdülaziz bir suikast sonucu zehirlenerek şehid olmuştur. Hilafet koltuğu pusuda bekleyen 2.Yezid’in eline geçmiştir. İşte onun ilk icraatı:

Kızkardeşi Fatıma Binti Amdülmelik, kendinden önce halife olan Ömer Bin Abdülaziz’in hanımı idi.

Ömer Bin Abdülaziz halife olunca karısı Fatıma’yı çağırıp şöyle demişti:

-Eğer benimle birlikte yaşamaya devam etmek istersen, süs eşyalarını ve mücevherlerini devlet hazinesine bırak. Çünkü onlar senin yanındayken ben seninle beraber olamam.

Bunun üzerine Fatıma bütün süs ve mücevherlerini götürüp devlet hazinesine teslim etti. Kendisi Hazreti Fatıma gibi mütevazi ve takva dolu bir hayat yaşamaya karar verdi. Kocasına hayırlı işlerinde hep yardımcı oldu. Enteresandır, kocası vefat ettikten sonra, yeni halife 2.Yezid Fatıma’yı yanına çağırdı:

-Ben bilirim ki, Halife Ömer sana zulmetti. Mücevherlerini elinden aldı. Bak o mücevherlerini getirttim, geri teslim al.

Dediğinde Fatıma:

-Vallahi kabul etmem! Ben Ömer’e sağken bağlı olup da öldükten sonra karşı mı geleceğim?

Diye cevap verince 2.Yezid, söz konusu mücevherleri kendi ailesine dağıttı.

Böylece Ömer Bin Abdülaziz’in adaleti daha ilk günden rafa kaldırılmıştır. Ülke çapında vergiler haksız bir şekilde arttırılmış, bundan dolayı da halkta genel bir hoşnutsuzluk baş göstermiş, gelen halife, gidenin adaletini aratır olmuştu.

2.Yezid halifeliğe geçtiği zaman ilk uğraşması gereken sorun, Horasan eski valisinin isyanı olayı oldu. Emevilerin zayıflamasına ve kısa süre sonra da yıkılmasına sebep olan olaylardan birisi de budur. Horasan Valisi ve yeni halifenin adaşı, Yezid Bin Muhalleb isyan ederek, Horasan ve Basra’yı ele geçirdi. Üzerine gönderilen merkezi orduları yendi. Bu isyanın en belirgin özelliği, Ehli Beyt’in kanını dökmüş bulunan Emevi sülalesine karşı cihad ilan edilmesi dolayısıyla, isyanın başlamasıdır.

Bir müddet sonra Yezid Bin Muhalleb üzerine gönderilen ordu, çeşitli zorluklardan sonra galip gelerek isyan bastırıldı, isyancılardan elebaşıları öldürüldü, çok sayıda esir alındı.

Kuzey Afrika’da da benzer isyanlar baş gösterdi. Çok sayıda insan katledildi. Zulüm derecesindeki uygulamalardan halk hoşnut değildi. Bu uygulamalar dolayısıyla yer yer isyan hareketleri başlıyor, adeta Emevi Devleti’nin çatırdıları işitiliyordu.

Endülüs bölgesinde de durum bundan farklı değildi. Zalim valilerin koyduğu adaletsiz vergiler, halkı canından bezdiriyor, devlete karşı güveni sarsıyordu. Endülüsün ilk parlak yıllarındaki uygulamalar artık zayıflıyor, cihad duraklama devresine, hatta gerileme sürecine girmiş gibi gözüküyordu. Fransa içlerine kadar girmiş bulunan Müslüman orduları, artık dışarıyla, yani cihadla değil kendi içlerindeki adaletsiz uygulamalarla uğraşmaya başlamış bulunuyorlardı. İberik yarımadası ve Fransa içlerinde kısmi kazanımlar oluyorsa da, bunlar kısa sürede elden çıkıyor, geri çekilme şeklinde devam ediyordu.

Müslümanların bu yenilgisi, İberik yarımadasının dağlık kuzey tarafinda bulunan ve İslam Devleti’nin hükmü altına hiç girmemiş olan bölgelerindeki Hıristiyanlarda değişik etkiler yapıyordu. Müslümanların da mağlup edilebileceği görülüyor, sonraki zamanlarda zafer kazanmalarını gerektirecek atraksiyonlara başlamaları fikrini geliştiriyordu.

Kuzey cephesi de diğer cephelerden farklı değildi. Azerbaycan, Kafkaslar ve Hazar bölgelerinde bariz bir gerileme olmamasına rağmen, tersine süreç İslam Devleti’nin sınırlarını tehdit altına almış bulunuyordu.

Cephelerden gelen bu başarısızlıklar yeni halife 2.Yezid’de hoşnutsuzluklar meydana getirmesine rağmen, o zevk ve sefa dolu hayatına devam ediyordu.

2.Yezid’in hilafet döneminin ilginç olaylarından birisi de sahabelerden en sonuncusunun vefat etmesi olayıdır. Son sahabi Miladi 720 yılında vefat eden Kinan’lı Ebü Tufeyl Amir Bin Vesilet ül Leysi’dir. Bu tarihten sonra yaşayan bir sahabinin varlığı bilinmemekle beraber, İslam alimleri, Hazreti Peygamber'in hayatının sonlarında söylediği:

"Yüz sene sonra bugün yaşayanlardan hiç kimse hayatta kalmayacaktır. "

Hadisi Şerifi’ne dayanarak ashabın bulunabileceği son zaman sınırı olarak 729 senesini belirlemişlerdir. İslam aleminde, çok sonraki dönemlerde bile, zaman zaman görüldüğü gibi bu tarihten sonra sahabi olduğunu iddia edenler çıksa da, onlara itibar edilmez. Sahabe tarifi, Müslüman olarak mutlaka Hazreti Peygamber’i bir an da olsa görmüş veya sohbetinde bulunmuş olanları kapsamaktadır. Bu konuyu bir iki cümle ile açıklığa kavuşturalım:

Peygamber Efendimizin getirdiklerine iman ederek onu gören ve Müslüman olarak vefat eden kimselere sahabi denilir. Arkadaş demektir. Efendimizin arkadaşı. Sahib tekil arkadaş, ashab ise bunun çoğuludur.

Sahabi sayılabilmek için, az da olsa Resulullah ile görüşmek şarttır. Bu sebeple Hazreti Peygamberimiz döneminde yaşamış, ona iman etmiş, hatta onunla haberleşip yazışmış, ona destek sağlamış, ama onunla görüşmemiş kişiler sahabi sayılmazlar. Mesela o dönemin meşhur Habeşistan Kralı Ashame Necaşi, ya da Medine’ye kadar geldiği halde Efendimizle görüşemeden geri dönmek zorunda kalan Üveys ül Kareni, iman etmişlerdir ama, Efendimizle görüşemedikleri için sahabi sayılmamışlardır. İyiyi kötüden ayırdedebilecek yaşta Peygamber Efendimizi gören çocuklar ise ashabtandır. Mesela Hazreti Peygamberimizin sevgili torunları Hasan ile Hüseyin birer sahabidir.

 

2.YEZİD’İN İLGİ ALANLARI

 

2.Yezid'in kendinden önceki Emevi halifelerinden daha çok harem hayatına ve harem dışındaki kadınlara düşkünlüğü ile tanınmıştır.

Tarih kitaplarında yazdığına göre 2.Yezid, henüz halife olmadan önce Hacc’a gitmişti. Dönüşte bir cariye satın almış ve onu çok beğenmişti. İsmi Habbabe idi. Habbabe’yi bir müddet sonra Mısırlı birine satmıştı. Ama bir türlü unutamıyordu. Bu durumunu etrafındakilere de söylüyordu. Halife olunca karısı Sude ona bir gün şunu sordu:

-Ey Müminlerin Halifesi! Dünyada en çok arzu ettiğiniz şey nedir?

Halife hemen cevap verdi:

-Biliyorsun işte Habbabe!

Sude, Halife’den gizli olarak bu cariyeyi arattırıp buldurdu ve çok yüksek bir fiatla satınalıp saraya getirtti. Onu perdenin arkasına sakladı. Ertesi gün tekrar sordu:

-Ey Müminlerin Halifesi. Dünyada en çok neyi arzu ederdin?

-Söylemiştim ya, Habbabe’yi arzu ediyorum.

Sude bunun üzerine perdeyi açarak:

-İşte sana en çok arzuladığın kadını getirdim ve hediye ediyorum.

Diye iltifat etti. Dünyaları verseler bu kadar sevinemezdi.

Halife artık Habbabe’yi gece gündüz yanında ayırmaz olmuştu. Sellame isimli şarkıcı bir sevgilisi daha vardı. Artık halife sevgilileriyle baş başa, zevk ve safa içinde yaşar olmuştu. Bir gün bahçede beraber gezinirken duvarın üzerine çıkarak haykırıyordu:

-Mutluluktan uçacağım!

-Allah korusun Halife hazretleri. Aman kendinizi aşağıya atmayın. Sonra devleti kime bırakacaksınız?

Halife mutluluktan sarhoş bir halde cevap veriyordu:

-Sevgilim Habbabe’ye bırakırım!

Buna benzer çeşitli ifadeleri dile getirmekten çekinmiyordu.

Yine bir defasında mutluluktan ne dediğini bilemez hale gelmiş:

-Çok mutluyum uçmak istiyorum!

Diyerek hamle yaptığında Habbabe:

-Ey Müminlerin Emiri, ümmeti ve saltanatı kime bırakacaksın, Allah seni korusun!

Deyince:

-Vallahi uçacağım. Ümmeti ve saltanatı da sana bırakacağım!

Demiş ve Habbabe’nin elini öpmüştü.

Cephelerden gelen bozgun haberleri, vilayetlerden gelen isyan ve hoşnutsuzluk ihbarları onu üzüyor ama, zevkinden taviz vermesini asla gerektirmiyordu.

Yine böyle bir zevk anında bahçede gezintideyken, sevgilisi Habbabe’ye uzaktan üzüm tanesi atıyor, o da ağzıyla bunu tutmaya çalışıyordu. Bir anda beklenmedik bir olay oldu. Attığı üzüm tanelerinden birisi Habbabe’nin tam boğazına kaçtı. Nefes borusu tıkandı. Çırpınıyor, nefes almaya çalışıyordu ama hayır. Kızardı, bozardı, morardı ve çırpınarak can verdi.

Halife şaşkındı. Üzgündü…

En sevdiği kadın gözünün önünde ölmüştü. Hem de ölümüne o sebep olmuştu. Çığlıklar, feryatlar nafileydi. Habbabe ölmüştü. Bir müddet buna inanamadı. Etrafında dönüp duruyordu. Tekrar şen şakrak ayağa kalkmasını bekliyordu. Ama nafile. O artık ölmüştü. Cesedi odasına götürdü. Öpüp okşuyor seviyordu. Üzgündü. Gözyaşlarını tutamıyordu. Dünyası kararmıştı.

Üç gün üç gece cesetle yaşadı. Artık kokmaya başlamıştı. Halifeye onun öldüğünü söyleseler de nafile. İnanmak istemiyordu. Ama artık kokudan da durulmaz olmuştu.

Adamları ona dediler ki:

-Senin bu kadına karşı olan bu düşkünlüğün halkın ağzında dolaşıyor. Temsil ettiğin Hilafet makamı bunu kaldırmaz!..

Hal böyle olunca ister istemez cesedin defnedilmesine müsaade etti, ama kendisi de hasta olmuştu.

Şarkıcı sevgilisi Sellame ona ağıtlar okuyor, şiirler söylüyordu. Halife artık odasından hiç çıkmıyordu. Sevgilisi için dünyasını karartıyordu. İşte bugün yedinci gündü. Sellame ağlamaklı sesi ile gene ağıtlar düzüyordu. Ağıtlara kulak verdiler, dehşete düştüler. Bu ağıtlar çok değişikti:

-Gitti bizi gözetip kollayan efendi! Vah Müminlerin Emiri vah!

Sellame söylediği ağıtlarla Halife 2.Yezid’in ölüm haberini bildiriyordu… Sevgilisinin acısına 7 gün dayanabilmişti. Arkasından hilafetinin üçüncü yılında 35 yaşında o da ölmüştü. Sevgilisinin ölümüne dayanamamış, peşinden gitmişti.

Cenaze namazını kıldılar ve götürüp sevgilisi Habbabe’nin hemen yanıbaşına defnettiler.

Ebu Hamza, Emevi sülalesinden Mervanoğulları her anıldığında 2.Yezid’i kasdederek şöyle derdi:

-Habbabe’yi sağ tarafına, Sellame’yi de sol tarafına oturttu. Sonra da “Ben uçmak istiyorum!” dedi. Neticede Allah’ın acıklı azabına doğru uçtu gitti.

O şehveti için yaşadı.

Hilafeti şehveti için kullandı.

Yaşarken sevgililerinin arasındaydı.

Sevgililerinin arasında öldü.

Sevgililerinin arasına defnedildi.

Ama diriltilirken ve hesaba çekilirken ve amellerinin karşılığı verilirken ne halde olacağını Allah bilir.

 

TOP