AS BİN VAİL

 

Soyunu adadı, putçuluğu korumaya,

Epter oldu, mahkum oldu soyu kurumaya!

KİMLİĞİ:

Künyesi; Ebû Amr El-Âs Bin Vâil Bin Hâşim Es-Sehmî’dir.

Kureyş kabilesinin Sehm kolunun reisi olup, câhiliye devrinde Mekke’nin ileri gelenlerinden sayılırdı. Ficâr savaşları başta olmak üzere birçok savaşa kabilesinin başında katıldı. Adı El-Âsî diye de söylenirdi.

Kendisi at ve develeri tedavi eden bir baytar idi.

HAYATINDAN KESİTLER:

Âs Bin Vâil, Hazreti Peygamber’e ve İslam’a körü körüne çok büyük bir düşmanlık güdüyordu. Hazreti Peygamberimizle en çok alay edenlerden biri idi.  Sevgili Peygamberimizin iki çocuğu Kasım ile Abdullah küçükyaşlarda peş peşe vefat edince, evlat acısıyla yüreği yanan Peygamberimizi teselli edeceği yerde:

-Muhammed ebterdir, yani soyu kesiktir. Erkek evladı yaşamıyor, diyerek hakaret ve alay ederdi.

Bu alaycı hakareti üzerine Kevser suresi nazil oldu.

Kevser suresi:

  1. Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.
  2. O Halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.
  3. Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir.

Tefsiri:

Kevser kelimesi “çokluk” mânasına gelen “kesret”  kökünden türemiş olup, çok değerli ve çok önemli şeyleri ifade eder. Tefsirlerde kevser, “çok hayır, Kur’ân-ı Kerîm, Kur’an’la ilgili ilimler ve Mümin’e dinî hayatında tanınan kolaylıklar, Peygamberlik, Makam-ı Mahmûd, Cennet’teki  bir nehir veya havuz, Hazreti Peygamber’in  nesli, ashabının ve ümmetinin çokluğu, duasının kabul olması, şanının yüceliği, başkasını kendine tercih etme, kalbin nuru, şefaat, mûcizeler, Kelime-i Tevhid, din konusundaki bilgi, beş vakit namaz, İslâm dini” gibi çeşitli anlamlarda yorumlanmıştır.

Bunlar içinde “çok hayır” anlamına uygun düşen “bitip tükenmez iyilik” şeklindeki kapsamlı anlamı öne çıkar. Râzî, buradaki kevser kelimesiyle Duhâ sûresinden buraya kadar doğrudan veya dolaylı ifadelerle Cenâb-ı Hakk’ın, Resulü’ne lutfettiği, her biri dünyalara değer nimetlerin, şan ve şeref sebeplerinin kastedildiğini belirterek, dolaylı bir ifadeyle ona, “Sen de bu lutufkâr Rabbine ibadet etmek ve kullarını kendileri için en iyi olan yola çağırmakla meşgul ol” buyurulduğunu söyler. Aynı müfessire göre Kevser kelimesi, Allah’ın, Resûl-i Ekrem’i düşmanlarına karşı koruyup kendisine zaferler nasip edeceği, dünya ve âhirette  bol nimetler bağışlayacağı yönünde müjdeler de içermektedir. Erkek çocuğu yaşamadığı için kendisine “sonu yok, nesli kesik” diyen Müşriklerden As Bin Vail’in sözlerinden dolayı üzülmüş olan Hazreti Peygamber’e Kevser yani bitip tükenmez nimetler verildiği müjdelenerek, üzüntüsü giderilmiş, Müşriklerin bu konudaki dedikoduları reddedilmiş ve Hazreti Peygamber’in şanının yüceliği gösterilmiştir. 2 âyette, kendisine pek çok hayır lutfedilmiş olan Hazreti Peygamber’in, bu nimetlerin şükrünü eda etmek üzere sadece Allah’a yönelerek namaz kılması ve O’nun rızâsı için değerli mallarından kurban kesmesi emredilmiş; bu suretle putlar için kurban kesen Müşriklerin çok tanrılı inancını silip, tevhid inancını yerleştirmesi ve kesilen kurbanlar sayesinde sosyal yardımın  sağlanması amaçlanmıştır. Bilindiği gibi namaz, azdan çoğa göre arttırılarak, Mekke döneminde, yaygın kanaate göre hicretten üç yıl kadar önce gerçekleşen Mi‘rac olayı sırasında farz kılınmış; kurban ibadeti ise Hazreti Peygamber tarafından hicretten iki yıl sonra uygulanmaya başlanmıştır. Bu âyette geçen namazın beş vakit namaz mı, bayram namazı mı olduğu konusunda farklı tesbit ve değerlendirmeler vardır. Âyetteki kurbanın da vâcip veya sünnet kurban mı, yoksa nâfile de dahil mutlak kurban mı olduğu tartışmalıdır. Bu âyette vurgulanan husus, belli bir namaz ve kurban olmayıp, bütün namaz, kurban ibadetlerinin, yalnızca Allah’a, bütün nimetlerin sahibine özgü kılınması, yalnızca rabbe ibadet edilmesidir.  “Kurban kes” diye çevirilen cümleye, “Namaz kılarken  göğsün kıbleye dönük olsun, tekbirlerde ellerini göğüs hizasına kadar kaldır” mânaları da verilmiştir. Araplar erkek çocuğu olmayan kimseyi “sonu yok, soyu kesik” gibi sıfatlarla niteler ve bu tür lakaplarla anarlardı. Tefsirlerde anlatıldığına göre Hazreti Peygamber’in erkek çocukları ölünce Müşrikler onu da ebter lakabıyla anmaya başlamışlar:

-Bırakın  onu; O, sonu gelmeyecek, soyu kesik bir adamdır! Diyerek hakaret etmek istemişlerdir.

İşte 3. âyet, onların bu davranışlarını kınamakta, her ne kadar erkek çocukları bulunsa da asıl soyu kesileceklerin kendileri olduğunu haber vermektedir. Çünkü onlar kıyamete kadar lânetle anılırken, Hazreti Peygamber rahmetle anılmakta, ismi dünyanın her tarafında, günde beş vakit ezanda, Allah’ın adıyla birlikte okunmaktadır. Başta As Bin Vail olmak üzere, Mekke putperestleri, olayların sadece dış yüzüne baktıkları için, Hazreti Peygamber’i arkasız ve güçsüz, kendilerini kalabalık ve güçlü görür ve buna dayanarak Resûl-i Ekrem’in davasının sonuçsuz kalacağından emin olduklarını söylerlerdi. Ama Allah durumu onların aleyhine çevirdi. Asıl güçlü olanın, Allah’ın destekledikleri ve güçsüz olanların da Allah’ın zillete uğrattıkları olduğunu bildirdi. Böylece kesret ve Kevser; geniş topluluk ve bol nimet, Hazreti Muhammed’in olurken, ona düşman olanların payına da ebterlik, alçalış ve zillet düştü. Bu ifadeler, dolaylı olarak Hazreti Peygamber’in yolunu izleyen, inanç ve kararlılığını devam ettiren Müminler için de bir müjdedir.

Peygamberlikten önce olarak aralarında Hazreti Muhammed’in de bulunduğu bazı kişiler “Hilful-fudul” adlı bir nevi bilir kişilik ya da hakemlik diyebileceğimiz bir topluluk oluşturmuşlardı. Güçsüz ve kimsesizlere yaptığı zulümlerle de tanınan As Bin Vail, malını satmak için Mekke’ye gelen Zübeyd kabilesine mensup birinden satın aldığı malların bedelini ödememiş, bunun üzerine Hilful-fudul topluluğu, ilk iş olarak Âs Bin Vâil’den satıcının hakkını alarak sahibine vermişlerdi.

As Bin Vail’in bu tür haksızlıkları İslâmiyet’ten sonra da Müslümanlara karşı devam etmiştir. Kur’an alimleri, Meryem sûresinin 77-78-79 ve 80. âyetlerinin bu olay üzerine Âs hakkında nâzil olduğunu kaydeder. Şimdi o ayetlere bakıyoruz.

Meryem suresi:

77- Âyetlerimizi inkâr eden ve "Mutlaka bana mal ve evlât verilecektir" diyen adamı gördün mü?

78- O, gaybı mı biliyor, yoksa Allah’ın katından bir söz mü aldı?

79- Kesinlikle hayır! Biz onun söylediklerini yazacağız ve cezasını uzattıkça uzatacağız.

80-Onun sözünü ettiği şeyler sonunda bize kalacak, kendisi de tek başına bize gelecek.

Tefsirleri:

İlk Müslümanlardan Habbâb in Eret kendi eliyle yaptığı kılıçlardan bir kaçını Âs Bin Vail’e satmış, fakat parasını alamamıştı. Habbâb alacağını isteyince Âs, borcunu ödemek için Habbâb’ın Peygamber’e dil uzatmasını şart koşmuş, o da:

-Senin ölüp tekrar dirildiğini görmedikçe bu işi yapmam! Diye cevap verince Âs şöyle demiştir:

-O halde kıyamet gününde gel, o gün benim malım da evlâdım da olacak, o zaman öderim, diyerek onu kovmuştu.

Bu ayetler bunun üzerine nazil olmuştur.

Maun suresinin ilk üç ayetinin de As Bin Vail hakkında indiğine dair rivayetler vardır. Şimdi o ayetleri yazalım.

Maun suresi:

1-Gördün mü dini yalan sayanı?

2-İşte odur yetimi itip kakan;

3-Ve yoksula yedirmeyi özendirmeyen!

İzahı:

“Gördün mü?” sorusu, burada şaşılacak bir tutumdan söz edileceğine, dolayısıyla konunun önemine dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Âyetteki din kelimesi, bilinen anlamı yanında “Allah’ın hükmü” veya “uhrevî yargı” mânasında da anlaşılabilir. Ancak bunların birini inkâr eden diğerlerini de inkâr etmiş olacağı için sonuç değişmemektedir. Genellikle insanlar bir dine inandıklarını, dolayısıyla doğru yolda olduklarını, sonuçta mutlu olacaklarını, kendi dinlerine inanmayanların ise yanlış yolda olduklarını, dolayısıyla bedbaht olacaklarını söylerler. Nitekim Hazreti Peygamber zamanındaki Yahudiler, Hıristiyanlar, hatta Putperest Araplar bile böyle olduklarını iddia ediyorlardı. Yüce Allah bu sûrede asıl dini yalan sayıp inkâr edenleri tarif ederek, bunların kimler olduklarını ortaya koymuştur. Bunlar kimsesiz ve yardıma muhtaç durumda bulunan yetimi küçümseyerek, onu itip kakan, yoksullara kendisi yardım etmediği gibi, başkalarını da buna teşvik etmeyen kimselerdir. Kuşkusuz bu özellikler birer örnektir. Dini yahut âhiret sorgusu ve yargısını inkâr edenlerin başka özellikleri de bulunmakla birlikte, burada Hazreti Peygamber dönemindeki inkârcıların toplumsal ahlâkla ilgili en belirleyici ve yıkıcı tutumlarına iki örnek zikredilmiştir. Nitekim âyetin, putperestlerin tipik şahsiyetlerinden olan Âs Bin Vâil hakkında indiği belirtilir. Bununla birlikte âyetin genel amacı, insan sevgisinden mahrumiyetin en belirgin tezahürleri olan bu tür davranışları sergileyenleri kınamak ve bu yaptıklarının Allah katında en büyük kötülüklerden olduğuna, bunların temelinde dini, Allah’ın hükümlerini yahut âhireti inkâr etmenin bulunduğuna insanların dikkatini çekmektir. Yetim ve yoksul, toplumun zayıf ve himayeye muhtaç kesimlerini temsil eder. Bunları küçümseyerek hakaret eden, itip kakan kimse toplumdaki zayıfların haklarını çiğniyor demektir. Dinin insanlığa yönelik en büyük hedefi ise, insanlar arasında sevgi ve dayanışmayı, paylaşmayı sağlamak, sıkıntıların da mutlulukların da paylaşıldığı bir insanlık bilinci oluşturmaktır.

Bu âyetler, bir taraftan bu tür davranışlar sergileyenleri kınarken, diğer taraftan da gerçek dindarları, yetim ve yoksullar gibi himayeye muhtaç olanlara yardım etmeye özendirmekte; ihtiyaç sahiplerine yardım konusunda başkalarını teşvik etmenin, hatta bunun için hayır kurumları oluşturarak sosyal yardımı daha verimli, düzenli ve sürekli hale getirmenin gereğini vurgulamaktadır.

Âs Bin Vâil’in bir oğlu, Hişâm Bin Âs Habeşistan’a hicret eden ilk Müslümanlardandır. Diğer oğlu Amr da İslam’ın ilk yıllarında babası gibi İslam düşmanıydı. Devrin Habeşistan Kralı Necaşi Ashame ile tanışıklığı vardı.

Mekke’den Habeşistan’a hicret eden muhacirleri Mekke’ye geri getirebilmek için Kureyş kabilesini temsil ederek, Habeş Kralı Necâşî’nin huzuruna çıkmıştı. Hazreti Cafer Bin Ebi Talip ile Habeş Kralı huzurunda yaptıkları tartışmadan sonra, Necâşî tarafından istekleri reddedilmişti. İslam ve Müslümanlar için çeşitli tuzaklar kurma gayretinde olan Amr, hicretin yedinci yılında Necâşî’nin yönlendirmesi ile Müslüman oldu ve gelip Hazreti Peygamber’e teslim oldu. Kendisi, meşhur bir diplomattır. Arap dâhilerinden biridir. Müslüman olduktan sonra bütün gazâlara katılan Amr Bin As, Hazreti Ömer zamanında Mısır’ı fethetmiş ve uzun zaman orada valilik yapmıştır.

ONU BİR EŞEK ÖLDÜRDÜ

Kendisi hayvan hastalıkları, tedavisi ve bakımı konusunda uzman olan Âs Bin Vail, Peygamberimizin hicret ettiği yıl eşeğine binmiş Mekke civarında bir yere gidiyordu. Bir dağ geçidinden geçerken eşeği onu yere düşürdü ve bacağını ısırdı. Bu yaradan bacağı şişti ve ondan dolayı öldü.