25 NİSAN BİZİM CEPHEMİZİN DURUMU

 

25 NİSAN BİZİM CEPHEMİZİN DURUMU

Çıkarma sabahında Osmanlı 5.Ordu Komutanı Alman Liman Von Sanders’in, Bolayır civarında olduğunu ve sahte çıkarmalarla meşgul olarak, çok kritik vakitleri  zayi ettiğini yukarıda belirtmiştik. Sabah olup çıkarmanın sahte olduğu anlaşılmaya başlayınca, Liman Paşa, yanında bulunan kolordu komutanı Esat Paşa’yı, komutayı ele almak üzere  Maydos’tan cepheye geçmek üzere göndermişti.
Anzakların çıkarma yaptıkları bölgenin savunması için, çok zayıf, hatta gözetleme birliği, denilebilecek birlikler  görevlendirilmişti. Bu birlikler, düşman karaya yaklaşmaya başladığı anda telefonla, bağlı oldukları üst birlik karargahlarına durumu rapor etmişlerdi. Hatta çıkarma yapılmaya başladıktan sonra da, gelişmeler anı anına rapor ediliyordu.
Anzakların çıkmaya başladığı bölgede, gözetleme ve ilk çıkarmayı karşılama görevi almış olan topu topu 3 takımlık, yani en fazla 160 askerimiz bulunuyordu. İşte ilk çıkan yaklaşık 4000 kişilik düşman birliğini saatlerce sahilde tutan, onlara ağır zayiatlar verdiren ve bu çıkarmayı üst birlik karargahlarına haber veren, bu 160 kahraman askerimizdi. Bu askerlerimiz son erine kadar şehit olana ve 27. Alayın taburlarının cepheye yetişmesine kadar, direnmişler ve altın değerindeki zamanı kazandırmak için hayatlarını feda etmişlerdi.
Bir çıkarma anında, bölgenin savunmasından sorumlu olan 27.Alay, çıkarma haberini şafaktan önce almış ve  Alayın komutanı olan Şefik Bey, hemen bölgeye hareket etmek üzere, üst birliğe müracaatla emir beklediğini bildirmişti. Ancak ordu komuta kademesi, bu bölgeden ciddi bir çıkarma hareketi beklemediklerinden dolayı, pek ciddiye alır gözükmemişler, böylece Alayın ileri hareketini geciktirmişlerdi. Israrlı müracaatlardan sonra, nihayet 05.45’de beklediği emri alan 27. Alay hazırlanarak,   iki tabur ve bir makinalı tüfek bölüğü ile cepheye yürüyüşe geçebilmişti. Düşmanın savaş gemilerinden yapılan şiddetli top atışlarına rağmen, iki saatlik bir yürüyüşten sonra, düşman askerlerinin bulunduğu mevkiye yetişerek, muharebe düzeni almışlardı.

HARİTALARIN DİLİ

HARİTALARIN DİLİ

Anzakların tek problemleri yanlış yere çıkmış olmaktan kaynaklanmıyordu.
Karaya çıktıklarında, yanlış yere çıktıklarını anlamışlardı. Fakat bu çıktıkları mıntıkalar da, doğru yere çıksalardı dahi derhal işgal etmeleri gereken yerlere dahildi. Bu harita üzerinde günlerce eğitim yapmışlar, ilk hedeflerini, sonra işgal etmeleri gereken tepeleri, dereleri, çukurları… rakımları ile birlikte adeta ezberlemişlerdi.
Ancak karaya çıkan birlik komutanları, haritaları önlerine koyuyorlar, dereleri tepeleri gözden geçiriyorlar, nerede olduklarını, nereye doğru gitmeleri gerektiğini ve içinde bulundukları yerin neresi olduğunu bir türlü haritalarından tespit edemiyorlardı. Bunun iki sebebi vardı:
Birincisi, düşmanın ayrıntılı bir Gelibolu haritası ellerinde yoktu. Eski haritalardan yararlanarak  bu haritaları yapmışlardı. Dolayısıyla bazı dere tepe ayrıntıları ellerindeki haritada yoktu.
İkincisi ve en önemlisi ise, haritalardaki yer isimlerinin yazılışı konusu idi. Ellerine verilmiş olan bu haritalardaki yer isimleri, daha önce üzerinde eğitim yaptıkları haritalardaki yer isimleri ile aynı değildi. Çünkü üzerindeki eğitim yapılan harita, sonradan çoğaltılıp birlik komutanlarına verilirken, yer isimlerinin yazılı olduğu dilden, askerin anlayacağı dile çevrilmesi unutulmuştu. Ya da cihad eden askerlerimize yardım murad eden güç, onlara bu hatayı yaptırarak, yardım etmek istediğine, bu yolla yardım etmişti.  Yoksa bu hata, çıkış hareketini en ince noktasına kadar planlayıp hazırlayan bir ordunun mensup-larının, normalde kesinlikle yapmaması gereken bir hatadır.
Bu konuda Alan Moorehead şunları yazmaktadır:
“Hamilton’nun harekattan önce yarımadada bir anlamda  keşif çalışması yaptırmış olduğu muhakkaktır. Üst düzey subaylardan bazıları, destroyerlerle kıyıya yaklaşıp, kumsalları ve yamaçları incelemiş, iç-lerinden birkaçı da savaş alanının üzerinden uçmuştur. Bir de Samson’un havadan çektiği fotoğraflar vardır. Ne var ki bütün bu önlemler, bölgenin çıkaracağı engeller konusunda bilgi sağlamaktan uzaktır. Subaylara verilen haritalar da ya gerçekten yanlış veya eksiktir.” 41
Elinizdeki bu kitabın yazıldığı yıl olan 2003 yılı itibariy-le, savaşın üzerinden yaklaşık 88 sene geçmiştir. İngilizler halen Çanakkale yenilgisinin sebeplerini araştırmaktalar. Nitekim İngiltere’deki Greenwich Üniversitesi Coğrafya bölümü öğretim üyelerinden Peter Doyle ve Matthew Benett  tarafından yapılan bir araştırmada, Gelibolu’da Türkler karşısında büyük bir yenilgi alan müttefik kuvvetlerin bu bozgununa, ellerindeki bölgenin doğru ve düzgün bir haritasının bulunmamasının yol açtığı ileri sürülmüştür. Araştırma neticeleri ile ilgili yayınlanan haberde şu görüşlere yer verilmektedir:
“Çanakkale savaşında alınan yenilginin, askeri tarihçiler  tarafından bu güne kadar hep taktik hatalara bağlanması yanlıştır. 500 bin müttefik askerine, doğru emirler verilseydi ve doğru taktikler uygulansa idi bile bu savaş kaybedilecekti. Çünkü müttefik askerlerinin nerede olduklarına dair bir fikirleri bile yoktu.
Araştırmacılar, Gelibolu Savaşı komutanlarının ellerin-de, Mısır’dan alınmış bir turist rehber kitabının haritalarıyla, savaşmaya kalktıklarını belirtirken, söz konusu turistik rehberin de 10 yıl öncesine ait olduğunu ifade ettiler.
Bir generalin, ele geçirdiği bölgeyi iyi anlatan bir haritayı, trende kaybetmesinden sonra, müttefiklerin iyice şaşkına döndüklerini belirten araştırmacılardan Doyle: ‘Savaşın kaybedilmesi üzerine teori üretenler, bir an bile olsun, haritaların kötülüğünü  akıllarına getirmiyorlar. Oysa bu sebep savaşın kaybedilmesinde diğer bütün sebeplerden daha fazla etkili olmuştur.’ dedi. Araştırmacılara göre, Anzak askerlerinin bölgeye kumsaldan çıkışları için harita üzerinden yer seçen komutanlar, askerleri hem kumsal yerine tırmanılması güç kayalara göndermiş, hem de onları düşmanın kucağına atmışlar. Harita cilvesi yüzünden yaşanan bir başka facia da, bir tepeyi ele geçiren müttefik güçlerinin, onun arkasındaki daha küçük bir tepeyi fark edememeleri ve askerin oradaki Türk güçleri tarafından yok edilmeleri olayıdır.” 42
Bu haberden de anlıyoruz ki, yukarda bahsedilen yanlış yere çıkış, kendi savaş tarihçilerinin yazdığı gibi, tahmin edilemeyen sert akıntı bahanesiyle izah edilemiyor. Bu sefer de bahane haritalara yükleniyor. Olaydaki tuhaflığı da böylece kabul etmiş oluyorlar.
Bu olaya da ‘Haritaların dilinden Allah’ın yardımı’ dememiz doğru olmaz mı?

25 NİSAN BİZİM CEPHEMİZİN DURUMU

25 NİSAN BİZİM CEPHEMİZİN DURUMU

Çıkarma sabahında Osmanlı 5.Ordu Komutanı Alman Liman Von Sanders’in, Bolayır civarında olduğunu ve sahte çıkarmalarla meşgul olarak, çok kritik vakitleri  zayi ettiğini yukarıda belirtmiştik. Sabah olup çıkarmanın sahte olduğu anlaşılmaya başlayınca, Liman Paşa, yanında bulunan kolordu komutanı Esat Paşa’yı, komutayı ele almak üzere  Maydos’tan cepheye geçmek üzere göndermişti.
Anzakların çıkarma yaptıkları bölgenin savunması için, çok zayıf, hatta gözetleme birliği, denilebilecek birlikler  görevlendirilmişti. Bu birlikler, düşman karaya yaklaşmaya başladığı anda telefonla, bağlı oldukları üst birlik karargahlarına durumu rapor etmişlerdi. Hatta çıkarma yapılmaya başladıktan sonra da, gelişmeler anı anına rapor ediliyordu.
Anzakların çıkmaya başladığı bölgede, gözetleme ve ilk çıkarmayı karşılama görevi almış olan topu topu 3 takımlık, yani en fazla 160 askerimiz bulunuyordu. İşte ilk çıkan yaklaşık 4000 kişilik düşman birliğini saatlerce sahilde tutan, onlara ağır zayiatlar verdiren ve bu çıkarmayı üst birlik karargahlarına haber veren, bu 160 kahraman askerimizdi. Bu askerlerimiz son erine kadar şehit olana ve 27. Alayın taburlarının cepheye yetişmesine kadar, direnmişler ve altın değerindeki zamanı kazandırmak için hayatlarını feda etmişlerdi.
Bir çıkarma anında, bölgenin savunmasından sorumlu olan 27.Alay, çıkarma haberini şafaktan önce almış ve  Alayın komutanı olan Şefik Bey, hemen bölgeye hareket etmek üzere, üst birliğe müracaatla emir beklediğini bildirmişti. Ancak ordu komuta kademesi, bu bölgeden ciddi bir çıkarma hareketi beklemediklerinden dolayı, pek ciddiye alır gözükmemişler, böylece Alayın ileri hareketini geciktirmişlerdi. Israrlı müracaatlardan sonra, nihayet 05.45’de beklediği emri alan 27. Alay hazırlanarak,   iki tabur ve bir makinalı tüfek bölüğü ile cepheye yürüyüşe geçebilmişti. Düşmanın savaş gemilerinden yapılan şiddetli top atışlarına rağmen, iki saatlik bir yürüyüşten sonra, düşman askerlerinin bulunduğu mevkiye yetişerek, muharebe düzeni almışlardı.

HARİTALARIN DİLİ

HARİTALARIN DİLİ

Anzakların tek problemleri yanlış yere çıkmış olmaktan kaynaklanmıyordu.
Karaya çıktıklarında, yanlış yere çıktıklarını anlamışlardı. Fakat bu çıktıkları mıntıkalar da, doğru yere çıksalardı dahi derhal işgal etmeleri gereken yerlere dahildi. Bu harita üzerinde günlerce eğitim yapmışlar, ilk hedeflerini, sonra işgal etmeleri gereken tepeleri, dereleri, çukurları… rakımları ile birlikte adeta ezberlemişlerdi.
Ancak karaya çıkan birlik komutanları, haritaları önlerine koyuyorlar, dereleri tepeleri gözden geçiriyorlar, nerede olduklarını, nereye doğru gitmeleri gerektiğini ve içinde bulundukları yerin neresi olduğunu bir türlü haritalarından tespit edemiyorlardı. Bunun iki sebebi vardı:
Birincisi, düşmanın ayrıntılı bir Gelibolu haritası ellerinde yoktu. Eski haritalardan yararlanarak  bu haritaları yapmışlardı. Dolayısıyla bazı dere tepe ayrıntıları ellerindeki haritada yoktu.
İkincisi ve en önemlisi ise, haritalardaki yer isimlerinin yazılışı konusu idi. Ellerine verilmiş olan bu haritalardaki yer isimleri, daha önce üzerinde eğitim yaptıkları haritalardaki yer isimleri ile aynı değildi. Çünkü üzerindeki eğitim yapılan harita, sonradan çoğaltılıp birlik komutanlarına verilirken, yer isimlerinin yazılı olduğu dilden, askerin anlayacağı dile çevrilmesi unutulmuştu. Ya da cihad eden askerlerimize yardım murad eden güç, onlara bu hatayı yaptırarak, yardım etmek istediğine, bu yolla yardım etmişti.  Yoksa bu hata, çıkış hareketini en ince noktasına kadar planlayıp hazırlayan bir ordunun mensup-larının, normalde kesinlikle yapmaması gereken bir hatadır.
Bu konuda Alan Moorehead şunları yazmaktadır:
“Hamilton’nun harekattan önce yarımadada bir anlamda  keşif çalışması yaptırmış olduğu muhakkaktır. Üst düzey subaylardan bazıları, destroyerlerle kıyıya yaklaşıp, kumsalları ve yamaçları incelemiş, iç-lerinden birkaçı da savaş alanının üzerinden uçmuştur. Bir de Samson’un havadan çektiği fotoğraflar vardır. Ne var ki bütün bu önlemler, bölgenin çıkaracağı engeller konusunda bilgi sağlamaktan uzaktır. Subaylara verilen haritalar da ya gerçekten yanlış veya eksiktir.” 41
Elinizdeki bu kitabın yazıldığı yıl olan 2003 yılı itibariy-le, savaşın üzerinden yaklaşık 88 sene geçmiştir. İngilizler halen Çanakkale yenilgisinin sebeplerini araştırmaktalar. Nitekim İngiltere’deki Greenwich Üniversitesi Coğrafya bölümü öğretim üyelerinden Peter Doyle ve Matthew Benett  tarafından yapılan bir araştırmada, Gelibolu’da Türkler karşısında büyük bir yenilgi alan müttefik kuvvetlerin bu bozgununa, ellerindeki bölgenin doğru ve düzgün bir haritasının bulunmamasının yol açtığı ileri sürülmüştür. Araştırma neticeleri ile ilgili yayınlanan haberde şu görüşlere yer verilmektedir:
“Çanakkale savaşında alınan yenilginin, askeri tarihçiler  tarafından bu güne kadar hep taktik hatalara bağlanması yanlıştır. 500 bin müttefik askerine, doğru emirler verilseydi ve doğru taktikler uygulansa idi bile bu savaş kaybedilecekti. Çünkü müttefik askerlerinin nerede olduklarına dair bir fikirleri bile yoktu.
Araştırmacılar, Gelibolu Savaşı komutanlarının ellerin-de, Mısır’dan alınmış bir turist rehber kitabının haritalarıyla, savaşmaya kalktıklarını belirtirken, söz konusu turistik rehberin de 10 yıl öncesine ait olduğunu ifade ettiler.
Bir generalin, ele geçirdiği bölgeyi iyi anlatan bir haritayı, trende kaybetmesinden sonra, müttefiklerin iyice şaşkına döndüklerini belirten araştırmacılardan Doyle: ‘Savaşın kaybedilmesi üzerine teori üretenler, bir an bile olsun, haritaların kötülüğünü  akıllarına getirmiyorlar. Oysa bu sebep savaşın kaybedilmesinde diğer bütün sebeplerden daha fazla etkili olmuştur.’ dedi. Araştırmacılara göre, Anzak askerlerinin bölgeye kumsaldan çıkışları için harita üzerinden yer seçen komutanlar, askerleri hem kumsal yerine tırmanılması güç kayalara göndermiş, hem de onları düşmanın kucağına atmışlar. Harita cilvesi yüzünden yaşanan bir başka facia da, bir tepeyi ele geçiren müttefik güçlerinin, onun arkasındaki daha küçük bir tepeyi fark edememeleri ve askerin oradaki Türk güçleri tarafından yok edilmeleri olayıdır.” 42
Bu haberden de anlıyoruz ki, yukarda bahsedilen yanlış yere çıkış, kendi savaş tarihçilerinin yazdığı gibi, tahmin edilemeyen sert akıntı bahanesiyle izah edilemiyor. Bu sefer de bahane haritalara yükleniyor. Olaydaki tuhaflığı da böylece kabul etmiş oluyorlar.
Bu olaya da ‘Haritaların dilinden Allah’ın yardımı’ dememiz doğru olmaz mı?

TOP