DÜŞMAN NEREDEN ÇIKACAK?

DÜŞMAN NEREDEN ÇIKACAK?

Liman Von Sanders’in 5. Ordu komutanı olarak cepheye gelmesinden önce, Türk kurmayları muhtemel çıkarma bölgesi olarak, öncelikli Seddülbahir olmak üzere Kabatepe ve civarını görüyorlardı. Hazırlıklarını da buna göre yapmaktaydılar. Saros Körfezi ve Anadolu kıyıları da ikinci derece önemli çıkarma bölgesi olarak öngörülüyordu.
Ancak Almanlar, başta Liman Paşa olmak üzere, en öncelikli çıkarma bölgesi olarak Saros Körfezi’ni ve Anadolu kıyı-larını görüyorlar, Seddülbahir ve Kabatepe’yi tali öneme sahip yerler olarak kabul ediyorlardı. Böyle bir kabulün normal sonucu olarak, en çok buralarda tahkimat yapılıyor, birliklerimizin önemli bir bölümünü bu bölgelere yakın yerlere konuşlandırı-yorlardı. Niçin bu bölgeleri, özellikle Saros Körfezi’ni tahmin ettiklerini de şu sebeplerle izah ediyorlardı:
Gelibolu Yarımadası’nın en dar yeri Saros Körfezi’dir. Ya-rım-ada üstünde bulunan birliklerimizin kara ikmal yolu, en dar olan bu dilden geçmektedir. Buraya yapılacak bir çıkarma ile bu dar kısım işgal edilirse, ordumuzun kara ikmal yolu kesilmiş olacağından, ayrıca buradan yapılacak direkt atışlarla, boğaza giren deniz de kesin olarak kontrol edilebileceğinden, ikmalsiz kalan ordumuzun teslim olmaktan başka çaresi kalmaz. Düş-manlar da elbet bunu bilmektedirler. Mutlaka Saros Körfezi’ne çıkarma yapacak ve bizi toptan teslim almaya gayret göstereceklerdir. Bundan dolayı burasını çok iyi savunmamız gerekir.
Bizim kurmaylarımızın bu konuda da itirazları vardı. Şöyle ki;
Evet Saros Körfezi’nin bu özellikleri vardır. Saros’u işgal eden bir düşman, ordumuzun ikmal yollarını kesmiş olur. An-cak tüm ikmal yolları kesilse bile ordumuz, elindeki yiyecek ve malzemelerle en az bir ay dayanabilir. Kaldı ki; Anadolu yaka-sından askerlerimizin bulunduğu Gelibolu yakasına  cephane ve diğer ikmal maddelerini taşıma şansımız da mevcuttur. Düşman bunları elbette bilir ve hesap eder. Ancak düşmanlarımızın acelesi vardır. Elinden gelseydi, hiç kara ordusu kullanmadan deniz yolu ile geçip kısa sürede işini bitirecekti. Şimdi Saros Körfezi’-ne çıkıp, en az bir ay süre ile bizim ordumuzun teslim olmasını bekleyebilecekleri zamanları yoktur. Kestirmeden, hiç zaman harcamadan işimizi bitirmeye ve deniz yolunu açmaya niyetli olmaları gerekir.
Bunlardan dolayı da, Seddülbahir’e çıkarma yaparak, Ki-litbahir savunma tesislerini öncelikle yok etmeye çalışacaklar-dır. Seddülbahir’e çıkan birliklerinin, kuzeyden gelecek tehlike-lere karşı koyabilmesi için de, Kabatepe’ye çıkarak yarımadayı ikiye bölmeyi isteyeceklerdir. Asıl çıkarma yeri bu iki bölgedir. Saros ve Anadolu kıyıları tali çıkarma bölgeleridir. (Resim: 91)
Gerçekler kurmaylarımızı haklı çıkaracaktır, ama ne ya-zık ki, kumanda Almanlar’da olduğu için bu konuda da onların dediği olmuş, iki tümenimiz Saros’u müdafaa etmek için bu ci-vara konuşlandırılmıştır. Bu da bizim açımızdan ilerde görülece-ği üzere büyük kayıplara sebep olmuştur. Çünkü asıl çıkarma bölgesi ile, yanlış konuşlandırılmış birliklerimiz arasında 50 ila 100 kilometre mesafe bulunduğundan, askerlerimize günlerce cebri yürüyüşler yaptırılmış, hastalık, yorgunluk, düşman ateşi, düşman uçakları, denizaltıları ve topçularının hedefi yapılmıştır.
Zamanında çıkarma bölgelerine yetişilemediğinden, ta-kımlarımız, bölüklerimiz, alaylarımız adeta hızarın ağzına veri-lir gibi, onlarca kat kuvvetli düşman askerlerinin önünde, kendilerine emredilen ölüme, toptan sürüklenmişlerdir. 26. 27. ve 57. Alaylarımız ve bağlı birliklerimiz ve daha niceleri hep böyle bi-çilmiştir. Bunların öykülerini ileriki bölümlerde okuyacağız.

ALMANLARA GÜVENİLİR Mİ?

ALMANLARA GÜVENİLİR Mİ?

Akla bir soru gelebilir? Müttefiki olduğumuz, ordumuzun ıslahı ile de görevli olan Alman subaylarının böyle art niyetle hareket etmiş olduklarını kabul ederek bu yargılara varmak, iyi niyet ve insaf kuralları ile çelişmez mi?  Almanlara her şeyimizi adeta teslim ettiğimize göre, onlara güvenmemiz gerekmez mi?
İşte bu kritik soruya çok önemli bir belge ile cevap vermek yerinde olur:
Balkan savaşları bütün şiddeti ile devam ederken Alman subayları ordumuzu ıslah için gelmişler ve kolları sıvamışlardı. Başlarında da  Goltz Paşa vardı.
Mustafa Kemal, Kurmay Yarbay rütbesi ile Sofya’da ata-şemiliter olarak görevli iken 6 Aralık 1914 tarihinde Harbiye ne-zaretine bir rapor gönderir. Almanlara ne kadar güvenilebilece-ğini veya güvenilemeyeceğini bu rapordan öğreniyoruz. Musta-fa Kemal Balkan savaşlarının tarihini yazmakla meşgul bulunan, Bulgaristan Genel Kurmay Başkanı General Fiçev’i ziyare-te gitmiştir. Kendisi Mustafa Kemal’e şunları ifade etmiştir:
“Yaptığım harp planı başarılı bir şekilde tatbik olmuştur. Çünkü ben Osmanlı Genel Kurmayı’nın harp pla-nını ve askeri harekatının bütün inceliklerini öğ-renmiştim. Bunların tamamı saklıdır.
Bana bilgileri veren Alman Subaylarıdır. Özellikle Goltz Paşadan çok faydalandık. Savaşın ve askeri hare-katın tamamı süresince, Osmanlı Genel Kurmayı-nın günlük düşüncelerini ve bütün savaş mıntıka-sında hergün toplanabilen kuvvetler ve bunların durumları hakkında düzenli bilgi alıyordum.
Berlin’deki askeri ataşemiz, Almanlar tarafından günü gününe aydınlatılıyordu.” 28
Almanların ne kadar dürüst olduklarını şimdi daha iyi an-layabiliyor muyuz? İşte bizim gibi müttefiklerinin aleyhine bahsimize konu olan büyük hileyi sahneye koyan bu Almanlardı. Yine üzüntü ve ıstırapla ifade ediyoruz ki, bu Almanları Çanak-kale savaşlarında Ordumuzun başına getiren de, bu Enver Paşa-dır. Hem de Mustafa Kemal’in istihbarat raporlarını almış ve gerçekleri öğrenmiş olduktan sonra… Bilgilerimizi tazelemek için tekrar söylüyoruz ki; bu Enver Paşa, Alman hayranı olan Enver Paşa ile aynı adamdır!..

HİLE NASIL FARKEDİLDİ?

HİLE NASIL FARKEDİLDİ?

Çanakkale bölgesinin savunulması için 5. Ordunun teşki-li ve görevlendirilmesi konusunda Almanlar niçin çok çaba sarf etmiştir? Liman Von Sanders hatıralarını yazarken şöyle diyor:
“Nihayet 24 Mart’ta Enver, Çanakkale bölgesinde 5.Or-duyu teşkile karar verdi. Türk Genel Karargahına bu kararı verdirebilmek için benim harcadığım sü-rekli çabalara, son zamanlarda Alman Sefareti ile Amiral Souchon da katılmışlardı.” 21  
Liman Paşa ıslah heyeti başkanıdır, 5. Ordunun teşkili ve Çanakkale’ye görevlendirilmesi için çaba sarf edişini hadi anla-dık diyelim, Amiralin çabalarını ne ile izah edeceğiz, hele Al-man Sefareti nasıl böyle bir iş için Enver Paşaya baskı yapar? Elbette kendi hükümetinden almış olduğu talimatla…
Enver Paşa Liman Von Sanders’e iki defa ordu komutanlığı teklif ettiği halde kabul etmemiş, Çanakkale cephesine gö-revlendirilen 5. Ordunun komutanlığı teklif edildiği zaman hiç tereddüt bile etmeden derhal kabul etmiştir. Düşünmek gerek, iki defa reddedilen Enver Paşa üçüncü defa aynı mahiyette bir teklifi neden yapmıştır, iki defa aynı mahiyetteki teklifleri reddeden Liman Paşa üçüncüsünü niçin tereddütsüz kabul etmiş olsun. Bu görevlendirmenin Almanya tarafından yapılmış oldu-ğunu ve Enver Paşadan böyle yapılmasının istenmiş olduğunu düşünmez misiniz? Ya 5. Ordunun kritik görevlerine Alman su-baylarının atanmasının adeta bir şart gibi dayatılmış olduğunu anlamaz mısınız? Hele diğer cephelerde, mesela Sarıkamış’ta, Kanal’da Irak cephesinde Almanların bu derece yoğunlukta gö-rev almamış olduklarını bilirsek, bu görevlendirmede özel bir gaye olduğunu fark etmez miyiz?
Çanakkale’de görev almış bulunan 19. Tümenin Kurmay Başkanı, Binbaşı İzzettin Çalışlar Bey şöyle diyor:
“31 Mart 1915 – Almanlar Çanakkale müdafaasında emir   ve komutayı tamamen ellerine almak istiyorlar.” 22
Yukarıdaki sayfalarda da bahsettik; Liman Paşa 26 Mart 1915 tarihinde Gelibolu’ya geldi. Verdiği ilk emirlerden birisi de 28 Mart tarihinde cepheleri bizzat görmek istediği için hazırlık yapılmasıdır. 28 Mart’ta, yanına Kolordu Komutanı Esat Paşa ve iki tümen komutanı Albay Halil Sami ve Yarbay Mustafa Kemal olduğu halde, cepheleri görmeye çıkar. (Resim:5,6) Ancak sadece Alçıtepe ve Kabatepe’yi gördükten sonra alelacele geri gelerek savunma stratejisini değiştirmek gerektiğini ifade eder. Daha da ileri gidebiliriz:
Liman Paşanın Gelibolu’ya geldiği tarih 26 Mart 1915′ tir. Aynı günün tarihi ile Başkomutanlığa bir telgraf gönderir. Sa-vunma planlarını değiştirdiğini, yeni hazırladığı planları uygulayacağını, bu konuda Başkomutanlığın emirlerini sorar. Enver Paşa uzun bir telgrafla bu planları beğenmediğini ve tasvip et-mediğini bildirmiş olmasına rağmen, onun emirlerini hiç kale almadan bildiğini okumaya devam eder.
Bunda ne var derseniz, iki önemli delil var derim:
Birincisi, henüz cepheyi bile gezmeden bir savunma planı hazırlamışsa ki, tarihine bakarsanız kesin olarak bunu gösteri-yor, bu plan kendisine önceden dikte ettirilmiştir sonucu çıkar. Elbette dikte ettiren de Almanya’dır. İkincisi ise, emirlerine uy-ması gerektiği Başkomutanlıktan menfi görüş geldiği halde bu-nu hiç görmezden gelerek, yanlış planını aynen uygulamaya ko-yabiliyor. Bu da gösteriyor ki, emir daha yukarıdan, yani Al-manya’dan gelmiştir.
Tüm  makul itirazlara ve araziyi çok iyi bilen subayların izahlarına aldırmaksızın, yanlış kararda israr etmenin izahını na-sıl yaparsınız?
Üçüncü Kolordu Komutanı Esat Paşa; Liman Paşadan sonra gelen en büyük komutan bu konuda şunları yazmış:
“Çanakkale’nin savunmasını üzerine alan 5.Ordu Komu-tanı Mareşal Liman da, kuvvetli ihtiyatlar bulundurmak ve karaya çıkan düşmanı karşı taarruzla denize dökmek hevesine kapılmıştı. Onlar böylece Batı cephesinden İngilizlerin buraya kuvvet kaydı-racağını düşünerek, oradaki Alman ordusunun yü-künü hafifletmek istiyorlardı.” 23
Biz de bunu söylüyoruz. Bu müdafaa tertibatını Çanak-kale için değil de batı cephesi için uygulamaya soktuklarını ifa-de ediyoruz.
İlaveten Liman Paşanın bu strateji değişikliğini, Çanak-kale’nin daha iyi müdafaası için mi, kendi ülkesinin yararı için mi yaptığını tespit için Alman kaynaklarına bakıyoruz:
Alman savaş arşivlerinden oluşturulan “Büyük Harp” isimli eserin Çanakkale Savunmasını değerlendiren 9. cildinde bakın ne yazıyor?
“Çanakkale seferi 1915 yaz ve sonbaharı süresince bir çok düşman kuvvetlerini bağlamış ve Batı cephesinden uzak bulundurmuştu. Buna karşı kullanılan Alman Kuvveti hemen hemen hiçti. Türkiye Batı cephesine esaslı surette yardım göstermiş bulunuyordu.
İngilizler tarafından 410.000 ve Fransızlar tarafından 79.000 asker olmak üzere yarım milyon asker Ça-nakkale’ye karşı kullanılmıştı. Sekiz ay devam eden muharebelerde düşman 252.000 askerden fazla za-yiat vermişti…
Liman Paşanın kararlı yönetimi de zaferde çok etkili oldu. Kendisine bu vazifede 500 Alman subay, memur, astsubay ve asker de yardım etmiştir. Bunlar kara ordusunda ve Müstahkem Mevkide çeşitli yerlere dağılmış bulunuyordu.”
Ne dersiniz? Çanakkale savaşları konusunda Almanlar, asıl niyetlerinin batı cephesini rahatlatmak olduğunu bundan da-ha açık nasıl  itiraf edebilirler? Liman Paşaya sadece Alman personel yardım etmişmiş. Türk komutan subay ve askerleri, böyle bir gaye için ona elbette yardım etmezlerdi. Onlar vatanın mü-dafaası için uğraşıyorlardı. Onun için Alman arşivlerinde hiç ba-hisleri geçmemiş.
Yine önemli bir belgeyi burada zikredelim:
Almanya ile gizli anlaşma yapılmış. Aradan birkaç gün geçmiş, 10 Ağustos 1914′de Alman Genel Kurmay Başkanı En-ver Paşaya  adeta emir dikte ettirir gibi bir yazı yazıyor:
“Osmanlı Müttefikin vazifesi, mümkün olduğu kadar çok Rus ve İngiliz kuvvetlerini bağlamak ve sıkı bir faa-liyetle İslam ihtilalini gerçekleştirmektir.” 24
İslam ihtilali yutturmacasının içine gizlenmiş olan asıl ga-yeyi görmemek mümkün mü?
Tüm savunma anlayışını değiştirmekle Liman Paşa, adeta suları yukarı doğru akıtmaya çalışmıştır. Ancak su yukarı doğru akmaz, ancak taşınabilir. Bunun için de çok insan, çok malzeme, çok kaynak çok zaman gereklidir. Amaçlanan da bundan başka bir şey değildir.
Liman Paşanın yaptığı planın yanlışlığını yine Alman ar-şivleri ortaya koymaktadır. İşte bir parağraf:
“Yarımadanın kuzeybatı sahilinde bazı yerler sarp oldu-ğundan çıkarmaya müsait değildi. Bir kısım sahil ise, çıkarmaya müsait olmakla beraber, hemen ge-ride arazi sarplaştığından karaya çıkan düşmanın ilerlemesi güçtü. Bir çıkarma için en müsait bölge, yarımadanın güney kısmı idi. Bu bölgeye yapılacak çıkarmaya donanmanın ateş ile yardım etmesi için de durum daha müsaitti. Yarımada dar olduğundan en yüksek yerlere hakim olan taraf, diğer taraftaki sahilleri elde etmiş sayılabilirdi. Bu durumda düşman tarafından en yüksek noktaların elde edilmesiyle Boğaz tahkimatına ve Boğaza hakim olmak mümkündü.”
Aynı gerçekleri Türk kurmayları da hem sözlü, hem yazılı defalarca dile getirmişler, ama Liman Paşa bildiğini okumuştur. Daha doğrusu kendisine dikte ettirileni yapmıştır.
Yukarıda kaynak olarak çalışmalarını verdiğimiz yazar-larımızın da ifade ettikleri gibi, Gelibolu yarımadasında böyle bir savunma planını uygulamaya sokmakla, adeta karaya asker çıkarılarak oraya yerleşilmesini kolay ve cazip hale getirmiştir. Bu durum, Batı cephesinde çarpışan arıların Gelibolu yarıma-dasına çekilmesi için, buraların cazip bal peteğine dönüşmesini sağlamış, bu da Alman menfaatlerine yaramıştır.
Eşyanın tabiatına aykırı olarak hazırlanıp yürürlüğe konulan söz konusu savunma planları sebebiyle, ne kadar asker zayi ettiğimizi, ne kadar kaynağımızı harcadığımızı, ne kadar zaman israf ettiğimizi yeri geldikçe izah etmeye çalışacağız. Ancak, ağırlıklı birliklerin geride konuşlandırılması, çıkarma başladı-ğında bunların ön cephelere sevki sırasında, düşman gemilerin-den açılan top ateşleri ile verdiğimiz şehit ve yaralı sayısı bile, dudakları uçuklatacak seviyede olmuştur.
Şimdi çok enteresan bir belgeyi dikkatlere sunacağım. 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal’in 3 Mayıs 1915 tarihinde Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya gönderdiği bir telgra-fından bir bölümünü buraya alıyorum:
“Evvelce size bu bölgenin bütün bölgelerle olan farkının önemini arz etmiştim. Eceabat bölgesi kuvvetlerine komuta ettiğim zaman aldığım tertibat ile, düşma-nın karaya çıkmasına imkan verilmeyebilirdi. Von Sanders Paşa, sahilde çıkarma noktalarını tamamen açık bırakacak tertibat almış, bu gün düşmanın ka-raya asker çıkarmasını kolaylaştırmıştır.
Vatanımızın savunmasında kalp ve vicdanları bizim kadar çarpmayacağına şüphe olmayan, başta Von San-ders olmak üzere bütün Almanların fikirlerinin üs-tünlüğüne itimat etmemenizi, kesin şekilde istir-ham ederim. Bizzat buraya teşrif edip, genel durumumuzun gereklerine göre, bizzat sevk ve idare et-meniz münasip olur.” 25
Demek ki Mustafa Kemal de tarihi uyarısını yapmış. Ama dinletememiş.
Atatürk’ün ve diğer komutanlarımızın önerileri ve uya-rılara dikkate alınarak savunma planlanmış olsaydı, düşman as-kerleri karaya çıkamazlardı. Çanakkale cephesi açıldığı gibi bi-ter, İngiliz ve Fransızlar Batı cephesinden asker çekmezlerdi ve Almanların hedefledikleri de gerçekleşmezdi. Biz de bu kadar şehit, yaralı ve kayıp vermeden zaferi kazanırdık.
Böylece bu planı devreye sokan Almanlar, başta müttefiki olan bizlere ve düşmanlarına karşı büyük bir hileyi başarılı bir şekilde uygulamaya koymuşlardır.
“Bu hilenin farkına varmalarına rağmen, Türk Harbiye Bakanlığı, bile bile buna alet olmuştur.” Kanaatinde bulunanlar da yok değildir. İşte bir belge:
Yıl 1918. Rusya ve ardından Bulgaristan tek taraflı olarak savaştan çekilmişlerdir. Osmanlı ise devam etmekte ısrar etmektedir. Nihayet acı gerçekler bütün çıplaklığı ile karşılarına çıkınca, Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa ve arka-daşları İtilaf devletlerine ateşkes teklif ederek savaşı sona erdir-mişlerdir.
Yerlerini artık koruyamayacaklarını ve millete  hesap vermek zorunda kalacaklarını anlayan Enver Paşa ve arkadaşları orduya veda ederek yurt dışına kaçmaya karar vermişlerdir. Bu-nun için orduya bir veda mesajı yayınlamayı uygun görmüş-lerdir. 14 Ekim 1918 tarihini ve bizzat Enver Paşanın imzasını taşıyan bu mesajın bir parağrafı aynen şöyledir:
“İtilaf ordularının Makedonya cephesinde taarruza geç-meleri ve Bulgar ordusunda baş gösteren ihtilal ü-zerine, Bulgar Hükümeti düşmanlarımıza tek yanlı olarak ateşkes anlaşması teklif etmiş ve bu teklifi de İtilaf orduları tarafından kabul edilmiştir. Bu suretle Bulgaristan, dörtlü ittifak arasından çıkmıştır ve bu suretle meydana gelen genel vaziyet icabı ve müttefiklerimizle konuşarak, hasımlarımıza ‘Wil-son’ prensipleri çerçevesinde sulh teklif ettik.
Almanya, Avusturya – Macaristan ve Bulgaristan ile birlikte yaptığımız bu genel savaşta, ordu ve donanmanın harp cephelerinde cereyan eden ve kesin ne-ticeyi alacak büyük savaşlar esnasında, kendi üze-rinde mümkün mertebe fazla düşman kuvveti toplamak ve bu kuvvetlerin adım adım müdafaa ve çar-pışma ile mümkün olduğu kadar uzun süre ile cep-hede meşgul ederek, Avrupa’daki savaş alanlarından uzak bulundurmak ve kesin netice alınacak o-lan Avrupa savaş alanına bu suretle yardım etmek vazifesine icabet etmiştik.
Ordu ve donanmamız işte bu vazifesini ifa etmeye çalış-mıştır.” 26
Veda mesajı uzayıp gidiyor, ancak bu yazdığımız itiraflar çok önemli bir gerçeği açıklıyor. O da; Çanakkale savaşlarının da içinde bulunduğu Birinci Dünya Savaşında bize verilen gö-rev, düşmanı oyalamak ve Avrupa cephelerinden uzak tutmak… Bu arada bizim ülkemizin işgale uğraması veya askerlerimizin zayi olması gibi hususların hiçbir önemi yoktur. Tam yeri gel-mişken buraya çok önemli bir tesbiti aktarmak istiyorum:
Çanakkale savaşları da dahil olmak üzere, Birinci Dünya  Savaşı’nda cephelerde yedek subay olarak görev yapmış bulunan bir Türk subayı, Enver Paşanın bu veda mesajı üzerine, hatı-ralarını kaydettiği defterine şu notları ilave etmiş:
“Şu Alman Uşağı Enver Paşa:
Demek ki biz şimdiye kadar hep Almanlarla Avusturya’-lıların yükünü hafifletmek için çalışmışız. Üzerimi-ze çektiğimiz kuvvetlerle de bu ahmaklığımızın be-delini ödedik. Basra’yı, Bağdat’ı ve Şam’ı düşmana çiğnettik. Mekke, Medine ne oldu, Allah bilir. Hal-buki Almanların bir karış toprağı, düşman ayağı altında kalmadı.
Şu muhakkak ki, bütün tarih boyunca, umumi harbe katılmaya karar veren hükümet adamlarımız kadar kısa görüşlü ve düşünce kısırlığına sahip bir hükümet a-damı gelmiş midir acaba? Deli Petro’yu esir alma-dı diye Baltacı’yı idam eden bir padişah devrinde olsaydık, koca bir imparatorluğu mahveden hükü-met adamlarının kaderi ne olurdu?
Demek bütün memleketçe, biz hiç bahis konusu değiliz. Yalnız Alman varlığı ve Alman zaferi için çalışmı-şız.
İnsan bu düşüncelere nasıl isyan etmesin? Alman yar-dakçısı herifler. Ruslar harpten çekildikten sonra, bizim de harpten çekilmemiz akıllılığını neden gös-teremediler? O zeka yokmuş kendilerinde. Ne desek boş.” 27
Araştırmacı İsmet Görgülü’nün son ve çarpıcı tespitini içeren cümlesini beraberce okuyalım:
“Çanakkale muharebelerinde Almanlar kendi çıkarlarına göre harekatı yönlendirmiş ve yönetmişler. Bunu yaparken müttefikleri olan Türkleri hiç dikkate al-mamışlar, sadece niyetleri uğruna kullanmışlar. U-laşılan bu gerçek, devamında bir soru daha doğuruyor:
Çanakkale’de biz Almanlar için mi öldük?”
Kitabımızın ileriki bölümlerinde hep bu hileye dikkat çe-kerek vurgu yapmak zorunda kalacağız.

ALMANLARIN BÜYÜK HİLESİ

ALMANLARIN BÜYÜK HİLESİ

18 Mart 1915 Deniz Zaferi’nden sonra düşmanın bu işten vazgeçmeyeceğini, tekrar geri; bu sefer karadan saldıracağını hesap eden Türk Genel Kurmayı, derhal Gelibolu Yarımadasını tahkim etmek üzere harekete geçer.
24 Mart 1915 de 5.Orduya  Gelibolu ve Çanakkale Bo-ğazı’nı müdafaa görevi  verilir. Ertesi günü de Alman Islah heyeti başkanı olan General Liman Von Sanders’e 5.Ordunun kumandanlığı teklif edilir. Liman Paşa görevi kabul ederek derhal hareket eder. (Resim: 4)  Ordunun ve bağlı birliklerinin önemli noktalarına da Alman subaylarının yerleştirilmesine özel önem verir.
Gelibolu’ya geldiğinde alelacele sahillerin bazı kısımları-nı ve önce yapılmış olan savunma tesislerini gezerek bilgiler alır.
Karargahına döner dönmez de derhal savunma planlarının değiştirilmesini, esasen savunma anlayışının kökten değiştiril-mesini ister. Dediklerini de uygulamaya koydurur.
Şimdi öteden beri üzerinde çok tartışmalar yapılmış, çok şey söylenip, çok şey yazılmış bulunan bu savunma stratejileri konusunu biraz eşelemek ve son yıllarda bu konuda yapılmış araştırmalardan ve varılan sonuçlardan bahsetmek istiyorum. Ama peşinen söylüyorum ki, çok teknik ayrıntılarla okuyucuyu sıkmak, aşina olmadığı konularda uzun sözler söyleyerek kitabı sıkıcı ve okunmaz hale getirmekten de çekiniyorum. İnşaallah can alıcı noktaları ile ve kısa alıntılarla konuyu izah etmeye, bel-ki de bugüne kadar çok az sayıda araştırmacı ve yazarın, -o da son yıllarda olmak üzere- vardıkları sonuçları aktarmaya çaba göstereceğim. Belki de Çanakkale ve Birinci Dünya Savaşlarına ve Almanların yaptıkları ve üzerinden 80 küsür yıl geçtikten sonra yeni farkına varılmaya başlanan, büyük hilelerinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunurum. Bu da beni son derece memnun eder…

İLK KARA SAVUNMA PLANLARI
Çanakkale Boğazı’ndaki savunma engellerini aşmak iste-yecek olan herhangi bir düşmanın, karaya asker çıkarmak iste-mesi halinde nerelere çıkacakları aşağı yukarı bellidir. Böyle çı-karma yapmaya müsait ve kestirmeden hedefe varılabilecek yerlerin sayıları çok sınırlıdır.
İşte Alman Liman Von Sanders’ten önce hazırlanıp uygulamaya konulan savunma planları; çıkarmaya müsait sahillerin engellerle donatılması, tel örgülerle ve diğer manialarla tahkimi ve kıyılara yakın bölgelerde topçularla desteklenmiş, makinalı tüfeklerle donatılmış birlikleri, derin siperlere yerleştirerek düşmanın karaya adım atmasını önleyecek tedbirlerin alınmasından oluşuyordu. Ayrıca sahilleri savunacak birliklerin yedekleri de kısa sürede cepheye yetişebilecek konumda yakın yerlere yerleştirilmesi planlanmıştı. Türk Erkanı Harbi’nin görüşlerine göre de, Çanakkale’de çıkarma yapılması muhtemel sahiller şunlardı:
Birinci derece öncelikli; Seddülbahir, yani Gelibolu Ya-rımadasının en uç kısmı, Kabatepe sahilleri ile Suvla Körfezi arasındaki sahiller olarak tahmin ediliyordu. Buna ilave olarak da, Anadolu sahillerinde, Kumkale civarı ile Beşike sahilleri, Rumeli yakasında ise Saros Körfezi de ikinci öncelikli çıkarma bölgesi olarak hesaplanıyordu. İşte bu sahillerde kuvvetli birlikler konuşlandırılacak, bunun haricindeki sahillere ise, zayıf ve az mevcutlu birlikler ve gözetleme postaları yerleştirilecek, düşmanın herhangi bir teşebbüsü derhal karargaha bildirilerek ye-dek birliklerin buralara kaydırılması mümkün olacaktı.
Türk kurmay heyeti böyle bir plan yapmış ve uygulamak için de ilk adımları atmıştı.
İşte bu durumda iken 5.Ordu Gelibolu savunmasına gö-revlendirilmiş ve komutan olarak da yukarıda yazdığım gibi Al-man Sanders Paşa görevlendirilmişti. Hemen belirtmeliyim ki Liman Von Sanders’in rütbesi de mareşallığa yükseltilmişti.

ALMANLAR PLANLARI DEĞİŞTİRDİ
Yukarıda izah etmiştim; Alman Komutan Liman Von San-ders Gelibolu’ya gelir gelmez derhal, hızlı bir turla savunma ça-lışmalarının belki de az bir kısmını yerinde gördükten sonra bunları değiştirmek gerektiğini ifade etti. Bu acelesinin gerçek sebebini ileride yeri geldiği zaman izah etmeye çalışacağız, ama şimdi neyi değiştirmeye çalıştığını, yerine neyi koyduğunu ve gerekçelerini  kısaca anlatalım:
Liman Paşa’ya göre; kıyılarda güçlü birlikler bulundura-rak düşmanı karşılama şeklindeki savunma stratejisi artık çok demode olmuş bir stratejidir. Modern ve çağdaş anlayış gereği kıyılarda zayıf ve hatta gözetleme ve muhabere birlikleri bulundurulmalı, güçlü birlikler, muhtemel çıkarma bölgelerine yetiş-tirilmek üzere, fazla dağıtmadan belirli merkezlerde konuşlan-dırılmalıdır. Böyle bir savunma anlayışı şu hususlara dayanmak-tadır:
Savunulacak yerler ve sahiller yüzlerce kilometre gibi çok uzun mesafeleri kapsamaktadır. Birliklerin tüm buralara da-ğıtılması doğru değildir, mümkün de değildir. Halbuki yeni pla-na göre hangi sahile çıkarma yapılırsa yapılsın, yedek kuvvetle-rin buralara sevki kolay ve mümkündür.
Kıyılara konuşlandırılacak, güçlü ve sayıca fazla birlikler, tehlikeye maruz kalacaklardır. Çünkü çıkarma yapacak olan düşman müthiş bir donanma ateşi desteğine sahiptir. Çıkarma yapacağı sahilleri çok etkili bir biçimde topa tutacak ve büyük bir ihtimalle büyük zayiatlar verdirecektir. Halbuki yedekte tu-tulacak birlikler, bu büyük bombardımandan sonra asıl mu-ha-rebe yerine sevk edileceği için bu tehlikelere maruz kalmayacak, yapılacak hücumla düşman, az zayiat verilerek denize dö-külebilecektir.
Karaya çıkacak düşman askerlerinin arkasında korkunç bir donanma desteği olduğu için, bunlara çıkarma anında müdahale etmektense, içerlere doğru ilerledikten sonra, kısmen za-yıflayacak donanma desteğinden dolayı, kolayca püskürtülüp, mağlup edilmeleri mümkün hale gelecektir.
Uzun sahiller boyunca siperlere yerleştirilecek birlikler, çıkarmanın ne zaman yapılacağı bilinmediğine göre, uzun müddet, atıl olarak kalacaklar, eğitimleri aksayacak, ikmalleri güçle-şecektir. Bundan dolayı hareket kabiliyetleri zayıflayacaktır. Halbuki,  merkezi olarak yedekte tutulacak olan birliklerin, eği-timleri aksatılmadan devam edecek, değişen şartlara ve çıkarma yapılan yerin özelliklerine göre  bilgi edinmeleri sağlanacak, yi-yecek, içecek ve diğer ikmalleri kolay ve mümkün  olacaktır.

KOMUTANLARIMIZ 
İTİRAZ EDİYORLAR
Liman Von Sanders ve diğer Alman subaylarınca modern ve gerekli diye dayatılan bu savunma stratejilerine Türk komutanlar şiddetle itiraz ettiler.
İleri sürülen gerekçelere yapılan itirazları da şöyle özet-leyebiliriz:
Savunulacak sahiller iddia edildiği gibi yüzlerce kilomet-re değildir. Anılan sahillerin çok büyük bir kısmı, taşlık kayalık, çıkarma gemilerinin yanaşmasına müsait olmayan, karaya çıkacak düşmanın da ilerlemesine geçit vermeyecek olan tabii en-gellerle doludur. Düşman buralara çıkarma yapmayı düşünmez.  Muhtemel çıkarma bölgeleri bellidir ve buralara konuşlandırılacak yeterli kuvvetimiz de mevcuttur. Yine de tüm sahilleri göz-lemek üzere,  mevcudu sınırlı sayıda gözetleme ve haberleşme birlikleri bırakılabilir.
Düşman çıkarma birliklerinin en zayıf anı deniz vasıtalarının sahile yaklaşıp askerleri bıraktığı andır. İşte bu anı iyi de-ğerlendirip, daha karaya ayak basmadan topçu ve makineli tü-feklerle imha etmek ve çıkarmayı böylece engellemek çok daha akılcı ve tatbiki mümkündür. Karaya ayak basan düşman derhal siperler kazıp yerleşecek, tabii maniaları kullanacak olmasından dolayı onları yerlerinden söküp denize dökmek çok daha zordur. Onlar daha karaya yerleşmeden püskürtülmelidir. Bu da ancak çıkarma bölgelerine önceden güçlü birlikler konuşlandırılarak, topçu ve makinalı tüfek yuvalarını önceden kurmakla mümkün olabilir.
Sahillere konuşlandırılacak birliklerin mevzileri derin ka-zılırsa, tabii engellerden akıllıca istifade edilirse, donanma ate-şinden azami olarak korunmak mümkündür. Böyle yapmayıp, gerideki yedekleri cepheye getirmeye çalışmak aynı mantığın yürütülmesi halinde daha tehlikeli durumlara düşülmesine sebep olacaktır. Geriden yürütülerek getirilecek yedek birlikler, açıktan yürüyeceğine göre düşman donanma ateşinden dolayı, si-perdeki askerlere oranla çok daha fazla zayiata uğrayacaklardır.
Askerlerin eğitimlerinin aksayacağı varsayımına gelince:
Muhtemel çıkarma bölgelerine çok daha yakın ve geri planda kurulacak eğitim merkezleri ile bu problemin de halle-dilmesi çok kolay olacaktır. Siperdeki askerler belli periyotlarla bu merkezlere, değiştirilerek alınır ve eğitim noksanları tamamlanabilir.
Okuyucularıma şunu arz etmek istiyorum. Yukarda özetini verdiğim, strateji ve buna itirazlar çok önemli olduğu için üzerinde duruyorum. Bunların önemini ileriki sayfalarda arz edeceğim. Ancak bu değişiklik ve itirazları beraberce öğrenme-liyiz ki asıl önemli olan, büyük Alman hilesini anlayabilelim.
Önce 3.Kolordu Kurmay Başkanı olan Yarbay Fahrettin Altay Beyi dinleyelim:
“Ordu Komutanlığına atanan Liman Von Sanders’in stra-teji kudretinin azlığı ve düşmanın karaya çıkacağı yerleri yanlış tahmin etmesi ve Kolordunun sela-hiyetine fazlaca karışması, Kolordu Kumandanı-nın da buna fazla ses çıkarmaması yüzünden ilk sa-vaşma tedbirlerinin alınmasında hatalar meydana gelmiştir. Enver Paşanın da gelip bu tertibatı kont-rol etmemesi savaşın uzamasının ve Türk kanının daha fazla akmasının sebeplerinden biridir.” 19 
Bu strateji değişikliğini Fahrettin Altay Bey elbette o za-man “strateji eksikliği”ne bağlayacak, Liman Paşanın Al-man-ya’dan aldığı emri fark edemeyecektir.
Almanların strateji değişikliğine, tümen komutanlarımız şiddetle itiraz ettiler. Ancak içlerinden bir tanesi var ki; 9.Tümen Komutanımız Kurmay Albay Halil Sami Bey itirazlarını, hem daha güzel ifade etmek, hem de tarihe not düşerek gelecek nesillerin de, korkunç vebalden haberdar olmasını sağlamak amacıyla, askerliğin gerektirdiği emir komuta kademesi usullerine de uyarak yazılı olarak Liman Von Sanders’e iletmiştir. Belki biraz uzun olduğu düşünülebilir, ama okuyucularımın sabırlarını istis-mar etmeksizin, bu tarihi belgeyi buraya yazmayı gerekli gör-mekteyim. TARİHE DÜŞÜLEN NOT
9.Tümen Komutanımız Kurmay Albay Halil Sami Bey, Almanların dayatmaya çalıştığı ve bize çok pahalıya mal olmuş bulunan savunma stratejilerinin uygulanmasına mani olabilmek, ayrıca da tarihe not düşmek amacıyla yazılı olarak itirazda bu-lunuyor. Şimdi bu belgeyi beraberce okuyalım:
“Komutanlığınızın emirleri üzerine bölgenin kıyıları zayıf kuvvetlerle gözetlenerek, tümenin büyük kısmı ge-ride, merkezi durumda tutulmaktaysa da bölgenin savunma şekli konusunda aşağıdaki düşüncelerin arz edilmesine izin verilmesini rica ederim:
1- Önceleri, düşmanın kolayca karaya çıkmasına meydan vermemek ve çıkan kuvvetler üzerine alay ihtiyatları ile yetişilerek yeniden denize dökmek temel dü-şüncesi üzerine düzen aldırılmıştı. Bu düzenin al-dırılmasındaki temel düşünceler de şunlardı:
a) Düşman karaya çıkarken, en çok topçu ve belki şalope-lere yerleştireceği ağır makineli tüfeklerin ateşi ile birliklerimizi ateş altına alacağı ve iyice hazırlanmış siperlerimizde askerlerimize çok zarar vereme-yeceği,
b) Düşmanın en zayıf zamanı karaya çıkarken olup, piya-de ve topçumuzun etkili ateşi altında kalacağı,
c) Karaya çıkmayı başardığı yerlerde ise kendi piyadele-rinin yakınlığı sebebiyle, onlara topçu ateşi yapamayacağı ve bu dönemde piyadelerimizin siperlerden yapacağı tesirli ateşlerle kıyıda tutunamayacağı ve bir kısım yerlerde tutunsa bile, karanlık ba-sınca ihtiyatların süngü hücumu ile denize döküleceği,
d) Düşman sabahleyin çıkarmaya başlarsa bir alay bölgesine yavaş yavaş ve ateş altında çok sayıda kuv-vet çıkaramayacağı ve çıkan kuvvetler ise tabiatıyla yıpranmış olacağından, disiplini ve düzeni bo-zulmuş şekilde kıyı boyunda kalacağı ve bunların üzerine yapılacak hücumun herhalde başarılı olacağı,
e) Düşman gece çıkarma yaparsa topçusundan yararla-namayacağı gibi, geceleyin gideceği ve tutacağı yerleri iyice bilemeyeceğinden, ateşimizin altında oldukça şaşıracağı ve çıkan kısım üzerine tarafı-mızdan hücum imkanı bulunacağı,
f) Bölgede düşmanın çıkarma yapacağı yerler sınırlı bu-lunduğundan, buraları kuvvetle tutulduğunda düşman bir yere çıkmayı başarsa bile, öteki yerlerde kıyı kuvvetlerimizin savunmasından yararlanarak, düşman üzerine gerideki genel ihtiyatlarla saldırı imkanının bulunması.
İşte arz edilen bu sebepler ve düşünceler üzerine ve Ece-abat’ta bir ihtiyat tümen (19.Tümen) bulunduğu da göz önüne alınarak, kıyı üç bölgeye ayrılmış ve her bir bölgeye bir alay verilmişti.
2- Şimdiki düzende ise kıyı zayıf gözetleme kuvvetleriyle tutuluyor. Bu durumda düşman, gece veya sabah-leyin kıyının her yerinden çıkarma girişiminde bu-lunduğu ve önemli noktalarda kolaylıkla çıkarma-ya başladığı zaman, donanmasıyla geriye yapaca-ğı şiddetli bombardıman altında, geride bulunan büyük kısmın gündüzün ileriye aldırılması güçleşeceği gibi, bu güçlüklere büyük kayıplarla karşı ko-nulsa bile, bir çok noktada sonradan çıkarmayı ba-şaran düşmana karşı kuvvetlerimizi parça parça göndermek veya bir bölgeye toplu kuvvet gönde-rerek öteki bölgeleri savunmasız bırakmak tehlikesi baş gösterecektir.
Özellikle düşmanın çıkarma zamanında hangi yöne çok ehemmiyet verdiği ve nereye ne kadar kuvvet ayır-dığı da kolayca ve çabucak anlaşılamaz. Bu du-rumda düşmanı, çıkarmanın olağanüstü güçlükle-rinden ve bizim ateşimiz altında kalmaktan kurtaran, çünkü ilk hareket serbestisini onlara veren bu yeni düzen, ayrıca karaya çıkan ve sırtlarda tahkimat yapan düşmanın bizi yanlardan sarması tehlikesini doğuracak ve bizi yanları sarılmış bir halde taarruza geçmek durumunda bırakacaktır.
Arz olunan sebeplerden ötürü düşman, çıkarmaya başla-dıktan sonra genel ihtiyat kuvvetleri ile süratle ha-rekete geçmek imkanı bulunamayacaktır. Çünkü bir çok noktaya yapacağı çıkarmanın önemlisi anlaşılmadan harekete geçilirse gösteriş taarruzu yapılan yere gitmek tehlikesi doğacaktır. Bundan dolayı du-rum anlaşılıncaya kadar beklemede kalma zorunluluğu düşmana zaman kazandırmak tehlikesini doğuracaktır. Bu düzenlemeye göre düşman sabaha yakın veya sabahleyin çıkarmaya başlarsa, ak-şama kadar zaman kazanacak ve tuttuğu sırtları tahkim ederek yerleşecektir. Gündüzün veya geceleyin bunların üzerine süngü hücumuna geçmek bi-raz güçleşecektir.
3- Düşüncelerim uygun görülürse, birinci savunmayı kı-yıdan yapmak üzere, kıyının iki tümen bölgesine ayrılması, böylece her tümen  elinde  en  az  bir  a-lay piyade ve  yeteri kadar  topçudan  oluşan  tü-men ihtiyatlarının bulundurulmasının komutanlığı-mızın  uygun  görmesine bağlı olduğunu arz ederim.” 20

ENVER PAŞA DA İTİRAZ EDİYOR
Liman Paşa tarafından dikte ettirilen yeni savunma stratejisine Enver Paşa da itiraz ediyor. 4 Nisan 1915′ te gönderdiği cevabî yazıda şöyle diyor:
“Düşmanın Seddülbahir yarımadası köşesiyle Kumkale’-ye karşı çıkarma yapmasını kuvvetle muhtemel gö-rüyorum. Düşman köşelere yerleşip, kendisini tah-kim ettikten sonra, oradan sökülüp atılmaları çok zordur. Dolayısıyla buradaki kuvvetlerimizin he-men takviyesi ile düşmanın yerleşmesine fırsat vermemek fikrini uygun bulurum. Her mıntıkada oldu-ğu gibi Anadolu tarafında da bir çıkarma esnasında düşmana taarruz edilmesi fikrindeyim. Ayrıca düşmanın bir gün zarfında bize üstün kuvvet çıkarması güçtür.”
Üzülerek ifade etmek gerekirse bu ve bunun gibi sözlü ve yazılı olarak ifade edilen itirazlar ve mukabil fikirler, Ordu Ku-mandanı Liman Von Sanders nezdinde hiç kabul görmemiştir. Başkomutan vekili olan ve kendisinin de emirlerine uymasının gerektiği bir makam bile, yanlış karardan dönmesini sağlaya-mıyor. Adeta belirlediği ve o anda açıklayamadığı sebeplerle, yani Almanya’dan almış olduğu emirlerle oluşmuş bulunan, ken-di yanlış fikrinde ısrar ederek, savunma düzenini oluşturmuş ve tatbik sahasına koymuştur. BÜYÜK HİLELERİ DE İŞTE BU İDİ
Almanların bu büyük hilelerini daha iyi anlamak için 1915 yılının başlarında Birinci Dünya Savaşı’nın durumuna bir göz atmakta fayda vardır:
Almanya batı cephesinde Fransa içlerinde, İngiliz – Fran-sız ordusu ile yoğun bir çarpışma halindedir. Rusya ise arkadan Almanları sıkıştırmakta, iki ateş arasında bırakmakta, bu ise ba-tıdaki ilerleyişi aksatmaktadır. Bunun da çaresi Batı cephesindeki düşmanların askerlerinin azaltılması, kuvvetlerinin bölünmesidir. Ancak İngiliz ve Fransızların cepheden çekmek zorunda oldukları kuvvetlerinin başka bir cephede uzun süre oyalanması gerekmektedir. İşte bu cephe de Çanakkale’de açılmış olan cep-hedir. Kısaca izah etmek gerekirse, İngiliz ve Fransızlara batı cephesinden mümkün mertebe çok sayıda kuvvet çektirecek ve onları uzun süre burada meşgul edecek cephe Çanakkale’de açı-lacak olan cephedir.
O halde Çanakkale cephesinde Alman subayların mutlaka insiyatifi ele almaları, savunma planlarını da öyle kestirmeden zafer kazanmak için değil, uzun süre düşmanı oyalayacak ve ba-tı cephesinden uzak tutacak özelliklere göre hazırlamaları gerekmektedir. Liman Von Sanders’in, Türk kurmaylarının hazırladı-ğı ve gerçekten bugün bile bakıldığında en doğru olan planların değiştirilmesi ve yerine savaşı uzatmaktan ve insan zayiatını arttırmaktan başka bir işe yaramayan planların uygulamaya sokulması da işte bu amaç içindi.
Kısaca diyebiliriz ki; Almanlar Çanakkale’de, kendilerini batı cephesinde rahatlatmak ve ilerleyebilmelerini sağlayabil-mek için büyük bir hile yapmışlardır. Bu hilenin bedelini de biz-lere ödetmişlerdir.
Bu bedel de, yüz binlerce mehmetçiğin kanı, sönen ocaklar, boş yere heba ettirilen memleket kaynakları ve israf edilen onca zamandır.
Yanlış anlaşılmamak için hemen ifade edeyim ki; Çanak-kale’de büyük bir zafer kazandık, haklı olarak bununla her za-man iftihar ederiz. Ancak bu zaferi, düşmanı karaya ayak bastırmadan, daha kısa sürede, çok çok daha az insan zayiatıyla ka-zanmamız mümkünken, ordumuzun planları bu şekilde yapıl-mışken, sırf Almanlar batıda rahatlasın diye, strateji değişikliği yapılması sonucu uygulamaya sokulan bir Alman hilesi ile, bu kadar ağır bedellerin bize ödettirilmiş olduğunu söylememiz ke-sinlikle başka türlü yorumlanmamalıdır. Bu hilenin uygulanma-sına, sırf tecrübesizlik yüzünden zemin hazırlanması, zamanın-da fark edilmemiş olması ve bilmeyerek alet olunmuş olması, Çanakkale zaferimizin değerini düşüremeyeceği gibi, şehit ve gazilerimize şükran ve minnet borcumuzu da kesinlikle azaltamaz. Onlar kendilerine verilmiş olan görevleri, en üstün bir şe-kilde cihad anlayışı içinde gözlerini kırpmadan ölüme koşarak ve fedakarlıkların en üstün seviyesine çıkarak yapmışlardır. Bu ayrı bir şeydir. Ama o günkü müttefiklerimizin bize karşı hile uygulamış oldukları da ayrı bir tarihi gerçektir.
Üzerinden 80 küsür yıl geçtikten sonra ancak farkına va-rılabilen bu hile ile ilgili, elbette bazı belgeleri özet olarak suna-cağım, ancak daha geniş bilgi edinmek isteyen okuyucularıma da iki kaynak tavsiye ediyorum:
Bunlardan ilki; Ergun Göze Beye ait. “Çanakkale’de Kumandanlar Savaşı” adıyla yayınlanan eserini tetkik edebi-lirler. 2003 yılı Boğaziçi Yayınları…
Diğeri ise Başkent Üniversitesi Öğretim üyelerinden Yard. Doç. Dr. İsmet Görgülü’nün “Çanakkale’de Almanların Niyeti” konusundaki ilmi araştırması. Bu ilmi araştırma gerçekten insanı hayretler içinde bırakacak neticelere ulaşıyor.
Her iki yazarımızdan da faydalanarak bazı belgeleri özet olarak takdim etmeye gayret edeceğim. Ama peşin olarak belirtmeliyim ki; Çanakkale Savaşında biz hile yaptık, Türkleri kullandık, batı cephemizi rahatlattık, türü herhangi bir belgeye rastlamadık. Aslında böyle bir belgenin de bulunabilmesi mümkün değildir. Sadece parçalar bir araya getirildiğinde bütünün boyutları açığa çıkmaktadır. Savaşın başlamasından sonra olanları tet-kik ettiğimizde de hep bu gayenin tahakkuk etmiş olduğunu gö-rüyoruz. Düşman çıkarmasına karşı, çoğu zaman kesin sonuç alıcı karşı koymalar yerine adeta işi uzatacak, düşmanı oyalayacak metotlar benimsenmiş, bu da bizim açımızdan zayiatı arttırmaktan başka pek netice vermemiştir.

TOP