MUHTELİF

 

SEVDA HASTALIĞI

 

Bulaşması; kaş-göz,

Gelişmesi; yaş-göz,

Tedavisi; baş-göz.

 

17.01.2006

 

 

 

 

ŞAİRE DAİR

 

Dam üstünde saksağan değil, şiir,

Sözcükler eksik ve fazla değildir.

Meramını mısralar söyler bir bir,

Şairin bir davası olmak gerek.

 

Çakalların hep çekindiği bir kurt,

Zehirlenenlere bir kaşık yoğurt.

Sazında da hep bulunacak akort,

Şairin bir davası olmak gerek.

 

Sepeti hep dolu olmalı pamuk,

Büyükle büyük, çocukla da çocuk,

Tavrında bulunamaz bir yamukluk,

Şairin bir davası olmak gerek.

 

Boş uğraşmaz kelebekle böcekle,

Planları ilgilidir gelecekle.

Derdini topluma sunar çiçekle,

Şairin bir davası olmak gerek.

 

Kelimeleri bozup etmez tahrif,

Alimden bir adım öndedir; arif.

Bazen gözü yaşlanır hafif hafif.

Şairin bir davası olmak gerek.

 

11.02.2005

 

 

KAR TANECİKLERİ

 

Atom, su molekülü mikroskobik altıgen, 

Kimyası belli, iki hidrojen bir oksijen.

Bedi' sıfatının bir tecellisi görülür,

Dünyada yaratılmış başka örneği yokken.

 

Kar tanecikleri, çok küçük, beyaz, romantik,

Kar tanecikleri, hep simetrik ve estetik.

Hiçbiri diğerinin aynısı da değilmiş,

On üzeri milyarca çeşitli kar... İbretlik.

 

Aşağıya düşerken yerlere paralellik,

Harikadır ışığı yansıtıcı özellik.

Fiziğin kuralları da izah edememiş,

Üstünde çalışıyor, yeni kuantum fizik.

 

Birisi diğeriyle asla birleşmeyerek,

Gökten titreyip yavaş yavaş inerler tek tek.

Ledün ilmi erbabı olan biri anlattı;

Her kar  taneciğini taşırmış ayrı melek.

 

Anlayamıyor aciz kalıyor insan aklı,

Her metreküpü üçyüzellimilyon yapraklı.

Minnacık ve saydam, çok özel altıgen kristal,

İlahi ihtişam kar taneciğinde saklı.

 

17.02.2005

 

 

ESKİYEN AYLAR

 

Bugünkü takvimimiz miladi.

Bunları bana babam söyledi,

Bundan beşyüzseksendört yılı çık,

Rumi seneyi bulursun dedi.

 

Onüç gün geç gelirdi o aylar,

Kullandık Cumhuriyet'e kadar.

Avrupa’ya uymak için yaptık,

Devrimlerin içinde bu da var.

 

Ocak ayının adı "Zemheri",

Beyaz karlar örtmüştür heryeri.

İneği danayı korumak var,

Ayaz soğuktan yanar ciğeri.

 

Şubat ayının ismi "Gücük"tü,

Arkadaşlarından küçücüktü.

Annem bana yün yorgan örterken,

Son sözü kocaman öpücüktü.

 

Bu Mart, o zaman da yine "Mart"tı.

Sert rüzgarlar dalları koparttı.

Kazma kürek yaktıracak soğuk,

Biraz odun bulundurmak şarttı.

 

Nisan'ın adı o zaman "Abrul",

Yeni yılın ilk yeşili marul.

Aylardır güneşe hasretti ya,

Soluğu sokakta alır her kul.

 

Yeni doğan taylar koşar tırıs,

Kaplumbağa yola çıkmış tıs tıs.

Yeni isim bulamamışlar ki,

"Mayıs" ayı yine olmuş Mayıs.

 

Say bundan sonrasını artık yaz,

Yayla varken köyde oturulmaz.

Bahçedeki ağaç kıpkırmızı

O meyve de, Haziran da  "Kiraz".

 

Temmuz ayına derlerdi "Orak",

Yarılmaya başlar çorak toprak.

Ekin biçilir, harman yapılır,

Çalışıp, terleyip, yorularak.

 

Ağustos, "Ağustos"tu o zaman,

Şehirlerde duramaz her insan.

Mesire yerleri tıklım tıklım,

Koşuyor sepetlerini kapan.

 

Baharda yazda ömür sürdünüz,

Eylül de geldi, yani "Evvelgüz".

Yeşil tabiata dikkat edin,

Sararmış yapraklar görürsünüz…

 

"Ortagüz" denilen aydı, Ekim,

Tam da güzün ortası nitekim.

Mısır da, patates de ambara,

Kışı çıkarmalı bu birikim.

 

"Songüz" dü, Kasım ayının adı,

Son yeşillikler de hep sarardı.

Kıştan haberci, yağmura gebe,

Gökyüzünü siyah bulut sardı.

 

Aralık'ın ismiydi "Karakış",

Başlar artık çok şiddetli bir kış.

Oniki ayı tamam yazmış ya!

Yok mu Ekrem Şama'ya bir alkış?

 

03.03.2005

 

 

BEŞ DAKİKALIK MISRALAR

 

Arkadaşım hızlısın diye etti iltifat,

Hayır, çok yavaşım dedim iltifata inat.

Beş dakikamı harcıyorum her bir mısrada,

Bilmezsin evrende neler olur o sırada?

Bir kaplumbağa koşarak giderken beş metre,

Suyu yüz metreye akıtır küçük bir dere.

Dünyamız yapar yüzkırkbin metrelik bir dönüş

Dokuzmilyon metre değişir güneşi görüş.

Samanyolu bizim galaksimiz; hatırlayın,

Galaksi merkezine göre "sanal bir yay"ın,

Üstünde yüzbin kilometre kayar noktamız.

Şimdi söyleyeceğimse meçhul bir rotamız;

Uzak tek merkeze göre döner her galaksi,

İkiyüzaltmışbin metre, hızın saniyesi.

Beş dakikada ne kadar gittik varın bakın,

Bilgisayar gerek, parmak saymayı bırakın.

Işık nere gider beş dakikada hesap yap 

Doksanmilyon kilometre; akıl düşer bitap.

Işık hızına erişecek olsa bir insan,

Bilinen madde kalıbından çıkarmış, o an.

Zamanlar da ters işlermiş nasıl, bilinir mi?

Aklım karışıyor, hiç doğmadan ölünür mü?

Hacim de, ağırlık da olmazmış, bu ne demek?

O zaman akla geliyor; şeytan, cin ve melek.

Bu üçbeş gerçek, hikmet denizinden bir çakıl.

Normal sayılır mı Allah'a varmayan akıl.?

Gördün, bir mısra şiir, beş dakikalık israf.

Evrendeki hızlar?.. Benim hızım?..  İnsaf, insaf!

 

04.03.2005

 

 

AKILLI ÇÖZÜM

 

Dedi ki; akılla her şeyi çözeriz,

Dedim ki; işte bu akla ait bir kriz.

 

11.03.2005

 

 

TOPRAĞA BAKIYORUM

 

Ağaçlar, bitkiler, kara toprak,

Renk renk çiçek, çeşit çeşit yaprak,

Başım ellerimin arasında,

Düşün de düşün, beynim çıkacak.

 

Alt tarafı kara toprak ve su,

İyi düşünmek gerek doğrusu,

Bütün bu meyveler ve sebzeler

Hepsi de bu toprağın yavrusu.

 

Lahanada dönüşür besine,

Su olur meyve içerisine,

Hep aynı toprakla beslenenler,

Benzemez birisi birisine.

 

Mısırın yaprağı uzun uzun,

Tadı farklı, kabakla karpuzun,

Bitkiler değişik, topraklar bir,

Aynı mineralin aynı tuzun.

 

Sünbülle lalenin rengi bir mi?

Menekşe görmezden gelinir mi? 

Farklı renklerin sebebi nedir?

Toprak farkı denilebilir mi?

 

Tohumları genleri farklıysa,

İlim bu izahın kılıfıysa,

Madem alimler böyle söylüyor.

Genler bizi doyursun sıkıysa. 

 

Toprağımız diyoruz vatana?

Toprak anamız, döneriz ona,

Görmeyi bilene toprak ibret, 

Gözlerini açıp bir baksana!

 

10.04.2005

 

 

ANAHTAR DELİĞİ

 

Keşif bekliyor evrenin milyar sırrı, 

Merakımız komşunun mahrem sınırı. 

Açıkken, etik kural, İlahi buyruk; 

Anahtar deliğinin önü hep kuyruk.

 

30.05.2005

 

 

KARINCA VE KOLONİ

 

Akılların kantarınca, 

İbretliktir her karınca.

Koloni için çalışır, 

Hakk'ın emri uyarınca.

 

30.05.2005

 

 

 

Türkiye, İran, Mısır, Malezya, Pakistan, Bangladeş, Nijerya, Endonezya Devletleri arasında 1997 yılında imzalanmış olan D-8 (Kalkınmakta olan sekiz ülke) anlaşmasını konu alan ve Temmuz-2005 tarihinde bu anlaşmanın taraflarınca düzenlenmiş olan şiir ve makale  yarışmasında ödül kazanmıştır.

 

 

YENİ BİR DÜNYA İÇİN  D - 8

 

 

Hep merak edilir, nedir acep sekizler? 

Kısa yazıyorum, ama anlayın sizler.

 

Ben hayran olmaktan kendimi alamadım, 

'Yeni bir dünya' ya doğru atılmış adım. 

 

Böyle bir birliğin getirisi çok büyük, 

Bu büyük birliğe bizler ettik öncülük. 

 

Kural tanımayan sanayileşmiş güçler, 

Potansiyel gücü anladılar bu sefer. 

 

İlişkiler gözden geçirilecekti yeniden, 

Gelişmiş yediler, irkildiler aniden. 

 

Türkiye'miz önder, İran, Mısır, Malezya, 

Pakistan, Bangladeş, Nijerya, Endonezya. 

 

Kalkınmakta olan, sekizyüzmilyon nüfus, 

Büyük potansiyel, tam dostça bir konsensus. 

 

Birliğin mimarı tanırlar Erbakan'ı, 

Güçlü Hükumet'in Muhterem Başbakan'ı. 

 

Hiçbir ülke değil, sömürüye müstehak, 

Birliğin temeli kabul edilmişti: Hak. 

 

Bu birliğin altı esası var hak için, 

Hakları güçlere karşı korumak için. 

 

Esas gaye barış olmalı kavga değil, 

Barışa ermeli her millet mütekamil. 

 

Diyalogla çözüm, her sorun için tek tek, 

Menfaatlere de çok dikkat edilerek.

 

Sömürü emeli her devirde demode, 

İş birliği esas olmalı ilişkide. 

 

Kabul edilemez hiçbir ezme gayesi, 

Adalet olacak birliğin sermayesi. 

 

Kim kimden üstünmüş, olabilir mi böyle? 

Her karar alınır, eşitlik ilkesiyle. 

 

Zulme uğrayamaz, fertlerden hiç birisi, 

Hakim kılınmalı her yerde demokrasi. 

 

Artık kuvvet değil, hak tutulmalı üstün, 

Kuvvetli yıkmadan, dünyamızı büsbütün. 

 

Diğer ülkelerle, ticaret gelişmeli, 

İç ticaretimiz, olacak çok verimli. 

 

Temel sanayide, iş bölümü olacak, 

Yerli yapılacak, araba, gemi, uçak.

 

Sınırlanmayacak böyle güzel bir birlik, 

Genişleyebilir, ama sekiz şimdilik.

 

Dünya örgütleri ve İslam ülkeleri, 

İlişkiye açık birliğin ilkeleri. 

 

Doğal kaynakları, petrolü, hammaddesi, 

Sekizlerde boldur, zenginliklerin hepsi. 

 

Barış hakim olup, unutulacak savaş, 

Kaynaklar servete dönüşür yavaş yavaş.

 

Sekiz ülke ile oluştu bu omurga, 

Dünyaya vuruldu hilal şeklinde damga. 

 

Altyapı hazırdır, artık yürütmek ister, 

Şimdi lazım olan dirayetli bir lider. 

 

17.06.2005 

 

 

 

 

 

 

 

 

ACI ŞARKILAR

 

Buluşamadım yaz ile,

Dualar ettim saz ile,

Duyulmayan avaz ile,

Ne acı şarkılar çıktı.

 

Acı işledi özüme,

Ağıtlar düştü sözüme,

Yumruk vururken dizime,

Ne acı şarkılar çıktı.

 

Gözyaşı oldu notası,

Gönlümde gizli datası,

Hüzün doludur ötesi,

Ne acı şarkılar çıktı.

 

Fısıldadı seher yeli,

Makamı kuşların dili,

Tutuştu sazların teli,

Ne acı şarkılar çıktı.

 

Benimki ibretlik olay

Kalbimi parçalamış fay

Elimde keman ile yay,

Ne acı şarkılar çıktı.

 

Belim bükük hilal gibi,

Ağlarım hep Bilal gibi,

Oldum Yunus Abdal gibi,

Ne acı şarkılar çıktı.

 

28.08.2005

 

 

BİR DAMLACIK GÖZYAŞI

 

Minicik bir damla görülür doğrusu

Bazen vicdanların, kumanda tablosu,

Bazen tatsız tuzsuz aşın acı sosu,

Nice meçhuller var, gözyaşında saklı.

 

Damlayı gökkubbe kadar büyütürsek

Atomlar proton  nötron ve çekirdek

Gezegene benzer her birisi tek tek,

Nice evrenler var gözyaşında saklı.

 

Mazlumun gözünden dökülür ah ile,

Hak alınacak bir damla silah ile,

Hesabın gerisi, Rabbim Allah ile,

Nice cehennem var, gözyaşında saklı.

 

Secde duruşunda bekler iki büklüm,

Allah'a yaklaşmış, hazları kötürüm,

İnci taneleri damlıyordu gördüm,

Nice cennetler var gözyaşında saklı.

 

 

26.10.2005

 

 

HER LİDERİN, İZİ DERİN

 

(Her insan topluluğunu liderleri ile birlikte çağırırız. 

Ayet:17/71)

 

Bize yutturmayın hiç bunu,

Bunlar köhnemiş çöl kanunu,

Kuranmış, hadismiş geçiniz,

Herkes kendi çizer yolunu!

 

Bunları söyleyen bir lider,

Birileri peşinden gider,

Beraberce haşrolacaklar,

Müjde, Yüce Allah böyle der!

 

Ahkam ayeti diyorsunuz,

Sayıları ikiyüzotuz.

Bunların modası geçmiştir,

Kalana imanımız sonsuz.

 

Bunları söyleyen bir lider,

Birileri peşinden gider,

Beraberce haşrolacaklar,

Müjde, Yüce Allah böyle der!

 

Çağımız, küresel evrensel,

Yurt satarız, alırız bedel,

Bakın cami, kilise, havra,

Budur ideal olan model.

 

Bunları söyleyen bir lider,

Birileri peşinden gider,

Beraberce haşrolacaklar,

Müjde, Yüce Allah böyle der!

 

Amerika'dır en büyük şef,

Avrupa'yla birleşmek hedef,

Emirlerini yapmalıyız,

Artık demode şan ve şeref!

 

Bunları söyleyen bir lider,

Birileri peşinden gider,

Beraberce haşrolacaklar,

Müjde, Yüce Allah böyle der!

 

Ayet hadis olsun arabın,

Yasağı olur mu şarabın?

Suyun kaynağından sana ne?

Altına tut da dolsun kabın.

 

Bunları söyleyen bir lider,

Birileri peşinden gider,

Beraberce haşrolacaklar,

Müjde, Yüce Allah böyle der!

 

Allah'tan başka var mı umut?

Helalı al, haramı unut,

İşte silinmez işaretler,

Aklını kullan, o yolu tut.

 

Bunları söyleyen bir lider,

Birileri peşinden gider,

Beraberce haşrolacaklar,

Müjde, Yüce Allah böyle der!

 

12.11.2005

 

 

NİKOTİN Mİ GİYOTİN Mİ?

 

Gelecek ay dünya olacak mekanım,

Oksijensizlikten, daralıyor canım,

Anneme bağlıyım, hiç hoş değil kanım,

Uzak dur annemden, lütfen ey sigara!

 

Küçük bir bebeğim, günüm hep yatakta,

Odamda her zaman sigara yanmakta,

Nefesim daraldı, bir şey var gırtlakta,

Burda içilmesin, bir daha sigara.

 

Onsekizindeyim, on iki gün sonra,

Dumanı üflerim, savura savura,

Farkedileceğim, böyle ara sıra

Seninle tanışmak güzelmiş sigara?

 

Yaş yirmibeş oldu, etrafım toz pembe,

İki paketim var, Pazar ve Perşembe,

Büyüdüm ben artık, zannetmeyin bebe

Zararlısın belli, hoşsun be sigara! 

 

Yaş otuzbeş yolun yarısı demişler,

İçerek anladım zararları neler,

Bugün karar verdim, kesindir bu sefer.

Bırak beni artık, yettin be sigara!

 

Yaşım daha kırkbeş, büküldü şu belim,

Kokudan rahatsız, evde kızım oğlum,

Genç yaşta kırıldı, bütün elim kolum.

Eşime mahçubum, ey lanet sigara!

 

Rahmetli çok iyi bir insandı ama,

O sararmış hali yer etti kafama.

Gırtlaklardan el çek, insanları boğma,

Bir nefes alalım, boğulduk sigara!

 

14.11.2005

 

 

 

EDEP ÜÇ HARF

 

Üç organla ifade edilirdi edep,

Elif, dal, be, harfiyle kaydedilirdi hep,

Elif "eller"imize delalet ederken,

Dal "dil"in sembolüydü, sözümüzü derken,

Be harfiyle "bel", yani alet-i zürriyet.

Edep de; ele dile bele hakimiyet.

 

03.12.2005

 

 

YIRTIN HUKUK KİTAPLARINIZI

 

Hayvan hakkından haberi olmayanlar, duyun!

İnsanlar! İnsanlık adına bunu okuyun!

Savaş hukukunu bilmeyenler beri bakın!

Okuyun bunu da, ahkam kesmeyi bırakın:

Önde Peygamber, Mekke'yi fethe gidiyordu,

Çölün evvelce görmediği en büyük ordu.

Bir köpek oturuyordu ordunun yolunda,

Yavruları emiyordu, sağında solunda.

Askerleri durdurdu,  o anda öbek öbek,

Ürkmesinler diye küçük yavrularla köpek.

Cuayl'a emretti: "Sen git şu köpeği koru!

Askerlerimi de yönlendir, kenara doğru.

Beslenmek haklarıdır, bunlar küçük yavrudur,

Son askerim geçene kadar görevin budur!"

Medeniyim diyenler! Çağdaşlar! Hukukçular!

Bırakın hayvanları, insan hakları mı var?

Askeri harekatlarda, doğranır bebekler,

Bombalarla yakılır tüm insanlar, böcekler.

Ey sen, dinime irtica diyen sözde aydın!

Keşke Peygamberi bir kerecik okuyaydın.

Savaş hukuku dinlemeyen ey medeniyet,

Sizinki kadar vahşet görmedi insaniyet!

Yırtın hukuk kitaplarını gelin bu tarafa!

Siz de yapın ne yapmışsa Muhammed Mustafa! (SAV)

 

22.12.2005

 

 

GÖZÜMÜN NURU KORGAN

 

Korgan’a gidelim, elimden tutun,

Üstüne çıkalım beyaz bulutun,

Kol açın neşeye, derdi unutun,

Gözlerime nursun sen yeşil Korgan!

 

Dere tepe dolu yemyeşil fındık,

Orman gülü ile sarı boyandık,

Bunca yıl gurbete nasıl dayandık?

Bunca yıl Korgan'a nasıl da yandık?

 

Renk yeşil su soğuk, hava hep serin,

Tepeler yalçındır, dereler derin.

Gel gidelim seyran etsin gözlerin.

Gözlerime nursun sen yeşil Korgan!

 

Dere tepe dolu yemyeşil fındık,

Orman gülü ile sarı boyandık,

Bunca yıl gurbete nasıl dayandık?

Bunca yıl Korgan'a  nasıl da yandık?

 

Mümkün değil böyle yaylaya doymak,

Sofraya buyurun, işte bal kaymak,

Çeşit çeşit çiçek, kolay mı saymak,

Gözlerime nursun sen yeşil Korgan

 

Dere tepe dolu yemyeşil fındık,

Orman gülü ile sarı boyandık,

Bunca yıl gurbete nasıl dayandık?

Bunca yıl Korgan'a  nasıl da yandık?

 

23.12.2005

 

 

BÖYLE KANUN MU OLUR?

 

İktisatçılar diyor ki;

Kaynaklar kıttır, ihtiyaçlar sınırsız.

 

İlahiyatçı diyor ki;

Kalbiniz boşsa, siz öyle sanırsınız.

 

En doğrusu da şudur ki;

Sonsuz nimetler, biz insanoğluna has,

Sınırsız olan, insandaki ihtiras.

 

15.01.2006

 

 

 

ZULÜM MAKİNESİ

 

Mahalleli dehşet içindedir o an, 

Kudurmuş bir köpek, bağını koparsa.

Zulüm makinesi oluverir insan 

Allah’ı unutup, taguta taparsa.

 

18.01.2006

 

 

TAHTA SANDIK

 

Uzay mekiğinde de yapsa kaptanlık,

En son bineğidir tahtadan bir sandık.

 

26.01.2006

 

 

 

MUSİBETSİZ UYANMAK

 

Şimdi mevsim karakış, dondurma bizi Rabb'ım,

Havalar buz, dağlar buz, yollar buz, bakışlar buz.

 

Yurtlar işgal altında, mukaddesler yerlebir,

Kuzuların içine dalmış yabani domuz.

 

Dinime saldırı var, Resül alay konusu,

İnananlar uykuda, cılız tepkiler tuz-buz.

 

Kuranın hep taptaze, yollarımız aydınlık,

Levhanın yönü belli; gidersek kurtuluruz.

 

Derler ki bir musibet, bin nasihatten yeğdir,

Musibetsiz uyanmak... Yegane umudumuz.

 

05.02.2006

 

 

 

 

 

 

BIR TADIMLIK

 

Sonucunda boş yere yanma,

Dünya hayatı bir atımlık.

Geçici heveslere kanma,

Dünya zevkleri bir tadımlık.

En son durak çok uzak sanma,

İşte mezarlık... Bir adımlık.

 

20.02.2006

 

 

 

İNSAN TANIMAK

 

Doktorlara başvurup sordum;

Kan ve idrar tahlili, rontgen.

 

Adli tabibe gittim sordum;

DNA raporu saç ve gen.

 

Kabzımalın birine sordum;

Koklamak gerekir dibinden.

 

Bir polis merkezine sordum;

Parmak iziyle sicilinden.

 

Mafya babalarına sordum;

Git be, kaşınıyor musun sen?

 

Aşık olmuş birine sordum;

Kaş göz, boy pos, tatlı dil ve ben.

 

Öğretmenlere gidip sordum;

Kaç tane soru bildiğinden.

 

Kavmiyetçi birine sordum,

Dil, din, ırk, rengine göre ten.

 

Peygamberlere dönüp sordum;

Komşu, yol ve ticaretinden.

 

İmam herkes için soracak;

"İyi insandı, şahidim ben!"

 

03.03.2006

 

 

ZALİM-MEZALİM

 

Evlada verirsen hergün haram dilim,

Neslinden mutlaka birgün zalim gelir.

Alkış alıyorsa hergün halktan zalim,

Topluma mutlaka bir mezalim gelir.

 

15.04.2006

 

 

SON DÖNEMEÇ

 

Son dönemece girerken yaşam,

Çeker hep beni, kendine doğru.

Mevsim kara kış, zamansa akşam,

Çeker hep beni, kendine doğru.

 

Tenim buruşuk, alnım kırışık,

Ayağım aksak, aklım karışık,

Batı yönünde solgun bir ışık,

Çeker hep beni, kendine doğru.

 

Sam yeli yakmış, kuru fidelik,

Artık filiz de vermez üstelik,

Zamanda şimdi, bir kara delik,

Çeker hep beni, kendine doğru.

 

Soldu boynumda, ömür takısı,

Sağ yandan gelen çiçek kokusu,

Sol yandan vuran “nar”ın yakısı,

Çeker hep beni, kendine doğru.

 

Kim kanar artık sahte altına?

Yükselmek varken Rabb'ın katına,

Dönüp de baktım yerin altına,

Çeker hep beni, kendine doğru.

 

29.04.2006

 

 

KENDİMİ ARARIM

 

Atım rüzgarlarla atbaşı o zaman,

Fas'ta ektiğimi, Nis'te yaptım harman,

Şimdi düşlemeye bile yoktur derman,

Resmimi ararım, zaman girdabında.

 

Eserler götürür beni ustalara,

Günüm gıpta ile geçer atalara,

Namım altın harfle geçmiş kıtalara,

İsmimi ararım zaman girdabında.

 

Angaryaların hazır kıta tertibiyim,

Kime sorsam dünde şöhret sahibiyim,

Aynaya bakınca, sanki yok gibiyim,

Cismimi ararım zaman girdabında.

 

Oyar temelleri, durmaz sallar damı,

Kendi nefsimde mi, başka kullarda mı?

Yoksa öğretilen şu masallarda mı?

Hasmımı ararım zaman girdabında.

 

05.05.2006

 

 

 

ÖTELERİN SIRRI

 

Bir atom ile bir büyük tepsi,

Dünyamız ile bizim galaksi,

Aynı modelde yaratılmıştır,

Evrendeki varlıkların hepsi.

 

Atom... Galaksiler... Ötesi sır.

Sistem çalışıyor tıkır tıkır.

Daha öteleri düşünmek mi?

İnsan aklında da var bir sınır.

 

Atomlardan gezegenlere dek,

Elektronlar, nötronlar, çekirdek.

Keşifler, icatlar gösterdi ki,

Eserler muazzam, mimarı tek.

 

07.05.2006

 

 

HİKMET YAĞMURU

 

 

Maddenin değişimi, oksijen, hidrojen.

Kafam karışıyor, anlayamıyorum ben, 

Bana izah edin, yağmur nasıl oluyor? 

Düşündükçe, düşüncem karışıyor hepten. 

 

Milyarlarca ton su göğe çıkıyor, nasıl? 

Uzay boşluğuna niçin olmuyor vasıl? 

Yer çekimi, ay çekimi, soğuk havalar.

Hepsi tamam da, yapanı anlatın asıl. 

 

Zamanı gelenler yere düşüyor, tak tak.

Şunun zamanlamasına ibret için bak, 

Tam da berekete gebe kaldığı anda, 

Yağmur suyuna kavuşuyor kuru toprak. 

 

Şu buharların hepsi de acep su mudur? 

Bu bulutların aslı su kurusu mudur? 

Su, güneş, bulut, soğuk hava, yerçekimi, 

Acep yağmur dediğin sadece bu mudur? 

 

Gökteki bulutlar kaç milyar ton su eder? 

Hep birden yağmur olsa, akıllara keder. 

Denizlerin seviyesi hiç değişmiyor, 

Bu kadar su nerden gelir, nereye gider? 

 

Yağmurun taneleri aynı, küçük küçük, 

Hep beraberce iniyorlar bölük bölük, 

Milyarlarca damla birleşerek düşseydi 

Her taraf harabe olurdu, yıkık dökük. 

 

Bulut ani soğusaydı dolu olurdu, 

İlmi açıklama tam yerine oturdu, 

Elli-altmış kiloluk dolular yağsaydı, 

İnsanlar nereye kaçar da kurtulurdu? 

 

Kış mevsiminde de kar olarak düşüyor, 

Dağlar taşlar hep beyazlara dönüşüyor, 

Kar taneleri hep de altıgen olurmuş, 

Düşündükçe beden değil akıl üşüyor. 

 

Farzet ki anlayabildim, dolu ne, kar ne? 

Toprağının üstündekiler hep hazine. 

Yağmur olmasaydı ne fiyat verirlerdi. 

Varlığına güvendiğin şu arazine. 

 

Eğrice otursak da doğru konuşalım, 

İlmi izahları anlayalım, aşalım, 

Hikmetlerini gözümüzle görüyorken, 

“Allah’ın rahmeti” isminde buluşalım. 

 

 

11.04.2005

 

 

DOSTLUK

 

Ekin ekmek,

Bir kez yemek.

Dostluk ekmek,

Bitmez yemek.

 

01.09.2006

 

 

 

EVLENMEDEN OLMAZ

 

Ermiş bir kul, başını kaşıdı bir süre.

Gördüğü olay için daldı  tefekküre,

"Ey Allah'ım Sahib-i Hikmet sensin ama,

Bir olay var ki asla sığmıyor aklıma;

Biz kulların şahidiz, her gün de görürüz;

Falanca kulun elli yıldır gece gündüz,

Eli duada, gözü yaşlı, boncuk boncuk.

Tek dileği var senden; erkek bir çocuk.

Duasını bir türlü etmiyorsun kabul,

Acep neden, ne hata işlemiştir bu kul?"

Gösterildi duanın kayıtlı defteri;

Gerçekten dua etmiş elli yıldan beri.

Mülahazat sütunu ve iri bir yazı;

"Kesin makbul değildir duanın bu tarzı.

Görevler yapılıp da dua etmek gerek,

Kul evlat istiyorsa önce evlenecek."

 

05.09.2006

 

 

KORGAN

 

Denizden yukarı bin badal,

Zirveye çıktın, orada kal,

Şifayı devşir çuval çuval.

 

Bulutlar üstünde bir mekan,

Gönlümün içindesin Korgan.

 

Yaylalarda koyun sürüsü,

Ormanlarda çiçek sarısı,

Bize çalışır bal arısı.

 

Bulutlar üstünde bir mekan,

Gönlümün içindesin Korgan.

 

Dağ çileği her yer kırmızı,

Bu yeşillik gönül hırsızı,

Öne geçirin hızınızı.

 

Bulutlar üstünde bir mekan,

Gönlümün içindesin Korgan.

 

Haydi gidelim döne döne,

Hayat içelim kana kana,

Kapı açalım Hak’tan yana.

 

Bulutlar üstünde bir mekan,

Gönlümün içindesin Korgan.

 

27.11.2006

 

 

 

ESKİ TOPRAK

 

Saçları ak, yüzü solgun, çorak,

Ne varsa onda var, eski toprak.

Ektiğini biçer orak orak,

Ne varsa onda var, eski toprak.

 

Onun çağı altın harfli çağdı

Yağmur günü gökten sevgi sağdı,

Çöllerde hep bulut oldu yağdı

Ne varsa onda var, eski toprak.

 

Gönül hazinesi kantar kantar,

Tartmaya kalkmayın tartmaz kantar.

Odunluk ağaçtan biblo yontar,

Ne varsa onda var, eski toprak.

 

Sesi çatal, kısık, eli titrek,  

Kaç duvardan geçmiş hep delerek,

Yaşayan tecrübe, görmek gerek,

Ne varsa onda var, eski toprak.

 

Hep arkasını görür duvarın,

Farkını bilir insanla davarın,

Bildiğini satsın gidin yalvarın;

Ne varsa onda var, eski toprak.

 

02.08.2007

 

 

ÖĞRETMENİN ŞİİRİ

 

Her taş olabilir çok güzel bir heykel,

Sen iyi bir yontu ustası bul da gel.

 

08.11.2007

 

 

 

FAY ÇATLAMASI

 

Onyedi Ağustos, muazzam bir olay;

O gece çatladı altımızdaki fay.

 

Herkes uykudayken, yer altı faaldi,

Okunu fırlattı, enerjiden bir yay.

 

Binaları yuttu, topraklar denizler,

İnsanlar toprağa düştü, alay alay.

 

Elimizden aldı, sevdiklerimizi,

Acımızdan başka, kalmadı bir dikey.

 

Gözler kanla doldu, dillerde hep ağıt,

Acı dinmedi, geçti bunca yıl ve ay.

 

Deniz, çalınanı geri aldı bizden,

Yatağına döndü ters akıtılan çay:

 

Hepimiz uzmanı olduk depremlerin;

“Fay çatlaması”...İfade ne de kolay!

 

Sonuçtan sebebe doğru bakmak gerek,

Göçtü, cami, kışla, gecekondu, saray.

 

Kural tanımayan insan, isyan, inkar.

Sözüm uzamasın, gerisini sen say!

 

Dikine dikine gitmek maharet mi?

Kurallar konmuşsa ufka doğru yatay.

 

Uzaklara bakma, tedbir kendindedir,

Toplumun kesiti sayılır, her birey.

 

Allah’a kul olmak, kurallara uymak,

Dahası da vardır, ama hepsi detay.

 

Gözünü beynini çevir bak tarihe,

Sanmayasın deprem yeni olan bir şey!

 

Ölenler Rahmeti Rahman’a kavuştu, 

Bizden dua, niyaz, bir de hüzünlü ney!

 

Felaketler tekrar yaşanmaz, bilelim;

İbretler şehrine uzatılırsa ray!

 

Takdir Allah’tansa tedbir de bizdendir,

Kadercilik ise görüşün, vay ki vay! 

 

Öyle veya böyle, her canlı ölecek,

Sadece Allah’tır, Baki kalacak Hayy!

 

12.08.2008

 

 

 

TEPELER VE İNSANLAR

 

Bazı tepeler uzaktan çok alçak sanılır;

Yaklaşınca görünür, ne kadar yüksek imiş.

Bazı insanlar uzaktan çok yüksek sanılır;

Yaklaşınca görünür, ne kadar alçak imiş!

 

01.09.2008

 

 

EVREN VE ÇEVREN

 

Yücedir insanın evrendeki payesi,

Çevreyi korumak, insanlığın gayesi. 

 

Senden sorarlar ey insan, bil ki çevreni!

Korursan çevreni, hakedersin evreni.

 

Ormanları yaktın, yıktın,  yerle bir ettin;

Kavrulmuş bir dünya mıdır, yoksa niyetin?

 

Dereler kir taşır ırmağa, gece gündüz,

Denizi atıklar kapladı, sanki dümdüz.

 

Kat kat gökdelenler diktin çürük betondan,

Depremde gel kurtul atlayıp da katından!

 

Sebze meyve yamru yumru büyür hormondan,

İnsanoğlu, memnun musun bu durumundan!

 

Petrolü çıkardın hep boşaldı kovuklar,

Göçmeye başlarsa neler olur, oyuklar?

 

Yerlerin altı da kurudu üstü gibi,

Kendi kuyusunu kazar sanki sahibi. 

 

Atom denemesi için oydun çölleri,

Arzı sarsa sarsa, kuruttun hep gölleri.

 

Genleri bozarak, ucubeler ürettin,

Organik kaybuldu, sahte gıda türettin.

 

Bak, domuz gribi, kuş gribi, zehirli kene,

Hep mahkum olursun, hastalığa dikene.

 

Esti, yağdı, aktı her gün her an erozyon,

Demirlerde değil beyinlerde korozyon.

 

Tsunami dalgası bile, vız gelir sana,

Bu çevrenin sana cevabı anlasana.

 

Durmadan eriyor koca koca buzullar,

Çevre katliamı yapar nice reziller.

 

Bilin ki gaz değil, insanoğludur delen.

Yırtık atmosfer denince illettir gelen.

 

Bir yarıştır gider, uydu üstüne uydu,

İnsan bu, uzayı çöplük yerine koydu.

 

Arada sırada nice tokatlar gördün,

Depremi rüzgarı hep tesadüfe yordun. 

 

Evren insanlığın, emanet sermayesi,

Sermayeyi yakmak mı, insanın gayesi?

 

Evrene kasdetmiş nice şeytan fikirli,

Çevren kirli, evren kirli, insanlar kirli.

 

At gözlüğünü at, ey insan bak arkana,

Torunların bir gün, yapışacak yakana!

 

 

10.08.2009

 

 

DAMLA DAMLA YAĞMUR

 

Toprağım kurumuş, çöle dönmüşüm,

Kurumuş kum olmuş hep dağım taşım,

Yollarım yıkılmış, umudum uzak;

Semtime uğramaz, eşim yoldaşım.

 

Sen ki çiçeğe can veren yağmursun,

Bırak da damlalar gönlüme vursun!.

 

Sevgiyi tanımam, aşkı unuttum,

Sevda niyetine  hep hüzün tuttum,

Yağmur yüklü olan uğramadı hiç;

Izdırap yağdırdı benim bulutum.

 

Sen ki çiçeğe can veren yağmursun,

Bırak da damlalar gönlüme vursun!

 

İşte yine mevsim yağmur günleri,

Rahmet döndürecek bahtımı geri,

Allah’ım dilerse çiçek açar kum,

Şu düşen damlalar, rahmet eseri.

 

Sen ki çiçeğe can veren yağmursun,

Bırak da damlalar gönlüme vursun!

 

04.11.2009

 

 

ÜMİDİM VAR YARINA 

 

Sermayem yoksa bile, ümidim var yarına,

Ümitle gedik açtım, zorların duvarına,

Artık meydan okurum, karakışın karına;

Ümidim var yarına, zorluklar güle güle. 

 

Yollarım aydınlandı, dinleyince dinimi,

Ümit şelalesinde temizledim kinimi,

Nurdan bir fener gibi, aydınlattı önümü:

Ümidim var yarına, yürürüm bile bile. 

 

Ormanlar canavarla dolu, karanlık tenha,

Veda ettim korkuya, sığınıp da Allah’a,

Yalvardım döndürmesin  ormanlara bir daha;

Ümidim var yarına, sarılırım bu dala.

 

Korku tünellerinden geçtim geldim azimle,

Ümit şarkılarını, çalarım hep sazımla,

Siz, karamsar olanlar, uğraşmayın bizimle;

Ümidim var yarına, işte en sağlam kale.

 

Yıllarımı çaldılar, korkular bir zamanlar,

Korkulara esirdi yığın yığın insanlar,

Çıkış yolunu buldu, aklını kullananlar,

Ümidim var yarına, yıkılmadım ben hala.

 

Bin yıldır nizam verdim örnek oldum aleme,

Bin yıldır yazdım çizdim, kıymet verdim kaleme,

Ümit servettir, miras bıraktım sülaleme,

Ümidim var yarına, çözülür her mesele.

 

Sorunlarım çok büyük, çözeceğim sırayla,

Karamsar olmadım ki, işim yoktur karayla,

Ümit Allah vergisi ne pulla ne parayla;

Ümidim var yarına, çözümler gelsin dile.

 

Ümitle veda ettim artık korku çağına,

Sığınağımdır ümit, beni kor kucağına,

İncir ağacı diktim, korkunun ocağına;

Ümidim var yarına müjdeler esen yele.

 

Ümit kesmeyin diyen Kur’an, bizlere  rehber,

Korku ümit arası diyor bakın Peygamber,

Ümitsizler silindi tarihten birer birer;

Ümidim var yarına,  azimle girdim yola.

 

Ümidim var yarına, ne güneşler doğacak,

Ümidim var yarına , ülkeme nur yağacak,

Ümidim var yarına, yükselir gene sancak;

Ümidim var yarına, yürürüm istikbale!

 

14.11.2009

 

 

DERLER Kİ;

 

Tek sermayesi rüya olan kişi,

Uykusu olmasa da erken yatar.

 

Turşu ustası mutfağa girerse,

Yaptığı her yemeğe sirke katar.

 

Hülyası tüccarlıksa bir fakirin,

Bütün gün hayal alır hayal satar.

 

Beyninde bataklık varsa birinin,

Taş döşeli yolda çamura batar.

 

Sudan para kazanıyorsa sütçü,

Kendi pişmiş aşına da su katar.

 

Uzun dilli eşe düşmüşse kişi,

Allah’ım o kulunu sen kurtar.

 

Ağız açık dinlerseniz avcıyı,

Her seferinde daha büyük atar.

 

Kendi işini kendin yapmaya bak,

El anlamaz parmak ucuyla tutar.

 

Sürü emanet etme soyguncuya,

Deveyi tutup havutuyla yutar.

 

Varını yoğunu paylaş yoksulla,

Ömrün bereketi arttıkça artar.

 

Giderken yola attığın dikenler,

Dönüşte senin ayağına batar.

 

Çürük tahtaya sürsen de cilayı,

Sanma ki ömrüne ömür katar.

 

Ömründe hep keser kullanmış kişi, 

Daima kendine kendine yontar.

 

Vampirin yanında varsa bir kantar,

Mutlaka kan alıp satar, kan tartar.

 

29.05.2010

 

 

GARİBİM!

 

Dün insanlık nasıl yüce bir değerdi,

Hak hukuk bilirdi halkımın her ferdi,

İffetimize kanser mikrobu girdi,

Nasıl da gözden düşürdüler garibim?

 

Dalavera üstüne kurulmuş düzen,

Madalyayı alıyor garibi ezen,

Sen gibi dürüstler de çıkarmış bazen:

Bakıp bakıp ta şaşırdılar garibim!

 

Dalkavuklar zalim kapısında kuyruk,

Neden ters baktın diye attılar yumruk,

Bak şu yüzüne gözüne çizik sıyrık;

Her bir yerini şişirdiler garibim!

 

Arpalık olarak gördüler her şeyi,

Makama gelince döndüler köşeyi,

Yemeyene dediler, bu bir enayi;

Biz vergi verdik aşırdılar garibim!

 

Yalan dolanla yer değişti fazilet,

Ödüle layık görüldü her rezalet,

Hep sahtekar üretti kısır siyaset;

Lider olarak geçirdiler garibim!

 

Haram yoldan kazanmak nimet sayıldı,

Bazısı öksürse keramet sayıldı,

Deliler saçmaladı hikmet sayıldı;

Keçileri de kaçırdılar garibim!

 

Helal rızık yetmez, isterler daha çok,

Nasihat etmeye çalışsan karnı tok,

Sanki kudurmaktan başka gayesi yok;

Haram yediler yeşerdiler garibim!

 

Abartım var mı Allah aşkına söyle,

Devleti soydular işte böyle böyle,

Havutlu develeri alıp yüküyle;

Yalçın tepeden uçurdular garibim!

 

Ahlakı boşuna emretmemiş ki Hak,

İnsanların süsü imiş güzel ahlak,

Kalmamış birçoğunda hiçbir izi bak;

Sıfırlamayı başardılar garibim!

 

Sömürü çarkı şu düzende gördüğün,

Siyonist dört köşe ona her gün düğün,

Taze pişirilmiş aş ister her öğün;

Şu ülkeyi de pişirdiler garibim!

 

Faizden semirmiş şişmiş bak her biri,

Alın teri olmuş sanki alın kiri,

Vaat hapı ile avutup fakiri;

Her gün üç öğün içirdiler garibim!

 

Köşeyi tutmuş haramzade, yer de yer,

Gariplerin rızkını çalar her sefer,

Öfkeler sel gibi oldu doldu her yer;

Sabırlar şişti taşırdılar garibim!

 

Sancak bir gün burca dikilir garibim,

Haklar fitil fitil sökülür garibim,

Zulüm heykel olsa yıkılır garibim,

Ümidi kuşan ayağa kalk garibim!

Çek Besmeleyi, yardımcın Hak garibim!

 

26.10.2011

 

 

 

BOŞLUK

 

İçinde miyim, içimde misin ey boşluk,

Nedir meysiz meyhanesiz böyle sarhoşluk?

 

Kaybettim renkleri kaybettim yeri göğü,

Ne garip şey, ben denen insanın gördüğü!

 

Ana nerde, baba nerde, yar yaran nerde?

İçerde miyim dışarda mı, ne bu perde!

 

Bir boşluk ki, ay yok yıldız yok, ışık sönmüş,

Yönlerim kaybolmuş, zaman tersine dönmüş!

 

Beni anlatacak söz gelmiyor dilime,

Nerede şiir, nerede harf ve kelime!

 

Fikrimi kör testere kesti lime lime,

Tutunacak dal arasam gelir mi elime!

 

Sayfaları açmaz maus, boşuna tık tık,

Beynimi kemirmiş fareler, tırtık tırtık!

 

Sayfanın sonuna mı geldim, başına mı,

Kader mi bu, çabalarım hep boşuna mı?

 

Gonglar çalıyor, ne olacaksa olacak, 

Ben ölmesem bile hayallerim ölecek!

 

Sizin olsun gökyüzü, sizin olsun felek,

Farksızdır benim için kalmak ya da ölmek!

 

Hayat sam yeli, yakıyor yeşil yaprağı,

İşte mezarlık, insanlığın son durağı!

 

10.01.2014

 

 

 

 

HUZURUN TEMİNATI POLİS

 

 

Devlet millet için emniyet,

Halk ile kaynaşmaktır niyet, 

Hep dikkat, itina, dirayet;

Huzurun teminatı polis.

 

Canlarımız için güvence,

Kadife kaplı çelik pençe,

Belde silah cepte kelepçe;

Huzurun teminatı polis.

 

Başlar diktir, irade çelik,

Kılı kırk yaran bir incelik,

Bilek güçlüdür, yöntem teknik;

Huzurun teminatı polis.

 

Hizmetimiz adalet için,

Huzur ortamı millet için,

Çağdaş, adil bir devlet için;

 Huzurun teminatı polis.

 

Görev için canımız feda,

Bizi izler nice şüheda,

Hepimizi korusun Hüda;

Huzurun teminatı polis.

 

Analar emanet Allah’a,

Acı yaşatmasın bir daha,

Geceler gebedir sabaha;

Huzurun teminatı polis.

 

Alırız eğitim: Yiğitlik,

Kaderlerde varsa şehitlik,

Varolsun vatan, sürsün birlik,

Huzurun teminatı polis.

 

Tehlikeler var dizi dizi,

Dileriz halk anlasın bizi,

Dost bilsin tüm polisimizi,

Huzurun teminatı polis.

 

01.02.2013

 

 

MİNARE VE KUYU

 

Gösterişçiler hayrat diye,

Meydanda minare pazarlar!

Hayratçılar sessiz sedasız,

Kuytularda kuyu kazarlar!

 

18.06.2014

 

 

 

SON NAMAZIN KAMETİ

 

Sararmışsa hasret çeken yüzler,

İnsanı şair yapar bu güzler!

Sarı dünyalara dalan gözler,

İnsanı şair yapar bu güzler!

 

Yüksekten inen şu yaprağa bak,

Sırları örten şu toprağa bak,

Yeşili yitirmiş çorağa bak,

İnsanı şair yapar bu güzler!

 

Unutulmuş gibi hatıralar,

Kalan heceleri okur rüzgar,

Bilinmez ki son defa mı uğrar?

İnsanı şair yapar bu güzler!

 

Anlaşılmaz baharın kıymeti,

Belki de son namazın kameti,

Ellerde sarı yaprak demeti,

İnsanı şair yapar bu güzler!

 

11.09.2014

 

 

MÜSLÜMANLAR BİRLEŞİN!

 

 

Ayrılıkta azap, birlikte rahmet,

Ya Rab, rahmetinle, fitneyi kahret!

Tüm Müslümanlar bölünmez bir bütün,

Birleşelim kardeşler, tek yol vahdet!

 

Hepimizde din bir, hedef bir, Hak bir!

Kimimiz dal, kimimiz yaprak, kök bir!

Şimdi İslam Birliği zamanıdır, 

Haydin hep beraber, parola; Tekbir!

 

06.03.2016

 

 

DEDEDEN TORUNA

 

Kabus gibi çöktü, Yirmibirinci Asır,

Bedenler kuş gibi hür, düşünceler esir,

Dilimiz pas tuttu, beyinlerimiz nasır!

Zaman mı azdı, insan mı, anlaşılmıyor? 

Torunum, bunları sana anlatmak çok zor!

 

Düşmanlar ensemizde pişirirken boza,

Söylem değişiyor hergün, döndü yazboza,

İlaçlardan turşu kurduk cam kavanoza!

Cam yalatıyor herkese günde beş kere,

Torunum, hekim kahraman oldu boş yere!

 

Kavga görüntüleri yansıtırken perde,

Zalimin eteği öpülüyor geride,

Alkış sesi arşı kaplıyor perde perde!

Kulaklar kapalı, göz bebekleri pişik,

Torunum, gerçek değişik, gölge değişik! 

 

Tarlayı boşalttı büyük kent umutları,

Beton kazıklar deldi geçti bulutları,

Unutuldu Müslüman’ın sosyal kotları! 

Borçtan kanat takıp havalandı insanlar,

Torunum, kuşlara kaldı münbit mekanlar!

 

Beyine vuruldu telefondan kelepçe,

Ayağa bağlandı elektronik bilekçe,

Durduk yerde dönüyoruz, aşındı ökçe!

Dede, baba, torun nasıl mutlu nesildi,

Torunum, aile bağları da kesildi!

 

Zulmün gayrı meşru çocuğu imiş terör,

Herkes biliyor ama, bilmiyor sanki kör,

Bir meçhule çekiyor bizi, bekle de gör!

Zalimlerin zulmü yürekleri dağlıyor,

Torunum, kurallar zayıfları bağlıyor!

 

Söküldü ekinin, sebzenin ciğerleri,

Hastalık yayar oldu sanki diğerleri,

Para etmiyor ürünlerin değerleri!

Namerde muhtaç edildi, rençberler bezgin,

Torunum, hasımlarımıza geçti dizgin!

 

Başkasında merhem ararken kelimize,

Hep batıyı gösterdik insan selimize,

İfsatçılar sızdı sağlam temelimize!

Göğü işaret ediyorken her minare,

Torunum, batıya kul edildik boş yere!

 

Kimimiz mehdi bekler, kimimiz kıyamet,

Kiminin derdi meşrep, kiminin kıyafet,

Unutuldu nezaket, kirlendi nezafet! 

Parçaladılar bizleri, kırka bölündük,

Torunum, imam yok, cemaat bölük pörçük!

 

Elifi mertek zanneden nice zavallı,

Değirmene su taşır, elleri çuvallı,

Kur’an’ı tefsire de kalkar andavallı!

Cahiller beylik kurmuş, her biri bir dağda,

Torunum, alimler sus pus oldu bu çağda!

 

Mala mülke ayarlı olunca duyular,

Harami şaha kalkar, gevşemiştir yular,

Çarkların dibinde yağlı rüşvet suyu var!

Hüküm eşeğe, infaz katıra kalınca,

Torunum, kazıklar hep kalınca kalınca!

 

Rabb’ımız Müslüman’a cihadı buyurdu,

Tarih ne ibretler ne hikmetler duyurdu,

Hedefte Müslüman’ın canı, malı, yurdu!

Aymaz Müslüman zalime yaka ilikler,

Torunum, boşalmış sanki gazlar, ilikler!

 

Denizi köpürtüyorlar nutuk atarak,

Sürü güdüyorlar söze büyü katarak,

Tebbet öğretiyorlar, tersten okutarak!

Yırtın karanlıkları, kavuşun sabaha,

Torunum, kulluk borcumuz yalnız Allah’a!

 

24.12.2016 

 

CİNASLI

 

CİNASLI 

 

 

TUTULACAK EL

 

Tutmamışsanız elinden, hiç bir kimsesizin, 

Yarın tutmaz elinizden, hiç bir kimse sizin! 

 

19.10.2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BERABER ÖLÜMLER

 

Vücudun ölümü, beyinin ölümüyle,

Ordunun ölümü, Bey'inin ölümüyle.

 

Toplumun ölümü, mananın ölümüyle,

Kuzunun ölümü, ananın ölümüyle.

 

Şiirin ölümü, şuurun ölümüyle.

Gözlerin ölümü, şu nurun ölümüyle.

 

Alemin ölümü, alimin ölümüyle,

Benim ölümümse, dilimin ölümüyle.

 

25.11.2005

 

 

 

 

 

KADAVRA

 

Düşman olmuş azgın insan kendisine, 

Bir cinnet burcuna girmiş sanki devran.

 

Kendine acımak için hiç vaktin yok,

Refleksini kullan, var gücünle davran.

 

Bin türlü pis deney ve korkunç silahlar,

Zulme kobay olmuş ölmeden kadavran.

 

 

12.02.2006

 

 

 

BİZİM İPİMİZ

 

İpimize baktım, işte gördüğüm;

İskender'siz çözülmeli kördüğüm.

 

05.03.2006 

 

 

 

CUMA BAYRAMI

 

Şafak vakti nurlu mürekkep,

Not yazmak için avucuma, 

Gözlerim açık olmalı hep,

Bugün hafta bayramı cuma.

 

Temizlik, koku, ayna, tarak.

Bakım gerekir pabucuma,

Zarafet almalı tartarak,

Bugün hafta bayramı cuma.

 

Yedim içtim hafta boyunca,

Göz attım fakire borcuma.

Şenlenirim ezan duyunca

Bugün hafta bayramı cuma.

 

Selamı doldurdum koynuma,

Kapı açtım gönül burcuma.

Hatır sormak borçtur boynuma,

Bugün hafta bayramı cuma.

 

Katı kalbim bugün yumuşak,

Anlayış sürdüm gözucuma,

Yediyüz verecek tek başak,

Bugün hafta bayramı cuma.

 

Dağlar gibi yığıldı günahım

Tevbe ettim her bir suçuma.

Müminleri affet Allah'ım!

Bugün hafta bayramı cuma.

 

 05.05.2006

 

 

 

YUMUŞAK LOKMA

 

Borç alan emir de alır demişti atam,

Alınan o borçlar benzermiş tuza tam.

Kurtulan borçlu bir devlet yoktur, şu olur:

Tuzla yumuşayıp, sonunda turşu olur.

 

21.08.2006

 

 

 

 

ÇİMENDE SEVİŞMEK

 

Sevişmişler gezerek,

Çimenlik hep fil izi.

Mahvetmişler ezerek,

Onca çimi, filizi!

 

08.09.2006

 

 

 

 

 

DEDEMİN KÜPELERİ

 

Dedem rahmetli, bizlere derdi;

“Keskin sirkeyi koymayın küpe”

Bak öfke günün en büyük derdi,

Dedemin sözü, kulağa küpe!

 

10.09.2006

 

 

 

MEZARLIK

 

Burası bir mezarlık, buranın çıkışı yok,

Burası bir mezarlık, bedeni yakan tarla.

Burası bir mezarlık, surun sesini bekler,

Burası bir mezarlık, işleri var kantarla.

 

Büyülü dünyalardan şifreler ararsan gel,

Name name her bir tanesi hat şaheseri.

Uçurum başındaki yön levhaları gibi,

Hep hayat düsturu, hep nasihat şaheseri.

 

Her biri sağlığında hayata vurmuş damga,

Şurada yatıyorlar, gelir sanki nefesler,

Hayat bulmuş gibidir, şu taşların başında,

Çürüyen ne sarıklar, ne kavuklar ne fesler.

 

Bakın toprak ve taştan oluşan bunca tümsek,

Bunlar birer mezardır, sanmayın içi kuru;

Kimisi bir bahçedir cennet bahçelerinden,

Kimisi cehennemin bilmem hangi çukuru.

 

Şu ihtişamlı mezar, bakın nasıl da süslü,

Her tarafı donanmış rengarenk sık sık ışık.

İçi de böyle ferah mı acaba bilinmez?

Belki öyle, belki de, üstü basık sıkışık.

 

Bakın şu azametli mezarda yatan kişi,

Acep kaç masum ezdi, öptürüp eteğinden?

Yahut da kaç mazlumun duasını almıştı,

Yedirip içirip hep bal akan peteğinden?

 

Düşünmüşler miydi ki, Hak hep Hayy’dır, Baki’dir?

O yüce dağlar gibi, dikine duran başlar.

Hikayeler muhtelif, tarihler farklı farklı,

Satırlar “Hüvel Baki”, “Hüvel Hayy” diye başlar.

 

Burası fani dünya, bizler istemesek de,

Ölüm bizi edermiş günde bir kaç sefer yad.

Bakınca sanırız ki, mezarlık sessiz sakin,

Eğilip de kulak ver, arşı kaplıyor feryad.

 

Hanımağalar, beyler, paşalar, feriştahlar,

Yiğitler, ihtiyarlar, yetişkinler, bebekler.

Avuç açıp yollara dönmüşler yüzlerini;

Her gelenden geçenden birer mevhibe bekler.

 

29.10.2006

 

 

 

 

KILINÇLARIN GÖLGESİ

 

İkinci sur üflenip de,

Bölük bölük kalkılınca,

İhtiyacımız olacak,

Gölgesi için kılınca.

 

04.11.2006

 

 

 

 

KİBRİT

 

Esir olmuşsan tembelliğe;

Sana çok yakışır karanlık.

Gayreti kuşan kalk ayağa,

Bir kibrit yak, ışır karanlık.

 

12.12.2006

 

 

YUSUF YÜREKLİ

 

Tuzak kuranlar kardeşlerinse,

Nasibinde varsa bir kör kuyu;

Yusuf yürekli olmalısın ki,

Hak nimete çevirsin korkuyu.

 

13.12.2006

 

 

 

 

 

 

 

KADERİMİZ KARMIŞ: SARIKAMIŞ!

 

Sarıkamış’a düştü onbeşlilerin yolu,

Hiç belli olmaz Enver Paşa’nın sağı solu

Uçtu gitti Üçüncü Ordunun iki kolu.

Kar askeri yutarmış, öğrendik Sarıkamış!

 

Hazırlanmış kefenler, biçilmiş kar beyazdan,

Yol dondu, hedef dondu,  rüya dondu ayazdan,

Çarık delik, elbise yırtık, ta geçen yazdan, 

Kış fidanı yakarmış, anladık Sarıkamış!

 

Vatan tehlikedeydi, evlatları seferber,

Yol verirse geçeriz şanlı Allahüekber!

Dereler cennet oldu çalı dipleri makber,

Mevlamız böyle yazmış, kadermiş Sarıkamış!

 

Şehitlik arzusu var her birinin kalbinde,

Vasiyetini yazmış, son mektubu cebinde,

Heykel gibi duruyor bir ağacın dibinde. 

Bizim bahtımız karmış, burası Sarıkamış!

 

Ciğere akar sıla hasreti ılık ılık,

Allahüekber diye çıkmışlar bölük bölük,

Sarı tüyler buz tutmuş, çehreler soluk soluk,

Buz  neleri yıkarmış, bildik ey Sarıkamış!

 

Onbeşli gençlik kurban seçilmiş nesildir ya,

Kadermiş şehitlikle sürgün ikisi bir ya,

Soğuk bir mezar gibi, sıkar bizi Sibirya,

Mevlam bunları yazmış, kadermiş Sarıkamış!

 

Bir yiğit tanımıştın, Özdemiroğlu  Osman,

Bir Ahmet Muhtar Paşa gibi gerçek kahraman,

Bizler şehidiz lakin durmayacak hiç zaman.

Yiğitler harmanıymış tarihin Sarıkamış!

 

20.12.2006 

 

 

 

 

TARİHİN BORUSU

 

Tarih feryat eden antika gromofon,

Kulağa dönüktür, üstteki borusu;

Bizlerse ağzımız açık dinliyoruz,

Kulağı koruyor, östaki borusu.

 

02.03.2007

 

 

 

ANAMI HATIRLIYORUM

 

Anamı hatırlıyorum;

Belinde pazen bir şalvar.

Anamı hatırlıyorum;

Boynunda bazen bir şal var.

 

Anamı hatırlıyorum;

Konuşunca bal akan dil.

Anamı hatırlıyorum;

Konuşunca sözü kandil.

 

Anamı hatırlıyorum;

Alnında hep derinden iz.

Anamı hatırlıyorum;

Şefkati var derin deniz.

 

Anamı hatırlıyorum;

Her tavrında bir onur var.

Anamı hatırlıyorum;

Gözümde hala o nur var.

 

22.05.2007 

 

 

KARNE

 

İnsan ile kemali düşün;

Olur mu hiç kırık olmadan?

İnsan ile sevdayı düşün;

Olur mu hıçkırık olmadan?

 

04.06.2007

 

 

DİKEN

 

“Bana ne” gölgesinde kalmış,

Dünün küçük diken budağı;

Büyümüş, serpilmiş, gelişmiş,

Bu gün teslim almış bu dağı.

 

 

06.06.2007

 

 

YÖNLER VE İMAJLAR

 

Kuzey; ayı, doğu; çekik göz,

Güney; kivi, avakado, muz,

Merkez; kubbe, kule, minare,

Batı; meyhane, şarap, domuz.

 

13.06.2007

 

TOPLAR GÖRDÜK

 

Toplar gördük, karanlık orta çağı bitiren,

Toplar gördük, yelkenle çölden zafer getiren,

Toplar gördük, Seyit’ten, bir donanma batıran,

İzzet ikbal sembolü, mübarek toplar gördük.

 

Toplar gördük, yuvarlak yirmiiki kişilik,

Toplar gördük, peşinden koşulur fellik fellik,

Toplar gördük, sonucu hüsran yıkım tembellik.

Oyalanma sembolü içi boş toplar gördük.

 

Toplar gördük, diyardan diyara gider sesi,

Toplar gördük gençlerin beyhude beklentisi,

Toplar gördük en yüksek tepe başına sisi, 

Dedesi atla gitmiş torun nal toplar gördük.

 

18.06.2007

 

 

ALİM-ARİF

 

Alim; ilimde aşama geçiren insan,

Arif; ilimi yaşama geçiren insan.

 

24.06.2007

 

 

KAPLUMBAĞA

 

Bağda beleş var deseniz;

Bizim toplum bağa gider.

Şurda bir iş var deseniz;

Sanki kaplumbağa gider.

 

24.06.2007

 

 

 

NASIL BİR İKTİSAT

 

Olur şey mi bu, nasıl bir iktisat?

Borç birikti sat, faiz birikti sat!

 

06.07.2007  

 

 

KORSAN VE KAPTAN

 

Sofrana hep haram dolu kabı korsan,

Bakmışsın yetişmiş azılı bir korsan.

Helalinden yemiş olsa aynı kaptan,

Yetişirdi Hakk’ı gözeten bir kaptan.

 

03.09.2007

 

 

İNSAN VE OT

 

İneğin yediği otlara iyi bak;

İçinde dışkı var, süt var, çökelek var.

İnsanlar da bir gün böyle ayrılacak,

Kur’an’da ayırmak için çok elek var.

 

21.09.2007

 

 

 

OKUL VE ÖĞRETMEN

 

“Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”

Cahillere göre üstündür o kullar.

Bundan öğretmenlerin eli öpülür,

Bunun için yapılır bütün okullar.

 

24.09.2007

 

 

SEMERE

 

Almak istiyor iseniz,

Bir seyahatten semere;

Düz binin, eşek sırtına

Doğru konulmuş semere.

 

04.10.2007  

 

 

KARPUZ GİBİ

 

Yangın var diye zilleri çalsan,

Bön bön yüzüne bakar buz gibi,

Kafayı kuma sokup kurtarır;

Kalan yerleri, bir karpuz gibi.

 

23.10.2007 

 

 

 

ÖKÜZ

 

Kuzu!.. Ağıldan ayrı düşmüş anne zamanı;

Ormanda tek başına, kurtlara yem o kuzu.

Öküz!.. Güçlü kuvvetli, boldur yemi samanı.

İlgilendirir mi o kuzu, böyle öküzü?!.

 

31.10.2007

 

 

 

SÜRÜNÜN!

 

Bir sürüngen, sürücüsü olmuşsa sürünün;

Siz o sürüdekiler, sürüm sürüm sürünün!

 

09.12.2007

 

 

TIRLARLA SOYGUN

 

Devlette soygunlar var çeşit çeşit,

Doluyor rüşvetle hatırla tırlar,

Ülkem dolu, yetim, gazi ve şehit;

Bir gün bu hesabı hatırlatırlar.

 

06.01.2008

 

 

 

DİN İŞİ DÜNYA İŞİ

 

Din işi dünya işi, ayrılamaz bir bütün,

Rasül’e bakan bunu görür, sünnet olarak;

Kitabımız Kuran’dır, her bir delilden üstün,

İstersen oraya bak, görürsün net olarak.

 

08.02.2008

 

 

SIĞIRCIKLAR

 

Bir rüya bu ya, güya mekan bizim kilermiş;

İçerde küçük kuşlar var, “sığırcık”mış gibi,

Yemiş içmiş şişmişler, meğer “Bizimkiler”miş

Dışarı bir çıktılar ki, sığır çıkmış gibi.

 

11.02.2008 

 

 

BEZ GETİRİN CAFERE

 

İlmiye, seyfiye, mülkiye.

Dopdolu dere tepe çete;

Cafere benzedi Türkiye,

Peçete getirin, peçete!

 

29.02.2008

 

 

 

BİR DİLİM EKMEK

 

Bir zamanlar zenginmiş, dilenir kaç senedir,

Bollukta ekmeğini hiç dilimle yememiş.

Soranlara anlatır en büyük derdi nedir;

Bollukta ekmeğini hiç dilimleyememiş.

 

05.03.2008

 

 

 

 

 

 

 

İKİ TÜRLÜ İNSAN

 

Bir tarafta ömür boyu durmadan, 

Hep Hakk’ın tezekkürünü yapanlar;

Diğer tarafta Hakk’a aldırmadan,

Batılın tezek kürünü yapanlar!

 

22.04.2008

 

 

 

 

İMTİHAN

 

İnsanı şeytanla imtihan eder,

Dünyada kalıcı kılıp musallat;

Milleti düşmanla imtihan eder,

Dünyada kılıcı kılıp musallat!

 

01.05.2008

 

 

SEHER DUASI

 

Kul edebince, samimi isteyip,

Kabul olsun der ise her duası;

Erken kalksın da, ellerini açsın,

Geri çevrilmez hiç seher duası.

 

07.05.2008

 

 

 

 

KURT ULUMASI

 

Deprem alarmını, hayvanlar bile duyar,

Karıncalar kaçar, fil haykırır, kurt ulur.

Büyük bir depremin, Kur’an’da alarmı var;

Allah’ın ipini sıkı tutan kurtulur.

 

16.05.2008

 

 

AFRİKA’DA AÇLIK

 

Afrika kovanına Vahşi Batılı girmiş,

Arıyı kaçırmış, tezek tezek bal yalamış.

Kovan sahibine acımış, bak neler vermiş:

Açlıktan ölmesin diye tezek balyalamış.

 

30.05.2008

 

 

 

HOŞGÖRÜ

 

Kusursuz insan arayanlar!

Sizdeki hastalık hoş körü;

Ayıbı kusuru örtenler!

Sizdeki haslet de hoşgörü.

 

16.06.2008

 

 

 

HAYAT VE ŞİİR

 

Baktın ki, biri hiç hatırlamıyor mematı,

Çağırıp göster bir teneşir, kendine gelsin;

Baktın gönlü ölü, hatırlamıyor hayatı,

Çağır oku bir tane şiir, kendine gelsin.

 

20.06.2008 

 

 

CAMİLER VE İNSANLAR

 

Bakın asrımızın yeni camilerine;

Ulu kubbe, yüksek minare, iyi çini!

Bu tür israfların bir hesabı yok mudur?

Zira boş bıraktık, camilerin içini.

 

Avizeler Kristal, süslemelerse enfes,

Camları rengarenk, halılar en halisi!

Lüks camileriyle, hepsi övünür lakin;

Elife mertek der, o semtin ahalisi.

 

Kitabe konulmuş, görülen duvarlara,

Yazar banisini, derneğini kuranı

Acep kaç kişiye öğretmişler dersiniz?   

Ruhuyla, aslıyla, anlamıyla Kur’anı.

 

Pencereler renkli kocaman ışıl ışıl, 

Hatları kabartma, çoğu da altın varak.

Çocuklarımızı soğuttular camiden,

Kimini korkutup, kiminiyse kovarak.

 

Gözümüz arıyor, yoksulu arayanı,

Yetimin evine yiyecek götüreni;

Zannediyor olduk, caminin tek işlevi,

Arada sırada olan mevlit töreni.

 

Şu mihrap, şu minber, mermer taştan oymalı,

Konuşmuş ustalık, nakış desen desen;

Ah edip çırpınır, cemaatin her biri,

Ailende kim var, hangisi sağlam, desen!

 

Soğuk havalarda kalorifer ısıtır,

Yazın sıcağında püfür püfür klimalı!

Vücut azaları görevlere kilitli;

Alnı yerde, beli eğik, aklı malı.

 

Dünya yangın yeri, görevliler konuşmaz,

Konuşsa da yazı yazar su üzerine;

El oyması sanat şaheseri herbiri,

Örümcek ağ yapmış, bak kürsü üzerine!

 

Şu kadar cami ki, hepsini insan yapmış,

Bu kadar minare, üstü kat kat şerefe,

Bu camilerden feyz alamazsa insanlar,

Bilinmez ki, nasıl ulaşırlar şerefe?

 

28.07.2008

 

 

O GELİNCE

 

Kokuşmuş bir dünya, çorakmış çölmüş,

Beyinler bağırlar, batak balçıkmış;

Muhammed Mustafa gelmiş dünyaya,

Gökten nur fışkırmış, yerden bal çıkmış!

 

Kara delik, güneş yutarmış gündüz,

Tagutlar dünyayı gölgeliyorken.

Gölgeler nur ile bembeyaz olmuş;

Hakk’a En Sevgili Kul geliyorken.

 

Kararmış kalmıştı, Mükerrem Mekke,

O gelince, kıble oldu bu dine.

O’na kollarını açtığı anda;

Nur deryası ile, doldu Medine.

 

Mekke ezilmişti, Kabe derdiyle,

O gönderilmese, hep batıyordu…

Gün gelir, “doğu”da batarsa güneş,  

Doğuşa hasrettir tüm “batı yurdu”

 

Esirdi beyinler, ağaca taşa,

İlah sanılmıştı çullar çaputlar,

Göklere yükseldi, imanlı başlar,

Silinip içinden çıkınca putlar.

 

Gönüller kupkuru, merhamet çorak,

Kalplerse kaskatı olmuş taş idi.

Su yüklü bulutlar misali, geldi,

Taşları eriten, rahmet taşıdı.

 

Nebiler, Resüller geldi, peşpeşe,

Birbirine bağlı hep, halka halka;

Boğulmamak için çırpınırlardı,

O’ydu imdat için son halka, halk’a.

 

Şahlar Şah’ı geldi, gönül ilacı,

Alemler susamış iken bu Din’e,

Güller ulaştırdı hep demet demet,

Aztek’ten Açe’ye, Fas’tan Budin’e!

 

O gelince bahar geldi, yaz geldi,

O gün ertelendi büyük kıyamet;

Ey insanlık öğren, kadir kıymet bil,

O’nu düşün, yatma artık kıyam et!

 

Yayıldı Kur’an’ın sesi dünyaya,

Kulaklar işitti hep, perde perde;

Burası bir sahne, bizler oyuncu,

O’nunla inecek artık son perde.

 

İki cihanımız için güneştir,

Ümmetlerine nur yayan siması;

Salatlar selamlar hep O’nun için,

İsmi gönüllere nur yansıması.

 

O İki cihanın Peygamberiydi;

Artık Hak davayı O simgeliyor.

Kitabı Sünneti sönmeyen ışık,

Dilimize hep O isim geliyor.

 

Yıkıktı döküktü, bitikti dünya;

O gelince abad oldu viranlık.

Işığa hasretti, görmeyen gözler; 

O gelince çekti gitti karanlık.

 

Barajları toptan yıkarken küfür;

O gelince durdu selin önüne.

Kara deliklere kayarken dünya;

O gelince tekrar döndü yönüne.

 

08.08.08

 

 

 

 

BORU DÖŞÜYORLAR

 

Gözümüzün içine bakarak 

Altımıza döşeniyor boru!

Akıtmak için dışarılara;

Ülkemizin geleceği bor’u.

 

Derin uykudasın ey milletim!

Kalkman için çalınınca boru,

Görürsün ki, eşeğin çalınmış;

Ve götürmüşler Niğde’yi, Bor’u.

 

15.08.2008

 

 

 

 

 

ÖMÜR DEDİĞİN

 

Ömürler kısa sayılır,

Binle de sayılsa yılı.

Ecel hemen geliverir,

Nasılsa yıllar sayılı.

 

01.10.2008

 

 

ÖLÜM KORKUSU

 

İmansıza ölüm, sanki bir kabus,

Ölmeden girermiş, korku çağına;

İmanla dönermiş, korku umuda,

Toprak, ana gibi kor kucağına.

 

01.10.2008 

 

 

 

 

 

CESARET

 

Sabah uyanınca, olurmuş pişman,

Akşam cesareti, alkolden alan;

Sabah uyanınca, olurmuş düşman,

Akşam cesareti, “el-kol” dan alan.

 

30.11.2008 

 

 

 

MUZ CUMHURİYETİ

 

Hak, hukuk, barış, birlik ile donatmıştık,

Tahtına oturttuğumuz Cumhuriyet’i;

Parası, silahı, gücü olan hep haklı,

Bunların oturttuğu, “Muz cumhuriyeti”

 

12.12.2008

 

 

 

AMASYA ELMASI

 

Hiç tadı mı var, tuzu mu var?

Bak şu Kaşıkçı Elması’na;

Hiç söylenecek sözü mü var?

Bak şu Amasya Elması’na!

 

15.12.2008

 

 

 

 

OY’UNDA OYUN

 

Dört yılda bir oy’un var,

Yılda dört bin oyun var!

 

22.01.2009

 

 

 

BOŞALMAK

 

Futbol, devasa stadyumlar, ne diye,

Milyon kişinin boşalması için.

Piyango, devasa baş ikramiye,

Milyon kişinin boş alması için.

 

28.01.2009

 

 

 

SATILIK KALEM

 

Dışardan bir kale mi satın alacaksın?

İçerden bir kalemi satın alacaksın!

 

06.02.2009

 

 

PENALTI

 

Hakem penaltı kararı verir;

Fanatik gözler kararıverir!

 

14.02.2009 

 

 

 

ISIRAN SIR

 

 

Emanet edilmişse,

Şahsına mahrem bir sır;

 

Kimseye verme sakın,

Gerekirse bir asır;

 

Dilin rahat durmazsa,

Dişini kullan ısır;

 

Söylemişsen sırrını,

Geri gelir ısırır.

 

11.03.2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TÜRKİYE’NİN TAŞLARI

 

Ey Türkiyem, benziyordu,

Taşın toprağın altına!

Şimdi cephane gömmüşler,

Taşın toprağın altına!

 

26.04.2009 

 

 

 

 

ÖLÜMSÜZLÜĞE ÇARE

 

Hayatla ölüm dizilmiş,

Aynı ipe ilmek ilmek;

Ölümsüzlüğe yazılmış,

Tek çare var, bir kez ölmek.

 

03.05.2009

 

 

 

DEPREM YAKLAŞTI

 

İnsanı köle yapan zalim, vaktin doluyor,

Mazlumlar toplu sesle haykıracak yakında;

Zulümden kule yapan zalim, deprem geliyor,

Mazlumlar toplu sesle fay kıracak yakında!

 

09.05.2009

 

 

 

 

HESAP-KİTAP

 

Elbet uykusuz başın da hesabı var,

Yastığa döktüğü, kan ter konuşacak;

Elbet birgün naaşın da hesabı var,

Üstüne çıktığı kantar konuşacak.

 

 

04.06.2009

 

 

 

YAKAMOZ

 

Kirletme nimeti, kirletme çevreni,

Neslimiz kurtulsun, yakamoz kurtulsun;

Kirletme ruhunu, kirletme bedeni,

Nefsimiz kurtulsun, yakamız kurtulsun.

 

07.06.2009

 

 

 

MEŞGULİYET 

 

Yoksa meşguliyet alanında Hakk,

Seni meşgul eder batıl, muhakkak!

 

15.06.2009

 

 

ŞEHİT ATALARIMIZ

 

Cihad çağrısı geldiği anda Emir’den,

Hazır atlara, biner biner giderlerdi;

Şehitlik anı geldiği anda, hep birden,

Yüksek katlara, biner biner giderlerdi.

 

04.07.2009

 

 

 

 

 

 

BUZUL ÇAĞININ MÜSLÜMANLARI

 

Kur’an’ın hükmü bu; “Müminler kardeştir”

Allah’ın emri sanki bozulmuş gibi.

Müslüman’ın kanı adeta beleştir;

Duygularımız sanki, buz olmuş gibi.

Şuursuz Müslüman, adeta bir leştir;

Organları var, sanki buzulmuş gibi!

 

04.08.2009

 

 

 

 

TARİHİN ÇÖPLÜĞÜ

 

“Ben vazgeçilmezim, bensiz olur mu bu dünya?”

Diyen nice insan; sayfalara tık diye bak!

Ölünce tarihe mal edilmişlermiş güya;

Nasıl atılmışlar çöplüğe, atık diye bak!

 

06.08.2009

 

 

 

İDEAL YARGI

 

Yargının her icraatında,

Hiç kimse kurt aramamalı;

Birine ceza vermiş ise,

Hiç kimse kurtaramamalı!

 

06.08.2009 

 

 

 

 

 

 

 

TEFRİKA

 

Daha dün, İstanbul’da çarpan bir kalbile

Ritim tutardı, Asya, Avrupa, Afrika;

Bugün kırılmış çarklar gibi yüz kabile,

Bize ders değil midir böylesi tefrika?

 

15.08.2009

 

 

VURGUNCU - SOYGUNCU

 

Kumarbaz, vurgun yapmak için dümenden,

Ya kağıt saklar koluna, ya zar tutar;

Düzenbaz, soygun yapmak için dumandan,

Parayı verir satılık yazar tutar.

 

17.08.2009

 

 

 

NAMAZ VE ORUÇ BERABER

 

İsra ve Mirac’ın bir sonucu,

Bize hediye edildi namaz;

Bir de ekler isek farz orucu,

Günah asla bize tutunamaz!

 

21.08.2009

 

 

 

 

 

ALLAME

 

Sen allame filozof, sen bilge profesör,

Birkaç kırıntı bildin diye ne bu çalım!

İlimsiz din sağırmış, dinsiz ilimse kör,

Gel gerçek ilim için Kur’an’ı açalım.

 

23.08.2009

 

 

 

ZEHİRLİ KÜLTÜR

 

Canlı namına ne varsa yok eder,

Lavlardan yayılan zehirli bir kül türü;

Hayat namına ne varsa yok eder,

Batıdan yayılan kapitalist kültürü!

 

31.08.2009

 

 

 

 

 

KIYAMET GELİYOR

 

Nene gerek, ne zaman kopacağı;

Ölümün yakın, al sana kıyamet!

Boşuna vermedi, kolu bacağı,

Müslüman kalk, Allah için kıyam et!

 

04.09.2009

 

 

 

 

 

 

DOYMAZ OBURLAR

 

İnsanların yüzde ikisi açıkça,

Sömürü çarkının doymaz oburları,

Onlar yiyip içip de çatlamadıkça,

Açlığa mahkumdur, doymaz öbürleri.

 

07.10.2009

 

 

 

YETMİŞ DÖRT KİŞİ

 

Büyük vadiyi kaplamıştı malikanesi,

Hizmetli sayısı yetmişdört kişi diyorlar;

Büyük mezarlık olmuş artık yeni hanesi,

Tabut taşımaya yetmiş, dört kişi diyorlar.

 

15.10.2009

 

 

 

 

 

 

ANA FAY

 

Yeri göğü dengede tutan,

Ana fay kırılacak bir gün;

Haydi, ektiğini biç diye,

Sana haykırılacak bir gün!

 

18.11.2009

 

 

 

 

KALIPLAR VE KALPLER

 

Kalpler vardır ağır gelir kalıplara,

Kalıplar vardır, büyük gelir kalplere!

 

23.11.2009

 

 

 

LİDERLİK

 

Ne ezil, ne bükül,

Kan ağlasan da gül,

Büyüdükçe küçül;

Büyürsen buyur sen!

 

İlmin peşinde koş,

Tevazu sende hoş,

Söz söyleme hiç boş;

Büyürsen buyur sen!

 

Şefkati geniş tut,

Cebinde hep umut,

Kin küçültür unut; 

Büyürsen buyur sen!

 

Salih amel çoktur, 

Gurur kibir yoktur,

Lider hep büyüktür;

Büyürsen buyur sen!

 

Sil kaldır korkuyu,

Terket çok uykuyu,

Düşüncenle büyü;

Büyürsen buyur sen!

 

Millet olsun düşün,

Daim büyük düşün,

Benim sözüm peşin,

Büyürsen buyur sen!

 

İşte basit tarif,

Hem alim hem arif,

Hem büyük hem şerif;

Büyürsen buyur sen!

 

13.12.2009

 

 

 

 

KARA SEVDA

 

Işığı emmiş kar tanesi,

Işığı saçar her tanesi,

Işıl ışıldır bir tanesi,

Kara sevda, sana sevdadır.

 

Yağıyor yağmurla karışık,

Saçıyor yağmurla kar ışık,

Kara sevdada da var ışık,

Kara sevda, sana sevdadır.

 

Bak aheste aheste yağar,

Beni yakan ya sensin ya kar,

Kara sevda denen şey yakar,

Kara sevda, sana sevdadır.

 

14.12.2009

 

 

ADALET KILICI

 

Daim keskin olmalı

Adaletin kılıcı,

Kırk yarılabilmeli

İncecik bir kıl ucu,

Kulları olmasa da

Hakk’ı hoşnut kılıcı,

Böyle adalet varsa

Ancak olur kalıcı!

 

16.01.2010

 

 

 

 

 

HELAL PARA

 

İmtihan içindir genelde,

Hem makam, hem şöhret, hem mal;

Haketmeden edilmişse elde

İnsan bunlara olur hammal.

 

Hep helalinden kazanılmalı,

Makamlar şöhretler paralar;

Edinmişse haram yoldan malı,

Bunlar bir gün kişiyi paralar.

 

09.04. 2010

 

 

CEMAL HESABI

 

Nefsi emmare der ki, yönlendirip insanı;

“Her gün namaza durunca mal hesabı yapın!”

Müslümanlar! Kullukta esas alın “İhsan”ı;

Her gün namaza durun, “Cemal” hesabı yapın!

 

30.04.2010

 

 

ULU HAKAN VE ERBAKAN

 

Dün ihanete uğramıştı Ulu Hakan

Siyonist maşalarını öğren ve tanı;

Bugün de aynısını yaşıyor Erbakan,

Bakın BOP tezgahına koydular vatanı.

 

Sonradan çok aradılar Ulu Hakan’ı,

Osmanlı’yı yıkanları öğren ve tanı;

Yarın iyi anlayacaklar Erbakan’ı,

Dünküler gibi terk ederlerken vatanı.

 

09.05.2010

 

 

 

YATSI

 

Yatabiliyorsan yatsı kılmadan, 

Yatabiliyorsan yat, sıkılmadan!

 

12.05.2010

 

 

KURU YORUM

 

Ben Türkiye’yi yöneten  zihniyetim,

Rakip takımlarla oyun kuruyorum.

 

Ben Haçlı’ya Siyonist’e güvenirim, 

Hep çamurda ıslatılıp, kuruyorum.

 

Hala Avrupa kapısında beklerim,

Yaptığım ise ham tahmin, kuru yorum.

 

11.06.2010

 

 

YA İLAHİ

 

Ya İlahi, tek umut tek sığınak, 

Senin rahmetindir, merhametindir;

Ellerimizi tuttuk duaya bak,

Bize rahmet indir, merhamet indir!

 

17.06.2010 

 

 

ETLER

 

İnsan yakan üç ET;

ŞöhrET, servET şehvET.

Rabbım bizi hıfz ET!

 

29.06.2010

 

 

 

RAMADAN VE BİZ

 

Rahmete muhtaç toplum, bir ay sürecek şifa,

Nefsin azgınlıkları kalkacak şimdi rafa,

Allah’ımız emretti, Kuran’da ayetler var;

Bize öğretti Resül, Muhammed Mustafa!

 

Yaradan’ın verdiği ödevi kavramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

 

İsyankar kul gevşetmiş, Yaradan ile bağı,

Günah bulutu sarmış, toplumdaki her dağı,

Yeni bir tefekkürle, yeniden bulup Hakk’ı;

Raflara kaldırmalı, tabak ile bardağı.

 

Hakk’ın divanına bir kez bile duramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

 

Bak etrafına nasıl yaşar, aç, açık, yoksul,

Yoksulun hatırını sorar mı acep bir kul,

Ekmeğinde suyunda nice kulun hakkı var;

İşte tam zamanıdır, ver haklarını kurtul.

 

Bir fakirin semtine, bir kere uğramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

 

Ezik ezik ezilen, işte milyonla mazlum,

Bense sırtımı dönmüş, kafa kumda bir kulum,

Tıkadım kulağımı, sarmadım hiçbir yara;

Mazlum benim kardeşim, bu ay uzansın kolum.

 

Mazlumun yarasını, el atıp saramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

 

Zalimler birlik olmuş, eziliyor kardeşim,

Kuran benim kitabım, birlikse benim işim,

Darmadağın olmuşuz, düşman bayram ediyor

Nerde elim ayağım, nerde gövdem ve başım. 

 

Zalimin karşısına çıkıp durduramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

 

Nefisler şaha kalkmış, bıyığı kesmez balta,

Güreş tutsalar bile, ruh gidiyor hep alta,

Şeytana güneş doğmuş, tutuyor balıkları;

Dolu dolu çıkıyor, attığı her bir olta.

 

Nefsi emmaremizi, sabırla kıramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

 

Hepimiz düşünürüz, malı mülkü kasayı,

Sanki parayı saymak için vardır her sayı,

Hayır işine koşan birkaç gayretli mümin;

Onlar toplarlar sevap namına her parsayı.

 

Hiçbir hayırlı işe el atıp yaramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

 

Sokaklar çocuk dolu, çıplak, sefil, karnı aç,

Kaderi okşanmamak, darmadağın olmuş saç,

Titreşirken görünce yol değiştirmişiz hep;

Belki de yemekten çok, şefkatli ele muhtaç. 

 

Yetim başı okşayıp, derdini soramadan,

Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

 

Ömür boyu işledik durduk binbir günahı,

Biz olduk sanki günah dolu dünyanın şahı,

İşte tevbeye imkan, bakın Ramadan geldi;

Başka imkan bulunmaz, hesap günü sabahı.

 

Tertemiz bir defterle huzura varamadan,

 Sanma ki, derdimize deva olur Ramadan!

 

10.08.2010 

 

 

 

 

MİLLİ GÖRÜŞ BELEDİYECİLİĞİ

 

Şehirler perişan, insanlar bitikti,

Yollarda çöp dağları, sular balçıktı,

Milli görüş gelince olanlar bir ilkti;

Göklerden nur yağdı, yerlerden bal çıktı!

 

05.09.2010

 

 

 

TAHTA ÇIKTI

 

Coşkun ıslıkla şakşakla,

Omuzlarda tahta çıktı;

Denedik vurup taktakla,

İçi boş bir tahta çıktı!

 

24.09.2010 

 

 

 

KUL VE NAMAZ

 

Dünyada kulla namaz,

Bu ikili şahane;

Hiçbir kul kullanamaz,

Kılmamaya bahane.

 

02.10.2010

 

 

AŞK ODU

 

Aşk odunu tatmamış kişi varsa;

Dilerim Mevla’dan ki, oda yansın.

Yandıkça ayaklar kesilir yerden; 

Dilerim Mevla’dan ki, o da yansın.

Ben dayanamadım, divane oldum;

Dilerim Mevla’dan ki, o dayansın.

 

17.01.2011

 

 

 

YEMEK ZAMANI

 

Ne biri bizi kovalar gibi,

Ne dolmak bilmez kovalar gibi;

En mutlu anlardan biri yemek;

Şükür gerektirir yemek yemek!

 

13.04.2011

 

 

SOY SOP

  

Soyunla sopunla övünmek neyine,

Asalet sana geçen bir kuru maya; 

Şifa sanıp zehir katmışsın her şeyine,

Kuru maya da başlamış kurumaya!

 

13.05.2011

 

 

 

 

HATIRALAR SAVURDUKÇA

 

Yaylar kemana, mızraplar saza vurdukça,

Titremeyen gönüller sert bir taşmış derler;

Dertler depreşip hatıralar savurdukça,

Damlalar sel olmuş, dışarı taşmış derler.

 

19.05.2011

 

 

GERÇEK HAKİM HAKK’TIR

 

Kışın eve ocağa,

Yazın dağa taşa;

Gerçek Hakim Hakk’tır,

Yazın dağa taşa.

 

08.01.2012

 

 

 SEMA

 

Kullar rahmet bekler Allah’tan

Eller duaya, başlar semaya;

Birhoş olmuşsa Zikrullah’tan

Coşar da ehli dil, başlar semaya.

 

20.01.2012

 

 

 

DİNİN MAYASI

 

İman esasları, dinimizin mayası;

Kuran bilip de bunu anlamayan yoktur!

İslam çağdışı, Müslümanlar gerici mi?

Böyle diyorsan şunu anla, mayan yoktur!

 

26.01.2012

 

 

 

 

ADAY BEY

 

Aday imiş; nazik, sevecen, güleryüzlü,

İçeri girdi ki, bir bey girdi sanırsın;

Başkan seçilmiş; mağrur, haşmetli, açgözlü,

İçeri girdi ki, bir beygirdi sanırsın!

 

08.02.2012

 

 

CUMA NAMAZI

 

Cuma ezanını duyan kimse,

Bırakıversin dünyayı kılsın;

Namaz vakti yıkılacak ise,

Bırakıversin dünya yıkılsın!

 

09.02.2012 

 

 

 

KAYNANA - KAYNATA

 

Gelinler bir araya gelse,

Konu hep kaynana kaynata;

İplikleri pazara çıkar,

Gün boyu kaynata kaynata.

 

17.04.2012

 

 

 

DÖNME

 

Kıl dönmesinin çaresi vardır: Neşter,

Kul dönmesi daha beter: Kılınç ister!

 

21.05.2012

 

 

 

NATO SİLİNDİR GİBİ

 

Batının genlerindeki bilgi notu;

Vur, kır, yak, yık, soy, öldür, sömür, sil, indir!

Haçlının silahlı gücü şimdi NATO;

Üstümüze gelen koca bir silindir!

 

07.06.2012

 

 

 

 

 

 

 

 

ŞAİRİN DEDİĞİ GİBİ

 

Öyle bir gün ki, kadılık katıra,

Silahdarlık da eşeğe kalınca;

Hergün yeriz kazığı sıra sıra,

Hem yağlı hem de kalınca kalınca!

 

08.08.2012

 

 

 

 

DİN KARDEŞLİĞİ

 

İslam Binası Allah’ın korumasında lakin;

Din kardeşlerini buluşturan oda yıkılmış.

İslam’ı bilen bir dayımız vardı köyümüzde;

Kardeşliğimizi yürürlüğe o dayı kılmış.

Onu da suçladılar, nasihat ediyor diye; 

Cahil yeni yetmelere göre o dayı kıl’mış.

Bu nasıl bir dünya kardeşim, yıkılıyor her şey?

Kardeşlik en sağlam kalemizdi, o da yıkılmış.

 

25.08.2012

 

 

 

 

HER DEVRİN ADAMI

 

Fırıldak, yalak, yağcı, rol bulur hep kendine,

Paralar saklı, maskeler cepte, yağ masada;

Tükürük gıda sayılır çarıksı cildine,

Suratı daim ıslaktır, yağmur yağmasa da!

 

 

24.09.2012

 

 

GAZI ALINMIŞ MÜSLÜMAN TİPİ

 

İslam Dünyası’nı yıkarken, kasırga, tipi;

Boşaltılmış gazlar, sinirler, kanlar, ilikler!

Ortaya çıktı istedikleri Müslüman tipi;

Zalime selam durur, zulme yaka ilikler!

 

 25.09.2012

 

 

 

SAYIN BÜYÜK BAŞKAN

 

Demokrasiyi un ufak etmişsin,

Çatırtılar geliyor değirmenden!

 

Yerlere yıkmışsın istişareyi,

Biliriz daima çam devirmenden!

 

Rakiplerini yalamış yutmuşsun,

Anlıyoruz gazından geğirmenden!

 

10.10.2012

 

 

 

 

 

İBADET VE AKIL

 

Emredilen her ibadet ayrı bir sınav,

İzah edilemez kuru akılla namaz;

Kim diyorsa secde dediğiniz bir şınav,

Böyle bir kişi namazla akıllanamaz.

 

07.12.2012

 

 

 

 

ZAMANE POLİTİKACISI

 

Yalan dolanla oy alıyor,

Yalan dolanla oyalıyor.

 

 

05.01.2013

 

 

 

VAHŞİ KAPİTALİZM

 

Zenginin emirleri mi var?

-Başüstüne!

Fakirin sesi mi duyuldu?

-Bas üstüne!

 

17.02.2013

 

 

 

 

 

DARBE VE BATI

 

Darbeler hep Batı’nın emri ile başlar,

İhtilalle cuntayla malüldür şu Batı!

Nereden emir almıştı bizdeki Baş’lar?

Hatırlayın Mayıs’ı, Eylül’ü, Şubat’ı!

 

15.08.2013

 

 

 

 

YANMAK

 

Odun yanarsa kül olur;

İnsan yanarsa gül olur.

 

10.10.2013

 

 

 

 

MÜCAHİTLER

 

Kendini cihada adar,

Her mücahit teker teker!

Hep beraber asılırlar,

Döndürülsün diye teker!

Her daim ileri koşar,

Bazen dönmez geri tek er!

 

19.10.2013

 

SESSİZ BEDDUALAR

 

Bombalar hep İslam diyarına,

Yanıp yıkılıyor kütür kütür;

Sessiz beddualar var yarına,

İşte bizi bu sükut ürkütür!

 

08.01.2014

 

 

 

 

 

 

 

ALLAH ZİKRİ

 

Dikkat et, Allah zikri ile,

Mutmain kalp, olur mücevher;

Pas yığını zikirsiz kalpler,

Curufla bir olur mu cevher?

 

05.10.2014

 

 

 

OKUMA YAZMA

 

Rabb’ın ilk emri ilk ayet,

Okuma yazma sayılır;

Okuyup geçersek şayet,

O kuma yazma sayılır.

 

04.11.2014

 

 

 

HAYATIN TEMELİ

 

Kuranın ilk ayeti hayata temel,

Ömür boyu okuma yazma sayılır;

Okuduğumuzla etmiyorsak amel,

Ömür boyu o kuma yazma sayılır.

 

04.11.2014

 

 

 

 KALK AYAĞA MÜCAHİDİM!

 

Batıl meydanı boş bulmuş koşuyor,

Gücünü topla, yumruğu vur, durur!

Yumruğum hafif deme mücahidim;

Sen salla, vurduran Allah vurdurur!

 

Belalar atağa geçmiş geliyor,

Kollarını açıp de ki, dur; durur! 

Sesini küçümseme mücahidim;

Sen haykır, durduran Allah durdurur!

 

Haçlı yola çıkmış, işgal derdinde,

Çık önüne hesabını sor, durur!

Dermanım mı var, deme mücahidim;

Çık yola, sorduran Allah sordurur!

 

Yılan gelmiş boynuna dolanıyor,

Tut pençenle kafasını bur, durur!

Pençem yetersiz deme mücahidim;

Sen kavra, burduran Allah burdurur!

 

Bozuk düzenler insan öğütüyor,

Yiğidim, Adil Düzen’i kur, durur!

Sayımız yetmez deme mücahidim;

Sen azmet, kurduran Allah kurdurur!

 

 

08.11.2014 

 

 

 

 

 

 

 

 

KÜP YALAMAK

 

Cihad bahanesi var iken dün bu herifin;

İşi, sahte fetva kopyalamak, balyalamak!

Şimdi yatmış üzerine yaptığı istifin,

Artık yeni işi; küp yalamak, bal yalamak!

 

31.03.2015

 

 

 

 

 

 

GÖK GÜRÜLTÜSÜ

 

Yıllarca meydanlarda gürlediniz,

Keşke bir kerecik de yağsaydınız!

Sert yazdık bize “yıkıcı” dediniz,

Yumuşak yazınca da “yağ” saydınız!

 

15.04.2015

 

 

 

KOYUN KOYUNA

 

Birinin arkasına düştü koyun sürüsü,

Uçuruma gidiyorlardı koyun koyuna!

Öndekinin peşinden atladı her birisi,

Ölmüşlerdi, yatıyorlardı koyun koyuna!

 

15.05.2015

 

 

 

 

KOLTUĞU KORUMAK İÇİN

 

Bazı babalar evlada derler ki;

Çalışın, gereği budur bilesin!

Bazı babalar evlada derler ki;

Çal, işin gereği budur bilesin!

 

29.05.2015

 

 

 

 

HELAL-HARAM

 

Helal yiyip helal içmek gerekir;

Dersen, çalmasan da rızık bulursun!

Helalmış, harammış bana fark etmez;

Dersen çal, masanda rızık bulursun!

 

01.06.2015

 

 

 

RÜŞVETÇİ

 

Rüşvetin kırıntısı girerse gırtlaktan,

Her hücre kirli bir partiküle dönüşür!

Devlette yöneticiyse böyle rüşvetçi,

Yönetim kirlenir, parti küle dönüşür!

 

25.07.2015

 

 

 

 

USULÜMÜZ

 

Görevi hedefe ulaştır,

Ama asla küf  üretmeden!

Yanlışları daim eleştir,

Ama asla küfür  etmeden!

 

26.07.2015

 

 

 

 

 

GÖRÜLDÜ Kİ

 

Görüldü ki, 

Peygamber öğütçü, Kuran öğütmüş.

Görüldü ki,

Öğüt dinlemeyeni Şeytan öğütmüş!

 

27.07.2015

 

 

 

ŞEYTAN BU

 

Sabah namaza kalkmak isteyenin,

Başına indiriverir çekici!

Haram yönüne gitmek isteyenin,

Önüne gönderiverir çekici!

 

23.08.2015

 

 

 

 

KURAN VE İNSAN

 

Allah’ın buyruğuna uymayanın,

Anlayışı ya yoktur, ya kıt olur!

Allah’ın buyruğuna karşı gelen,

Sadece cehenneme yakıt olur!

 

23.08.2015

 

 

 

NECİSİN?

 

Kimlerle, nasıl ortaklıklar kurdun,

Kimin evladısın, kimsin, necisin?

Nasıl getirirsin, ne işleri var,

Temiz yurtlarda bu kadar necisin?

 

02.09.2015

 

 

YÜCE ALLAHIM!

 

Elimizde bize verdiğin sancak,

Gönlümüzde ise yüksek bir gönder!

Sancağı çekmek istiyoruz ancak,

Bize feraset ve dirayet gönder!

 

20.09.2015

 

 

ÖNDEKİLER

 

Şöyle bir bakın öne düşenlere,

Her biri sanki şampiyon kuşaklı!

İradeyi bırakmışlar ellere, 

Akılları minnacık bir kuş aklı!

 

20.09.2015

 

 

 

ETME BULMA DÜNYASI

 

Edersen Hakk’a niyet

Bulursun hakkaniyet!

 

18.10.2015

 

 

 

MALA DOLAŞTIRMAK

 

Duvardaki yamuklar meydanda ise,

Ustası mastarla mala dolaştırır!

İnsandaki yamuklar imanda ise,

Usta şeytan onu “mal”a dolaştırır!

 

02.11.2015

 

 

 

 

SAYIN

 

Herifin makamı var çıkmış meydana

Ünvan almış, “ pek muhterem” “sayın”

Sanki elinde balta girmiş ormana,

Devirdiği çamları artık siz sayın!

 

05.12.2015

 

 

 

TARİHE BAK

 

Tarihe ibretle bakmaz mısın hala,

Osmanlı ve Endülüs sana öğütmüş!

Bölücülükler başa olmuş hep bela,

Gör koca devletleri nasıl öğütmüş!

 

16.12.2015

 

 

 

 

BALTA VE ÇEKİÇ

 

Çıktı meydanlara esti gürledi,

Seçmenlere çok çekici göründü!

Seçilince dilini mühürledi;

Baltası ile çekici göründü!

 

17.01.2016

  

 

 

 

DİKKAT! KESİLİYORUZ!

 

Amerika dost ve müttefik sanıldı,

Elinde bal tası çekici göründü!

Maske düştü, katil yüz çıktı ortaya,

Elinde baltası, çekici göründü!

 

 

24.04.2016

 

 

MÜSLÜMAN BAHADIR

 

 

Başka ses duyulmaz oldu, ah vahtan,

Hiç korkulur mu tehditten silahtan,

Cesaretini kuşan kalk ayağa,

Müslüman’a yardım yalnız Allah’tan!

 

Korkudan tir tir titre, mezbahadır,

Ürkeklere kıyım var bu dünyada!

Korkudan tir tir titremez bahadır,

Erkeklere kıyam var bu dünyada!

 

İslam dünyasında kol gezer zulüm,

Müslüman’a ölümsüzlüktür ölüm,

Ürkek değilsin ki kardeşim, bacım,

Erkek gibi kalk da, diz çöksün zalim!

 

Korkudan tir tir titre, mezbahadır,

Ürkeklere kıyım var bu dünyada!

Korkudan tir tir titremez bahadır,

Erkeklere kıyam var bu dünyada!

 

Yurtları yuvaları basmış duman,

Sırtımıza çıkmış, bu kadar düşman,

Cihad emri ile dopdolu kitap, 

Müslüman şimdi değilse ne zaman?

 

Korkudan tir tir titre, mezbahadır,

Ürkeklere kıyım var bu dünyada!

Korkudan tir tir titremez bahadır,

Erkeklere kıyam var bu dünyada!

 

Ceset dolu dağlar, taşlar, denizler,

Dünyamıza bak, zalimlerden izler,

Ey kafası kumda, korkan müslüman,

Ne zaman kıyam edeceğiz bizler?

 

Korkudan tir tir titre, mezbahadır,

Ürkeklere kıyım var bu dünyada!

Korkudan tir tir titremez bahadır,

Erkeklere kıyam var bu dünyada!

 

İffete tecavüz eder alçaklar,

Eve saklanmış cihaddan kaçaklar,

Biz korktukça geliyorlar, gör de bak, 

Mazluma daha neler yapacaklar!

 

Korkudan tir tir titre, mezbahadır,

Ürkeklere kıyım var bu dünyada!

Korkudan tir tir titremez bahadır,

Erkeklere kıyam var bu dünyada!

 

Oyun oynaşla gün etme gününü,

Kalk yiğidim kalk, kes zulmün önünü!

Aşık ol müslümanca yaşamaya,

Rabbı’mız nasip eder düğününü!

 

Korkudan tir tir titre, mezbahadır,

Ürkeklere kıyım var bu dünyada!

Korkudan tir tir titremez bahadır,

Erkeklere kıyam var bu dünyada!

 

 

23.05.2016

 

 

DIRAR MESCİTLERİ

 

Dırar Mescidleri doldurdu sağı solu,

Parti, dernek, vakıf, şirket, dergah dergah!

Her yer fitne, fesat, fücür ile dolu,

Her köşe başı örülmüş tezgah tezgah!

 

 

30.05.2016

 

 

 

 

 

 

EMEKLEYEREK GEL

 

Milli Görüş çözümleri üretmiş,

Kırkyedi yıllık çabayla, emekle.

Ey inat, ey hırs, bu çözümlere gel,

Kol bacak kırıksa, bari emekle! 

 

14.07.2016

 

 

 

 

 

BEYNİNİ OYAR O YAR

 

Düşmana sarıldın hep yar bilip,

Gördün, sana yar değilmiş o yar!

Fırsat bulunca tepene binip,

Seni felç eder, beynini oyar!

 

21.07.2016

 

 

 

 

 

SAATİN ALARMI

 

Saatler tiktaklarla alarm çalarken,

Dakika dakika, saniye saniye:

Her saniyenin ayrı hesabı varken

Kişi ömür israf ediyorsa, niye?

 

06.09.2016

 

 

 

 

 SAATLERİN MESAJI

 

Dilinden anlar mısınız,

Bir mesajı var saatın,

Tiktakla ne anlatıyor?

İsraf zaman varsa, atın!

 

06.09.2016 

 

 

 

 

ŞEYTAN KİMDİR?

 

Küçük günaha alıştırdığı kişiyi,

Büyükleri için yalvartan, yakartandır!

Günaha alışan unutmasın şu şeyi:

Boş yere yaratılmadı ki, yakar tandır!

 

07.09.2016

 

 

 

MUKADDES BELDELER

 

Mükerrem Mekke, Nurlu Medine,

Kutlu bir vaha, etraf çöl ve kum!

Çeker Müslümanları kendine,

Sanki karşı konulamaz vakum!

 

07.09.2016

 

 

 

MİNDER MÜCAHİDİ 

 

Millet ve vatan için, her duaya,

Elleri kalkar coşkuyla “amin” der!

Gel de şu işin ucundan tut desen,

Hep hasta olup yatar, yorgan minder!

 

19.09.2016

 

 

 

 

 

 

 

ÇAMUR KİŞİ

 

Herkesin yüzünde bir pürüz bulur;

İsilik veya arpacıkmış gibi!

Kendisi baştan aşağı hep çamur;

At pisliğinden arpa çıkmış gibi!

 

22.09.2016

 

 

 

 ÖLÇÜ HAK OLMAZSA

 

Sahte şimşekler çaktırıp,

Tahttakini tahta çıkarırlar!

Halkı cambaza baktırıp,

Tahtaları tahta çıkarırlar!

 

05.10.2016

 

 

SIRTLAN

 

İşimizde bağımlı olmuşuz dışa, 

İhtiyaçlarımızı sırtlanmış Haçlı!

Şimdi bakın görün neler geldi başa,

Koyun postu altında sırtlanmış Haçlı!

 

29.11.2016

 

TARİH VE İBRET

 

DUT YEMİŞ BÜLBÜL

 

Hep dinleyerek, geçti bir asır,  

Söylenir nutuk üstüne nutuk.

Sirk aynasından bir tarih yansır,

Normali nasıl, hepten unuttuk.

Karun mal sayar, elleri nasır,

Nemrut’un derdi, yüce bir koltuk.

Bülbülün sesi, sanki hala sır,

Duta alışmış, dilleri tutuk.

 

17.01.2006

 

 

 

 

MEZAR TAŞINDAKİ SIRLAR

 

Ağır ağır çıkıyorum Eyüp yokuşundan,

Maziye gidiyorum taşların duruşundan.

 

Mezar taşları, koca bir tarihi okutur,

Manasız yapılmış tek bir mezar taşı yoktur.

 

Şu taşın baş kısmı kocaman kat kat sarıklı,

Mutlaka mevtada dünya kadar ilim saklı.

.

Bak bak, heybetli kavuğunun yarısı dökük,

Ümera sınıfından biri, rütbesi büyük.

 

Şu taşın desenleri zannedersin  körüklü,

Erkanı harpten olmalı bu, hem de çarıklı.

 

Bu taş var ya, işte şurada, amma da iri!

Sanıyordu ki, kendisi vazgeçilmez biri.

 

Zorbanın biri olmalı şu taşın sahibi,

O da topraklara düşmüş celaliler gibi.

 

Şu tarihi okur musunuz, beşyüzon yıllık?

Mazide kalmış arkasından atılan çığlık.

 

Şu uzun külahlı taşın süsleri  kallavi,

Anlıyoruz ki bunun meşrebi de Mevlevi.

 

Hokka kalem desenlerini buraya çizip,

Anlatmak istiyor ki, buradaki bir katip.

 

Anladın mı, celladın taşı niçin desensiz?

Nefretli anışlardan korunmak için bu giz.

 

Bebek mezarı bu, kalmış küçük bir bölümü.

Yeni doğmuş olmalı, o da tatmış ölümü.

 

Sanki yelkenli bir tekne şuradaki mezar,

Bir denizci olmalı, üzerinde de yazar.

 

Yeniçeri mezarı bu, toprağa karılmış,

Zorbaya duyulan  hınçla başı koparılmış.

 

Hanım mezarıdır, taşa çiçekler dizilmiş,

En önemlisi, üstüne hotozu çizilmiş.

 

Bakar mısınız, boynunda kement resmi belli?

Asılarak öldürülmüş birisi besbelli.

 

Bu taşın kafasına sarık değil konmuş fes,

Osmanlı’nın son dönemi, ama sanat enfes.

 

Çiçeklerle süslenmiş bu başı, iyi bilin,

Muradına ermeden ölmüş taze bir gelin.

 

Bu sade bir taş, yıkılmış yerlere dökülmüş,

Sıradan biriymiş, o da buraya gömülmüş.

 

Hüvelbaki der, başlar her birindeki yazı,

Sonunda da fatihaya davet eder bizi.

 

Her taş tarihin aynasını bize tutuyor,

Öyle ilginç ki, hepsi kendini okutuyor.

 

 

17.06.2004

 

 

 

 

 

 

 

HATTATLARIN ÇINARALTI GEÇİDİ

 

Çınaraltı’nda, dalıp zamanı yudumlamak,

O an inerim maziye basamak basamak.

 

Bütünleştim ulu çınarla, gövdesi benim,

Nice hattatlar tanıdı bu yaşlı gözlerim.

 

Hattı sanat eyledi, Rahmetli Şeyh Hamdullah,

Burada şekillendi, nice yeni Bismillah.

 

Karahisari harfleri burda tasarladı,

Verildi Süleymaniye hatlarının adı.

 

Mustafa İzzet gibisi gelir mi bir daha,

Onun eseri, Ayasofya’daki her levha.

 

Elde Kuran, Hafız Osman’ı gördü bu gözler,

Burada yazıldı O Kuran’a ait cüzler.

 

Hat ustası; Mehmet Hulusi, Yesari, Şefik,

Onlarla gelişti, sülüs, celi sülüs, talik.

 

Hatırlıyorum, Rakım Efendi’yi, Şevki’yi,

Hep keşfettiler, harflere ait musıkiyi.

 

Nazif Efendi, İsmail Hakkı Altunbezer,

Sikkeler üzerine harikalar çizdiler.

 

Üstad Hasan Rıza, Kayışzade Hafız Osman,

Bu gün hayırla yadeder, her kuran okuyan.

 

Sami ve Necmettin Beyler, daha sonra Hamit,

Beraberlerinde hep, kamış, hokka ve divit.

 

Halim Özyazıcı seri hattıyla anıldı. 

Hafız Kemal Batanay; hattat, müzik üstadı.

 

Kamil Akdik’den tutun, Ömer Vasfi’ye kadar

Gelip geçti, eser bırakan nice ustalar.

 

Yaşlı gözler, ne ustalar gördü, ne eserler!

Yılda bir kerre gelse razıyım,Yusuf Sezer.

 

05.07.2004

 

 

ÇANAKKALE’DE RAMAZAN

 

Çanakkale’nin yazı, güneş tam tepemizde,

Gündüz onaltı saat, iftarsa ta sekizde.

Hareket edemeyiz, siper güneşe karşı,

Kaynar beyinlerimiz; bu şehitlik yarışı.

Daracık siper sanki bir kapan veya kafes,

Ömürlere ilave aldığımız her nefes.

El bombası, şarapnel yağmuru, top güllesi, 

Yürekleri dağlayan “ah yandım anam!” sesi.

Düşman uçağı görür, kıpırdamak hep yasak,

Altımızda tünel var, patladı, patlayacak.

Üstü kapatılmamış ihtiyaç çukurunun.

Ceset, çöp, hayvan leşi, nasıl dayanır burun?

Aman vermez karınca, her yerde yılan, akrep?

Kanlı tırnak izleri, bit ve pireler sebep.

Karasinek bulutu, saldırgan sivrisinek,

Bir parça peksimettir, gece yenilen yemek.

Dudaklar parça parça, yarılmış susuzluktan,

Göz kapakları diken olmuş uykusuzluktan.

Hasrettiler sılada bir bayram sabahına,

Onbinler oruçluyken kavuştu Allah’ına.

 

21.10.2004

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR BACAK BİR KOL

 

-Hanım koş telefondaki oğlun!

-Nee! Oğlum mu, gerçek mi diyorsun?

-Evladımm, çok özledik seni çok!

Beş yıllık gurbet bu şakası yok.

-Geliyorum, biri var yanımda,

Gidecek hiç bir kimsesi yok da.

-Gelsin yavrum?

…………………..-Çok samimi biri,

Üstelik çok seviyor sizleri.

Yalnız, anneciğim?

……………… -Buyur yavrum?

-Artık bizle yaşasın diyorum.

-Bir çaresine bakarız çocuğum?

Gelsin, o da bizlerden bir birey.

-Ama diyeceğim önemli şey!

-Ne oğlum?

…………-Nasıl da söylemeli,

Savaşta kopmuş ayağı eli.

-Evlat, öyleyse getirme, problem.

Baban yaşlı, ben ilgilenemem.

O başının çaresine bakar,

Söyle, gelmesin buraya kadar.

 

***

Günler geçti, gelmedi o evlat,

Endişe ve merak arttı kat kat.

Telgrafla sarsıldı anne baba;

"Bir ceset var, sizin mi acaba?

Gelin, oğlunuzsa alın teslim" 

-Hanım haydi gel, hemen gidelim.

***

Geldiler çok uzak kasabaya,

Ceset gösterildi anne babaya.

Evet oğul idi morgta yatan,

-Evlat! Kaybettik kavuşamadan.

Yoktu cesedin ayağı kolu.

-İntihar! Midesi zehir dolu!

 

09.03.2005

 

 

BAŞKA İSTANBUL YOK

 

Burası İstanbul'dur, gamı kasveti gömün,

Çözümü buradadır, yürekteki düğümün.

 

Başka İstanbul yok ki, gönlü diriltecek,

Tek İstanbul'umuzdur, iksir içeren çiçek.

 

Hasret kalan denizler, şimdi halvet olacak,

Şahitler; Sarayburnu, Kızkulesi, Salacak.

 

Balığın "Kavak"lara tırmandığı iki yer,

Anadolu'da Beykoz, Rumeli'de Sarıyer.

 

Kıtalar öpüşüyor, açın bakın perdeyi,

Bir dudak Ortaköy'dür, diğeri Beylerbeyi.

 

Asırlara uzanan taptaze zeytin dalı,

Büyükada, Heybeli, Burgazada, Kınalı.

 

Piyer Loti'ye çıkın, arşa değer boyunuz,

Artık avucunuzda, Haliç, ki "Altın Boynuz"

 

Ünlü mimarlar çizmiş, usta can vermiş taşa,

İsmiyle buradadır, kaç anlı şanlı "paşa"

 

Yerden filizlenip de, göğe ermiş yapılar

Masallar diyarına açılmış şu "kapı"lar.

 

Mimarlar, mühendisler, ustalar sakın, sakın!

İstanbul'a aykırı niyetler varsa, yakın!

 

Kat kat medeniyetler, en yukardaki elif,

Sakın örtmesin onu, beton desenli kılıf.

 

Haramdan gelen kilo, yakışmaz o endama,

Gölge verir içine, kubbedeki her yama.

 

Silüete doyulmaz, temel harcıdır yürek,

Çekilin yaklaşmayın, ey balta – kazma - kürek!

 

Yetmiş yedi tepeden oluşan büyük düzlük,

Yetmiş yedi lehçeden oluşan Türkçe sözlük.

 

Yükselir minareler boyu zarif biblolar,

Hayale bile henüz doğmamış bu tablolar.

 

Sevdalı yürek burda alır hayat nefesi,

Uçmak isteyen kuşun, gönlündeki kafesi.

 

Taşlar bile dillenir, ezan sesi vurdukça,

Bu İstanbul bizimdir, mavi küre durdukça.

 

Siz; ressamlar, şairler! Kabuğunuzu kırın!

İstanbul'u gelecek asırlara haykırın!

 

Sanma, Mecnun Leyla'yı ıssız çöllerde bulmuş,

Yıllardır aradığı Leyla'sı İstanbul'muş.

 

 

(Ümraniye Belediyesince 29.5.2005 tarihinde düzenlenen "İstanbul" konulu şiir yarışmasında ödül almıştır.)

 

13.04.2005

 

 

 

 

 

ŞİİR EDİRNE

 

Koşup atıldın dedem Murad Han'ın koluna, 

Atlama taşı oldun, Avrupa'nın yoluna. 

Doksan sene suladın, sen Çınar'ın kökünü, 

Asırlarca çekmiştin, Milletimin yükünü. 

İki Murad'ı iki Mehmed'i sen besledin, 

Yıldırımın atını, zafer için süsledin. 

Sana mühürler vurdu, her paşa, her padişah, 

Padişahlara, seni gösterdi Rasulullah. 

Niğbolu, Sırpsındığı, İki Kosova, Varna. 

Zaferler şan kattı hep Edirne'nin şanına. 

Nice onulmaz hasta, sende buldu şifayı, 

İlim öğrenilirdi, bütün yılın her ayı. 

'Şahi'nin gümbürtüsü, dağıttı kara sisi, 

Fatih'in dehasıyla, geldi çağın müjdesi. 

İstanbul'a gönderdin, müjdeli askerleri, 

Kapanan karanlık çağ, gelemez artık geri. 

Peygamber buyurdu da, Selim Han etti ferman, 

Selimiye'de coştu, ihtiyar Mimar Sinan. 

Şimdi semaya bakar, Dünyanın Şaheseri, 

Böylesini görmedi, insanlığın gözleri. 

Birbirinden güçlü kırk yiğit, kırk adet pınar, 

Çıkar, demir pençeli şampiyon pehlivanlar. 

Sel olmuş, gözyaşları gibi çağlamış Tunca, 

Ağlamış, kardeş Tuna prangaya vurulunca. 

Bir şanlı direnişe şahit olmuştu Arda, 

Mazlumun ahı durur hala, zalim Bulgar'da. 

Acaba, 'tecavüze ben de şahidim' der mi? 

Mabedin kubbesine saplanmış olan mermi. 

Edirnemiz aşıksız, var olabilir mi hiç? 

Nice aşk hikayesi, duymuş olmalı Meriç. 

Sakın mahzun olma, ey Edirne! Serhat Şehir! 

Milletim sana ait öykülerle beslenir.

 

09.06.2005

 

 

 

 

EDİRNE KAHRAMANI ŞÜKRÜ PAŞA

 

Edirne'yi kuşattı Bulgar, 

Emretti, çekildi kılıçlar, 

İstanbul'da tatlı rüya var, 

Ama uykusuz, Şükrü Paşa. 

 

Edirne, mabetler mahalli, 

Açlığa mahkumdur ahali, 

Yendi; ot, fare, kabuk, çalı. 

Hem aç hem susuz, Şükrü Paşa. 

 

Paşa sanki düşmana esir, 

Politik görüş çok da kısır, 

Neden evde hapis, hala sır? 

Yattı sorgusuz, Şükrü Paşa. 

 

Milletinin asker evladı, 

Edirne'nin dilinde yadı, 

Çantasında kefen taşırdı, 

Merhum korkusuz, Şükrü Paşa. 

 

Aylarca namusu savundu, 

Millet sevgisiyle avundu, 

Tarihe kahramanlık sundu; 

Budur kuşkusuz, Şükrü Paşa.

 

14.06.2005

 

 

 

AĞLA OĞUL AĞLA!

 

Evlat, tarih ilmi ne lükstür ne de bir süs, 

İbret almak için okunmalı Endülüs. 

Yediyüzellide kuruldu, İspanya’da, 

İslam rengi ile boyandı yarımada. 

Ordusuyla Tarık Bin Ziyad boğaz geçti, 

Başlayan çok müthiş çok hızlı bir süreçti. 

Medeniyet oldu, yürekteki her tekbir, 

Tüm şehirler ilim yuvası oldu bir bir. 

Tevhid akidesi can verdi cansız taşa, 

Ülke eserlerle donandı baştan başa. 

Sekiz asır diri kaldı o medeniyet, 

Esastan sapmalar başlamıştı nihayet. 

İsrafa dalmıştı son hükümdar Abdullah, 

Haçlıya güvendi de gaflet etti, vah vah! 

Başkent Gırnata o gün edilmişti işgal, 

Kaçarken almıştı, ağlamaktan bitkin hal. 

Annesi güngörmüş büyük İslam kadını, 

Söylediğine bak, sarsıp da evladını: 

“Ağla oğul ağla! Terketmiştin cihadı, 

Savunmadın erkek gibi madem biladı (*) , 

Çalışan düşmanın bugün gülmek nasibi, 

Sana da ağlamak yaraşır kadın gibi.” 

Evlat, ders al bundan da ülkene sahip çık. 

Fayda etmez sonra duyacağın pişmanlık. 

 

 

(*) Beldeler, şehirler.

 

27.06.2005

 

 

ÜSKÜDAR, ÜSKÜDAR!

 

Beşikten mezara dek, hayat bölüm bülüm, 

Tatlı meltemle açar Boğazlarda gülüm, 

Mezarlar bile sürer, yeşil bir saltanat, 

Şu Karacaahmet'i, ister benim gönlüm. 

 

Çizecek ressam mı var? Tuvaller de çok dar, 

Hangi tabloya sığar, güzelim Üsküdar? 

 

Gözümden öpen meltem, burası Salacak, 

Uzatsan, Kızkulesi, eline gelecek. 

Gözlerime dermandır, güzelim Üsküdar, 

Görmesem her gün inan, gözlerim solacak. 

 

Yazacak şair mi var? Hayaller de çok dar, 

Hangi şiire sığar, güzelim Üsküdar? 

 

Şurası Selimiye, şurası da Harem, 

Hicaz toprağı gibi, muazzez, muhterem. 

Hayalimde canlanır, Hünkar'ın teşrifi, 

İşte Sürre Alayı, manevi bir deprem.

 

Benzeyen roman mı var? Masallar da çok dar, 

Hangi öyküye sığar, güzelim Üsküdar? 

 

Bağlarbaşı, Kısıklı, Çamlıca Yokuşu, 

Yukarısı kafdağı, zümrüdü - anka kuşu, 

Tepeden masal şehri, akşam günbatımı, 

O Hisar ve 'Muhammed', diye okunuşu.

 

Benzeyen rüya mı var? Misaller de çok dar, 

Hangi masala sığar, güzelim Üsküdar? 

 

'Katibim' Üsküdar'a, verir büyük gurur, 

Dünyanın kalbi katip, katip diye vurur. 

Randevulaşmış, tarih, insan ve güzellik, 

Üsküdar daha nice şarkılar doğurur. 

 

Çalacak bir saz mı var? Gazeller de çok dar, 

Hangi şarkıya sığar, güzelim Üsküdar? 

 

04.07.2005

 

 

 

 

YENİDEN BURSA

 

Mevlana, Edebali, hamur yoğursa,

Türk anaları Ulu Çınar doğursa,

Erzurum'dan, Konya'dan, gelse işaret,

Kutlu birliğe mekan, olur mu Bursa?

 

Ertuğrul Kayılara, bir oba kursa,

Davullar çalsa sefer için, kös vursa,

En önde yine Osman, Orhan Beylerim,

Geleceğime ufuk, açar mı Bursa? 

 

Yine yeşil ovalar, yiğit doyursa,

Yine aksakallılar, himmet buyursa,

İkiyüzlü tekfurlar, devrilse bir bir,

Yeni atlama taşı, olur mu Bursa?

 

Çağdaş zalim, Bizans’ım, diye duyursa,

Yıldırımlar Muratlar, köprüyü kursa,

Mehmetlerle son bulsa, zulüm çağları,

Sultan Fatih'e selam, eder mi Bursa?

 

Şahlansa Türk Milleti, kıyama dursa

Zamanı İlahi bir kuvvet durdursa,

Kudretli buyruklarla, dağılsa bulut,

Bir güneş gibi yine, doğar mı Bursa?

 

Osman'ın bereketli toprağı Bursa,

Ulu Çınar'ın büyük yaprağı Bursa,

Seni burçlarda tekrar, görecek miyiz?

Türk'ün yeşil örülmüş bayrağı Bursa.

 

24.08.2005

 

 

 

 

 

DÖRT ASIRLIK BEDDUA

 

Bu konu çok ağır, nasıl ederim ifade?

Hem şiir hem ibret olmalı, işte kaide.

Sözlerim ihanet üstüne ey okuyucu!

Öyle bir kavram ki, çoğuna dokunur ucu!

İhanet yüzünden, nice ülkeler yakıldı,

Toplumlar çürüdü, koca devletler yıkıldı.

İş işten geçince, fayda etmedi pişmanlık,

İhanet yüzünden neler çekti şu insanlık.

Sürer bir yıl, on yıl, bir asır, onlarca asır,

Bazen bir milletin, bütün kaderine yansır.

İşte size büyük ihanetlerden bir dizi;

Viyana önüne, davet ediyorum sizi.

Meşhur Merzifonlu, bir Kara Mustafa Paşa,

Beraberdi o gün bu millet, yoktu kargaşa.

Bir hain paşanın, beynine girdi kör şeytan,

Mustafa Paşa'ya ders vermek istedi o an.

Viyana önünde olan ihanet çok kirli,

Hemen meyvesini verdi, ama çok zehirli.

Başarı tersine dönüp dağılmıştı ordu,

İhanet edenler, geri doğru kaçıyordu.

Kaç asır geçti de, kapanmadı hala yara,

Kanamayı kimse kesemedi sara sara.

İhanet zinciri uzanmıştı  İstanbul'a,

Padişah kanarak, döndü çok yanlış bir yola.

Hainler uzandı, Paşa'nın masum başına,

Kelle Edirne'de koyuldu "İbret Taşı"na.

İbret ama nasıl, asırlara büyük ibret!

Hemen yakınında, kocaman Kasr- ı Adalet!

Hainlere bakar gibiydi kellenin gözü,

Bir acaip renge büründü hemen gökyüzü;

Gazabı İlahi o anda etti tecelli,

Her yeri kapladı alevden yıldırım seli.

Adalet sarayı yanarak oldu yerlebir, (*)

Aklında ihanet olanlar, bu bir ibrettir!

Bu olay tarihin kocaman bir köşe taşı,

Beddua etmişti Paşa'nın günahsız başı.

Büyük liderlere, yapılacak bir ihanet,

Onun hayatını, bitirebilir nihayet.

Lakin bedduası, tutar iyi bilinmeli,

İşte dört asırdır, doğrulmadı Türk'ün beli.

 

(*)Yılmaz Öztuna, Büyük Osmanlı Tarihi, Cilt:4

  

22.09.2005

 

 

 

 

 

ŞANLI MEHTER

 

Eski Ordu Marşı'nı, çalıyor yine mehter,

Şahlanan koca mazi, şimdi gözlerde tüter.

 

Coşku tufanı ile, dolardı yerler gökler,

Göktürkler'e uzanır, mehtere ait kökler.

 

Bu coşkuyla imanlar süngü göğüsler kalkan,

Mehterin rüzgarıyla, sanki sancaklar yelken.

 

Gülbanklar okunuyor, dolu İlahi Kelam,

Üç adım bir tebessüm, teveccüh ve de selam.

 

Şanlı ordu seferde, beraber mehter kat kat,

Herbiri kartal gibi, askerler kanat kanat.

 

Çalınan nevbet sesi, vuruyor şu vadiye,

Yeni zafer muştusu, milletine hediye.

 

Zaferlere şartlanmış, çelik kaledir ordu

"Yektir Allah" nidası, gökleri tutuyordu.

 

Önde sancak arkada Âli Saltanat tuğu,

Kılıçtır kartal gözlü muhafızın tuttuğu.

 

Sesiyle çoşar asker, sıra sıra davulun,

Türk ordusu geliyor, savulun bre savulun!

 

Şahlanan atlıların, gücünü onlar besler;

Fillerle develerle gelen devasa kösler.

 

Gönülleri titretir, zurnalar ve de ziller,

Zaferi kucaklıyor, tekbir getiren diller.

 

Bu ordu senin ordun, Ya İlahi sen koru!

Kanatlanır süvari, çınlatıyorken boru.

 

Yanık sesli hafızlar, isimleri de cevken,

Beraber söyler marşı, tüyler hep diken diken.

 

Nakkare sesi tempo, yükselir artık nabız,

Fetih müjdesi okur, yanık sesli bir hafız.

 

Cenk meydanı mehterle çınlardı baştan başa,

Düşmanları mağluptu, başlarken o savaşa.

 

Savaşta mehter susmaz, olur halkalı hilal,

Seferde gece gündüz, zikredilir Zülcelal.

 

Tüm dünyanın en köklü mızıkası mehterdir,

Topluyor her milletten, büyük övgüyle takdir.

 

Nağme nağme dizilmiş, ustaların elinde,

Mehter vardır her köklü müziğin temelinde.

 

Mehterbaşı! Sihirli sözle dirilt maziyi!

Bağrımıza basalım, kuşaklarca gaziyi!

 

Müjde var, "Nasrun Min-Allahi ve Fethun Karib"

O şanlı zaferleri, İlahi yine kıl nasib!

 

Mehterimiz dünyanın en muazzam bandosu,

Ordumuzdur dünyanın en muzaffer ordusu.

 

 

12.10.2005

 

 

VUR MEHTER VUR!

 

Mehterbaşı bak ne buyurur?

İşte gelmiştir vakt-i surur!

Başlıyor yine kutlu sefer,

Beraber hasdur! Vur mehter vur!

 

Seferimiz bir aylık yoldur,

Bak mübarek gülbank okunur!

Dikilsin sancaklar ve tuğlar,

Beraber hasdur! Vur mehter vur!

 

Mazlumun yaşı bizle kurur,

Mücahidi Allah’ım korur,

Kahrımız zarardır düşmana,

Beraber hasdur! Vur mehter vur!

 

Kösü getir orta yere kur!

Tokmağını havaya savur!

Davul, zurna, zil, boru, dikkat!

Beraber hasdur! Vur mehter vur!

 

"Nasrun Minallah" ana düstur,

Dilimiz "Fethun Karib" okur,

Düşman titresin sesimizden,

Beraber hasdur! Vur mehter vur!

 

13.10.2005

 

 

 

ÇANAKKALE ŞEHİDİ BEKİR ÇAVUŞ

 

Bardağımda merhume, Safiye Hüseyin,

Çanakkale içmiştim, yine akşamleyin,

Yine buğulu gözler, uğuldayan beyin,

Kalemime takıldı, Şehit Bekir Çavuş.

 

Kumandanları verdi, bu kutsal görevi;

"Durduracaksın ateş kusan koca devi!"

Düşünmeden anayı babayı ve evi

Yumruk gibi sıkıldı, Şehit Bekir Çavuş.

 

Cesareti orduya ulaştı çavuşun!

Bacağına saplandı uğursuz bir kurşun,

"Koşun çavuş vuruldu, arkadaşlar koşun!"

Çınar gibi yıkıldı, Şehit Bekir çavuş.

 

Hastane gemisi bu, ismi Reşitpaşa,

Kaç hastaya bir yatak, o da ortaklaşa,

Bacağını kestiler, bu da geldi başa, 

Uyanınca irkildi, Şehit Bekir Çavuş.

 

"Alınan görev böyle kalamaz ki yarım,

Burada yatıp kalmak... Duramam kaçarım,

Vatandan önemli mi benim bacaklarım?"

Fırlayarak dikildi, Şehit Bekir Çavuş.

 

Allah deyip bir hamle yapınca ileri,

Kıpkırmızı kan oldu yatağın üzeri,

Kan kaybından kararıp kapandı gözleri,

Kollarından çekildi, Şehit Bekir Çavuş.

 

Ana kuzusu idi, taze bir bedendi, 

Hayatı bu cephede yurduna adandı,

Gelecek nesillere örnek bir fidandı,

Bir dereye ekildi, Şehit Bekir Çavuş

 

Nice yiğitler böyle bir bir şehit oldu,

Dereler tepeler hep şehitlerle doldu,

Şimdi mezarları yok, künyeler kayboldu,

Derede bir çakıldı, Şehit Bekir Çavuş.

 

26.11.2005

 

 

TARİH VE ŞEHİT!

 

Söyle tarih! Kim bizim asker?

Ey şehit, kalk cevap ver dedi.

 

İbret alınacaksa eğer,

Cevap vermeye değer, dedi.

 

Muhammed'den Mehmet'ti adım,

Ocağım da Peygamber dedi.

 

Ben Türk oğlu Türk'üm kahraman,

Soyum doğuştan asker dedi.

 

Bana yan bakamadı düşman,

İmanlı göğsüm hep siper dedi.

 

Babam gazi bense şehittim,

Cihadla gelir zafer dedi.

 

Hedefe gerilmiş bir yaydım,

Zafere kuran mehter dedi.

 

Asker doğdum asker yetiştim,

Gözler ok, parmak hançer dedi.

 

Kahraman olmak gayret ister,

Şehitlikse bir kader dedi.

 

Vasiyetim vatan içindir;

Bedel isteyince ver dedi.

 

Kaç asır geçmiş üzerimden,

Şehid oldum bir seher dedi.

 

Türk'ü yıkılmaz kılan nedir?

İman en büyük cevher dedi.

 

Bin defa doğup şehit olmak,

Gönlüm hep bunu ister dedi.

 

15.10.2005

 

 

 

 

YARI ÖLÜ HÜSEYİN PAŞA

 

Gençti yaralandı, cenkte bir kere,

Düşmandan kurtuldu, düşüp de yere,

Bundan "Yarım Ölü" dendi Server'e,

O'dur Mezamorta Hüseyin Paşa.

 

Padişah getirdi, denizde başa

Düşmanı aradı, hep kuytu köşe

Donanmalarını, yaktı peşpeşe,

Cesur Mezamorta Hüseyin Paşa.

 

Beylerbeyi ve de, Kapdan-ı Derya,

Böyle bir kahraman, az gördü dünya,

Barbaros tekrar mı, gelmiş dünyaya?

Budur Mezamorta Hüseyin Paşa.

 

Mezamorta demek, bir yarı ölü,

Akdeniz onunla, oldu Türk gölü,

Sakız Adası'nda, şimdi gömülü,

Durur Mezamorta Hüseyin Paşa.

 

Koyunada,Yera, Midilli, Sakız,

Okuyun da bakın, inanmazsanız,

Kazandığı zafer, az mı tam sekiz?

Vakur Mezamorta Hüseyin Paşa.

 

Ey şanlı milletim, böyle bahtın var,

Yıl tam binyediyüz, suda altın var,

Milletin gönlünde, yüksek tahtın var,

Otur Mezamorta Hüseyin Paşa!

 

17.10.2005

 

 

 

 

 

KANATLANAN TOPLAR

 

İmanla zekayla döndü feleğin çarkı,

Türk'e yoktu deniz ve karanın bir farkı.

Fatih'ti karadan yürüten donanmayı,

Borç diye bilirim, Barbaros'u anmayı;

Binbeşyüzotuzdört yılının sıcak yazı,

Tunus'un fethini ferman etti bir yazı.

Cihan Padişahı idi Sultan Süleyman,

Kapdan-ı deryası da onun kadar yaman.

O devirde fesat yuvası idi Tunus,

Çiğnenirdi burda ahlak iffet ve namus.

Yüklendi donanma denizden iskeleye,

Düşman kaçıverdi çöldeki bir kaleye.

Çöle doğru ağır topları götürerek,

Fesadın başını gidip yok etmek gerek.

Bunlar denizcidir, çok asker ve hayvan yok,

Tedarik içinse, kaybedecek zaman yok.

Kanat yok uçmaya düşmanın arkasından,

Bir çare bulmalı, fayda yok başkasından.

Emretti Barbaros:

..........................-"Kanat takın toplara!

Bizim için deniz sayılır çöl ve kara!"

Tekerlek takıldı toplara birer birer,

Çadır bezlerini kestiler ve biçtiler,

Sonra da taktılar toplara, işte yelken,

Faydalanmak gerek güçlü rüzgar eserken.

Yıldırım hızıyla, girildi büyük çöle,

Yerle bir edildi, girilmez denen kale.

Tek tek fethedildi, birçok fesat ocağı,

Atalarım böyle getirdi yeni çağı!

 

 

25.12.2005

 

 

KANUNİ'YE SUNULAN DONLAR

 

Akdeniz iç deniz sayılırdı o günler,

Neler yaşandı bu denizde hem kaç sefer.

Binbeşyüzaltmış'tı, bakın şimdi şu harbe;

Bu sefer sahne bir ada, ismi de Cerbe.

Birleşik haçlılar, kocaman bir donanma,

Sayı ikiyüzden az derlerse inanma.

Miktarca ölçüsü kaçmıştı endazenin,

İntikamı için, şu meşhur Preveze'nin

Osmanlı sayıca sadece yüz kadardı,

Donanmada ünlü denizciler de vardı.

Gazi Turgut Reis ve Paşamız Piyale,

Ne olaylar oldu, sığmaz akla hayale.

Düşman kendisinden emin küstah ve mağrur,

Osmanlıyı silmek için el oğuşturur.

Bir yığın prens markiz, asil ve asilzade,

Bir gemi dolusu, belki daha ziyade.

Takıp takıştırmış hepsi tüm ziynetini,

Görüp kutlayacak, Türk'ün hezimetini.

Olayı şiirle detaylı anlatamam,

Bir hücumla oldu, haçlının işi tamam.

Esir düşmek oldu, asillerin sonları,

Hünkar’a sunuldu haçlıların Don'ları (*)

 

 

(*) Meşhur esirlerin isimleri:

Don Alvaro de Sandi, Don Sanchez de Levia, Don Beranger de Requesens, Don Juan de Cardona, Don Giovanni de Cardona, Don Gaston vs. 

 

03.01.2006

 

 

MUHTEŞEM SÜLEYMAN VE TÜRK ORDUSU

 

Düşünmeden edemem, maziyi zaman zaman

Nasıl bir ordu nasıl bir Muhteşem Süleyman?

 

Devlet-i Aliyye-i Osmani de ne demek?

Tarihleri çevirip, tekrar okumak gerek.

 

O kutlu devir tekrar gelir mi ki bir daha?

Allah büyüktür tarih tekerrürlü bir saha.

 

Sanmayın ki ecdadım, yağmacı istilacı,

Zulmün hasmı idiler, mazlumun da ilacı.

 

Eğitimli bir ordu, çağdaş modern donanım,

Korunurdu böyle bir güçle o gün vatanım.

 

Kapayın gözünüzü, haydin geçit resmine,

Zaman altın devrinde mekanımız Edirne;

 

Gelen Sultan Süleyman, beraberdir askeri,

Şu ihtişama bakın, sarsıyor göğü yeri.

 

Gözler çevrildi önde, bölük bölük sakaya,

Arabalar atlar yan yana arka arkaya.

 

Levazımat taşınır, su erzak örtü çadır,

Saflar halinde geçer, binlerce güçlü katır.

 

Hassa süvarileri dokuzarlı yüz sıra,

Bunlar refakat eder savaşta hünkarlara,

 

Yiğit atlar üstünde pehlivan gibi erler,

İkmal katarlarıyla beraberce giderler.

 

Derken altı bin deve, cephaneyle muvazzaf,

Altı sıra halinde, geçiyor binlerce saf.

 

Bak taburlar dizilmiş, ne kadar da estetik!

Lağımcı, nakliyeci, cebeci birlik birlik.

 

Bunlar subaylar nasıl parlar elbiseleri?

Atlar şaha kalkıyor, geçmişler de ileri.

 

 

Yağız atlara binmiş onbinlerce sipahi,

Bulutlar yürüyüşe geçmiş gibi billahi.

 

Nişancılar, vezirler, kazaskerler, defterdar,

Haşmetle yaklaşıyor, nurlu alevden tuğlar.

 

Sarayın askerleri, subaylar renk cümbüşü,

Daim konuşulacak bu tören yürüyüşü.

 

İşte yeniçeriler, geçiyor tabur tabur,

Zırhlı silahlı asil, uygun adım vakur.

 

Donanımları tüfenk,  kılınç, sırtta ok ve yay,

Bu yiğitler bu heybet, bu haşmet! Vay anam vay!

 

Derken yedişer tuğla, altın sırmalı sancak,

Ondört babayiğit ki, yiğitlik budur ancak.

 

Serdengeçtiler eller kılıçta sıra sıra,

Yan bakan çıkar mı ki, bu kutsal sancaklara?

 

"Allahü Ekber!" sesi, duyun "Allahü Ekber!"

Titriyor yerler gökler, bu gelen  şanlı mehter.

 

Mehterbaşı sanki bir efsane kahramanı,

Elde sihirli değnek; ayyıldızlı cevganı.

 

Sazları boyunlara asan zincirler altın,

Kulağını fethetmiş bütün şu kainatın.

 

Şunların ismi köstür ters dönmüş kubbe değil,

Kösleri taşıyor şu onlarca görkemli fil.

 

Hassa taburu bunlar, sanki gerçek bir büyü,

Rüya gibi giysiler, sorguçlar tavus tüyü.

 

Yüzlerce serdengeçti, hünkar özel hassası,

İhtişam sergilemek, bunların ihtisası.

 

Taşlara vuran güneş ayrılır yedi renge,

Hayran olur görenler askerdeki ahenge.

 

Cihanın kalbi burda, "çavuşbaşı" kolunda

Otuzbeşer saf yolun sağında ve solunda.

 

Aralarında Ulu Hünkar, Sultan Süleyman,

Muhteşem Süleyman bu, aman Allah'ım aman!

 

Bindiği ata bakın, sanki kanatlanacak.

İnsanlık yaşadıkça, bu Türk'ü hep anacak.

 

Altın sırmalı kaftan, içinde sanki kartal,

Ulu çınar boy atmış, işte göğe eren dal.

 

Sultan Süleyman bu, nasıl anlatılır size?

Tek bir işaretiyle krallar gelirdi dize.

 

Sarık, kavuk ve külah dolu şu dağlar taşlar,

Dağ taş sabit dururken, yürüyor bütün başlar.

 

Ferman var kutlu sefer, bunun için giderler,

Ardı arkası gelmez, bulutlarca askerler.

 

Avrupa Asya Rusya, Afrika Hind Çin Maçin,

Gidişleri İlay-ı Kelimetullah için.

 

Maddeyi mana ile taçlandırmıştı madem,

Muhteşem sıfatını çoktan haketmiş dedem!

 

Peygamberim her asra tutmuştur nurdan fener,

O'nu rehber edinmek, işte en büyük hüner!

 

10.01.2006

 

 

 

 

CELALÎ

 

Malı mülkü canı, evlad ü iyali,

Eşkiyaya kurban ederdi ahali.

 

"Celâlîlik" dendi yapılan her zulme,

"Eşkiyalık" ismi, dilde kaldı tali.

 

Birisi geberse yenisi gelirdi,

Sanki yerden biten pıtraklar misali.

 

Sap saman karışır, asayiş biterdi,

Fokurdar kaynardı, tüm Devlet-i Alî

 

Elinde silahla çıkardı dağlara,

Her birinin ortak adıydı "celâlî"

 

Yavuz Selim Han'ın devrinde türedi,

Nesillere unvan salmaktı hayali.

 

Her mazlumdan bir ah da ona  giderdi,

Her parmak gösterdi Bozok’lu Celâl'i.

 

27.01.2006

 

 

 

 

NEME LAZIM

 

Halife-i Müslimin, Koca Sultan Süleyman,

Devletin bekasını düşünür zaman zaman;

Cihad ruhu getirdi Osmanlı’yı bu hale,

Acep bir gün gelir de, uğrar mı izmihlale?

Allah korusun çöküş çok acı bir akıbet,

Her çöküş bir sebebe dayanacaktır elbet.

Düşündü ki alimdir, Hoca Yahya Efendi,  

Hem de Şeyhülislamdır. Sormaya niyetlendi;

-Hocam ferasetiniz var, cevabı siz bulun,

Kaç zamandır beynimi kemiren şu müşkülün;

Gün gelir de yıkılır mı devletimiz acep,

Sizce ne olabilir böyle yıkıma sebep?

Cevabı geldi lakin, biraz şaşırdı Hünkar,

Hem cevap çok kısadır, hem de üslup isyankar;

“Neme lazım Hünkarım!” yazmış Yahya Efendi.

Padişah hem alındı, hem biraz sinirlendi.

Yazdı ki; 

 ------------------Bu devletin atisi asıl meram,

“Neme lazım” ne demek böyle, Muhterem Hocam?

Şeyhulislam makama izah etti;

 ----------------------------------------Hünkarım,

Haşa sizi üzmek mi? Ben Allah’tan korkarım!

O cevabımız yanlış anlaşılmış elbette,

Biz şunu demek istedik: Bir gün memlekette,

Nemelazım deyip de, sinenler çoğalırsa,

Devletimizi bir gün, bunlar devir alırsa,

Herkes ortak dertlere olursa kör ve sağır,

Artık başlar devletin batışı ağır ağır.

 

24.09.2007

 

 

BİR MERMİ, BİR GEMİ, BİR ZAFER!

 

Akıl mantık dayanmaz, iman şaha kalkınca;

Koca Seyit; bir mermi, bir gemi ve bir zafer!

Kendinden kat kat fazla kaldıran bir karınca;

Koca Seyit; bir mermi, bir gemi ve bir zafer!

 

Cehennem sahnesiydi, o gün Karanlık Liman,

Hilal’i boğacaktı, göğü kaplayan duman,

Felaketi “Nusret”e çevirdi kırık dümen;

Koca Seyit; bir mermi, bir gemi ve bir zafer!

 

Haçlılara dur demek milletimin borcuydu,

İman dolu göğüsler, sanki kale burcuydu,

Türkiye Devleti’nin temelde ilk harcıydı;

Koca Seyit; bir mermi, bir gemi ve bir zafer!

 

Bu topla önlenmişti, azgın bir haçlı seli,

Ve doğruldu dünyada birçok mazlumun beli.

Asırlarca duyulur daha bu topun yeli;

Koca Seyit; bir mermi, bir gemi ve bir zafer!

 

Dinleyin, yükseklerden bakan sözde süperler!

Bugün daha güçlüdür, dünkü çelik siperler,

Milyonlarca Seyit var, gereğini yaparlar;

Koca Seyit; bir mermi, bir gemi ve bir zafer!

 

Çanakkale şehidi, gıpta eder Yiğid’e,

Sevaplarından hisse ayırmışlar Seyid’e,

Vefa, dua borçluyuz, her gaziye, şehide;

Koca Seyit; bir mermi, bir gemi ve bir zafer!

 

Kaidesi böyledir, bu İlahi Devran’ın;

Başarı Hakk’tan gelir, yeter ki siz davranın,

Bir yiğit insandı ki, evladıydı Havran’ın,

Koca Seyit; bir mermi, bir gemi ve bir zafer!

 

01.12.2007

(Koca Seyit’in 68.vefat yıldönümü münasebetiyle…)

 

 

 

İSTANBUL SURLARI

 

Zaman su gibi akıp yiyorken asırları,

Kim bilir neler gördü, şu İstanbul Surları?

 

“İstanbul fethedilir; mutlaka fethedilir;

O beldeyi fetheden emir, ne güzel emir,

 

O fethin askerleri de güzel askerdir.”

Bu muştuları veren, sevgili Peygamber’dir. 

 

Ayasofya hayrandı o muştuyu yazana,

Ayasofya hasretti, minareye ezana.

 

Madem ki yüce Resul, işaret buyurmuştu,

Emirlerin hülyası olmuştu hep bu muştu.

 

Toplandılar binlerce kutlu çağın yıldızı,

Bu surların önüne geldiler dizi dizi.

 

Yıkık burçlar şahittir, kaç yiğit burda kaldı;

Doksanlı yaşlarda bir Koçyiğit burda kaldı.

 

Tevhidin gecikmesi giderdi ki zoruna;

Ayasofya dargındı İstanbul’un suruna,

 

Göğsünden ulu çınar fışkırdığı zamanda,

İstanbul sevdaları yaşıyordu Osman da.

 

Bu surlar görünürdü, Bursa’daki Orhan’a,

Kosova’da can veren Hüdavendigar Han’a

 

Peygamber muştusunu resmetti hep nakkaşlar,

Yıldırım kaç kez çarptı, dillendirsin şu taşlar,

 

Çelebi Mehmet köprü oldu kutlu askere,

Murad-ı Sani gelip kuşattı, hem kaç kere.

 

Bir çocuk ki derdi hiç olmadı çelik çomak,

Hedefleri büyüktü; çağ kapamak çağ açmak.

 

Mürşitlerin elinde yoğruldu deha beyin,

Bu surlarda kaç taş var, sayardı geceleyin.

 

Maddeyi mana ile beraberce resmetti,

Kuşanmıştı tedbiri, tekniği, feraseti.

 

Tahta oturduğunda, emir verdi askere,

Yürüyün çıkıyoruz bir mübarek sefere! 

 

Dev gibi namluları çeken binlerce manda,

Ordular buluşmuştu, emredilen zamanda.

 

Denizde orman gibi duran direk ve yelken,

Boğazı bekliyordu, kutlu zaman gelirken.

 

Toplar verdikçe selam, taşlar gelirdi vecde,

Bu surlar bazen rüku ederdi bazen secde.

 

Her tepede bir mehter, kösler davullar kat kat,

Sesler orduya kamçı, düşmana ise tokat.

 

Surlar diz çöktürüldü, top top olan demirle,

Dağlar gemi taşıdı, verilen sert emirle.

 

O gün öyle muhteşem ve mübarek bir gündü,

Şükretti Ayasofya, kıbleye doğru döndü.

 

Fatih’le rahatladı, Yahudi, Rum, Ermeni;

Ey insan, senden bekler bir tek dua vermeni!

 

Taşlarında yazılı, kara ve ak sırları,

Artık kara görmesin, şu İstanbul Surları

 

05.04.2009

 

 

 

 

 

 İNANIYORSAN FATİH’SİN

 

İnanmışsan Kur’an’a, varsa fetihten haber,

Müjdelemişse seni, sözleriyle Peygamber,

 

Zorluklar yıldırmasın,  fetih ise amacın,

Peygamber buyrukları olsun daim baş tacın.

 

İstanbul surlarına varırsın gide gide,

Bedeli var her fethin, hazır etmişsen öde.

 

Düşünde görmelisin surların her taşını, 

Yastığa koyamazsın, düşünmekten başını.

 

Hedefin İstanbul’sa, çalışıp gece gündüz,

Yollar için hazır ol, yürü yokuş ya da düz.

 

Meydanı boş sanmışlar mazlumları ezenler,

Senin gelmeni bekler, köhneleşmiş düzenler.

 

Madenlere hükmeden ilmi kullan burada,

Toplara dayanacak kale kalmaz karada.

 

Kaleleri gözünde büyütme al tedbiri,

Yap dev toplarını, diz çökecektir her biri. 

 

Hiç korkutmasın seni, kat kat aşılmaz surlar,

Elbet dize gelecek, bütün zalim unsurlar.

 

Yalnız Allah’a kul ol, rehberin ilim ve fen,

Ölüm senden korkmalı, koynunda olsun kefen.

 

Uğrunda şehit düşmüş, binlerce yiğit insan,

Bu şehrin fatihi sen olursun istiyorsan.

 

Türk genci, işte hedef, karşıda yalçın kale!

İçerisi karanlık, engeldir istikbale.

 

Haydi yürü ileri! Baş dik, irade çelik,

Saf sık, kollar kenetli, silahın birliktelik.

 

Ulubatlı Hasan’lar yoldaşların olmalı,

Burca bayrak dikerek şehitliği bulmalı.

 

Boğazlardan geçerek gelirse zulme destek,

Hisarları kondurup irade koymak gerek.

 

Kereste, yelken bezi, tersane ve de gayret,

Kaç yüz kadırga girer hizmete gör de seyret.

 

Yüreği çelikleşmiş askerlerin hazır mı?

Bak şu toz bulutuna, melekler mi, Hızır mı?

 

Şu davullar zurnalar, şu kubbe gibi kösler,

Yedi tepede yedi mehter, gürleyen sesler.

 

Tekbirler, top sesleri, sallasın gök kubbeyi,

Askerin önde görsün hep sarığı cübbeyi.

 

Temeli yaşıt olmuş Muhammed Peygambere,

Ayasofya göz eder, isteği dört minare.

 

Kabrinde garip kalmış, Rasul’ün Sancakdarı,

Kaç asırdır bekliyor övülmüş hükümdarı.

 

Akşemseddin ufuğa dikmişse gözlerini,

Dinlemeyi bilirsen, manalı sözlerini.

 

Yürüyoruz deyince, hainler çıksa bile,

Rum ateşi bağrını, delerek yaksa bile.

 

Türk genci sakın bozma, o ettiğin yemini,

Denizler zincirliyse, dağdan yürüt gemini.

 

Burca dik, taşıdığın ayyıldızlı sancağı

Parçala zulümleri, kapat karanlık çağı!

 

 

19.04.2010

 

MİLLİ GÖRÜŞ VE ERBAKAN

 

 ERBAKAN’DAN ÖĞRENDİK

 

Batıl karşısında, eğmedi başını,

Davası uğruna, terk etti işini,  

O liderimiz, bırakmayız peşini;

 

Çilekeş, yüzü nur, alnı ak, başı dik;

Biz dik durmayı, Erbakan’dan öğrendik!

 

 

 

 

 

 

ERBAKAN’IN NASİBİ

 

Dinin Yıldızı ismi verilmişti Erbakan’a

Şükür, bunu ifade etmek nasip oldu bana,

Kara bulut yıldızların önünü kapatmışken,

Üfleyip parçalamak, nasip oldu Erbakan’a.

 

İsmini anmak bile yasaklanmıştı, Allah’ın

Yoluna engeller konulmuştu Resulullah’ın.

Çekilin kara bulutlar, yıldızlar buradalar,

Bakın! Diye haykırmak, nasip oldu Erbakan’a.

 

Her iktidarın şamar oğlanı sayıp vurduğu,

Köpeğin ısırdığı, atın tekme savurduğu,

İnandığı gibi yaşamayı imkansız sanan,

Müslümanı uyartmak, nasip oldu Erbakan’a.

 

Böyle azim, böyle gayret bir başkasında var mı?

Yaptığı çalışmalar küçük bir ömre sığar mı?

Tek başına yürümeye başladığı bu yola,

Yüzmilyonları katmak, nasip oldu Erbakan’a.

 

Büyülüler, medyunlar, uşaklar, aklı yalınlar,

Sahte yıldızlar, cüzdanlılar, ensesi kalınlar.

Yollarına çıkıp önüne dikenler koydular, 

Hepsini ezip geçmek, nasip oldu Erbakan’a.

 

Herbirinin ışıttı önünü, açtı yolunu,

Kuyudakileri çıkardı, tuttu da kolunu,

Emanete müstehaktır diye bildiklerinin,

İhanetine gelmek, nasip oldu Erbakan’a. 

 

Bizler de şahidiz, hep görevinin başındaydı.

Daim Hakk’ın yanında, Hak-Batıl savaşındaydı.

Ömrünü böyle geçirdiğini bilmeyen mi var?

Müslümanın duası, nasip oldu Erbakan’a,

 

 

25.04.2004

 

 

GÖREVİNİ YAPTI ERBAKAN

 

Alim, arif, müşfik, mütebessim, çalışkan.

Bin yıllık ateşle, bu meşaleyi yakan,

Liderliği görür, O'na dikkatli bakan,

Tarih şahittir ki, görev yaptı Erbakan.

 

İşte Din Yıldızı, işte Hilal Lideri!

İşte cehde hazır, Milli Görüş erleri!

Dünyayı kuşatmış, O'nun sevgi çemberi,

Hilal şahittir ki, görev yaptı Erbakan.

 

O'nu anlatmak mı? Haşa, nedir seviyem?

Dönenlere baktım, hepsi kurda kuşa yem,

Şahitlik edecek, il il, köy köy Türkiyem!

Millet şahittir ki, görev yaptı Erbakan.

 

Hayırlara motor, şerlere ise hep fren,

İnen yaya kalır, çok hızlı gidiyor tren.

Ferasetli lider, çağ ötesini gören,

Zaman şahittir ki, görev yaptı Erbakan.

 

İktidarlar vardı, güçlülerin piyonu,

Bıraktıkları da, hep zam zulüm reyonu.

O makama geçti, icraat şampiyonu,

Makam şahittir ki, görev yaptı Erbakan.

 

Çilesini çekti, dokudu ilmik ilmik,

Yeşerdi boy attı, Milli Görüş'çü gençlik,

El ele, kol kola, baş dik, irade çelik,

Gençlik şahittir ki, görev yaptı Erbakan.

 

Duruşuyla onur kattı onurumuza,

İnançlı kadrolar, geldi omuz omuza,

İşte haykırıyoruz, gitmeden sonsuza;

Bizler şahidiz ki, görev yaptı Erbakan.

 

Kula engel olmak, kötü olan her işte,

Emretmek iyiyi, yaptığı budur işte.

Yükselirken Hak Yol, batıllar hep inişte,

Vahiy şahittir ki, görev yaptı Erbakan.

 

Dik durdu çalıştı, Allah izin verdikçe,

En güçlü bizleriz, kalpler toplu vurdukça,

Hep liderimizdir, canlar tende durdukça,

Allah şahittir ki, görev yaptı Erbakan.

 

13.09.2005

 

 

YÜZYILIN LİDERİ ERBAKAN

 

Biliriz şu sözleri, ki muazzez, mübarek;

Sizden olan lidere, itaat etmek gerek,

Üstün bir ümmet çıksın, insanların içinden,

İyiyi emr, kötüden men'i görev bilerek.

 

Yazdıkları okunsun, nurla yazan kalemin,

Yüzyılın liderini tanıdı ruy-i zemin.

 

Kimisi sehpa kurdu, kimi binerek ezdi,

Silmişlerdi cihadı, ilmihaller bilmezdi.

Mümin kafir münafık, yeniden oldu ayan,

Sınırlar belliydi de, çizgileri O çizdi.

 

Ferasetle bakınca, görecek ki her mümin,

Yüzyılın liderini tanıdı ruy-i zemin.

 

Gözünüze müslüman gözlüklerini takın,

Kimler yanında, kimler karşısında bakın,

En makbul şahitlikmiş, hasmının şahitliği,

Nasıl paniklediler, görülmesiyle Hakk'ın?

 

Tepkisine bakılsın hainin ve zalimin,

Yüzyılın liderini tanıdı ruy-i zemin.

 

Liderliğini tasdik etti doğuyla batı,

Tuttuğu yola bakın, liderliğin isbatı,

Ömür boyu İla-yı Kelimetullah gaye,

Nice zulümler gördü, bırakmadı sebatı.

 

Bizlere de gösterdi şükür Rabb-ül alemin,

Yüzyılın liderini tanıdı ruy-i zemin.

 

Hayata geçer ise kıymetlidir her ilim,

İlmiyle amel eden, işte O gerçek alim.

Topluca yapışmalı, Yaradan'ın ipine,

Parçalanmış bir dünya, zulüm üstüne zulüm.

 

Tarifine bakılsın arif olan alimin,

Yüzyılın liderini tanıdı ruy-i zemin.

 

Erbakan ismi ile özdeş oldu mücahit,

İlimde sanayide siyasette müceddit,

Sanki yeniden gelmiş, çağın önüne geçmiş,

Yüzyıl önceki Hakan-ı Veli Abdülhamit!

 

Çizdiği yöne doğru bakılsın fennin ilmin,

Yüzyılın liderini tanıdı ruy-i zemin.

 

31.07.2006

 

 

 

ERBAKAN’DAN ÖĞRENDİK

 

Cihadı unutmuş, paslı bir nesildik,

Onun sesini duyduk, kulak kesildik,

Süt sağmak için, tekelere asıldık;

 

Çilekeş, yüzü nur, alnı ak, başı dik;

Biz cihad nedir, Erbakan’dan öğrendik!

 

Doğudan batıya, zulüm gören her fert,

Katar, onun dertlerine yeni bir dert,

Kah ağlar, kah güler, buyruğu tatlı sert;

 

Çilekeş, yüzü nur, alnı ak, başı dik;

Biz lider kimdir, Erbakan’dan öğrendik!

 

Göremezdik, yolun başını sonunu,

Ömür boyu öğretti hep, konu konu,

Biz koşarken daim, önde gördük onu;

 

Çilekeş, yüzü nur, alnı ak, başı dik;

Biz hedef nedir, Erbakan’dan öğrendik!

 

Etrafına dizildik, hepimiz saf saf,

Kimseyi kovmaz, olmasın diye israf,

O konuşunca, yankı verir her taraf;

 

Çilekeş, yüzü nur, alnı ak, başı dik;

Biz vefa nedir, Erbakan’dan öğrendik!

 

Neden, nasıl çalışırız, bile bile,

Bizi yönlendirdi, kafile kafile,

Her adımımız, dayanır bir delile;

 

Çilekeş, yüzü nur, alnı ak, başı dik;

Biz şuur nedir, Erbakan’dan öğrendik!

 

Görev için harcanmalı tüm gücümüz,

Elbette Kur’an’dır, Sünnet’tir ölçümüz,

Allah ve Resül uğrunadır göçümüz;

 

Çilekeş, yüzü nur, alnı ak, başı dik;

Biz gayret nedir, Erbakan’dan öğrendik!

 

Yol bilmezdik, arardık hep sağı solu,

O ışık tuttu, gösterdi doğru yolu,

Onurumuzla çalıştık, dolu dolu;

 

Çilekeş, yüzü nur, alnı ak, başı dik;

Biz onur nedir, Erbakan’dan öğrendik!

 

Batıl karşısında, eğmedi başını,

Davası uğruna, terk etti işini,  

O liderimiz, bırakmayız peşini;

 

Çilekeş, yüzü nur, alnı ak, başı dik;

Biz dik durmayı, Erbakan’dan öğrendik!

 

 

07.09.2010

 

 

ERBAKAN HOCAMA!

 

Şu dünyanın kalbi dünyadan göçtü;

Feleğin çarkları dönmüyor Hocam!

Damlalar sel oldu yüreğe düştü;

Gözyaşımız artık dinmiyor Hocam!

 

Alıştık başta hep seni görmeye,

Alıştık senden alıp da vermeye,

Alıştık senin meyveni dermeye;

Sensizlik yüreğe sinmiyor Hocam!

 

Barışır mıyız sensiz bir hayatla,

Şimdi ağlıyoruz sessiz feryatla,

İmtihandayız sabırla sebatla,

Yürekler kabardı inmiyor Hocam!

 

Gül gamzeler şimdi cennette açar,

Sensizlik bize vurulan bir hançer,

Bu hançer yürekleri deler geçer,

Yaralı yürekler onmuyor Hocam!

 

28.02.2011

 

 

 

 

 

MİLLİ GÖRÜŞ MÜCAHİDELERİ

 

Din yıldızı doğdu, o gün şafak vaktiydi,

Buz tutmuş cemreler için toprak vaktiydi,

Şeytanların huzuru kaçtı Hakk vaktiydi;

Çiçek açtı Havva soylu Mücahideler!

 

Yollar çizildi köşe bucak memlekete,

Erbakan azmi aşılandı tüm gayrete,

Cihad pusulası takılınca hizmete;

Çıktı Asiye sabırlı Mücahideler!

 

Lider Erbakan bayrak yapıldı cihada,

Analar, kızlar, bacılar vardı sahada,

Rahat terk edildi, edilecek daha da;

Yürüdü Meryem onurlu Mücahideler!

 

Madem ki tebliğ gidecekti evden eve,

Kolları sıvadı kadınlar seve seve,

Ayşenur, Emine, Feyza, Nazmiye, Merve;

Hepsi Hatice vefalı Mücahideler!

 

Cihad deyince feda edildi bebekler,

Koştular dilde dualar, elde çiçekler,

Milli Görüş bu, elbet fedakarlık bekler!

Varolsun Fatma değerli Mücahideler!

 

Cihadda kadın erkek sanki etle tırnak,

Şartların şartı, emre itaatkar olmak,

Her adımda şehitlik sevabını bulmak;

Bunlar Sümeyye yürekli Mücahideler!

 

Hedef Hakkı üstün tutan bir Medeniyet,

Malı mülkü evladı fedadır şehadet,

Nizam, Selamet, Refah, Fazilet, Saadet;

Koştu hep Zeynep gayretli Mücahideler!

 

Ertuğrullar, Osmanlar, Muratlar, Mehmetler,

İmanlı bir nesil içindir hep zahmetler,

Mücahit Erbakan’a dilerken rahmetler;

İffetli Malhatun gibi Mücahideler!

 

Mal, mülk, şan, şöhret, sizi döndüremez yoldan,

Çare özümüzde, medet beklenmez elden,

Emir Kur’an’dandır, reçetesi Rasül’den;

Hep Nene Hatun şuurlu Mücahideler!

 

İş başa düştü, onlar cihada koştular,

Mücahit Erbakan, diye diye coştular,

Hakkı tavsiye eden dille konuştular;

Gayretli, Elif duruşlu Mücahideler!

 

Hamurunuz toprak, mayanız İslam ile,

Dillerde haklı söz, ellerde selam ile,

Yolunuz çizilmiş mukaddes kelam ile;

Selam olsun size, şanlı mücahideler!

Selam olsun sana, ey Mücahit Erbakan!

 

05.02.2012

 

 

 

 

MİLLİ GÖRÜŞÇÜLERİN DUASI

 

Ya İlahi!

 

Zalimlere haddini bildirmeden,

Mazlumları ayağa kaldırmadan,

Milli Görüş marşını çaldırmadan;

Alma emanetlerini bizlerden!

 

Hainin diz çöküşünü görmeden,

Sahtekarın yüzüne tükürmeden,

İşbirlikçiyi çukura sürmeden;

Alma emanetlerini bizlerden!

 

Zalim düzenleri kaldıramadan,

İslam Birliğini olduramadan,

Amel defterini dolduramadan;

Alma emanetlerini bizlerden!

 

Haçlı’yı Siyonist’i sindirmeden,

Yetimin gözyaşını dindirmeden,

Zulüm kulelerini indirmeden;

Alma emanetlerini bizlerden!

 

Zulüm bataklığını kurutmadan,

Tagutların kökünü çürütmeden,

Senin hükümlerini yürütmeden;

Alma emanetlerini bizlerden!

 

Yeniden Büyük Türkiye olmadan,

Bizle yeni bir dünya kurulmadan,

Müslümanlar bir olup kurtulmadan; 

Alma emanetlerini bizlerden!

 

Buyrukların yerine tam gelmeden,

Rasul’ün sünneti hayat bulmadan,

İnsanlık karanlıktan kurtulmadan;

Alma emanetlerini bizlerden!

 

 

22.04.2016

 

 

 

ERBAKAN’IN DEĞERİ

 

Babalarımız derdi ki o asrın lideri,

Dünyamızı kurtaracak onun ilkeleri,

Üst üste konuldu da kaç liderin ciğeri;

O zaman anlaşıldı, Erbakan’ın değeri!

 

Hayattayken etrafında az sayıda kişi,

Bizim aklımıza hiç sığmazdı onun işi,

Uğurlarken aktı da milyonların gözyaşı;

O zaman anlaşıldı, Erbakan’ın değeri!

 

Nice yeni sanılan fikirler hep çürüdü,

İslam dünyasına Haçlı sürüsü yürüdü,

Ne zaman Siyonist planlar dünyayı bürüdü:

O zaman anlaşıldı, Erbakan’ın değeri!

 

Haçlı başımıza çıktı taviz vere vere,

Her cinayette biz öldürüldük milyon kere,

Ne zaman ki bebek kanları döküldü yere;

O zaman anlaşıldı, Erbakan’ın değeri!

 

İşbirlikçi kim, düşman kim, kaldık aralıkta,

Şaşkınlıktan belamızı istedik sandıkta,

Dövünmek için dizlerimizi aradık ta;

O zaman anlaşıldı, Erbakan’ın değeri!

 

Eserlerini yıktılar, kavga var illerde, 

Sırma saç arasalar da bitmiyor kellerde,

Bir de baktık, barışın adı kalmış dillerde;

O zaman anlaşıldı, Erbakan’ın değeri!

 

Bize çehresini çatmaya başladı bayrak,

Unutuldu, İslam birliğine ait sancak,

Gördük, altımızdan kaymaya başladı toprak;

O zaman anlaşıldı, Erbakan’ın değeri!

 

Zihinler pas tuttu, beyinler bağladı yosun,

Erbakan yok ki, hikmetli sözler yazsın basın,

Şimdi o olmalı ki, üç vurup da bir saysın;

O zaman anlaşıldı, Erbakan’ın değeri!

 

Yazık, Siyonist’ten önce anlayan olmadı,

Bakın, ihanet edenler de huzur bulmadı,

Ne zaman ki ülkemizde bereket kalmadı;

O zaman anlaşıldı, Erbakan’ın değeri!

 

Başımıza gelenler bir kaç söze sığar mı,

Ellerimizi açtık, acep rahmet yağar mı,

Aradık, bari şefkatli bir tebessüm var mı?

O zaman anlaşıldı, Erbakan’ın değeri!

 

23.08.2016

 

 

ERBAKAN DOKSAN YAŞINDA

 

Bindokuzyüzyirmialtıda doğdu, 

Sözü doğru, yolu yol, yaşı doksan.

Adı Mücahit Necmettin Erbakan;

Sözü doğru, yolu yol, yaşı doksan.

 

Su var, hamur var da olmuyor ekmek,

Artık herkes gördü ki, maya noksan.

Mayanın yeri Milli Görüş derdi;

Sözü doğru, yolu yol, yaşı doksan.

 

Camilerde süs için var sanırlar,

Bu Elif deyip gözlerine soksan.

Her şeyin tek sebebi Elif derdi;

Sözü doğru, yolu yol, yaşı doksan.

 

İthal düzenler bitti, yürümüyor, 

Ey Erbakan, ismin yoksa, sen yoksan.

Senle alay edenler ne diyor bak;

Sözü doğru, yolu yol, yaşı doksan.

 

Fikirlerini gömdük sanıyorlar, 

Beton da döktüler, çok enteresan;

Betonlar bile haykırıyor artık;

Sözü doğru, yolu yol, yaşı doksan.

 

Devriliyor geniş tabanlı hırslar,

Dört yönden payanda da dayasan.

Bir bir mezarına gelip diyorlar;

Sözü doğru, yolu yol, yaşı doksan.

 

Yarış olur elini öpmek için,

Sen yattığın mezarından doğrulsan.

Yerler de, gökler de senin şahidin;

Sözü doğru, yolu yol, yaşı doksan.

 

Bizler de Milli Görüşçüyüz diyen,

Palyaço kılıklı binlerce korsan.

Şimdi çukurdan sana sesleniyor;

Sözü doğru, yolu yol, yaşı doksan.

 

Pişman bakışlar makamına bakar,

Kimse oturamıyor, boştur masan.

Ağlamaklı sesleri işit Hocam;

Sözü doğru, yolu yol, yaşı doksan.

 

Hans bile anladı dediklerini,

Artık ayak direyemiyor Hasan.

Hocam, dizini dövenler diyor ki;

Sözü doğru. yolu yol, yaşı doksan.

 

 

29.10.2016

 

 

 

ERBAKAN’A ŞİKAYET

 

(Kimlere katlanmışsın Hocam!)

 

Sana sevgisi gerçektir diye kandık,

Kale gibi sapasağlam biri sandık,

Sıfır çekince oy kullandığı sandık,

Bastığımız dal çürük çıktı be Hocam!

 

Değer verirdiniz içimizdeyken hep,

Sanırdık ki onu suskun yapan edep,

İçten pazarlık huyuymuş buna sebep,

Kimisi tam kılkuyruk çıktı be Hocam!

 

Cihad derken sanki çatlatırdı cimi,

Şimdi gördükçe hüzün kaplar içimi,

Saptırmaya çalışır görse her kimi,

Batıla koşan kuyruk çıktı be Hocam!

 

Saygılı diye, ederdiniz baştacı,

“Büyük adam” desinlermiş ihtiyacı,

Yontulmamış bir kişilikmiş, çok acı,

Dallı budaklı tomruk çıktı be Hocam!

 

Gel yiğidim diye açıldı kollarım,

Dedi ki, ben en önde olursam varım,

Ona baktıkça tavan yapar efkarım,

O da başına buyruk çıktı be Hocam!

 

Resimler çektirmiş seninle kol kola, 

Hep seni anlatırdı yana yakıla,

Hakk’a giderken dönüverdi batıla,

Ok gibi sandık, buruk çıktı be hocam!

 

Tatlı dilli, güler yüzlü bir önderdi,

Herkesle size bol bol selam gönderdi,

Şan şöhret hevesi nevrini dönderdi,

Ballı üzümdü, koruk çıktı be Hocam!

 

Durgundu ve suskundu pek konuşmazdı,

Alacalığı sevmez, rengi beyazdı,

Cihad tarihine altın yazı yazdı,

Tam sıkılmış bir yumruk çıktı be Hocam!

 

14.12.2016

TOP