MUSTAFA AYDINER'İN ARDINDAN

 

 
Geçen hafta ebediyete uğurladık.
Milli Görüşcü olup, yolundan hiç şaşmadan 83 yıllık ömrünü tamamlayan Mustafa Aydıner Abimizi rahmet duaları ve gıpta ile anıyoruz. Birkaç cümle ile bildiğimiz hatıralarını yad etmek istiyoruz.
Biz onu, 1980’li yılların başında tanıdığımızdan itibaren, cihad teşkilatlarında tüm gücüyle çalıştığına şahit olduk. Uzun yıllar il başkan yardımcılığı, ilçe sorumluluğu, belediye başkan adaylığı, il başkanlığı, milletvekili adaylığı ve son olarak da il disiplin kurulu başkanlığı görevlerini yaptığını hatırlıyoruz.
Kendisi ile çok hatıralarımız oluştu. Bunları buraya sığdıramayız. Ama iki hatıramız var ki, günümüzle de ilgilendirerek aktarmak istiyoruz.
İlki 1980’li yıllara ait.
İl başkanımız, bugünkü Cumhurbaşkanımız olan Recep Tayyip Erdoğan idi. Teşkilatlarımız mali sıkıntı içinde idi. Zira 1980 ihtilalcileri, siyaseti ve siyasetciyi adeta adi bir suç imiş gibi mahkum etmişlerdi. Esnaf ve sanayici asla bize itibar edip yardım etmiyor, işyerinden kovuyordu. O günlerde Avrupa’daki Milli Görüşçü kardeşlerimiz, aralarında yardımlaşarak İl Başkanlığımıza son model bir otomobil alıp hediye göndermişlerdi. Otomobil İl Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a tahsis edildi. Bu otomobil, teşkilatımızdan bazı kardeşlerimizin kopmasına sebep olmuştu. Teşkilattaki görevlerine gelmeyen o kardeşlerimizin bahaneleri şu idi:
“Böyle lüks bir otomobili Refah Partisi’nin İl Başkanı kullanamaz. Halkımız sefalet içindeyken, Afganistan’da cihad hareketi para bulamazken, bu hem insani, hem İslami ve hem de davamız yönünden son derece sakıncalıdır. Biz böyle bir teşkilatta çalışmayız.” 
Olayı tatlıya bağlama çabası olarak bir komisyon kuruldu. İçlerinde İl Başkanımız, Recep Tayyip Erdoğan, İl Başkan yardımcımız olarak Mustafa Aydıner, bu iddiada bulunanları temsilen bir kardeşimiz, bir hoca efendi, Mali Komite Başkanı olarak da biz bulunduk. Mustafa Aydıner bir konuşma yaptı. Özet olarak:
“Bu arabayı biz istemedik. Almanya’daki Milli Görüşçüler bize hediye göndermiş. Şimdi biz bu arabayı satıp paraya çevirsek, teşkilatlarımızın noksanlarını gidersek veya Afganistan Cihadına yardım olarak göndersek, Almanya’daki kardeşlerimiz alınıp kırılabilirler. Bu aracı İl Başkanımız davamızın başarısı için kullanıyor. Böylece teşkilatımız daha fazla güçlenip mazlumların imdadına koşacak duruma gelebilir. Bu bakımdan bu arabayı kullanmak mecburiyetindeyiz. Bunu bahane olarak kullanıp teşkilattan uzaklaşmayınız.”
O akşam uzun uzun müzakereler yapıldı, işin insani, siyasi ve İslami boyutları konuşuldu ve arabayı kullanma kararı çıktı. Ama ne yazık ki bu karar da, teşkilatımızda uzun yıllar sürecek olan çatlamayı kapatamadı.
İşin garip tarafı bugün her yönü ile israf olduğu aşikar olan saraylar, köşkler, yazlıklar, kışlıklar, süper lüks makam araçları, dizi dizi özel lüks uçaklar, günlük astronomik miktarları bulan masraflar… İktidarın “Yeni Ekonomik Program” çerçevesinde açıklandığı üzere yıllık tasarruf edilebilir israf tutarı, sadece 2019 yılı için, 76 milyar TL olduğu kabul edildi. Ama inanıyoruz ki bu rakam bunun çok çok üstündedir.  O gün il teşkilatımızda söz konusu arabayı lüks ve israf görerek itirazı olan kardeşlerimizin tamamı, bu israfları görmezden gelmek, sukunlukla onay vermek ya da alkışlamak mevkiindeler. Merhum Mustafa Aydıner ve biz ise hala eski görüşümüzden sapmadan geldik, bundan sonra da Allahımız ayağımızı sabit kılsın. 
İkinci hatıramız ise 1990’lı yılların başlarına aittir.  
1990’lı yıllarda kurulan kadın kollarımız, aylık divan toplantılarında aynı salonda ayrı ayrı oturuyor, faaliyelerini ise kadınlardan sorumlu il yönetim kurulu üyesi takdim ediyordu. İl teşkilatımız içinde “hoca” olarak kabul ettiğimiz bazı arkadaşlar bir tartışma başlattılar. Ayet ve Hadisleri iyi bildikleri iddiasındaki bu hocalarımız “ihtilat” oluyor diyerek neredeyse kadınlarımızın  teşkilat çalışmalarını engelleyeceklerdi.  Onlara göre ya ayrı ayrı toplantı yapılacak, ya da ayrı ayrı salonlarda toplanılacaktı. Aynı salonda ayrı gruplar halinde otursalar dahi “ihtilat” meydana geliyordu. Başta İl Başkanımız ve Merhum Mustafa Aydıner olmak üzere bir çok arkadaşımızla beraber, bu şekildeki kadın çalışmalarının dinimize aykırı olmadığını savunduk. İhtilat olayının iç içeliği ifade ettiğini, halbuki burada bunun olmadığını ifade ettik. O şekildeki tatbikatımız bu gün de halen devam etmektedir. 
Bu gün bakıyoruz da, “hoca” olarak kabul ettiğimiz o arkadaşlarımız, bırakın ayrı salonu, bırakın ayrı oturmayı, iç içe, yan yana oturma düzenini benimsemiş, gerektiğinde beraberce kutlama yapmak,  beraber horon ve halay çekmek dahil, kıyafetlerinde de bir sınırlama kabul etmeyen bir çalışma düzenini yürüten iktidar partisinin müntesibi, savunucusu, alkışlayıcısı veya taraftarı olarak arzı endam etmekteler. Bu durum bırakın “ihtilatı” bunun kökü olan “haltı” bile ileri geçen bir durum olmasına rağmen hiçbir itirazlarını duymadık.
Bu tezatlar tarihin garip cilveleri olarak anılacaktır. 
Uzun da yaşasak, kısa da yaşasak, Merhum Mustafa Aydıner Abimizin ve aynı gün aynı saatte uğurladığımız kardeşimiz Merhum Hasan Ocaklı beyin gittiği yere, yani ölümsüzlüğe hepimiz gideceğiz. Yaptıklarımızdan ve yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımızdan, hele hele cihad konusunda tüm gücümüzü harcayıp harcamadığımızdan sorguya çekileceğiz.
Bu sorgularda yüz akı ile çıkmaklık nasip olsun hepimize. Başımız sağolsun, Allah rahmeti ile muamele buyursun.
 
ÖLÜMSÜZLÜĞE ÇARE
 
Hayatla ölüm dizilmiş,
Aynı ipe ilmek ilmek;
Ölümsüzlüğe yazılmış,
Tek çare var, bir kez ölmek...
 

Ekrem Şama

TOP