×

Uyarı

JFolder: :files: Path is not a folder. Path: /home/ekremsam/public_html/images/stories/kitaplar
×

Bilgilendirme

There was a problem rendering your image gallery. Please make sure that the folder you are using in the Simple Image Gallery Pro plugin tags exists and contains valid image files. The plugin could not locate the folder: images/stories/kitaplar

SİLAHLARIN EVRİMİ

SİLAHLARIN EVRİMİ

Siper savaşları özel şartlar gerektirdiğinden, savaşta kullanılan silah ve teçhizat da bu yeni şartlara uyum sağlamakta gecikmedi.
Siper deyince akla derin kazılmış bir hendek, önüne kum torbalarından mazgallar yapılmış, top, tüfek ve makinalı gibi silahlar bu mazgallara yerleştirilmiş, düşmana ateş açılan yerler akla gelmektedir. Ama Çanakkale’deki siperler çok özel şartlar içerdiğinden bu tarife pek uymamaktadır.
Bir defa iki tarafın siperleri birbirlerine çok yakındır. Bu yakınlık yer yer 8 metreye kadar düşmektedir. Bu mesafeden düşman tarafın nefes alışı bile duyulabilmektedir. İki taraf birbirlerine el bombası atabilmekte, diğer taraf da bu bombayı çok kere patlamadan geri iade edebilmektedir. Buna teşebbüs eden pek çok asker ise, bombanın tahmininden erken patlaması sonucu yaralanarak veya ölerek saf dışı olmaktadır.
Bombalardan korunmak için çok defa bulunan çare, siperlerin üzerini ağaçlarla örtmek olmuştur. Ancak bu da çoğu za-man başka mahzurları beraberinde getirmektedir. Bir düşman saldırısında kaçma veya karşı koyma gibi refleksleri önlemekte, ağaçların arasından aşağı atılması muhtemel bir güçlü patlayıcı, siperdekilerin tamamını öldürebilmekte idi.
Birbirine çok yakın veya birbirini çok iyi gören siperler-de,  bırakın başı yukarı kaldırıp ateş edebilmeyi, tek bir parma-ğın bile siperden çıkarılması mümkün olmuyordu.
O halde düşman nasıl takip edilecekti?
Basit aynalardan yapılan düzenekler siperlere yerleştirili-yor, siperden dışarı hiç çıkmadan düşmanın hareketleri bu yöntemle izlenebiliyordu.
Daha sonra siperden çıkmadan düşmanı avlamanın yolları da bulundu:
Ya havanlar kullanılıyordu ki; siperden çıkmadan ateş edip karşıdaki siperin içine mermiyi düşürmek suretiyle düşman askeri öldürmek mümkün oluyordu.
Yahut da ayna düzeneklerini biraz daha geliştirip tüfekle-re monte etmek suretiyle, siperden çıkmadan düşmanı takip ede-rek ona ateş etmek ve öldürmek imkan dahiline giriyordu. Elbet-te karşı taraf da bunu önleyici tedbirlerini alıyor, siperin üzerine çıkan hangi bir eşya olursa onu paramparça edene kadar ateş ediyordu.
“8 Haziran Salı: Gözetleme yerinden dürbünle düşmanı cephesini gözetlerken siperlerin bir kısmında flamaya benzer bir takım sırıkların sağa sola sallanmakta olduğunu gördüm. Kurmay başkanım Fah-rettin ve Topçu Komutanım Hasan Rıza Beylere de gösterdim. Bunların ne olduğunu önceden anlayamadık. Fakat dün gece düşmanı püskürttüğümüz sırada, elimize geçenlerin bir tanesinin kontrolü sı-rasında gözetleme aynası olduğunu ve bununla si-perden baş göstermeden kolay bir biçimde etrafı gözetlemeye yaradığını anladık. Bunu hemen ikmal işlerine bakan İsmail Hakkı Paşaya gönderdim. Ve acele elli tane yaptırıp yetiştirilmesini rica ettim. Fedakar ve çalışkan İsmail Hakkı Paşa aynen yaptırmıştı.” 81
Bu arada, karşı tarafın siperleri içine bombaları daha isabetle atabilmek için değişik düzeneklerle, basit fırlatıcılar yapılmaya başlanıldı. Bu düzeneklerle karşı tarafın siperleri hem gözlenebiliyor, hem de istenilen sipere bomba fırlatılabiliyordu. Ama bu basit aletle fırlatılan bombaların her zaman istenilen yere düşürülebilmeleri mümkün olamıyordu. Düşman subaylarının anılarından okuyoruz:
“Yeni bir alet kullanmaya başladık. Bu, bir mancınık sistemi ile işleyen tahtadan bir aletti. Bir çerçeve üze-rinde içi boş tahta bir silindir, iki yanında da güçlü bir lastik bant vardı. Aleti, bir kolu çevirerek kurar-sın. Sonra silindiri, lastiği iyice gerene kadar çeker ve yuvasına yerleştirirsin. Sonra da bombayı alır, ucunu yakar ve silindirin içine yerleştirirsin. Kolu çekince bomba fırlar giderdi. Gittiği yeri görmek olanaksızdı ve ancak tahmini bir açı verebilirdi. Bomba ya isabet ederdi veya ıskalardı. Aslında pek eğlenceli idi.(Teğmen Malcolm Hancock)”
“Bu güvenilir olmayan aletlerin önündeki askerler olaya çok daha başka bir açıdan bakmaktaydılar.”
“Bunları işletenler tugaydan gelirlerdi ve biz geleceklerini duyunca, ‘Namussuzlar geliyorlar, herkes saklansın’ derdik. Hazırlıklarını yapar ve ateşe baş-larlardı. Hepsi amatördü ve bombalar sağa sola savrulur, nereye gideceğini bilemezdin. Ön hattaki herkes düşmana bakacak yerde bombanın yakınlarına düşeceği korkusu ile arkaya bakarlardı. Ve nasıl da gülerlerdi! Bir bombanın bizden bir bölü-ğün ortasına düştüğünü görünce kahkahayı basarlardı. Bu korkunç bombadan kaçınmak için millet sağa sola kaçardı. Kimi zaman bomba sapandan kurtulur ve siperin içinde patlardı. (Teğmen Eric Wolton)” 82
(Resim: 50, 60, 61, 62, 63, 64, 65)

HAYAT VE ŞİİR

 

HAYAT VE ŞİİR

Baktın ki, biri hiç hatırlamıyor mematı,
Çağırıp göster bir teneşir, kendine gelsin;
Baktın gönlü ölü, hatırlamıyor hayatı,
Çağır oku bir tane şiir, kendine gelsin…

Ekrem Şama

ŞEHİT ATALARIMIZ

Cihad çağrısı geldiği anda Emir’den,
Hazır atlara, biner biner giderlerdi;
Şehitlik anı geldiği anda, hep birden,
Yüksek katlara, biner biner giderlerdi.

Ekrem Şama

FİTNE-FESAT İHALELERİ

Son yıllarda atak yapmış olan bir haber sitesi, Haberdem.
Sanırım doğrulardan şaşmamış, haklı olan söylemleri dile getirmiş ve geniş bir yazar kadrosu ile daim taze gündemi yakalamış olması bunda etkili olmuştur. Başarılarının artarak devam etmesi temennimdir.
Kendilerinin daveti üzerine acizane inandıklarımı ve bildiklerimi bu sitede bana ayrılacak köşemde dile getirmeyi vazife addettim. Okuyucularım bilirler; tarih ağırlıklı, günümüze de hisseler çıkarmaya çalışan bir tarzımız mevcuttur. Aynı tarzı burada da inşaallah sürdüreceğiz. Cehd ve gayret bizden olursa, yardımın da geleceğine olan inancımla Bismillah diyorum.
Ne yazık ki, ilk yazımı mecburen acı bir konuya ayırmak zorundayım.
Saadet Partisi 17 Temmuz 2011’de mecburi bir büyük kongre yapacak. Muhterem Erbakan Hocamızın rahmeti Rahman’a kavuşmasının ardından, kanun gereği yapılması gereken bir büyük kongre.
Milli Görüş partilerinin büyük kongreleri genelde düğün, bayram ve vuslat havası içinde geçer. Bunun bir iki istisnası vardır. Bunlardan birisi 1977 MSP kongresidir. Bizler sonradan vakıf olmuştuk, fitneciler öyle bir ateş yakmışlar ki, neredeyse bizler de kanacaktık. Meğer, Muhterem Hocamızı uzlaşmaz, dediğim dedik, istişare etmez, koltuğu kapmış kimseye bırakmaz, Müslümanların davası ile ilgilenmez birisi olarak gösterip, partinin direksiyonuna geçerek kapitalizmin dümen suyuna çekmek için bir ihale almışlarmış… Sağduyu ve feraset galip geldi de, ufak sarsıntılarla olay atlatıldı.
Birlik ve beraberlikle nice büyük kongreler yapıldı. Düğün bayram havasında. Düzenin engellemeleriyle boğuşuldu ama tek yumruk olarak. Ta ki Fazilet Partisi’nin 2000 yılı büyük kongresine kadar.
1977’de fitne-fesat ihalesini alanların da aralarında olduğu yeni ihalecilerin, yine Milli Görüş’ü vahşi kapitalizmin ve küresel sömürgecilerin dümen suyuna çekmek için, bu defa yenilik-gelenek söylemleri ile direksiyonu ele geçirme ihalesini almış olduklarını görüyoruz.
Bu defa da fırsat verilmedi ihalecilere. Ama ne yazık ki, İslam Medeniyeti’nin yenilmiş olduğu, bundan dolayı Haçlı Medeniyeti ile beraber hareket edilmesi gerektiği tezinden hareketle, kurdurdukları parti ile, Muhterem Erbakan Hocamızın emriyle hareket ettikleri gibi cezbedici söylemler eşliğinde büyük bir kitleyi etkilemeyi başardılar. Başardılar ama, bugün geldikleri noktada, milyonlarca Müslüman’ın kanı ellerine bulaştı, mazlumların feryatları gökleri tuttu. Uyanıp dönüş yapmadıkları takdirde daha da nice katliam, sömürü ve zulümlere alet olacaklarını tahmin edebiliyoruz.
Geldik 2010 yılı 11 Temmuz’unda yapılan Saadet büyük kongresine. Milli Görüş’ün sağlam kalan kısmının da, Erbakan Vesayeti’nin sona erdirilmesi adına birkaç koltuk karşılığı dolaylı yollardan bir yerlere kanalize edilmesi ihalesi, büyük kongre günü fark edildi. Muhterem Hocamızın da müdahalesi ile oyun bozuldu.  Bozuldu ama, şekil değiştirdiler. Yeni bir parti kurarak Milli Görüşçüleri asgari miktara çekmek gibi bir fonksiyonu üstlendiler. Tepedeki ihaleciler dışında iyi niyetli bir çok dava eri, bu ayrışmada ihaleciler safında yer aldı.
Anahtar teslimi alınan bu ihale, kendi açılarından başarıyla bitirilmiş olarak kabul edilmiş olmalı ki, kurdukları partiyi kapatmak için bugünlerde toplantılar yapıyorlar. “Kapatma” sözünü teleffuz etmeleri bile artık kapatmasalar da ayağa kalkamayacaklarını göstermektedir. Şimdi iyi niyetlerle yanıltılarak peşlerine düşmüş olan Milli Görüşçü kardeşlerimizin nadim olarak, geri dönüş yapmalarını beklemek yanlış olmaz. Kucaklar ve bağırlar kendilerine açık olmalıdır.
17 Temmuz 2011’de yeni bir büyük kongre geliyor.
Üzülerek görüyorum ki gene birileri ihaleler almışa benziyorlar. Seslerini yükseltmeye başladılar:
 “Falanca ile filanca rekabet halindeymiş. Falancaların hakları yenilmeye çalışılıyormuş. Büyük kongrede hesap sorulacakmış.”
Büyük kongrede yapılacak seçimler için, Saadet’in Milli Görüş geleneğine göre başlattığı istişare çalışmalarını görmezler mi? Metod değişmiş değil ki. İstişare edilecek teşkilat kademelerinde bulunanlar fikir ve görüşlerini rahatlıkla ifade imkanı bulacaklardır. Teşkilat kademesi dışında istişare edilecek şahıs ve kurumlar için de çalışmalar başlatılmıştır. Fikirler ortaya çıkacak, usule uygun olarak kararlar verilecektir.
Bütün bu istişare mekanizmalarının dışında insanlarımızın zihnini bulandırıcı yayınlar ve söylemler, bize yeni bir fitne-fesat ihalesinin söz konusu olduğunu göstermektedir.
Milli Görüşçüler artık tecrübelendiler. Aynı delikten bilmem kaçıncı defa ısırılmayacaklardır.
İnşaallah 17 Temmuz2011’de yapılacak büyük kongre düğün bayram havasında geçecektir.
Milli Görüşçüler davalarını sahiplenmede üyesinden genel başkanına kadar dimdik ayakta olduklarını göstereceklerdir.

Ekrem Şama

www.ekremsama.com
www.haberdem.com

TOP