BAŞBAKAN VE MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEĞİ

Başbakan Erdoğan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuştu.
Çok doğru tespitleri çok doğru cümlelerle ortaya koydu. Dünya gerçeklerini bütün çıplaklığıyla dile getirdi.
Konuşmayı alkışladık. Özellikle arka arkaya söylediği iki cümle dünya sorunlarının ana kaynağını tespit ediyordu.
Önce o cümleleri hatırlayalım.
İlk cümle Somali faciası hakkında idi:
“Sadece bugünün fotoğrafıyla değil, Somali'yi bu büyük dramın kucağına atan yüz kızartıcı tarihle de yüzleşmeliyiz. Bugünkü Somali gerçeği, Afrika'yı yüzyıllarca hegemonyası altında tutan sömürgeci zihniyetin açtığı derin yaraları da ortaya çıkarmıştır. O eski sömürgeci-kolonyalist anlayış, ne yazık ki bugün de menfaatinin olmadığı yere adımını atmayarak milyonlarca çocuğun bir lokma ekmeğe muhtaç olarak ölmesini seyrediyor. Açık söylüyorum. Somali'nin feryadını duymayan dünyada, kimse barıştan, adaletten, medeniyetten söz edemez.”
İkinci cümle ise Birleşmiş Milletlerin yapısı hakkında idi:
“Açık söylemek zorundayım ki; Birleşmiş Milletler bugün insanlığın umutlarını geleceğini tehdit eden korkulara galip kılacak bir liderlik sergileyemiyor. Birleşmiş Milletler, belli ülkelerin çıkarları ve vesayeti istikametinde değil, insanlığın hukukunu korumayı esas almak üzere yeniden yapılanmak zorundadır!”
Bu iki cümle bugün dünyaya hakim olmaya çalışan sömürgeci “Haçlı Zihniyeti’nin  ve Medeniyeti’nin” içyüzünü ortaya koyuyordu.
Alkışladım ama hemen hatırıma kapatılan Fazilet Partisi’nin 14 Mayıs 1998 tarihinde yapılan büyük kongresinde “ Genekeçi-Yeniliçi” ayırımında yenilikçi kanat adına Abdullah Gül” tarafından ifade edilen cümle geldi:
 “Bizim medeniyetimiz Batı Medeniyeti karşısında yenilmiştir. Bunu kabul etmemiz gerekmektedir…” 
AKPARTİ’nin doğuş felesefesi işte bu cümledir. Yaklaşık 10 yıldır yürüttükleri iktidar icraatlarının temelinde bu cümlede özetledikleri umde yatmaktadır. Yani hep Batı Medeniyeti paralelinde Batı’nın kurumları ile uyum içinde onlara hep destek vererek yürümek. Birleşmiş Milletler’in kararlarına itirazsız uyarak, NATO’nun kararlarını fiilen ordumuzu devreye sokarak tatbik etmek, Avrupa Birliği’ne girebilmek için, papaz heykellerinin kucağında imzalar atarak, taviz üstüne taviz vererek, “Medeniyetler İttifakı” gibi, “Büyük Ortadoğu Projesi” gibi  İslam Dünyası’nı yeniden şekillendirme faaliyetlerine “Eşbaşkanlık” etmek…
Bu günün Batı eksenli zulüm dünyasında AKPARTİ iktidarının dışarıda yaptıklarının özeti budur.
Başbakan’ın söz konusu konuşması ile bu gerçekleri peş peşe düşündüğümüz zaman buradan ne anlam çıkar?
Çok şey söylenebilir. Ama ben şahsen şöyle anlamak istiyorum:
AKPARTİ Genel Başkanı ve Başbakan anlamıştır ki; partinin kuruluş felsefesi yanlıştır. Galip gelmiş gibi gözüken bir medeniyet değil sömürgeci, kaba kuvvete dayanan bir Haçlı Zihniyeti’dir. Buna “Medeniyet” bile denemez.
Başbakan Birleşmiş Milletler genel kurulundaki ilk cümlesi ile bunu vurguluyor. “Medeniyetler İttifakı Eşbaşkanı” sıfatı ile bunu itiraf ediyor.  Bugüne kadar İslam Medeniyeti ile zulme dayalı “Haçlı Zihniyeti”nin ittifakının “Eşbaşkanı” oduğunu kendi ağzı ile ifade ve itiraf etmiş oluyor. Bu ne büyük bir gelişmedir.
Diğer taraftan Birleşmiş Milletler’in bugünkü yapısı ile adaleti ve barışı hakim kılamayacağını, ancak belli ülkelerin vesayeti ile kendi menfaatlerini korumak için kurulmuş bir kurum olduğunu, bunun değişmesi gerektiğini ifade etmesi de az bir şey midir? Bu kurumun değişmesinin ancak 5 Sömürgeci Devlet’in kabulü ile olabileceğini, bunun ise asla mümkün olmadığını Başbakan bilmez mi? O halde bu konuşma, Başbakan’ın alternatif çözümlerin gerektiğini, bunun da tek yolunun İslam Birleşmiş Milletleri’ni kurmak olduğunu görmüş olduğu anlamına gelmez mi?
Başbakan’ın bu geldiği nokta büyük bir mesafe değil midir?  10 yıl kaybedilmiştir ama yanlışın neresinden dönülürse kardır.
O halde Başbakan’ın çıkarıp attığı “Milli Görüş” gömleğini yeniden incelemesi gerekir. Milli Görüş’ün 40 yıldır ortaya koyduğu çözümlerle ancak dünyanın sulh ve sükuna kavuşabileceği gerçeğini geç de olsa anlamış olması gerekir.
İşte Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasının beni en çok heyecanlandıran noktası budur.
Dünya siyaseti konusunda bu teşhisleri koyan Başbakan Erdoğan’ın, bu doğrultuda çözümlere başlaması gerekir.
Yoksa teşhisi koyup da tedaviye dair hiçbir şey yapmazsa bu sorumluluk ona da, AKPARTİ iktidarının arkasındaki her türlü desteğe de yeter ve artar bile!..

Ekrem Şama
www.ekremsama.com
www.haberdem.com

TOP