ŞEVKET KAZAN VE 28 ŞUBAT DAVASI

 

 
Geçen gün Hakk’a uğurladık.
Allah rahmet eylesin.
28 Şubat’ın muhatabı 54.Erbakan Hükümeti’nin Adalet Bakanı Şevket Kazan Bey.
28 Şubat darbesinin anatomisini yazmış bir insandır o. 
Bu postmodern darbenin davasını açmışlar. Bu davada Merhum Şevket Kazan Bey şikayetçi olmamış diye fırtına koparıp, Milli Görüş’ü yıpratmaya çalıştılar. Yıllarca da gündemde tutarak asıl gayeyi saklamak için çabaladılar.
Önce 28 Şubat’ın bir tarifini yapmalıyız:
54. Hükümet’in, Cumhuriyet tarihinin en başarılı olarak tarihe geçmiş bulunan icraatlarından rahatsız olan İsrail ve Amerika’nın, başta; içerideki bir çok siyaset adamı, bazı hukuk adamları, bazı iş adamları, bir çok bürokrat, bazı sivil toplum kuruluşları, bir çok sendika ağası, bunlara hizmetkar medya mensupları, bazı ilim adamları, üniversitelerin bazı yöneticileri, rantiyeciler, her iki koalisyon ortağı partilerin içindeki işbirlikçiler ve yardımcılar, asker kesim içindeki cunta heveslileri ve bazı yabancı devlet temsilcilerini kullanarak yürüttükleri “postmodern” usülde bir darbedir. 
Lazım gelirdi ki, bu kesimler içindeki gerçek sanıkların tamamı derdest edilip hesap sorulsun. Ama öyle olmadı. Bu kesimler içinde mosturalık beş on kişi sanık sandalyesine oturtulmuştu. Bunlar içindeki askerler en başta anılıyordu.
Gerçek şuydu: Askerler içindeki cunta heveslileri asıl failler tarafından maşa olarak kullanılmıştı. 
En tepedekilerin de içinde olduğunu herkesin bildiği gerçek suçlular yerine, yukarıda saydığımız kesimlerden, az sayıda seçilen kişiler mosturalık olarak yargılanacak ve mahkum edilecekti. Gerçek suçlular birkaç kişinin yargılanması ile gözlerden uzaklaştırılacaktı. Böylece asıl suçlular toplum tarafından unutturularak temize çıkarılmış olacaktı.
İşin bu yönü, medya gücü kullanılarak milletin çoğunun gözünden saklandı. Adeta asıl mağdurlar askerlerle baş başa bırakılarak, ekabirler tereyağından kıl çeker gibi kendilerini aklattıracaktı. Ama asıl olayları en yakından ve en iyi bilenler buna kanmadı. İşte zamanın Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın isyanı buna idi. Demek istedi ki:
“Asıl failleri bulup karşımıza getirin, onlardan davacı olup hesap soralım. Bizi özellikle askerle baş başa bırakmanıza isyan ediyorum!”
Bir anekdot aktaralım mı?
Bir defasında Erbakan Hocamıza sormuşlardı:
“Hocam, size ve makamınıza göstermeleri gereken saygıyı göstermeyen, zaman zaman da küstahlığa varan davranışlar sergileyen bu askerlere karşı neden hep sessiz kalıyor da hak ettiklerini yapmıyorsunuz?”
Cevabı enteresandı:
“O askerleri gerekli bilgi ve ahlaki ve manevi donanımlı olarak yetiştirmesi gereken bizler olduğumuz halde, bu görevimizi yapamadık ki, onları suçlayalım. Asıl suçlu bizleriz!”
Merhum Şevket Kazan ise Erbakan Hocamızı çok iyi anlayan ve görevlerini de bu çerçevede yürüten bir insandı. Neden şikayetçi olmadı diye onu suçlayanlar, neden 28 Şubat’ın gerçek sanıkları gözlerden gizlendi, hala gizleniyor, diye düşünmeleri gerekir. 
Ömür boyu, Milli Görüş davasının sadık ve yılmaz savunucusu ve yürütücüsü olan Merhum Şevket Kazan için; “Siyonistlerin ajanı, babası şu soydan gelmiş, anasının kökeni şuymuş” diye galiz iftiralarda bulunanları, kendisi Allah’a havale etmişti, biz de ediyoruz. Ne acıdır ki, bu gibi müfterilerin kendisi ile helalleşme imkanları kalmadı. 
Merhum Şevket Kazan Bey’e Allah rahmet eylesin. Cennette hep beraber buluşmak nasip olsun. İnşaallah…
 
 
ŞEVKET KAZAN
 
Aldığı eğitim Milli Görüş’tü,
Yolu o terbiyeden geliyordu.
Yol boyunca sevecen yürümüştü,
Onu o terbiye dengeliyordu…
 
Ekrem Şama