"FERYADIM"

 

Yaşımızın gereği yaklaşık 2 aydır eve kapatılmış biri olarak okumaya fırsat bulduk. Elimizde bir kitap var. Yazımızın başlığı olan “Feryadım” o kitabın ismi.
Osmanlı Devletinin çöküşüne şahitlik etmiş bir isim, Ahmet İzzet Paşa. 
Genel Kurmay Başkanlığı Bakanlık, çeşitli kumandanlıklar ve Başbakanlık yapmış, 3 padişahla çalışmış kıymetli, çilekeş ve de talihi pek iyi gitmemiş bir Osmanlı paşasının anıları. İbretlerle dolu bir ömür. Ders alınması gerekli bir kitap.
Paşamızın anılarının bir iki paragrafını bu günkü yazımıza taşımak istiyoruz. 
Konu, İttihat Terakki lideri, hırslı, tecrübesiz, tek adamlığı oynayan, Osmanlı’nın batırılmasında birinci derecede rolü bulunan bir devlet adamı ve asker, Enver Paşa. Ahmet İzzet Paşa çok enteresan ve ibretlik değerlendirmelerde bulunuyor.
Paşaya göre, Enver Paşa Almanya’nın dünya savaşından galip çıkabilmesi için Osmanlı Devleti’nin onlar lehine çok büyük fedakarlıklar yapmasının sebebi, kendisinin Alman hayranlığı değildi. Milletin kötü, kendisinin de iyi talihi gereği, hak etmeden hızlı bir ilerleme ile ailesi ve kendisiyle oranlanamayacak bir şekilde, müstesna bir dünyaya yükselip girmesi, o müstesna ortamın üyeleri ile aile ve devlet görevi münasebetleri kurabilmiş olmasıdır. Bu münasebetler doğrultusunda bu yüksek çevrenin nimetlerine göz koyması, onun hırsını ve hevesini kamçılamış ve bu özelliği devleti batırmasına sebep olmuştur. Tek adamlığı oynaması, gurur kibir abidesi haline gelmesi, debdebe ve gösteriş düşkünü olması, bulunduğu yüksek seviyeli ortam itibariyle adeta büyülenmiş olması; bu özelliklerine esir oluşu sebebiyledir.
Koskoca ve cennet misali devlet; böyle bir deli hayalcinin büyüklük hastalığından, gurur ve kibrinden, ben her şeyin en iyisini bilirim, hastalığından doğan açık hatalar, yanlış kararlar ve tedbirler yüzünden feda ve heba oldu gitti. Bu yanlışlıkları gören ve fark edenler de onu yağcılık ve yalakalık hastalığı sebebiyle engellemeye çalışmadı. Çalışanlar olduysa da sözünü dinletemedi. Sözünü dinletecek olanları da etrafına yaklaştırmadı. Bize yazıklar olsun!
Enver Paşa’nın devleti adım adım çöküşe sürüklemesinin serüvenini anlatırken satırbaşları ile şunları aktarıyor:
Balkan savaşı öncesi Balkan devletlerinin ittifakı konusunda kayıtsız davrandı. Hiçbir engelleme girişiminde bulunulmadı.
Dünya savaşına girmeyip, tarafsız kalınması gerekiyorken, Enver Paşa adeta tek başına devleti bu savaşa soktu. Sonra da kendisi ve yakın arkadaşları gerekçeler uydurmaya kalkıştılar. 
Seferberlik ilanı ile başlayan süreçte enteresan davranışlar sergiledi. Etrafındaki bir takım ekele güruhu, yapmacık tacirler, fırsatcı işadamları ve onların gizli hissedarı bulunan yüksek düzeydeki bir takım idareciler, onun gölgesinde, fırsattan istifade ile vurgunculuk yolu ile servet yığma işine giriştiler. Sonra da bu servetlerin büyük kısmını, kanunun pençesinden kurtulmak için harcamalar yaparak, bir kısmını da içeride ve dışarıda sefahat ve israf alemlerinde sarf ederek tükettiler. Bu haram servetler kendilerine de yaramadı. Öte yandan ticaretin kurallarından tamamen habersiz olan bu tüccar taslakları, gayrımüslimlerin yardım ve ortaklıklarına muhtaç olduklarından dolayı, bu yaptıkları yağmalardan Rum ve Yahudiler de faydalanmışlar, lakin onlar oyunu kurallarına göre oynamayı bildiklerinden dolayı, bu sonradan görmeler gibi har vurup harman savurmamışlar, servetlerine servet katmayı başarmışlardır.
Dünya savaşı devam ederken açılan bütün cephelerimizde Enver Paşa’nın davranışı kendisine ait bir cümle ile özetlenecek olursa “Dünya savaşı Batı cephesinde kazanılacaktır” sözüdür.
İşte bu düstura uyarak Almanların batı yani Fransa cephesinde savaşı kazanmalarına destek için kendi öz vatanımızın savunmasına ikinci derecede bir savaş gözü ile bakmış, yapılması gerekenler zamanında ve yeterince yapılmadığı için, cephelerimizde savaşlar kaybedilmiştir. Irak ve Suriye cepheleri bunlara örnektir. Bu cephelerimize zamanında ve yeterince sevkiyat yapılaydı, İngilizleri püskürtürdük. Lakin bu takdirde de bu cepheleri boşaltacak olan İngilizler bu birliklerini batı cephesine kaydıracaklar ve Almanlar yönünden orada savaş kaybedilecekti. 
Bir de hezimet bile olsa bunu zafer gibi lanse etmekte ustaydı. Mesela Sarıkamış hezimetinden İstanbul’a dönüşü muhteşem bir zafer kazanmış edası ile oldu, ziyafetler ve kutlamalar bir birini takip etti.
Tek adamın ipe sapa gelmez ve sınır tanımaz ihtirasları ve yanılgıları ile verdiği kararlar neticesinde, cennet vatanımızın çok büyük bir kısmını ve devletimizi kaybettik.
Ahmet İzzet Paşa’nın çok önemli anıları var.
Ama ibret alınmadıktan sonra bunların bir işe yaradığı söylenemez.
 
 
ERKEN ZİRVE
 
Yokuş yukarı çıkarken,
Benim milletim, benim devletim;
Zirveye çıkmışsa erken,
Ben milletim, ben devletim!..
 

Ekrem Şama