AYAKLAR YERE BASTIKÇA

 
Askeri operasyon nihayet başladı. Keşke masa başında halledilseydi de buna gerek kalmasaydı. 
Bize düşen kahraman güvenlik güçlerimize, Allah’ın yardımı ile işlerini tam ve mükemmel olarak yapıp sağ salim dönmeleri için, sivillerin hiç birinin burnunun dahi kanamasına sebep olmadan dönmeleri için dua etmektir. 
Güvenlik güçlerimiz için dua ederken, siyasetçilerimize de haklı, doğru, gerçekçi kararlar alarak bu badireden çıkılması için dua etmenin yanında, yanlışlarını göstermeye çalışmak, bildiğimiz kadarı ile yol gösterip tavsiyelerde bulunmak,görevimizdir.
Barış Pınarı diye adlandırılan askeri harekatın başlangıç merhalesinde siyasete dair bazı notlarımızı paylaşmak istiyoruz:
AKP iktidarının onlarca yıldır “stratejik ortağımız, dostumuz, beraberce çok iş yaptığımız ve daha çok işler yapacağımız, evlilik akdi gibi kendilerine bağlı olduğumuz” diye vasıflandırdığı Amerika’nın tavrı çok ilginç. Başkan Trump ve yardımcıları saat başı değişik mesajlar veriyor. Kah tehdit, kah şantaj, kah da alay dolu satırlar yazıyorlar. Bu tavırları kendilerine hiçbir konuda, hiçbir şekilde katiyen güvenilemeyeceğini açıkça gösteriyor.
Onlarca yıldır iktidarların “medeniyet projemiz, bizsiz asla olmaz, geleceğimiz onların yanı” diye vasıflandırdığı, içlerine bizi almaları için ahlak, maneviyat, dirlik, düzenlik ve hatta aile kurumlarımızı bile feda etmek için çabaladıkları Avrupa Birliği’nin tavrı da çok ilginç. Daha harekat başlar başlamaz bunu gayrı meşru olarak ilan etmeleri acaba bizimkilere ders olur mu? Nelerimizi, nelerin uğruna feda ediyoruz, diye bir nebze düşünmelerine sebep olur mu?
Onlarca yıldır verilen tavizler bize, ne Amerika’yı, ne de Avrupa’yı yanımızda durmaları için ikna edemediği ortaya net olarak bir defa daha çıkmıştır. Bunlar diplomatik nezaketten dahi nasibi olmayan tavırlar takındılar. 
İslam ve Arap ülkelerini kazanmak için hemen hemen hiçbir siyaset geliştirmediklerinin acı meyvelerini de, bu harekat dolayısıyla gördük. 40 küsür sene önce yapmak zorunda olduğumuz Kıbrıs harekatı sırasında da, ne Avrupa’nın ne Amerika’nın yanımızda yer almadığını hatırlıyoruz. Bunun yanında İslam ülkelerinin bir çoğundan diplomatik, bazısından da mesela Libya’dan, Kuveyt’ten, Pakistan’dan silah ve mühimmat olarak ciddi destekler almıştık. Hem de bedelsiz olarak. Bu defa böyle bir destek söz konusu olacağa benzemiyor. Çünkü bizim iktidarımız, Pakistan’ın özel konumu müstesna, İslam ülkelerinin lehine herhangi bir adım atmadı. Bilakis onların felaketini hazırlayanların yanında yer aldı. Şimdi de acı meyveleri önümüze konuyor.
Dışişleri Bakanlığımızın tavrı da enteresan. Sayın bakanın kurduğu cümleye bakar mısınız? "Bazı devletlerin tavırları sürpriz oldu. Bu kadar PKK'yı sevdiklerini bilmiyorduk. Haklıysak mücadeleye neden karşı çıkıyorsunuz? Kınayan körfez ülkeleri hangi yüzle kınıyor?" 
Demek oluyor ki, Türkiye dışarıda hangi devletlerin PKK’ya destek verdiklerini tam olarak bilmiyordu. Bu harekatla sürprizler yaşamışlar. Akıl alır gibi bir durum mu bu? Dışarıdan PKK’ya destek yağarken, bunlarla uğraşmak yerine, bizim iktidarımız, Milli Görüşçülerin oylarını alabilmek için, Saadet Partisi’nin teröre destek verdiği iftirasına halkı inandırmaya çalışmakla meşgullermiş. Dışarıdaki gelişmeleri görememişler. Bu iftiralara milleti inandırmak için çabalarken, neden asıl görevlerinizi yapmadınız, diye sormak gerekmez mi? Bir Milli Görüşçü nasıl terör yanlısı olabilir, liderleri nasıl belge imzalar yahu? Bu iftiraları atarken Allah’tan korkmadınız mı, diye sormak gerekir.
Yemen’deki sivil katliamı, Suud ve Körfez ülkeleri konusu ayrı bir garabet. Sayın Bakan “sivillerin aç bırakılarak öldürüldüğünü ağzından kaçırdı. Bu katliamlar olurken neden bunları önlemeye çalışmak yerine mütecaviz Suud’un lehine davranışlar sergilediniz, diye de sorulmalı değil mi?
Bu harekata karşı takınılan tavırlara baktığımızda, neredeyse dünyada yapayalnız kalmışız. Rusya konusunda da çok temkinli olunmasını tavsiye etmek zorundayız.
İran ile bir yakınlaşma var gibi gözüküyor. Lakin Amerika’nın bu ülkeye uygulamakta olduğu tecritlere Türkiye’nin de katılma durumunu düşündükçe tam olarak emin olamıyoruz.
Bütün bu hengameler koparken, halkımız da kucaklaşma derdindeyken, halen içeride halkımızı kamplara ayırıcı tavır ve söylemler de ayrı bir garabet.
Şimdi ayaklarımız yere basmaya başlayınca, şapkayı önümüze alıp, tekrar düşünme zamanıdır. Bizim yerimiz neresi? Bizim medeniyet projemiz hangisi? Batı medeniyeti mi, İslam medeniyeti mi?
Soru da sorun da budur!
 
MEDENİYET TERCİHİ
 
İslam'a niyet et ve tut yolu,
Yürümede niyet yol gösterir!
Her dönemeç levhalarla dolu;
Yürü, “Medeniyet” yol gösterir!
 

Ekrem Şama

TOP