YENİDEN İSTİKLAL SAVAŞI

 
 
İlk istiklal savaşımızı 95 yıl önce kazanmıştık.
O savaşa nasıl sürüklendiğimizin satırbaşlarını hatırlayalım:
2.Abdülhamid Han’ı düşünelim. İçeride Osmanlı’yı yeniden toparlanma devresine sokmuş, tavan yapan kalkınma hızı ile güc kazanmaya başlamış, dışarıda ise İslam Birliği siyaseti ile emperyalistlerin kabusu olmayı başarmıştı. Bu adımlar sömürünün sonunu getirecek işaret fişekleri idi. Bu icraatlar, kurulması için çalışılan bir İsrail devleti rüyalarını da sona erdiriyordu.
1909 yılında Siyonistlerin yönlendirmesi, tahriki ve yardımı ile İttihat Terakki 2.Abdülhamid Han’ın önünü kesti.
Tecrübesiz fakat hırsı akıllarından yukarıda olan üç İttihatcı; Enver Paşa, Cemal Paşa ve Talat Paşa bizi Siyonistlerin planları ve Haçlı’nın bu planları yürürlüğe koyması ile 1.Dünya Savaşı’na soktular. 
O günün “Dost ve Müttefiki” Haçlı zihniyetli Almanya idi. Onların işbirlikçileri ise malum zatlar oldular.
Yıkımla sonuçlanan dünya savaşının sonunda üç gafil yurt dışına kaçtı.
10 yıl sonra, 1919 yılında İstiklal Savaşı kapımıza geldi dayandı.
Haçlı zihniyetli devletlere karşı dedeerimiz 4 yıl dişleriyle, tırnaklarıyla, 7 den 70’e bütün zorluklara göğüs gererek mücadele ettiler ve Allah’ın yardımı ile bu savaştan zaferle çıktılar.
İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif  bu savaşın bir cihad hareketi olduğunu Kastamonu Nasrullah Camii’nin kürsüsünden haykırıyordu. Mücadelenin en kritik bir ortamında da İstiklal Marşı’nı yazarak Milletimize hediye etmişti. Şu sözü de o söylemişti:
“Allah bu Milleti bir daha istiklal marşı yazmak mecburiyetinde bırakmasın!”
İşte şimdi geldik ikinci istiklal savaşına.
Birinci İstiklal savaşına hangi yollardan gelmişsek ikincisine de benzer yollardan geldik. 
İçeride kendi öz kaynaklarımızı harekete geçiren, denk bütçe ile borçlanmaya dur diyen, dışarıda da İslam Birliği’nin temellerini D-8 adı ile atan Erbakan Hocamızı düşünelim.
Siyonist ve Emperyalist Haçlılar yine beraber olarak bir senaryoyu devreye soktular.
Milli Görüş’ün önünü kesmek, İslam ülkelerini işgal ederek parçalamak, zenginlik kaynaklarını talan etmek, “Büyük İsrail”e yol açmak, sonra da Müslümanların mukaddes beldelerini ele geçirmek...
Bunun için yine tıpkı birincisinde olduğu gibi İslam devletleri içinden, hırsları akıllarından yukarıda olan işbirlikçi ve ortaklar buldular. Bunlar kaç kişiydiler, isimleri nelerdi, neler yaptılar, nasıl kandırıldılar, herkes biliyor. Yazımızın çapı bu konuya girmemize müsait değildir.
Bu defa “dost, müttefik ve stratejik ortak” olarak ABD öne çıktı.
14 yıl süren İslam ülkelerinin işgali, talan edilmesi ve parçalanması süreci zirveye çıktıktan sonra “dost, müttefik ve stratejik ortak” ABD başta olmak üzere, yüzümüze gülen Haçlı zihniyetli devletler, maskelerini indirip namlularını Türkiye’ye karşı çevirdiler ve bizi ikinci istiklal savaşına mecbur ettiler. Bu savaşın başladığını Cumhurrbaşkanı net bir şekilde ilan etti.
 Mehmet Akif’in endişeleri gerçek oldu. Ne demişti:
“Allah bu milleti bir daha istiklal marşı yazmak mecburiyetinde bırakmasın!”
Bu cefakar millet yine hırsları akıllarından yukarıda olanların açtıkları yaraları kapatmak için harekete geçecek. Yine cihada sarılacak. 
Lakin zorluğumuz o ki, 10 yıl boyunca “gazı boşaltılmış” bu Millet yeniden motive edilmek zorundadır. Değişmeyen gerçek düşmanın Siyonist ve Haçlılar olduğu yeniden öğretilecek. Gerçek tarih yeniden okutulacak.
Tek kurtuluşun cihad etmek olduğu, tek çıkışın Müslümanların birliği olduğu yeniden öğretilecek.
Bu seferki istiklal savaşımız birincisinden de çetin olacağa benziyor!
Müstahak olmak için gerekleri yapılmak şartıyla “Allah’ın Yardımı” bu Millet’in en büyük dayanağıdır.
Yine öyle olacaktır, inşaallah!
İnşaallah, Sakarya yine ayağa kalkacak, Erciyes yeniden bu millete orta direk olacaktır.
 
ANLA BİZİ ERCİYES!
 
"Şanlı dağ bu mu?" diyor, halini gören herkes,
Evvel böyle değildin, çok değiştin Erciyes!
 
Malazgirtten bu yana, direğiydin bu yurdun,
Allah aşkıyla daim, sağlam ve dik dururdun.
 
Milletine şefkatle bakardın bir zamanlar,
Gölgende yaşıyordu, erenler kahramanlar.
 
Gözlerine bakardı, Balkan Kafkas ve Cudi,
Vakarlı duruşunla, zalim yola gelirdi.
 
Şanlı gemiler sana bağlardı halatları,
Sen beslerdin akınlar için yiğit atları.
 
Fırtına bulutları, sana çarpıp erirdi,
Gül kokulu fidanlar, gölgende yeşerirdi.
 
Yüzyıllarca sırtını sana dayadı Konya,
İstanbul'a bakınca, seni görürdü dünya.
 
Sakarya'da sen vardın, Çanakkale'de de sen,
Dayatılan atlası sen yırttın desen desen.
 
Zor günlerde açmıştın, Ankara için kucak,
Sen ana rahmimizdin, yine sensin sığınak.
 
Dost kılıklı düşmandan, pahalı dersler aldık,
Şimdi  muhtacız sana, inan ki çok bunaldık.
 
Zulüm yine hortladı, yutmak istiyor bizi,
Sen dinlemezsen kime dökeriz derdimizi.
 
Korkarım büyülemiş seni dünya hayatı,
Kalıbına güvenme, kuşan maneviyatı.
 
İmanın mı zayıf ki, kapılmışsın gurura?
Yoksa ferasetin mi paslandı dura dura...
 
Oyuncağı gibisin, zirvedeki dumanın,
İnanmak zor bu kadar sarsıldı mı imanın?
 
Sırtına mühür vurur, görmez misin her bahar?
Kendine gel Erciyes! Unuttun mu? Allah var!..
 
Ekrem Şama

 

TOP