TÜRKİYE’NİN KANAYAN KAŞI

 
 
Herkes bilir, ringe çıkmış sporcuların birinin bazen ya kaşı açılır, ya bileği incinir, ya da bacağı aksamaya başlar.
Bu durum rakibi için bulunmaz bir fırsat oluşturur. Artık maçın geri kalan bölümlerinde rakibi hep o kanayan ve incinen noktaya çalışır. Vurur da vurur. Yara büyür, kan kaybı artar, çoğu zaman bu durum nakavtla sonuçlanır.
Türkiye’nin de “kolay aldatılabilirlik” noktası açılan kaş, yani kanayan nokta haline geldi. Rakiplerimiz,potansiyel düşmanlarımız ya da düşmanlarımız hep o noktaya çalışmaya başladılar. Terör örgütlerinden tutun da, batılı “dostlara” kadar, Amerika’dan tutun da İsrail’e kadar.
Hep o noktaya vurdukça daha fazla kanama oluyor. Daha fazla kanadıkça yine o noktaya yeni hamlelere hazırlanıyorlar.
Aldatıldık itiraflarından yola çıkarak, kısaca hatırlarsak, önce Kıbrıs konusunda Birleşmiş Milletler teşkilatı aldatmıştı. Arkasından, Avrupa Birliği, FETÖ, PKK, NATO, ABD, Obama ve son olarak da Barzani o kanayan noktayı hedef aldılar. 
İslam tarihinde aldanma ve aldatılma ile ilgili çok örnekler vardır. Bir tanesini zikredelim:
Mekke Müşriklerinden Ebu Uzze, Bedir’de Müslümanlara karşı savaşmış ve esir düşmüştü. Mağdur rolü yaparak Efendimize affedilmesi için yalvardı. Peygamberimiz de onu Müslümanlara karşı birdaha hiçbir savaşa katılmamak şartıyla, fidye de alınmaksızın serbest bırakılmasını buyurdu. 
Uhud savaşını müteakip, Müşriklerin dönüş yolunda takip edilmesi için açılan Hamra ül Esed seferine çıkılmıştı. Ebu Uzze, Müşrik liderlerinden Safvan Bin Umeyye’nin teşvikiyle yine  Müşrik ordusuna katılmıştı. Çölde yakalanıp Peygamberimizin huzuruna getirildi. Ebu Uzze yine yalvarmaya başladı.
-Lütfen bana bir şans daha ver, kızlarım var bakıma muhtaç. Beni kandırdılar, merhamet et Ya Muhammed. Beni önceki savaşta olduğu gibi yine bırak gideyim!
Peygamber Efendimiz buyurdu ki: 
“Mü 'min olan bir yılana aynı delikten iki defa kendini ısırttırmaz. Şimdi Mekke’ye gidip, sakalını sıvazlayarak, Müslümanları nasıl kandırdığını anlatmana müsaade edemem.” Dedi ve boynunun vurulmasını emretti.
Müslüman’da aldanma bir kere olabilir. Hadi iki kere de oldu diyelim. Ama bu kadar üst üste aldatılma yaramızın kanatılması hiç de hayra alamet değildir.
Şimdi endişelerimiz var.
Birileri çıkıp da bu kanayan yaramıza tekrar hamle etme kabilinden, Barzani olayını normal bir olay gibi kabul ettirilerse. Bu takdirde İsrail ile sınırdaş seviyesine geleceğiz demektir. Yine aynı kanayan noktaya hamle yapan “melek” suratlı biri çıkıp da, güney sınırlarımız boyunca bir veya birden fazla devletciğin kurulmasının bizim lehimize olacağına dair aldatma yaveleri yapıp muvaffak olursa! Daha ileri giden bir başka melek yüzlü şahıs veya devlet veya kuruluş, kanayan yaramıza hamle edip de derse ki:
-Bak bütün bu senaryolar, Yeni Osmanlı’yı kurma fırsatını ayağınıza kadar getirdi. Yeni bir “Osman Gazi” olmak istemez misiniz? Bunun için yapmanız gereken şey Osman Gazi gibi cepheden cepheye koşmak gibi zor bir şey de değildir. Şu, şu, şu vilayetlerinize “özerklik” vereceksiniz. Sonra burada “ikiz yasaları” yürürlüğe sokacaksınız. Yani halk oylaması yaptıracaksınız. Bu zor bişey değil. Yeni değiştirdiğiniz Anayasanız gereği buna yetki de almıştınız. Kanunlarınızda yeri de var. Sonrası daha kolay. Özerk bölgeniz, Irak’taki ve Suriye’deki özerk veya bağımsız bölgelerle beraber bir federasyona gider ve siz bu federasyonun abisi olursunuz. Böylece sınırlarınız, Musul’a da, Kerkük’e de, Süleymaniye’ye de, İdlib’e de, Kobaniye’ye de uzanmış olur. Al sana Yeni Osmanlı!
Bu durum, ne kadar süslü ve cafcaflı bir hedef değil mi? Öyle gözükse de bu, BOP’un son yumruğu ile düşrücü darbe olur. Allah muhafaza buyursun.
Buraya kadar yazdıklarımız belki de bizim aşırı endişelerimizden kaynaklanıyor gibi gözükebilir. Hadi öyle olsun. Ama böyle bir hamlenin yapılmak istendiği aşikar anlaşılmaktadır. 
Barzani’nin büyüttüğü ve daha da çok kanattığı kaşımızdaki bu açık, umarım bizim yöneticilerimizin kendine gelmelerini sağlamıştır. Sağlamış olsa bile, Saadet Partisi Lideri Sayın Temel Karamollaoğlu’nun da dediği gibi bölgede çok yeni oluşumların kapısını aralamıştır. Bölge yeni bir devreye girmiştir. 
Acil alınacak tedbirler, açılan yaramızın kanının durdurulması demek olacaktir. Derhal bölgedeki ülkeler, ilk etepta İran, Irak, Suriye ve Türkiye olarak konunun konuşulacağı ikili temaslarla kurulacak bir platform oluşturulmalı. Bölgeyi dizayn etmeye hazırlanan İsrail, ABD ve Avrupa devletlerinden, hatta Rusya’dan önce bölge bu dört devletin insiyatifiyle dizayn edilmeli. İş burada kalmamalı. Bölgedeki diğer İslam ülkeleri başta olmak üzere, bütün İslam ülkelerinin silkelenip bir araya gelmeleri için bu dört ülke öncülük etmeli ve yabancı güçlerin bu bölgeyi terk etmeleri için çaba sarfetmeye başlamalı.
Detay yazmak için bu köşe yetersiz kalıyor. Ama açılan yaramıza daha fazla hamle yapılması kötü sonuçlar doğurur.
Sözümüz tesir eder mi?
Bugüne kadar, aldatıldık denen süreçlerle ilgili söylediklerimiz, yazdıklarımız, Milli Görüş’ün uyarıları ve önerdiği çözüm yolları, iktidar tarafından gülünüp geçilen boş şeyler olarak algılandı. Yine de öyle düşünebilirler. Ama biz çözüm yolu olarak gördüğümüz hamleleri dillendirmeye, tarihe not düşmeye ve doğru bildiğimiz bu yolda canla başla çalışmaya devam edeceğiz.
 
ALÇAĞIN GEREĞİ
 
Doğru aklı, öğüdü nerede bulsan
Al, çağın gereği budur bilesin;
Aldatanla dost olma, tek de kalsan,
Alçağın gereği budur bilesin!
 
Ekrem Şama
TOP