TORUNLARA NE BIRAKIYORUZ?

 
 
Umut bırakmıştı bize dedeler babalar!
Diyorlardı ki:
Mehmedim, sevinin başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin eve dönsek de!
Yarın elbet bizim elbet bizimdir,
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
Bizim kuşak olarak o umutla başladık hayata. Tekerleği tümsekten atlatmak için çok ıkındık, çok gayret ettik. Sonunda tekerlek tümseği geçti. Ama, galiba ters taraftan geçti. Nereye geldik? Torunlarımıza nasıl bir dünya bırakıyoruz?
Viraneye dönmüş bir İslam dünyası. Milyonlarca cenaze. Yurdundan yuvasından çıkarılmış topyekün bir ümmet. Anasız, babasız, kimsesiz, yuvasız, aşsız çocuklar, bebekler. Yıkılmış ülkeler, gelecekler. Soyulmuş servetler. Ceset dolu denizler. Korkunç silahlarla çevrilmiş bir yurt. Sanki Rabbımızın gücünün üstünde gücü varmış gibi gösterilen zalimler. Talan tezgahına konulmuş mukaddes şehirlerimiz. Bir gecelik gelecek planları. Birbirine düşman gözüyle bakar olmuş halk. Tüketime hevesli yığınlar, borca ve faize mahkum edildiğini dahi anlayamayan insanlar. Döndürülen sömürü çarkları. Yalana dolana indirgenmiş bir politika anlayışı. Marjinalliğe mahkum edilmeye çalışılan doğruların savunucuları. Medyanın arkasında yürütülen kalabalıklar. Boşaltılmış köyler, tıkış tıkış doldurulmuş büyük şehirler, beton bloklar, hissiz yürekler, dolu hapishaneler ve daha neler, neler!..
Bizim kuşak da sona yaklaştı.
Tekerleği tümsekten geçirmeye talip olduk. Geçirdik de. Ama heyhat, hangi yöne doğru, nereye getirdik?
Ne bırakıyoruz torunlarımıza?
 
DEDEDEN TORUNA
 
Kabus gibi çöktü, Yirmibirinci Asır,
Bedenler kuş gibi hür, düşünceler esir,
Dilimiz pas tuttu, beyinlerimiz nasır!
Zaman mı azdı, insan mı, anlaşılmıyor? 
Torunum, bunları sana anlatmak çok zor!
 
Düşmanlar ensemizde pişirirken boza,
Söylem değişiyor hergün, döndü yazboza,
İlaçlardan turşu kurduk cam kavanoza!
Cam yalatıyor herkese günde beş kere,
Torunum, hekim kahraman oldu boş yere!
 
Kavga görüntüleri yansıtırken perde,
Zalimin eteği öpülüyor geride,
Alkış sesi arşı kaplıyor perde perde!
Kulaklar kapalı, göz bebekleri pişik,
Torunum, gerçek değişik, gölge değişik! 
 
Tarlayı boşalttı büyük kent umutları,
Beton kazıklar deldi geçti bulutları,
Unutuldu Müslüman’ın sosyal kotları! 
Borçtan kanat takıp havalandı insanlar,
Torunum, kuşlara kaldı münbit mekanlar!
 
Beyine vuruldu telefondan kelepçe,
Ayağa bağlandı elektronik bilekçe,
Durduk yerde dönüyoruz, aşındı ökçe!
Dede, baba, torun nasıl mutlu nesildi,
Torunum, aile bağları da kesildi!
 
Zulmün gayrı meşru çocuğu imiş terör,
Herkes biliyor ama, bilmiyor sanki kör,
Bir meçhule çekiyor bizi, bekle de gör!
Zalimlerin zulmü yürekleri dağlıyor,
Torunum, kurallar zayıfları bağlıyor!
 
Söküldü ekinin, sebzenin ciğerleri,
Hastalık yayar oldu sanki diğerleri,
Para etmiyor ürünlerin değerleri!
Namerde muhtaç edildi, rençberler bezgin,
Torunum, hasımlarımıza geçti dizgin!
 
Başkasında merhem ararken kelimize,
Hep batıyı gösterdik insan selimize,
İfsatçılar sızdı sağlam temelimize!
Göğü işaret ediyorken her minare,
Torunum, batıya kul edildik boş yere!
 
Kimimiz mehdi bekler, kimimiz kıyamet,
Kiminin derdi meşrep, kiminin kıyafet,
Unutuldu nezaket, kirlendi nezafet! 
Parçaladılar bizleri, kırka bölündük,
Torunum, imam yok, cemaat bölük pörçük!
 
Elifi mertek zanneden nice zavallı,
Değirmene su taşır, elleri çuvallı,
Kur’an’ı tefsire de kalkar andavallı!
Cahiller beylik kurmuş, her biri bir dağda,
Torunum, alimler sus pus oldu bu çağda!
 
Mala mülke ayarlı olunca duyular,
Harami şaha kalkar, gevşemiştir yular,
Çarkların dibinde yağlı rüşvet suyu var!
Hüküm eşeğe, infaz katıra kalınca,
Torunum, kazıklar hep kalınca kalınca!
 
Rabb’ımız Müslüman’a cihadı buyurdu,
Tarih ne ibretler ne hikmetler duyurdu,
Hedefte Müslüman’ın canı, malı, yurdu!
Aymaz Müslüman zalime yaka ilikler,
Torunum, boşalmış sanki gazlar, ilikler!
 
Denizi köpürtüyorlar nutuk atarak,
Sürü güdüyorlar söze büyü katarak,
Tebbet öğretiyorlar, tersten okutarak!
Yırtın karanlıkları, kavuşun sabaha,
Torunum, kulluk borcumuz yalnız Allah’a!
 
 
Ekrem Şama

 

TOP