TARİHTEN BİR GAFLET REKORU

 
 
Tarih öyle bir alan ki, isabet, sadakat, hamakat, gaflet, dalalet, ihanet… Ne arasanız bulmak mümkün. Hem de rekorlara konu olmaya aday olanlarını. 
Bugünkü yazımızda gaflet rekorları kırmış bir “Paşa” yı anacağız. “Bu kadar da olmaz canım” dedirtecek cinsten gafletler dizisi.
Milattan önceye de gitmeyeceğiz. Topu topu 107 sene geriye gideceğiz. Bu nevi olaylar için 100-150 sene uzun bir zaman değildir. Hala dumanı tüten bir tarih olarak da ifade etmek mümkündür.
1908 yılında 2.Meşrutiyet ilan edilmiş, ertesi yıl da bir “darbe” ile Sultan 2.Abdülhamid Han düşürülmüş, İttihat Terakki Partisi Osmanlı ülkesine iktidar olmuştur. Olmuştur ama, ittihatcılar ülke problemlerinin dağ başlarında ahkam kesmek kadar basit olmadığı gerçeği ile yüzleşmişlerdir. 
İşte bu hengamede ittihatcı çevrelerde “Büyük Adam” olarak şöhret yapmış “İbrahim Hakkı Bey” bu işlerin üstesinden “şıp” diye gelir, kanaatiyle, onu bulunduğu Roma Büyükelçiliğinden yurda çağırıp, önce “paşa” yapıp arkasından da sadrazamlığa getirmişlerdir.
Trenle Sirkeci’ye gelen yeni Paşa, hemen oracıkta bir nutuk irad eder ki, millet adeta büyülenir. Bilhassa iki kelime ülkeye dalga dalga iyimser bir hava yayar. “Adalet ve İhsan!”
Yeni Sadrazam işbaşı yaptıktan sonra makamında pek oturmamakta, halkın içinde dolaşmaktadır. Çevresi çok geniştir. Bilhassa İstanbul’daki Avrupalı sefirler ve generaller, büyük devlet adamları Paşa’yı sıra ile evlerinde ağırlamakta, büyük itibar göstermektedirler. İtalyanlar daha da özel bir titizlikle baş üstünde tutmaktadırlar Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa’yı. Onların etkisiyle midir bilinmez, çok eski bir vilayetimiz olan Trablusgarp’te bulunan askeri birlikler Paşa’nın emri ile oradan alınmış, başka yerlere gönderilmiştir. Yine orada bulunan silah ve teçhizatlar da İstanbul’a getirilmiştir. Paşamıza batılı devletlerin, özellikle İtalyan’ın Trablusgarp’te gözleri olduğu, buranın boşaltılmasının İtalyan işgaline sebep olabileceği hatırlatıldığında:
“Adımdan ve kendimden nasıl emin isem, İtalya’dan da o kadar eminim, böyle bir tehlike varit değildir.” diye cevap vermiştir.
Kısa bir süre sonra Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa, İtalyan dostlarının evinde bir “pişpirik” partisinde al takke ver külah masada bulunduğu sırada, Sadrazamlık özel ulağı elinde bir zarfla masanın yakınında esas duruşta beklemektedir. Oyun bitsin de, elindeki zarfı Sadrazam’a teslim etsin, o da hemen gereğini yapsın diye. Çünkü zarfın üzerinde “çok acele” ibaresi vardır.
Epey zaman geçince Sadrazam bunu fark eder, zarfı alır, oyunun heyecanından dolayı açmaya zamanı yoktur, cebine koyar. Oyun bütün heyecanıyla devam eder. Oyun gecenin bilmem hangi vaktinde bittiğinde de, Sadrazam Hazretleri’nin ne zarf açacak, ne de okuyacak hali vardır. Zaten aklına bile gelmez. Tam 24 saat sonra hatırlar. Zarfı açar ki, bu İtalyanların Trablusgarp vilayetini işgal etmenin gerekçesini oluşturmak için verdikleri ültimatomdur. Bu ültimatoma cevap verecek zaman çoktan geçmiştir. İtalyanlar Libya’yı fiilen işgale başlamışlardır. Orada kalan çok cüzi askeri birliklerimizle İtalyanlara karşı koymak da artık mümkün değildir. Oldu bittiyi kabul etmekten başka çare de yoktur. Paşa’nın büyük gafletinden dolayı Osmanlı artık Afrika kıtasındaki son vilayetini de kaybetmiştir. İlave olarak 12 Ege Adası da üste verilmiştir.
Şimdi buna “gaflet” demek ne kadar doğrudur? Doğru ise bu gafletin bir rekor olup olmadığını okuyucularımızın takdirine bırakıyoruz.
Dahası da var. Bu gafletle yetinmemiştir İbrahim Hakkı Paşa Hazretleri.
Denilmiş ki kendisine:
“Efendim şu Balkan vilayetlerimizde bir huzursuzluk var. Bulgarlar, Sırplar, Karadağlılar, Rumlar kilise yüzünden birbirleri ile dalaşıp duruyorlar. Çözümü gayet basit. Bir “Kiliseler Kanunu” çıkarırsanız, şıp diye bu problem halledilir. Devrik Padişah Abdülhamid bunu akledememiş. Bu şeref size ait olsun!”
Bugünkü gibi Cami, Havra, Kilise beraberliği değildi belki ama, Kiliseler arasındaki ihtilafi kanun çıkararak halletti Paşa Hazretleri. Ama 2.Abdülhamid Han’ın siyaset gereği bunu halletmediğinden, böylece Balkanlar’da Osmanlı aleyhine bir ittifakın oluşmasını önlediğini anlamadan, düşünmeden. 
Böylece Paşa bir çırpıda Balkanlar’da bir ittifakın doğmasına sebep olduğundan, 1912-1913 yıllarında Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da tarihindeki en büyük kayıplarını yaşadığını görmekteyiz. Paşa böylece, gaflet konusunda kendi rekorunu egale etmiş oldu. Bugün olsa bu Paşa, Batılıların istediğinden fazlasını yapmış olmakla Nobel Barış Ödülü bile alabilirdi.
Yetmedi:
İbrahim Hakkı Paşa, bugünkü Avrupa Birliği’ne çok benzemese de, illa Batı dünyası ile bir beraberlik kurmaya çalışıyordu. İngiltere’ye gitti, ittifaklar aradı. Onlara, bugünkü Gümrük Birliği’ne çok benzemese de, o konuda bir takım yeni “kapütülasyon” teklifleri götürdü. Haçlı ruhu ile “mücehhez” İngiltere, kendisine yapılan bu cazip teklifleri dahi kafi görmeyip, daha fazlasını istemeye başladı. Birinci Dünya savaşı eşiğine de gelinmişti. Müzakereler yarım kaldı.
Batılıların “Haçlı Ruhu’nu” tanımadığı aşikar olan ve fakat buna rağmen Sadrazam yapılan İbrahim Hakkı Paşa, elbette İttihatcıların diğer meşhurları ile de işbirliği yaparak gaflet rekorları kırarak, Osmanlı’yı beraberce bitirdiler. 
Şimdi bunlara söz gelimi “gaflet” diyoruz. Bir çok tarihçi ise bunların “gaflet” kelimesi ile izahının mümkün olmadığı, daha başka nitelemeler gerektiği kanaatindedirler.
Hatta kendisi de, kendi hakkında şu cümleyi söylemekle, gafletini ve hıyanetini tarihe tescillemiş oluyordu:
“Eski zamanlarda benim gibi sadrazamların kellesini binek taşında vururlardı.”
Şimdi İbrahim Hakkı Paşa da aklımıza nerden geldi?
Öylesine geldi, diyebiliriz.
Belki de, Amerikalıların, kadim dost, stratejik ortak, koalisyon ortağı gibi vasıflarını zikrede zikrede, dört bir tarafımızı nasıl da ağır ve modern silahlarla kuşatmış olduklarını gördüğümüzdendir. 
Belki de Amerika’sı, Avrupa’sı, NATO’su, BM’i, Haçlı’sı, Siyonsit’i, etrafımızı kuşatmış, tehditlerini son merhaleye çıkartmışken, bizim Trump’a, “beraber yapacak daha çok işimiz var” veya “sizi yurdumuzda ağırlamak şerefini bize verin” türünden yaklaşımlarda bulunmamızı, günlük işlerimizi ve polemiklerimizi devam ettirdiğimizi, nikahla, düğünle kamuoyu oluşturmakla meşgul olduğumuzu gördüğümüzdendir.
Belki de Amerika’nın, Avrupa’nın veya Siyonist’in tehditlerine karşı, başka Haçlı ruhlu ve Siyonistlerin güdümündeki  devletlerle, örneğin Rusya ile bunları dengeleyebileceğimiz ümidinin pompalanmasını gördüğümüzdendir.
Belki de biz abartıyoruz. 
Ne Amerika, ne de bir başka devlet bize ültimatom falan vermiş değiller ki. Sadece 1000 TIR dolusu silahı bölgeye getirmişler. O kadar. Terör örgütlerinin isimlerini değiştirerek sözde bize sevimli hale getirmişler, o kadar.
İbrahim Hakkı Paşa’yı hatırlamamız için illa bir sebep olması mı gerekir ki?
Tarih tarihtir.
İbret alınması şartıyla…
 
İBRET
 
Tarihe ibretle bakmak gerek,
Osmanlı ve Endülüs öğütmüş!
Gafil, hain, ben ben, diyerek
Devletleri nasıl da öğütmüş!
 
Ekrem Şama

 

 
TOP