ŞİİR AVUÇTA KÖZ

 
 
Bir tebliğ aracı olarak düşünmüşseniz. Milli Görüş davasına hizmet etmek gayesindeyseniz, yani bizim yakada görev yapıyorsanız peşin olarak söyleyelim, şiir elinizde akkor halindeki közdür. 
Nereden bu kanaate vardık?
Hasbelkader 20 yıldır beyin mesaisi yaparak, bir şeyler yazmaya çalışan biri olarak başımızdan geçenlerin bir özetini sunmak isteriz.
Bir kere yolun en başında bizim yakadaki “üstadlar” peşin fırçayı basarlar:
“Senin neyine yahu şiir? Kolay mı sanıyorsun? Şu yazdıklarına bak. Sen kim, şairlik kim? Bırakın bu işleri. Başka şeylerle uğraşın. Şiire de kendinize de yazık etmeyin.”
Ümitsiz olmak yok. Madem yola çıktık, devam etmeliyiz. Daha fazla okumalı, daha fazla vakit ayırmalı, daha fazla kafa yormalıyız.
İşte ilk meyveler. Ama o da ne camiadan teşvik görmek bir yana nerdeyse alay konusu olursunuz. İşte bazı tepkiler:
“Yahu köşe yazılarını okuyoruz okumasına da, o altına yazdığın şeyler ne Allah aşkına? Onları yazmasan diyorum, çünkü boş ve anlamsız sözler, yazdıklarının değerini düşürüyor!”
Dedik ya, yılmak yok. 
Aradan yıllar geçmiştir, yazdığınız şeyler dillere destan olmuştur. Cephedeki asker, nöbetteki polis, şehitlikteki ziyaretçi, herkesin hayran bakışları arasında yüksek sesle koro halinde seslendirmektedir. Okul müsamerelerinde, mehter takımlarında, sanatçıların icra mekanlarında kulakları doldurmaktadır. Televizyon ve diğer medyada yer ayrılmıştır. Gelen besteleme talepleri ve teklif edilen maddi şeyleri elinin tersiyle itmek durumundasın. Çünkü satır aralarında “bu şiirler herkesin dilinde ama, köktendinci mısralardan oluşuyor, eleştirileri de vardır. Sen bir davanın savunucususun. Bunları o davada kullanmak gerektiği kanaatindesin. Zaten bu maksatla yazmışsın.
O halde öncelikle, bizim yakadaki bestekarlara duyurman gerek. Çıkarsın yola, önce sahne icracısı genç kardeşlerine ulaşırsın ve çalışmalarından bahsedersin. Örnekler verirsin. Ama o da ne tık yok. Düşünür dersin ki, yahu bu işin dernekleri kuruluşları var. Onlara haber vereyim de bu çalışmalarımız davamız için kullanılsın. Haber verirsin, yüzünü yere yıkar, kendini oturumlarına davet ettirmeye çalışırsın, araya adamlar da koyarsın, ama nafile. Hatta alaycı bakışlara muhatap bile olabilirsin.
Bu arada dışımızdan gelen beste ve icra taleplerini artık geri çeviremezsin, araya hatırlı kişiler de girmiştir. Maddeyi bir tarafa bırakarak, besteleme taleplerini “ismimiz geçsin yeter” diye kabul edersin. Besteler yapılır, icracılar seslendirirler, milyonluk toplantılarda katılımcılar onlarla coşar, televizyonlar verir. Resmi zafer kutlamalarında misafirler senin şiirlerinle karşılanır. Bayrak törenlerinin vazgeçilmezi olmuştur. Amacı dışında birilerini parlatmak maksadıyla bile kullanılır. Ama ismin asla geçirilmez. Çünkü sen “Milli Görüşçü” damgasını yemiş birisindir. Yazdıkların şahane olsa bile o camiada ismin geçirilmez.
İşin en acı yönü ise, bizim yakada hala tık yoktur. Hatta milyonluk toplantılarımızda, kendi insanımızı coşturmak için her yol denense de, ne hikmetse senin şiirlerin kullanılmaz. 
Sonunda kafaya dank eder. Dersin ki:
“Yahu her işin bir usulü var. Bu yazdıkalrını kitap haline getirsen de, bizim yakaya sunsan, yazdıklarını kendi dava arkadaşlarına okutsan, elbette o zaman farkına varılacak.”
Hemen işe koyulursun, toparlarsın, İŞTE BU BAYRAK  olarak dile düşmüş bir isim de koyarsın. Bizim yayınevlerimize teklif götürürsün:
“Böyle böyle, acizane yazdıklarımızı kitap olacak hale getirdik. Kapağı dahil, her şeyi hazır. Bunu yayımlayabilir miyiz?”
Cevap şoke eder:
“Yönetim kurulumuzun kararı var. Şiir kitabı basamayız!” 
Yılmak yok, aramaya devam. Bir başka “bizden” bir yayınevi kabul eder, baskıya geçilir. Yayınevi sahibi kitap basılırken incelemiştir, baskıyı durdurur. Der ki:
“Bunun içinda bazı şiirler var, falancaya laf dokundurmuşsun, ekmeğimizden endişe ederiz. Bu kitabı basamayız.”
“Kimsenin ismi geçmiyor. Yazdıklarımız da hepsi somut gerçekler. Neden korkarsın. Biz Milli Görüş davacısıyız. Davamıza hizmet için bunları yazdık!” Desen de, “evet onun ismi geçmiyor ama ima etmişsin” der ve sonuç değişmez.
Aklına parlak bir fikir gelir:
“Yahu, atla deve değil, sağdan soldan toparla, para tedarik et, kendin bastır. Ama yine bizim yayınevimizden çıkmış gibi olsun. Onlara maddi külfet getirme.”
Teklif edersin:
”Kendi imkanlarımla bu kitabın basımını yapmak istiyorum, ama sizin isminizle çıksın. Baskı gerçekleşsin, faturalar size çıksın, isim hakkınız da neyse size ödeyeyeim. Baskı bitince de kitapları benim göstereceğim yere fatura edin. Hiçbir maddi kaybınız olmadığı gibi, isim hakkınızı da gelir olarak almış olursunuz.”
“Yarın cevaplayacağız” denildiği halde aradan günler geçer cevap vermek tenezzülünde bile bulunulmaz.
Anlaşılan Milli Görüşçü olmak elde kor tutmakla eş ise, şiir elde akkor halindeki közmüş.
Ama yılmak yok, küsmek yok, kızmak yok, gevşemek yok.
Bu dava savunulacak.
Bu kitap ta bir yolu bulunup çıkarılacak.
İnşaallah bizim yaka eninde sonunda sahip çıkacak.
Ama sağ iken, ama ölümden sonra.
Bizim kitabımızda ümitsizlik yazmaz.
 
HAYAT VE ŞİİR 
 
Diri hatırlamıyorsa mematı,
Göster bir teneşir kendine gelsin;
Biri hatırlamıyorsa hayatı,
Oku bir tane şiir, kendine gelsin. 
 
Ekrem Şama
TOP