REFERANDUM GÖZLEMCİLERİ

 
 
Devlet mi yönetiyoruz, devletcilik mi oynuyoruz?
Şimdi bakınız:
Referandum kampanyaları devam ederken AGİT(Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı)’ten bir gözlemci heyeti talep etmiş devlet yetkililerimiz.
AGİT’te tutmuş 24 kişilik bir heyet tayin etmiş.
Bizimkiler de bu heyeti uçaktan inişlerinde karşılamışlar, 24 ayrı noktada görev yapmak üzere gitmelerine yardım etmişler. İaşe ve ibatelerini de devlet karşılamıştır herhalde.
AGİT heyeti gerek kampanya sürecini, gerekse oylama işlemlerini takip edip, gözlemleyip, bir rapor yazmışlar ve gitmişler. Bütün bunlar olurken, kamuoyu bu konuyu duymamış bile. Duymasına da gerek yok, çünkü rutin bir uygulama imiş.
Buraya kadar her şey normal gözüküyor.
Lakin, yazılan AGİT heyeti raporunda, gerek kampanya sürecine yönelik, gerekse oylamaya dönük zehir zemberek eleştiriler mevcut. Örnek olarak zikretmek gerekirse:
Seçmenlere, oylanacak metin konusunda tarafsız bilgi aktarılmadı, “evet” ve “hayır” tarafları eşit propaganda yapma imkanına sahip olamadı. Medyada “evet” kampanyası çok geniş yer bulurken, “hayır” şıkkı yeterince işlenmedi. Valiler olağanüstü hal rejiminin kendilerine verdiği yetkiyi, toplanma ve ifade özgürlüklerini kısıtlamak için kullandı. Genel olarak referandum Avrupa Konseyi standartlarını karşılamadı. Yasal çerçevede, gerçek bir demokratik süreç işletilmedi. Kamu adına yayın yapan kuruluşlar tercihini iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı adına kullandı. Bu konuda YSK’nın yaptırım yetkisi de elinden alındı. YSK, sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütlerinin kampanya faaliyeti yapmalarına izin vermedi. Yerel kamu görevlileri “evet” kampanlarında yer aldı. “Hayır” kampanyaları kamu imkanlarıyla etkisizleştirildi. Bazı üst düzey yetkililerin “hayır” destekçilerini terörist sempatizanı olarak göstermesi, kampanya dilini lekeledi. YSK’nın tam da oy verme günü aldığı karar, oyların geçerliliğine ilişkin kriteri değiştirdi. Bu durum hem mevcut yasayla çelişti hem de seçimlerin hukukiliği konusundaki önemli bir garantiyi ortadan kaldırdı..
Ve bunun gibi maddeler raporda yer aldı.
Bu rapora karşı gerek Başbakan, gerek Avrupa Birliği Bakanı, gerek Dışişleri Bakanı, ardından da Sayın cumhurbaşkanı gayet sert tonda, diplomasi nezaketini aşan üsluplar da kullanarak, haddini bildirmek türünden cevaplar verdiler. En enteresanı da bu AGİT heyetinde görev yapanların, taraflı, PKK sempatizanı, Türkiye düşmanı olduğu ortaya çıktı. PKK bayrağı taşırken resimleri bizzat Cumhurbaşkanı tarafından teşhir edildi.
Raporun ve verilen cevapların haklı mı, haksız mı olduğu konusuna girecek değiliz.
Lakin, insan düşünmeden edemiyor, bizim yetkililerimiz devlet mi yönetiyorlar, oyun mu oynuyarlar?
Avrupa’nın ve kuruluşlarının bizim hayrımıza ve lehimize bir adım atmak bir tarafa, hakkımızda hayırlı bir rüya bile görmeyeceklerini herkes gibi devlet yöneticileri de bilirler. Uzun zamandır gerek Cumhurbaşkanı’nın gerekse Başbakan ve Bakanların Avrupa Birliğine yönelik sert açıklamalarını duymayan var mı?
Bu Avrupa Birliği’nin bir organı olan AGİT’ten gözlemci heyet talep etmek mecburiyeti mi var dı? Hadi ettiniz diyelim, gönderilen heyetin isimleri hiç mi elinize geçmedi? Bırakın Avrupa’yı dünyanın neresinde bir Türkiye düşmanı var, neresinde aleyhimize çalışılıyor, sizin bilgisayarınızda bunun bilgileri yok mu? Dışişleri yetkilileri, Avrupa Bakanlığı yetkilileri, görkemli gezilerden başka ne iş yaparlar? Adamlar daha uçağa binmeden bilgisayarın bir düğmesine basıp kim olduklarını görerek hemen neden itiraz etmediniz?
Hadi affedilir bir husus değil ama, bilgileriniz güncel değildi göremediniz diyelim, bu adamlar gittikleri yerlerde günlerce kalmadılar mı? Neden farkına varamadınız? Ne yiyorlar, ne içiyorlar, kimlerle görüşüyorlar, maksatları nedir, neden takip etmediniz? İstihbarat görevlilerimiz ne iş yaparlar?
Adamlar zehir zemberek rapor yazacaklar, bizim “monşerler” o zaman uyanacaklar!.. 
Ey yetkililer, Başbakan’ın, Avrupa Birliği Bakanı’nın, Dışişleri Bakanı’nın ortalığı ayağa kaldıran üslupları çok mu hoşunuza gidiyor da, bu bilgileri her şey olup bittikten sonra ellerine veriyorsunuz? Başbakan’ı, Bakanları, Cumhurbaşkanı’nı, başka işleri bitti mi de, sizin halledeceğiniz ufak tefek işlerle meşgul ediyor ve ortamı gerdiriyorsunuz? Neden sorunları kaynağında halletmiyorsunuz? Adamların PKK bayrağı altında çekilmiş resimleri sizin yeni mi elinize geçti? Arşiviniz nerede? Siz ne iş yaparsınız?
Bunun hesabını kim soracak, kim verecek?
Şimdi referandum süreci ve sonuçlarına itiraz edenlerin, hatta geçersiz sayanların eline bu kozu kim vermiş oldu? Bu itirazlar AİHM(Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi)’ne götürülürse, sonuçlarına uymak zorunda olduğunuz bu mahkemeler kimin hangi raporuna göre hüküm verecekler?
Yazık günah değil mi bunca zamana? Bunca masrafa?
Sahi sizler devlet mi yönetiyorsunuz, devletcilik mi oynuyorsunuz?
 
 KOVALAR
 
Gerilimden doldurulursa kovalar,
Aksilikler hep birbirini kovalar!
 
Ekrem Şama
TOP