İKİ TANE 15 TEMMUZ

 
 
Sonuncusu yani 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe teşebbüsü taze olduğu için hepimiz hatırlıyoruz, herkes hatırlatıyor.
Bir tane daha 15 Temmuz var.
15 Temmuz 1974, yani 43 sene önceki 15 Temmuz!
Garantörü olduğumuz ve yüzbinlerce kardeşimizin yaşadığı Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı yapılmış bir darbenin tarihi.
Bir Yunan subayı olan Nikos Sampson’un, meşru Makarios iktidarına karşı yaptığı darbe. Amacı da, ENOSİS, yani kardeşlerimizi katliama uğratmak ve Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak idi.
Yani Yavru Vatan’a karşı yapılmış bir darbe.
Sonuncu FETÖ darbe teşebbüsünde olduğu gibi bunun arkasında da Yunanistan ve onun da arkasındaki ABD ve Avrupalı ağabeyleri vardı. Onlar hesap ettiler ki, Türkiye’de birbirine zıt görüşlü MSP ve CHP koalisyonu var ve bunlar asla kendi aralarında anlaşıp da adaya müdahale edemezler.
Hesap edemedikleri husus, koalisyonun bir ortağının Milli Görüş ve onun kararlı Lideri Prof. Dr.Necmettin Erbakan’ın olması idi.
Bu kararlı ekip ve liderleri, dışarıda Yunanistan’a rağmen, Amerika’ya rağmen, Avrupa’ya rağmen, Rusya’ya rağmen Kıbrıs harekatını yaptı.
Bu kararlı ekip ve liderleri, içeride, koalisyonun büyük ortağı ve Başbakan’a rağmen, Cumhurbaşkanı’na rağmen, muhalefet partilerine rağmen, kimini ikna ederek, kimini yumuşatarak Kıbrıs harekatını yapmayı başardı. 
Elbette Kahraman ordumuzla hep bütünleşerek başarıldı bu.
Böylece 15 Temmuz 1974 darbesi tamamen ezildi, Kıbrıs’ın yarısına yakınında tam kontrol ve dolayısıyla barış sağlandı, katliam ve ilhak hevesleri gerek darbecilerin, gerekse Yunanistan’ın kursağına geri gömüldü.
Bu harekatı, Yunanistan’ın Trakya’dan ve Ege’den girerek Türkiye’yi dize getirme tehditleri engelleyemedi. Bu harekatı İngilizlerin “Gurka birlikleri ile sizi denize dökeriz”, tehditleri durduramadı. Bu harekatı Amerika’nın, “Altıncı Filoyu gönderip, sizin gemilerinizin tamamını batırıp uçaklarınızın tamamını düşürüp tüm dünyaya rezil ederiz” tehditleri engelleyemedi. Çünkü, süper güç oldukları söylenmesine rağmen,  parlak bir zekanın kendilerine dolaylı olarak gönderdiği “uçak gemisine şehadet dalışı” tehditleri onları korkutmaya, tereddüte sevketmeye ve müdahaleden vazgeçirmeye yetti. 
Amerika’nın, yediği bu golün intikamını almak için Avrupa’yı da ikna ederek, NATO’yu da kullanarak Türkiye’ye koymaya yeltendiği askeri ambargo, Milli Görüş’ün inançlı ekibi ve dirayetli Lideri’nin yerinde ve cesurane kararlarla, Amerika’nın bu küstah hareketine misilleme olarak Türkiye’deki 22 adet Amerikan üssüne el koyması ve Türk bayrağı çekerek cevap vermesi tüm dünyayı şaşkına çevirmişti.
Amerika ve Avrupa ambargo ve misillemelerine birkaç ay ancak dayanabilmişler ve eski sisteme dönmek mecburiyetinde kalmışlar idi.
Ama birkaç ay da sürse, ambargonun ordumuz üzerindeki etkileri çok feci olmuştu. Uçaklarımız lastik ve jet yakıtı olmadığından uçamaz duruma gelmiş, stratejik silahlarımızı kullanamaz duruma düşürülmüştük. Ama o zaman Pakistan gibi, Kuveyt gibi, Libya gibi, kara günümüzde bize destek olacak gerçek dostlarımız vardı. Deli dolu ama mert bir Kaddafi vardı. Silah ve yedek parça ambarları ve yakıt depolarını bize açmakla kalmamış, sırtı ile bunları nakil vasıtalarına kadar taşınmasına yardımcı olmuş bir Kaddafi’den bahsediyoruz.
Sonradan Haçlı zalimlerince ülkesi talan edilecek ve kendisi şehit edilecek bir Kaddafi’den bahsediyoruz. Ne yazık ki Türkiye’deki iktidarın da Haçlıların yanında fiilen hareket ettiği bir süreç sonucu yerle bir edilmiş bir Libya’dan bahsediyoruz.
15 Temmuz 1974 darbesi işte böyle yürekli bir ekip ve yakın dostlar sayesinde tamamen bertaraf edilmiş ve Kıbrıs’taki haklarımız garanti altına alınmış idi.
Sonradan Rumların uzlaşmaz tutumları sebebiyle bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilerek sorunlar kökünden çözülmüş idi.
İşte bu fiili durumu “çözümsüzlük” diye vasıflayan bugünkü iktidar, KKTC’ni lağvedip, Rumlarla tek devlet olmak amacıyla, önce Annan Planı ile bir yığın tavizin verilmesini kabul etme yoluna gittiyse de, Rumların, aslında onların arkasındaki Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın, Avrupa Birliği’nin, Yunansitan’ın, ve Amerika’nın aldatmasına gelerek masadan yine eli boş kaldırılmış idi.
Geçen hafta bu defa son nokta konulacak diye, yine masaya oturulmuş, ama karşı tarafın doymak bilmez iştahları ile yine bir çözüme ulaşılamadığı açıklanmıştır. Bu açıklamalar yapılırken dikkatlerden kaçmayan sözler var:
“Rum tarafı sıfır asker ve sıfır garantörlükte israr ediyor.”
Bu sözleri diplomasiden bizim anlayacağımız lisana çevirirsek şöyle ifade edebiliriz:
“Kıbrıs’tan askerlerimizi kısmen çekmeyi ve garantörlüğümüz üzerinde de bazı sınırlamaları kabul ettik, ama onlar tamamen sıfırlamak istiyorlar.”
İnşaallah yanılmış olmayı tercih ederiz de, şayet bunlar kabul edildi ise, Kahraman Ordumuz tarafından darmadağın edilen 15 Temmuz 1974 Nikos Sampson darbesi, Kıbrıs’ta yeniden yürürlüğe konulacak demektir.
Böylece de 2 tane 15 Temmuz darbesi bize çektirmeye devam edecek demektir. Birincisi, yani Kıbrıs’taki darbe şartları bizim tarafımızdan diriltilerek, ikincisinin yani 2016’dakinin halen ellerinde olan elebaşları ise bize karşı tehdit olarak kullanılmaya devam edilerek.
Ne yazık ki böyle!
 
DÖRT İŞLEM
 
Toplardı, çarpardı, rahmetli babamız,
Çıkarır böleriz, biz mirascılarız...
 
Ekrem Şama

 

TOP