HAYDUT DEVLETLER

 
 
Hayretler içindeyiz!
Milli Savunma Bakanı Sayın Canikli Kara Harp Okulu açılış töreninde açıkladı:
“Çok acı tecrübelerle en ihtiyacımız olduğu zamanda dostlarımız, müttefiklerimiz parasını peşin ödediğimiz silahlarımızı bize göndermediler. Terör örgütlerine sağladıkları o imkanları Türkiye'den esirgediler” 
Bakan Canikli’nin dostlarımız, müttefiklerimiz dediği Amerika’dır. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı da defalarca bu konuyu dillendirdi. Ama parasının peşin verilmesi olayını en net bu bakan söyledi.
Bu resmen haydutluk, dolandırıclık demektir. Hem de devlet boyutunda.
Aklımıza hemen İttihatcıların iktidar yıllarında İngilizlerin yaptığı dolandırıcılık geliverdi. Nasıl da benziyor?
İttihatcılar 1909 yılında 2.Abdülhamid Han’ı devirip iktidara çöreklendiklerinde İngiltere’yi dost olarak bellediler. Hazinede ne var ne yoksa, artı açtıkları yardım kampanyaları ile halktan topladıkları paraları, ki yaklaşık 12 milyon İngiliz altını tutarındaki paraları İngiltere’ye peşin olarak verdiler. Donanmayı güçlendirmek için ikisi büyük ve diğerleri de sivil ve askeri olmak üzere bir takım gemileri sipariş ettiler. Büyük savaş gemileri Sultan Osman ve Reşadiye adlı gemilerdir.
1914 yılının ilk yarısında gemiler tamamlandı. İstanbul’dan Rauf Orbay kumandasında Osmanlı ekibi tamamlanan gemileri teslim almak için İngiltere’ye gönderildi. İngilizler teslimi geciktire, geciktire temmuz ayının sonlarına kadar uzattılar. Sonunda haydutluk ve dolandırıcılık demek olan bir korsanlığa imza attılar. Gemileri teslim etmedikleri gibi, paralarını da iade etmediler. Bu haydutluktan kısa süre sonra da 1.Dünya Savaşı patlak verdi. İngilizlere karşı savaştığımız o yıllarda haydutluk metodları ile el konulan bu savaş gemilerimizin bize karşı kullanılmış olduğunu okudukça insan kahroluyor.
Böylece Osmanlı; İttihatcıların dostlarından yedikleri büyük kazık ile birlikte yıkım yıllarına doğru koşar adım yuvarlandı. 
Bugün Bakan Canikli’nin açıklamak zorunda olduğu “dost kazığı”nın boyutlarını bilmiyoruz. Ama öyle az buz bir meblağ olmadığını tahmin edebiliriz. Çünkü işin içinde yüzlerce F-35 savaş uçağı siparişi de vardır. Bundan yaklaşık 10 sene önce bu uçaklar için peşin ödemeler yapıldığı açıklanmıştı. Yenilen bu kazığın boyutunun 100 sene önceki İngiliz kazığından daha büyük olduğunu tahmin etmek zor değildir. İşin en dramatik yönü ise, sipariş edilen silahların, bugün yarın teslim edileceğini umarak yerli imalata da yeterince girişilmemiş olmasıdır. Çünkü daha geçen gün Dışişleri Bakanımız Almanya’ya sipariş edilen silahların teslim edilmeyişinin Türkiye’nin yerli imalata daha çok önem vermesi gibi faydalı bir yönünün de olduğunu ifade etmişti. Demek ki, dosta güvenip kendi savunma sanayimize gerekli önemi vermemişiz. Böylece dolandırıcı devletler arasına Almanya’nın da girdiği anlaşılmış oldu.
Şimdi dört bir yanımızdan tam anlamı ile kuşatılmışken ve yeni bir “Kurtuluş Savaşı” veriyorken bu silahlarımıza el konularak savunmamızın zayıf bırakılmışlığının can yakıcı manzarası çok acıdır.
İşin daha da garibi ve acıtıcı yönü de var:
Acaba peşin olarak verdiğimiz bu paralarla imal edilen silah ve mühimmat, terör örgütlerine bol keseden verilen silah ve mühimmat mıdır? İnsan düşündükçe kahroluyor, acaba kendi paralarımızla düşmanlarımızı mı donatıyoruz? Mehmetciği şehit eden silahları biz mi temin etmiş oluyoruz? 
Bunlar devletler arası ilişkilerin sahasına giriyor. 
Acaba bugün bizim hariciyemiz bu paraları peşin verirken, 100 yıl önceki İngiliz dolandırıcılığını  konu edinen tarihi hiç okumamışlar mıydı? Dolandırılma ihtimalini hiç mi düşünmemişlerdir?
Şu anda düşünüyorlar mı? Yeni dolandırıcılıklara maruz kalma ihtimalimiz devam etmiyor mu? Mesela Rusya’dan S-400 füzeleri alımı için peşin paralar ödendiği açıklandı. Aradan birkaç gün geçti, bu sefer de Rusya’nın bu silahlara ait elektronik şifreleri vermek istemediği konuşulmaya başlandı. Bu demek oluyor ki, şifresi Rusya’da olan füzeleri devreye sokuyoruz. Hava sahamızı korumak için patlattığımız füzelerin havada yön değiştirtilip başımıza yağma ihtimali insanı çıldırtıyor.
Neresine kahrolalım?
Meteliğe kurşu attığımız şu dönemde milyarlarca dolar dolandırıldığımıza mı?
Kurtuluş savaşı vermekte olduğumuz düşmanın silahlarını bizim temin etmiş olduğumuza mı?
“Dosta” güvenerek savunma sanayimize gerekli önemi vermemiş olduğumuza mı?
Bütün bunlardan sonra dolandırıcı devletlerle, mesela ABD ile  bugüne kadar olmadığı kadar işbirliği içinde olduğumuzun açıklanmış olmasına mı?
Dolandırıcı devletlerin yalanlarına halen inanmaya amade olmamıza mı?
Tarihten hiç ama hiç ders almadığımızın her gün yeni aldatılmalarla ortaya çıkmasına mı?
Kalkınmamızı ve savunma sanayimizi kısa sürede mümkün kılacak olan bir çok sanayi tesisimizin şu veya bu bahanelerle tasfiye edilmiş olmasına mı?
Yumurta kapımıza gelince yırtınmaya başlamış olmamıza mı?
Sayın Cumhurbaşkanımızın 30 Ağustos Zafer Bayramı resepsiyonundaki “ekonomimizin ve savunma sanayimizin içinde bulunduğu cendere” feryadı şimdi daha iyi anlaşılıyor.  
Son günlerdeki “dış politika atağını” yegane ümit veren bir gelişme olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Türkiye, İran, Irak ve Suriye çekirdekli müzakere ve çözüm arayışları, dileriz İslam Birliği’ne giden bir yol olur. Bunca aldatılmışlıklar ve maruz kaldığımız devlet dolandırıcılıkları bu gerçek çözümü yetkililerimize göstermiş olsun.
 
AFET VE LETAFET
 
Devlet misin, sözlerine sadık ol,
Doğruluk, dürüstlük dev letafettir.
Haydutluk, dolandırıcılık, rezil yol,
Bu beladır, böyle bir devlet afettir!
 
Ekrem Şama

 

TOP