HAİN VE HAİNLİK

 

 
Bir anayasa değişikliği!
Madem ki parlemantoda görüşülmüş ve halkoylamasına sunulacak.
Normal olarak evet diyenler de olacak, hayır diyenler de.
Kampanyalar henüz başlamadan akla ziyan bir görüntü ortaya çıktı!
Evet demeye hazırlananlar öyle bir giriş yaptılar ki! Başbakan’ın başını çektiği iktidar kanadını teşkil edenler, zehir zemberek ve halkı kamplaştırıcı, ayırıcı, ötekileştirici bir üsluba sarıladılar. Bu üslubu, sosyal medya, gazeteler, tv kanalları ve hatta camilere kadar taşıdılar.
Kurtuluş savaşı vermekte olduğumuz, bu savaşı ancak halkımızın bütünleşmesi ile başarabilmeyi umduğumuz şu günlerde bu şekilde bir üslup harakiri yapmakla eşdeğerdir.
Hayır oyu vermeye hazırlanan insanları “vatan haini, hain, FETÖ’cü veya terörden yana gibi yaftalarla ötekileştirmek ve düşman gibi göstererek gerilimden faydalanıp, evet oylarını arttırmak için linçe tabi tutmak, intihar etmek gibi değil midir?
Birlik ve bütünleşmeyi sağlayıcı bir üslup kullanmaya özen göstermek, özellikle iktidar yanlılarına düşerken, tam tersini yapmak, akıl alır gibi değildir!
İşin garaip bir diğer tarafı da şu:
Milli Görüşçüler de hayır diyeceklerini açıkladılar. Bu duruma göre onlar da vatan haini, terör destekçisi, FETÖ yanlısı guruba dahil ediliyor. Sonra vur abalıya kabilinden karalama başlıyor. Milli Görüşçüler ise bu ithamlar karşısında şaşkın vaziyetteler.
İktidar taraftarları bunu nasıl yaparlar? Allah’tan korkuları da mı yok? Vatan hainliğini gerektiren bir görüntü mü var Milli Görüşçülerde?
Bunların 15 yıllık iktidar dönemlerini şöyle bir düşündüğümüzde, hakettikleri halde Milli Görüşçüler kimseye vatan haini dememişler, itham edici bir üslup kullanmamışlar. Sadece yanlışları ortaya koymuş, çözüm yollarını göstermiş, kardeşane tavsiyelerde bulunmuşlar.
Hatırlayalım, Erbakan Hocamız da hayattayken, bu iktidar, 2003 yılında mecliste çoğunluğunu kullanarak, 4867 ve 4868 sayılı “İkiz Yasalar” denen ve ülkemizi bölmenin gerekçesini oluşturan kanunları kabul ettiklerinde, Hocamız ve Milli Görüşçüler bunları “vatan hainliği” ile suçlamak yerine yanlışlıkları ortaya koyup düzeltmelerini önermişlerdi. Baba şefkati ile!
2004 yılında Cidde’de İslam Birliği’nin gündemden kaldırılması için yaptıkları girişimlerde, Milli Görüş bu iktidar yanlılarını “hainlik” ile suçlamamaıştı. Bunun adeta Haçlı ve Siyonistlerin bunlara verdiği bir ev ödevi olduğunu ortaya koyarak bu yanlıştan dönmelerini bizzat Erbakan Hocamızın ağzından ifade etmişlerdi.
Irak’ın işgaline havaalanlarını, limanları, hava koridolarını ve üsleri işgalcilerin emrine vermelerini, işgal ve katliam sırasında lojistik destek vermelerini “hainlik” olarak nitelendirmemişlerdi. Sadece bunun vebalinin büyüklüğünü hatırlatmışlar ve vazgeçmeleri için tavsiyelerde bulunmuşlardı.
Bu iktidar Büyük Ortadoğu Projesinin Eşbaşkanlığı’nı üslenip destek verdiklerinde başta Erbakan Hocamız olmak üzere Milli Görüşçüler, baba nasihatinde bulunmanın ötesinde “hiyanet” isnadında bulunmamışlardı.
Kardeş Libya’yı bombardımana tabi tutup hunharca parça parça edenlere, bu iktidarın fiilen destek vermesini bile “hainlik” olarak nitelendirmek yerine, olayın vahametini izah edip, bunun çok büyük tarihi bir suç teşkil ettiğini tarihe not olarak düşmeyi tercih etmişlerdi.
Suriye’de iç savaş başlatma heveslilerine ve çabalarına bu iktidarın ara bulmaya çabalamak yerine yardımcı, destekçi, mesaj tebliğ edici roller üstlenmesine karşılık, Saadet Partisi tarafından “ihanet” suçlaması yapıldığını biz hatırlamıyoruz. 
Askeriyemize kumpas kurulup suçlu suçsçsuz ayırımı yapmadan hapishaneleri generallerle doldurduklarında, Milli Görüş açıkça bunu en başta ifade etmiş, ABD oyunu olduğunu deşifre etmiş, lakin, kumpascılara yardım eden iktidara asla “hainlik” suçlamasında bulunmamıştı.
2014 yılında düşmanlarımız olan terör örgütlerine silah yardmı yaptıkları ayan beyan belli olan, başta ABD ve diğer ülke güçlerini  topraklarımıza ve üslerimize tezkere ile kabul etme kararı verenleri, bugünkü askerlerimizin sapır sapır doğranması sonuçlarını o günden tahmin etmekle beraber, yine nasihat makamında uyarılarda bulunmuş, asla “hıyanet” kavramına sarılmamıştı. 
Yazının hacmı hızla büyüyor ve biz bu konuda yazmak istediklerimizin çoğunu yazamamanın ızdırabını çekiyoruz.
Üslubu bu derece yumuşak, itham edicilikten uzak, “hainlik” gibi son derece aşağılayıcı bir terimi asla kullanmamış olan Milli Görüşçüleri şimdi en tabii hakları ve görevleri olan “Hayır” oyu vermeye hazırlanıyorlar diye, “hainlik” ile suçlamak, iktidar mensuplarının tiynetlerine uyar mı, kendileri bilirler. Lakin, Milli Görüşçüler bu ithamlar karşısında, hem kendilerine yapılan bu ithamlar, hemde bu kamplaştırıcı sözlerin milletimize vereceği zararlar açısından  son derece üzgün, kırgın ve öfkelidirler.
Bu itici ötekileştirici ve kamplaştırıcı kampanyaların iktidar mensuplarının kendi ayaklarına sıkıcı, harakiri yapıcı bir davranış olduğunu son cümle olarak ifade edelim.
 
HEP AYNI OYUN
 
Rakiplerine hep eser, gürler, vurur;
Ortam karışsın, dumanı tütsün diye!
Kaynaşma yerine düşmanlık doldurur,
Hain gösterip, dümeni tutsun diye!
 
Ekrem Şama

 

TOP