BİRLİĞİMİZE KASDEDEN YANGINLAR

 

 
Son devrin ünlü politikacılardan birisi tüylerimizi diken diken eden bir açıklama yaptı:
“Sokağa çıktığımızda üzerimize yönelen nefretli bakışlar hissediyorum.”
Biz böyle değildik.
Bin yıldır, kardeşliğin tadına vararak, beraberce yaşardık. Komşu komşudan emin, akraba akrabaya güvenir, dayanışması tam olan bir toplumduk. İçimizdeki ihtilafları kendi aramızda çözmeyi başarırdık. Dış tehlike söz konusu olduğunda da tek vücut olur, bir kalenin bedenindeki taşlar ve tuğlalar gibi, üst üste, yan yana gelir, gerekli savunmamızı omuz omuza yapardık.
Ne oldu bize?
Birkaç cümle ile görüşlerimizi ifade etmek istiyoruz.
Savaş teknikleri ile ilgili tarihe bir baktığımızda, şöyle bir taktik görüyoruz:
Bir ülkeyi ele geçirmek isteyen askeri birlikler, öncelikle o ülkenin kalelerine girmek zorundadırlar. Topla, tüfekle, ateşli silahlarla kaleleri ele geçiremediklerinde değişik metodlara başvururlarmış. Bunlardan bir tanesi de şu imiş:
Alamadıkları kalelere mancınıklar vasıtasıyla çömlekler fırlatırlarmış. Bu çömlekler canlı hayvanlarla dolu imiş. Zehirli yılanlar, çıyanlar, akrepler, örümcekler gibi. Kale içinde bulunan asker, sivil, çoluk, çocuk kim varsa, dehşete kapılır, dayanmışma ve dayanma güçlerini yitirir, teslim olurlarmış.
Bin yıldır sapasağlam, beraberce yaşayan bu toplumumuza da aynı taktikleri uyguluyorlar sanki. Bizi biz yapan ortak değerlerimize karşı yılanları, çıyanları içimize salıyorlar ki, birbirimizden kopalım, düşman olalım, dayanışmamız kırılsın ve ülkemiz onlara teslim olsun.
Şöyle bir düşünelim:
İçimizde ve medyada öyle alim kılıklı insanlar belirdi ki, şaşıp kalıyoruz.
Kur’an Müslümanlığı diye söze başlayıp, sünneti topyekün yok saymamızı isteyenler türedi. Onlara kalsa sünnetten öğrendiğimiz ibadetlerimizdeki usüller, pratik hayatımızdaki kaide kurallar, dış tehlikelere karşı dayanışmamızın esaslarını belirleyen hükümler artık yok sayılacak ve darmadağın olacağız.
Hele “Ilımlı İslam” diye nitelenen, sulandırılmış ucube bir dine inanacağız. Böylece Ahkam Ayetleri ve Cihad usül ve esasları devre dışı bırakılacak. 
İyi hatırlıyoruz, 1999 yılı idi. Osmanlı’nın 700’ncü kuruluş yıldönümü münasebetiyle bir konuşma yapan o günün Cumhurbaşkanı müteveffa Demirel, Kur’an’da bulunan 230 tane Ayet’in modasının geçtiğini, bunları bir tarafa bırakmamız gerektiğini söyleyebilmişti. O 230 Ayet’in ise Ahkam ve Cihad Ayetleri olduğunu da açıkça ifade etme cüretinde bulunmuştu. 
Yine Merhum Erbakan Hocamız özel toplantılarında belirtirdi:
“Asırlardır bu milleti yenemeyen Haçlı ve Siyonistler çareyi İslam’ı sulandırmada aramaktadırlar. Bunun için içimize çok miktarda sahte “tarikat şeyhi” soktular. Sizler nefis terbiyesi için tabi olacağınız şeyh efendileri çok iyi seçmeli ve gerçek olanlara tabi olmalısınız. Mesela bu Amerika’da bulunan F.G ve İ.E bu türden olup Amerika’nın emrindedirler. İçimizde de aynı emele hizmet etmek için görevlendirilmiş sahte şeyhler vardır. Çok dikkatli olmak mecburiyetindeyiz. En önemli ölçümüz şeyhlik iddiasında bulunanların Ahkam ve Cihad ayetleri konusundaki görüşleridir.” 
Müntesiplerini, müritlerini ahret gününde haşır ve neşir safhalarını sorgusuz, sualsiz bir şekilde atlatarak peygamberleri bile geçerek, drekt cennete sokacakları iddiaları ile etrafına saf insanları toplayanlar bile mevcut.
Bir takım alim kılıklılar da, mezhep farkı kışkırtıcılığı ile meşguldürler. Bunlar İslam dairesinin “Amentü” kuralları ile çizilmesi gerektiği gerçeğini bir taraf bırakmış, ismi Müslüman olan falancaların ve felancaların Siyonist’ten ve Haçlı’dan daha tehlikeli olduklarını yaymakla kendilerini görevli saymaktadırlar. 
Bazıları da siyaseten bu toplumu ortak değerlerinden ayırmak için, “gazını almak” ile görevli olduklarını ayan beyan açıkladıkları halde, yıllar boyu gazı alınmış kesimler tarafından alkışlarla karşılanabilmişlerdir.
Son zamanlarda ortaya çıkan ötekileştirme politikaları daha da ürkütücü sonuçlar vermeye başladı. 
“Falanca ve filanca partiye mensupsan, düşmanın safındasın, filanca kişiyi destekliyorsan bu memlekette yaşama hakkın yok” gibi ithamlar çok feci sonuçlar vermesi muhtemel kamplaştırmalar olarak gözükmektedir.
Daha değişik ayrıştırma usülleri de uygulanmaktadır. Lakin yazının hacmini aşacağından değinemeyeceğiz.
En baştaki, mezkur politikacının cümlesini tekrar yazalım:
“Sokağa çıktığımızda üzerimize yönelen nefretli bakışlar hissediyorum.”
Biz de diyoruz ki, bu toplumu teslime zorlamak için içimize sokulan yılan, çıyan, akrep veya zehirli örümcekler yıllardır tam mesai yapmaktadırlar.
Peki mesafe alabildiler mi?
O meşhur politikacının dediği cümleyi tekrar mı yazalım yani?
Bu İslam yurduna yazık ediliyor.
Bizi biz yapan ortak değerlerimiz bu çıkarılan yangınlardan kurtarılmalıdır.
 
TEFRİKA
 
Dün, İstanbul’da çarpan bir kalb ile
Çarpardı, Asya, Avrupa, Afrika;
Bugün dağıtılmış kabile kabile,
İbret değil midir böylesi tefrika?
 
Ekrem Şama

 

TOP