BİR GECELİK RAHAT UYKU

 
 
Rahat uyumanın yolunu nihayet keşfettim dostlar.
Bilirsiniz, gerek şahsi, gerek ülke ve gerekse dünya meseleleri bazen insanın uykusunu kaçırır. Bazen dediğimize bakmayın, hemen her gece insana kabuslar gördürür, uyutmaz. 
Geçen gece yine kafamı, dolu bir yığın ülke meselesi ile yastığa koydum.
Dön öte, dön beri, uyuyamıyorum.
Şu Amerika’nın ettiğine bakın. Bu kadar silahı düşmanlarımıza verdi, böğrümüze dayattırdı.Ya saldırırsa, ya bu teröristlerin bize saldırmasını isterse. Ya şöyle olursa, ya böyle olursa, uyutmuyor beni.
Gözlerimi kapatsam da nafile.
Yarı uykulu, yarı endişeli bir durumda iken sol kulağımda müthiş bir uğultu duydum. Sonra netleşen metalik bir ses bana şunları söyledi.
-Sen bazı şeyleri bilmiyorsun. Bilemezsin. İktidarda Erbakan Hoca’nın talebeleri var, unuttun mu? Bunlar onun talimatı ile hareket ediyorlar. Ta en başından beri. Erbakan Hoca bu günlerin geleceğini tahmin etmiyor muydu? Oyunu kuran Hoca onlara ne yapacağını da söylemiştir. Sen neden boşuna telaşlanıyorsun? Hem sonra hani Erbakan Hoca bir füzeden söz ediyordu ya. Bilinen metallerden daha hafif, bilinen radar sistemlerinin asla tanıyamadığı bir metalle yapılacak. Bilinen füzelerden bilmem kaç kat daha hızlı, uzun menzilli füze. Havadaki cisimleri vurabilen bir füze. Bunlar onu keşfettiler ve yaptılar. Rahatlıkları ondan. Amerika ile adeta dalga geçiyorlar görmez misin? Bu yeni füzeleri kamufle etmek için Rusya’dan S bilmem kaç füzeleri alıyorlar ki, yeni füzeleri kamufle etsin diye. Korkma yahu, güvenmiyor musun bunlara? Kimse bize saldıramaz, ne Amerika, ne başkası!
Ben de bir rahatlama oldu ki sormayın!
Ama uyumak ne mümkün?
Bu sefer kafayı, yok edilen sanayi tesislerine taktım. Erbakan Hocamızın kurduğu veya onun işaretleri ile kurulan sanayi tesisleri. Her biri özelleştirilen ve yıkılan, üretimden çekilen ve yerlerine de yenileri kurulamayan sanayi tesisleri! Yazık oldu o güzelim tesislere. Yıkacaklarına biraz fon ayırıp da kurtarsalar ve modernize etselerdi keşke…
Aynı ses yine başladı konuşmaya:
-Sen bunlardan mı endişe duyuyorsun da uykunu harap ediyorsun? Söyledim ya sana, bunlar Erbakan Hoca’nın talimatı ile hareket ediyorlar. Senin yıkıldı sandığın fabrikaların hepsi, fazlası da var, başka gizli yerlerde bire bir kuruldu. Çatır çatır üretim yapıyor. Uçaklar, tanklar, helikopterler, füzeler, makinalar daha bilmem bir sürü teknoloji harikası ürünler. Bunların bir kısmı hizmete geçirilmiyor, birden bire piyasa bunun farkına varmasın diye  Bunlar hizmete girince ekonomik dengeler de, ihracaat da, işsizlik de, bölüşümdeki düzensizlikler de dengeye gelecek. Ama bunları açıktan yapmıyorlar ki, hedef haline gelmesin. Rahat uyu, endişeye mahal yok!
Boşuna endişelenmişim, bir rahatlama yaşadım ki sormayın.  
Ama yine de uyuyamadım. 
Bu sefer de başka bir konu beni rahatsız etmeye başladı.
Ülkemin ekonomik durumu, iç ve dış borçlar. Trilyon dolara yaklaşan borçlar. Yeni nesilden her doğan bebeğe şu kadar bin dolar borç. Nasıl ödenecek? Ya ödeyemezsek? Ya zorla tahsil etmeye kalkan olursa!
O ses, yine devreye girdi!
-Ya sen Türkiye’yi tanımıyor musun? Petrol denizi üstünde yüzüyor. Stratejik madenler ve alternatif enerji kaynakları ile dolu bir ülke. Yüzlerce trilyon dolar değerinde rezervlere sahip bir Türkiye. Görüyorsun şimdi bunları kullandırtmıyorlar. Çünkü malum Lozan! Birkaç sene daha sabret. 2023’e ne kaldı şunun şurasında? Lozan bitiyor. Artık bize karışamayacaklar. Bütün bu servetlere ulaşacağımız günler yaklaştı. Ne korkarsın borçtan? Bu senin uykularını kaçıran borçlar devede kulak değil, tüy bile olamaz. Bırak şimdi borçlansınlar. Bugünün kendini süper güç sayan devletleri bu sefer Türkiye’nin kapısında nöbete girecekler, bize biraz borç verin diye. Sen uyu. Uyumana bak.
Rahatlama dediğin böyle olur…
Ama hala uyuyamıyorum.
Bu sefer de İslam Birliği’ne kafayı taktım.
Hala bir adım yok. İslam ülkeleri darmadağınık. Düşmanlarımız mezhep savaşı çıkarmayı başarırsa daha da dağılacaklar. Müslüman ülkeler sömürü altında, göçebelik, fakirlik,açlık ve sefaletle boğuşuyor. Bu iş nereye uzanır, nasıl olur?
Aynı ses bu sefer daha yüksek tonda şöyle bağırdı kulağıma:
-Sen zır cahil misin be adam? Erbakan’ın talebeleri bunlar. Tüm İslam ülkeleri ile alttan alta görüşmeler yürüttüklerini anlayamıyor musun? Her şey hazır. İslam Birliği de, İslam Ortak Savunma Paktı da, İslam Ekonomik İşbirliği Teşkilat da, İslam Birleşmiş Milletler Teşlkilatı da, İslam Kültür Teşkilatı da. İslam ortak para birimine varıncaya kadar… Bunların Cumhurbaşkanlığı sarayında makamları bile hazır. Yalnız, zamanı kolluyorlar. Uygun zaman geldiğinde bir tek düğmeye basılacak, bunların hepsi de hayata geçecek. Bugünkü katliam, tecavüz ve soygunların da sonu gelecek. Sen ne diye uykularını kaçırırsın? Tek kişilik bir sisteme neden geçildiğini hala anlayamadın mı? Bunları harekete geçirmek için uzun uzun prosedürler de takip edilmeyecek. Bir emirle her şey, hemen hayata geçecek. Sen rahat uyumana bak yahu!
Sabah ezanı ile gözlerimi bir açtım ki. Aman Allahım, ne güzel bir gece geçirmişim. Ne derin uyku uyumuşum. Endişe yok, kaygı yok, korku yok, merak yok, dert yok, gam yok.
İşte o zaman bir çok arkadaşımızın nasıl olup da bu kadar duyarsız ve rahat olduklarını keşfettim.
Bir gecelik rahatlama bana bir çok şeyin izahını beraberinde getirdi.
Ama o sol kulağıma gelen ve beni bir geceliğine de olsa uyutan metalik ses gerçek miydi, hayal miydi veya rüya mıydı hatırlayamadım. Şurasını iyi hatırlıyorum. O ses bana, söz gelimi; Türkiye’nin bölünmesinden korkma, böyle bir bölünme Yeni Osmanlı’nın kurulmasına alt yapı hazırlamak için gereklidir, demiş olsaydı ona bile inandırabilirdi.
Akla, mantığa, realiteye ve fizik kanunlarına uymasa da, beni gece boyunca uyutmaya yetti o ses.
 
UÇURUM 
 
Beyin kıvrımlarına döküp kezzap,
Yok edilirse tedbirci düşünce;
Hepimiz çekeriz büyük bir azap,
Akılsızca uçuruma düşünce!
 
Ekrem Şama

 

TOP