Damad Rüstem Paşa

Rüşvetle servet yığdı, halkı yola yola,

Rüşvetçiler dizildi ondan kalan yola…

 

 

HIRVATİSTAN’DAN GETİRİLDİ

 

Rüstem Paşa, 1500 yılında Hırvatistan’ın Skradin kasabasında doğmuştur. Osmanlı topraklarına getirildikten sonra devşirilmiştir.

1539 yılında Kanuni Sultan Süleyman Han döneminde Diyarbakır Valisi olmuştur. 3.Vezirliğe yükselen Rüstem Paşa, aynı yıl Kanuni Sultan Süleyman Han’ın kızı Mihrimah Sultan ile evlenerek saraya damad olmuştur. Düğünü şehzadeler Cihangir ve Bayezid’in sünnet düğünü ile beraber yapılmıştır.

1544'de Hadim Süleyman Paşa'nın azledilmesi üzerine sadrazam olarak atanmıştır. Aslında bu göreve Hüsrev Paşa’nın getirilmesi bekleniyordu ama, Sultan’ın tercihi Rüstem Paşa oldu. Şehzade Mustafa’nın idamı üzerine görevden alınarak yerine Kara Ahmed Paşa sadrazam oldu. Olay 1553 yılında oldu. Zira Şehzade Mustafa asker tarafından çok seviliyordu. İdamı asker içinde dalgalanmalara sebep oldu. Bir isyan çıkması muhtemeldi. Kanuni bunu görerek Rüstem Paşa’yı azletti, sadrazamlıkta bir görev değişikliği yaptı ve askerleri böylece yatıştırdı.

2 yıl sonra ise, bu defa Kara Ahmed Paşa idam edilince yerine yeniden Rüstem Paşa sadrazamlığa getirildi. Bu idam ve görev değişikliğinde Hürrem Sultan ve Mihrimah Sultan’ın parmağı olduğu iddia edilmiştir.

Rüstem Paşa 10 Temmuz 1561 tarihinde sadrazamlık görevinde iken vefat etti.

Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinde baş tertipçi olduğu, daha bir çok gayrı meşru işlerde hep onun parmağı olduğu ifade edilmektedir.

Bıraktığı eserlerinden bazıları şunlardır:

İstanbul'da Rüstem Paşa Camii,

Tekirdağ’da bir cami,

Edirne' de Mimar Sinan'a yaptırdığı, Rüstem Paşa Kervansarayı,

Kütahya'da bir medrese ve bir hamam…

Bunlar günümüze kadar gelmiş olan eserleridir.

Kehlei İkbal (İkbal Biti) Rüstem Paşa olarak da anılmaktadır. Sebebi ise şu olaydır:

Padişah Kanuni Sultan Süleyman Han, kızı Mihrimah Sultan’ı Rüstem Paşa ile evlendirmek istemektedir. Ama kendisinde cüzzam hastalığı olduğu iddiası vardır. Cüzzamlı birisine padişahın kızının verilmesi elbette söz konusu olamaz. Cüzzamlı bir bedende bitin barınamayacağına dair bir inanış vardır. O günün paşaları ise, aylarca hatta yıllarca at sırtında cepheden cepheye koşmak durumunda bulunurlardı. Vücut temizliğinin ve bakımının gereği gibi yapılması imkansızdı. Cephede bulunan asker ve kumandanlarda bit bulunması olağan durumlardan sayılırdı. Padişahın buyruğu ile kendisine hissettirilmeden üzerinde bit olup olmadığı kontrol ettirilir. Üzerinde bit bulunduğu padişaha haber verilir. Böylece Rüstem Paşa’da cüzzam hastalığı bulunduğu iddiasının doğru olmadığı anlaşılır ve Mihrimah Sultan’la evlenmesi mümkün olur.

Bu olayı mısralara döken devrin şairleri şu beyti yazmışlardır:

 

Kehlei İkbal

 

Olucak bir kişinin bahtı kavi talii yar;

Kehlesi dahi mahallinde anın işe yarar…

 

Bugünkü dile çevirirsek:

 

İkbal Biti

 

Olacaksa bir kişinin kaderi güçlü, geleceği parlak,

Onun biti bile gerektiğinde işine yarar…

 

KARUN GİBİ ZENGİN BİR SADRAZAM

 

Kanuni Sultan Süleyman Han döneminde sadrazamlık yaparken, devlet kademesinde rüşveti yaygınlaştıran kişi olduğu kayıtlıdır.  Rüşvet sebebi ile Osmanlı İmparatorluğu'nun içine bozulma tohumlarını atan kişilerden biridir. Hatta ilkidir diye de söyleyenler vardır. Öldüğü zaman padişahın emriyle bıraktığı mal varlığı tek tek hesaplanmış ve rapora bağlanmıştır. Raporun özeti şudur:

815 adet çiftlik,

476 adet su değirmeni,

1.700 adet köle,

1.500 adet gümüş tulga,

1.000 adet gümüş şeşper,

33 adet iri elmas,

1.000 yük külçe gümüş,

2.900 adet at,

1.106 adet deve,

5.000 adet hilat,

1.100 adet altın üsküf,

2.009 yük keçe,

600 takım gümüş eyer,

500 takım altın eyer,

8.000 adet el yazması Kuran,

130 adet murassa Kuran,

5.000 adet el yazması kitap,

2.000 takım zırh,

130 çift altın üzengi,

760 adet kılıç, mücevherlerle süslenmiş,

1.000 adet gümüş mızrak,

780 bin duka altını,

11 milyon ikiyüzbin akçe değerinde nakit para!..

Bu servet toplandığı zaman bugünün parasıyla onlarca milyar dolar eder. Bunun rüşvetle elde edildiği biliniyordu.

Kanuni Sultan Süleyman Han listeyi görünce hayretler içinde kalmıştır. Hemen emrini vermiştir:

-Hemen hepsi hazinemize kaydedilsin!

-Emir ve ferman padişahımızındır!

Böylece paraları devlet hazinesine kaydedilmiştir.

 

NASIL ÖLDÜ?

 

Son anları şöyle anlatılır:

İshal hastalığına yakalandı. Kendine hakimiyeti kayboldu. Yutkunamıyordu, yemek yiyemiyor su içemiyordu. Hizmetçiler, köleler; ellerinde altın şamdanlar, ipek halılar, altın eşyalar olduğu halde, etrafında dönüp duruyorlar ama, derdine derman olamıyor, bir lokmayı boğazından geçirmeye muvaffak olamıyorlardı. Gözlerinin feri sönmüştü. İpek yorgan ve atlas örtüler içinde, altına kaçırdığı için kokudan yanında durmak mümkün olmuyordu. Ikına ıkına, inleye inleye, aç susuz ve necaset içinde son nefesini verdi.

Çoğu gayrı meşru yollardan elde edilmiş bunca para, servet, altın, gümüş, çiftlik, mal mülk bir nefes almasını, bir lokma yemesini ve bir yudum su içmesini sağlayamamıştı. Üstelik bu kadar mal mülk onu rüşvetçi olarak tarihe kaydettirmiştir.

 

RÜŞVET ÜZERİNE

 

Her ne kadar Osmanlıda rüşveti ilk alan olarak Rüstem Paşa anılıyorsa da, kayıtlara bir göz attığımızda az da olsa ondan önce rüşvete rastlamak mümkündür. Ama Rüstem Paşa’dan sonra rüşvet ve sahtekarlıkların yolunun açılmış olduğu ve sıkça rastlanır olduğu da ayrı bir gerçektir. Belki Rüstem Paşa rüşveti açıktan alan, tarifelere bağlayan ve yaygınlaştıran kişidir denilebilir.

Ondan önce de rüşvetin olduğu bilinse bile, yaygın olduğuna dair bir belge bulunmamaktadır.

Önce rüşveti tarif etmek gerekirse, yaptırılmak istenen bir işte, yasa dışı kolaylık veya çabukluk sağlanması için bir kimseye mal veya para olarak sağlanan çıkar, olarak tanımlanır. Halk arasında kolaylık vergisi olarak da adlandırılır.

Osmanlı’da rüşvetin adı ilk defa Orhan Bey zamanında telaffuz edilmiştir. Neşri Tarihi’nin kayıtlarına göre o devirde, Bursa kadısı Çandarlı Kara Halil Paşa’nın rüşvet aldığı söylenir. Bununla ilgili olarak:

“... Padişah hizmetinde olalum deyü çok kişiler kadıya rüşvetler virüb yalvardılar: beni yaz didiler”

Şeklinde söylentilerin olduğu kayıtlıdır.  Ama bu rüşvet midir, söylenti midir kesinlik yoktur.

Yıldırım Bayezit döneminde adalet teşkilatında rüşvet söylentileri çıkarılmıştır. Kaydedildiğine göre o döneme kadar kadılar fahri olarak görev yapmakta, herhangi bir ücret ödenmesi söz konusu olmamaktaydı. Ama bu dönemden sonra kadılara maaş ödenmeye başlandığı, bu maaşın da diğer yetkililere göre fazla bir yekün teşkil ettiği ifadesi mevcuttur.

Kanuni devrine kadar başka rüşvet kaydına rastlanmamış olması, rüşvetin hiç olmaması anlamına gelmez. Ancak rüşvetin çok gizli ve istisnai durumlar olduğu anlaşılabilir. Bu da rüşvetin toplumu bozacak aleniyet ve miktarda olmadığı şeklinde ifade edilebilir. Kanuni devrinde ise Rüstem Paşa ile yaygınlaşmaya başlamış olduğu genel kabul görmüş bir kanaattir. Bu tarihten sonra da rüşvetin yaygınlaştığını, gerileme ve çöküşte de toplumu kemiren bir hastalık halini aldığını tahmin etmek zor değildir.

Rüşvetin kapılarını açıp, açıktan tarifeye bağlayıp, bu yolla büyük servetler edinmiş olduğu kaydedilen Rüstem Paşa’nın son anlarını nasıl bir hal içinde geçirdiğini yukarıda kaydettik. Demek ki dünyalar dolusu bile olsa, mal, mülk ve servet insanı kurtarmaya yetmemektedir. Hele bu servetin haram yollardan kazanılmış olanını düşünürsek ibretlik sahnelerin de yaşanabildiği Rüstem Paşa örneği ile gözlerimizin önüne konulmuştur.

İbret alanlar için!..

 

 

TOP