HİND BİNTİ UTBE BİN REBİA

KİMLİĞİ

Babası azılı müşriklerden Utbe Bin Rebia, annesi Safiyye Binti Ümeyye’dir. Mekke’de doğdu. Kureyş ulularından Abdi Menaf’ın soyundandır.
İslam’a ve Müslümanlara karşı o kadar düşmanca davranmıştır ki, Mekke’nin fethinden önce Peygamberimizin ilan ettiği “Görüldüğü yerde öldürülecekler” listesine dahil edilmiştir.
Düşmanlığı Mekke’nin fethine kadar devam etmiştir.
En büyük suçu ise, Hazreti Hamza’nın şehit edilişindeki rolü ve ciğerlerinin sökülerek ağzına alınması olayıdır.
Zeki, hırslı, gayretli, intikamcı ve kinci olarak tanınan Hind, lider yaratılışlı ve hep başa oynayan bir kadındır.
İlk evlendiği kocası Fakıh Bin Mugire’yi, zayıf karakterli bularak ayrılmıştır.
İkinci evliliğini Ebu Süfyan ile yapmıştır. Ebu Süfyan Bin Harb’in hanımı ve sonraları halife olacak olan, Hazreti Muaviye’nin annesidir.
Ebu Süfyan’ın künyesı Ebu Süfyan Sahr Bin Harb Bin Ümeyye’dir. Bu evlilikten de Muaviye ve Utbe adlı oğulları ile, Cüveyriye ve Ümm Ül Hakem adlı kızları dünyaya geldi.

İSLAMIN İLK YILLARINDA

Hind’in oğlu olan Hazreti Muaviye, çocukluğunda anne ve babasının Hazreti Muhammed tarafından İslam’a davet edildikleri bir sahneyi şöyle anlatıyor:
“-Ebu Süfyan, terkisine Hind’i alarak kıra çıktı. Ben de onların önünde merkebimin üzerinde gidiyordum. O zaman çocuktum. Derken Allah’ın Resulü’nün sesini işittik. Bineğimden indim, O bindi. Biraz önümüzden gitti. Sonra bize döndü.
-Ya Eba Süfyan Bin Harb! Ya Hind Binti Utbe! Allah’a yemin ederim ki, bir gün mutlaka öleceksiniz. Sonra dirileceksiniz. İyilik eden Cennete, kötülük yapan Cehenneme girecek. Ben size hakkı söylüyorum. Siz ilk uyarılanlarsınız!.
Buyurdu.
Sonra Fussulet Suresi 1-11 nci ayetlerini okudu. Hazreti Peygamberimiz merkepten indi. Ben bindim.
Hind, Ebu Süfyan’a döndü ve:
-Bu sihirbaz için mi oğlumu eşekten indirdin?
Diye çıkıştı.
Ebu Süfyan ise:
-Hayır, vallahi O ne bir sihirbaz ne de yalancıdır.
Diye karşılık verdi”…
Söz konusu ayetler şöyledir:
Fussilet Suresi:
1. Ha Mim.
2. (Kur’an) Rahman ve Rahim olan Allah katından indirilmiştir.
3. (Bu,) Bilen bir kavim için, ayetleri Arapça okunarak açıklanmış bir kitaptır.
4. Bu kitap müjdeleyici ve uyarıcıdır. Fakat onların çoğu yüz çevirdi. Artık dinlemezler.
5. Ve dediler ki: Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Bizimle senin aranda bir perde bulunmaktadır. Onun için sen (istediğini) yap, biz de yapmaktayız!
6. De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilahınızın bir tek İlah olduğu vahy olunuyor. Artık O’na yönelin, O’ndan mağfiret dileyin. Ortak koşanların vay haline!
7. Onlar zekatı vermezler; ahireti inkar edenler de onlardır.
8. Şüphesiz iman edip iyi iş yapanlar için tükenmeyen bir mükafat vardır.
9. De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkar edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, Alemlerin Rabbi’dir.
10. O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti.
11. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye; İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de “İsteyerek geldik” dediler.

BEDİR’DE

Müslüman olan kardeşi Ebu Huzeyfe, Bedir savaşında babası Utbe Bin Rebia’yı  karşılıklı çarpışmaya davet etti. Bunu duyan Hind, çok hiddetlendi ve kardeşini bir şiir ile hicvetti.
Bedir savaşının sonucuyla ilgili haber Mekke’ye gelince, müşrikler sanki yıldırım çarpmışa döndüler. Kureyş’li kadınlar Hind binti Utbe’ye gittiler.
Ve O’na:
-Babana (Utbe Bin Rebia), kardeşine (Velid Bin Utbe), amcanın (Şeybe Bin Ebu Süfyan) esir edilmesine ağlamıyor musun?
Dediler.
Hind:
-Muhammed ve ashabı ağladığımı duyarlar da, onlar ve Hazreçlilerin kadınları, bizim başımıza gelene sevinirler diye ağlamıyorum. Öldürülenlerin öcü alınmadıkça üzüntüm gitmez.
Dedi.
Hind, Bedir savaşında babası Utbe Bin Rebia’yı, amcası Şeybe’yi, ve kardeşi Velid’i kaybetmişti. Bu hadiseyle Müslümanlara karşı olan nefreti bir kat daha artan Hind, yakınlarının intikamını alıncaya kadar, “gülmeyeceğine, koku sürünmeyeceğine, eşiyle beraber olmayacağına ve yıkanmayacağına” yemin etti.
Müşrikler Bedir’de 70 ölü ve 70 esir vermişlerdi.
Hind O günden sonra, her fırsatta müşrikleri, Allah Resulü ile savaşa kışkırttı.
Hazreti Zeyneb’in Mekke’den kocasının yanından ayrılıp Medine’ye, babası Resulullah Efendimizin yanına gideceğini haber alan Hind, bu hicrete mani olmak için yanına gitmişti. Aralarında şöyle bir konuşma geçti:
-Ey Muhammed’in kızı! Senin babanın yanına gitmek istediğin bana haber verilmedi mi sanki?
Diye üstü kapalı sordu.
Hazreti Zeyneb:
-Böyle bir şeyi düşünmedim.
Diye cevap verdi.
Hind:
-Ey amcamın kızı! Yapma böyle. Babanın yanına gidinceye kadar yolculuğun sırasında erzaktan maldan neye ihtiyacın varsa, hiç çekinme bana söyle! Yanımda olanlardan temin edeyim!
Dedi.
Hazreti Zeyneb, Hindin samimi olduğuna ve dediklerini yapacağına inanıyordu.
Buna rağmen hazırlık yapmakta olduğunu gizleme gereği duydu.

UHUD’A DOĞRU

Bedir’in intikamı için düzenlenecek olan Uhud savaşı öncesidir.
Müşrik ordusu, Ramazan ayının yirmi beşinde, Hind’in  kocası Ebu Süfyan’ın komutasında büyük bir velvele ile harekete geçmişti.
En fazla şamata yapanlar, Safvan bin Ümeyye’nin teklifi ile sefere katılmış ve ordunun önü sıra yürüyen on beş kadar kadındı. Başlarında Hind Binti Utbe bulunuyordu.
Kadınların savaşa dahil edilmesi fikri, Safvan Bin Ümeyye’ye aitti.
Ellerinde tefleri ile intikam ağıtları söylüyorlardı..
Nevfel bin Muaviye, kadınların savaşa götürülmesi fikrine itiraz etti:
-Kadınlar gelmese olmaz mı ya Eba Süfyan? Bir mağlubiyet olursa akıbetleri ne olur?
Der demez, Bedir savaşında pederi Utbe, amcası Şeybe ve kardeşi Velid katledilmiş olan Ebu Süfyan’ın karısı Hind Binti Utbe, bir dişi kaplan gibi atıldı:
-Sus! Sen ne konuşuyorsun öyle korkak? Karılarınıza, çocuklarınıza kavuşmak için Bedir’i bırakıp kaça kaça geldiğinizi unuttuk mu sandınız?
-Kim, ben mi?
-Sen ve senin gibi, ödlekler.
-İftira ediyorsun!.
-Ne iftirası, bu bir gerçek! Bu defa hele bir kişi kaçmaya yeltensin bakalım…
Öfkesinden ve intikam hırsından burnuyla soluyordu.
Bedirdeki öldürülenlerin intikamı ile yanıp tutuşmakta olan Hind, mızrak atıcılığında eşsiz bir usta olan, Habeşli köle Vahşi bin Harb’in şanını duymuştu. Herkes Vahşi’nin ardından koşarak, kendi intikamını alması karşılığında, O’na çeşitli vaatlerde bulunuyordu.
Mesela efendisi Cübeyr Bin Mut’im, Vahşi Bin Harb’e şu teklifi yapmıştı:
-İnsanlarla beraber sen de savaş. Eğer benim amcam Tuayme Bin Adiyy karşılığında Muhammed’in amcasını öldürebilirsen, sana hürriyetini iade edeceğim.
Hind Binti Utbe de, aynı şekilde Habeşistan’lı köle Vahşi Bin Harb’e :
-Babam, Bedir günü öldürüldü. Eğer, sen şu üç kişiden birini; Muhammed’i veya Hamza Bin Abdulmuttalib’i, yahut da Ali Bin Ebi Talib’i öldürürsen seni azad ederim.
Çünkü, ben, Kureyş kavmi içinde bunlardan başkasını babama denk görmüyorum!
Dedi.
Gerisini Vahşi Bin Harp’ten dinleyelim:
Ben:
-Peygamber’in üzerine varmağa güç yetiremeyeceğimi biliyorum. Çünkü, ashabı O’nu yalnız bırakmaz, kimseye teslim etmezler. Hamza’yı ise, vallahi uyurken bulsam heybetinden uyandırmağa cesaret edemem. Ama Ali’ye gelince, O’nu öldürmek için bir fırsat kollayayım bakayım!..
Dedim.
Müşrik ordusu savaş için ilerlemektedir. Ebva denilen yerde konaklamışlardır. Tefler çalınmakta, şarkılar söylenmekte, su gibi şarap içilmektedir. Hele kadınların şamatası herkesinkini bastırmaktadır.
Hind Binti Utbe ortaya çirkin bir teklif atar:
“İşte burada bir mezar var. Muhammed’i  doğurup başımıza bela eden Amine’nin mezarı. Bu mezarı kazalım, O kadının kemiklerini çıkaralım ve savaş alanına yanımızda götürelim.
Şayet bizden birileri esir düşerse, bu kemikleri Muhammed’e gösterir, onun karşılığında esirlerimizi kurtarırız. Çünkü Muhammed anasının kemiklerine çok değer veriyordur.
Şayet esir düşenimiz olmazsa sonradan bu kemikleri çok para kazanmak için kendisine satarız.”
Çirkin teklif derhal taraftar buldu. Bununla ilgili çeşitli senaryolar üretmeye bile başladılar.
Müşriklerin kumandanı Ebu Süfyan ileri gelenleri toplayarak bu konuyu görüştü.
Varılan karar şuydu:
“Bu konuda bir şey yapılmamalı. Şayet böyle bir kemik göstererek üstünlük kurmak gibi bir olayı biz başlatırsak, bizim düşmanımız bulunan Huzaalılar da bizim büyüklerimizin kemiklerini çıkarır ve bize karşı kullanırlar. O zaman zararlı biz çıkarız..”
Böylece bu kararlarından vazgeçmiş oldular.

UHUD GÜNÜ

Bedir savaşının intikamını almak için yapılan Uhud savaşına, Kureyş’in lideri olan kocası Ebu Süfyan’la birlikte Hind de katıldı. Savaş öncesinde ve savaş esnasında şiirler söyleyerek, tefler çalıyor, sayıları on beş dolayında olan diğer Kureyş’li kadınlarla birlikte, orduyu savaşa teşvik ve tahrik ediyordu. Hind’in gözü dönmüş gibiydi. İntikam ve kan gözünü bürümüştü.
Hind, Kureyş erkeklerinin arkasında duruyor, O’nun yanındaki kadınlar da tefleri çalarak şöyle diyorlardı:
-Biz Tarık’ın kızlarıyız. Babalarımız Süreyya yıldızı gibi izzet ve şerefin en yüceliklerinde parlamaktalar… Yastıklar ve yumuşak şeyler üzerinde yürürüz. Öyle şereflileriz. Gerdanlarımızda inci, saçlarımızda misk vardır. Eğer siz düşmanın üstüne atılır, saldırırsanız sizinle kucaklaşıp sevişiriz. Eğer onlara arka çevirip kaçarsanız, o halde biz de sizden ayrılır ve arkanızı aramayız…
Müslümanlar savaşın başlangıcında büyük bir üstünlük elde ettiler. Düşman safları bozuldu ve müşrikler kaçmaya başladılar.
Başlarında Hind’in bulunduğu kadınlar, darmadağınık oldular ve çığlıklar atarak kayalıklara doğru kaçışıyorlardı.
Ancak müslümanların arka cephesini koruyan dağdaki okçuların, “savaşı kazandık” diye yerlerini terk etmeleri üzerine, harbin talihi değişti. Oysa ne olursa olsun yerlerinde kalmaları için Peygamber Efendimizin kesin emirleri vardı. Bir anlık itaatsizlik ve teslimiyetsizlik Müminlerin saflarında ağır kayıplara ve kargaşaya sebep oldu.
Kayalıklara sığınmış olan kadınlar, tekrar tefler çalarak şarkılar söyleyerek savaş meydanına indiler.
Hind, Vahşi Bin Harb’e şöyle diyordu:
- Ebu Deseme! Sen benim işimi gör, ben de senin işini göreyim (azad edeyim)!..
Vahşi Bin Harb anlatıyor:
-Halk arasında Ali’yi aradım. Derken Ali göründü. Kendisi çok uyanık, girişken, çevik, çekingen ve etrafına çok bakan bir adamdı. Kendi kendime (Benim aradığım, hakkından gelebileceğim hasmım bu olamaz!) dedim.
O sırada Hamza’yı gördüm. Halkı kasıp kavuruyor, kesip biçiyordu. O’nunla ilgili bir fırsat kollamak için bir kayanın arkasına gizlendim.
Bir ara, Siba’ Bin Ümmü Enmar:
-Var mı benimle çarpışacak bir yiğit?
Diyerek meydan okuyordu.
Hamza, O’na:
-Gel yanıma ey kadın sünnetçisi olan kadının oğlu! Allah’a ve Resulü’ne sen misin meydan okuyan?!.
Dedi ve O’nu, göz açtırmadan, bacaklarından vurup yere serdi. Üzerine çöküp koyun boğazlar gibi boğazladıktan sonra süratle bana doğru gelirken, beni gördü. Sel sularının oluşturduğu oyuklara eriştiği sırada, ayağı kayıp yıkılınca mızrağımı, O’na istediğim yerinden vurmak için, fırlatıp attım. Böğründen vurdum. Tam isabet ettirmiştim. Hatta, mızrağımın ucu, mesanesinden dışarı çıktı!
Arkadaşlarından bazıları koşup yanına geldiler. O’na: (Ebu Umare!) diye seslendiklerini işittim. Cevap vermeyince, (Vallahi, adam öldü!) dedim.
Arkadaşları, O’nun öldüğüne kanaat getirerek yanından dağıldılar. Beni göremediler.
Onlar, uzaklaştıktan sonra, Hamza’nın yanına varıp karnını yardım. Ciğerini çıkarıp Hind Binti Utbe’ye götürdüm.
-Babanı, öldüreni öldürürsem, bana ne var?
Dedim.
-Üzerimdeki elbise ve eşyam var!
Dedi.
-İşte, sana, Hamza’nın ciğeri!
Dedim.
Hind, ciğeri alıp ağzında çiğnedi! Yutamayınca, ağzından dışarı attı.
Suyunu mu, yoksa posasını mı atmıştı bilmiyorum.
Üzerindeki elbisesini ve takılarını çıkarıp bana verdi. Sonra da:
-Mekke’ye vardığım zaman, sana, on tane de, dinar (altın) var! Bana, O’nun vurulup düştüğü yeri de, göster!
Dedi.
Gidip gösterdim. Hamza’nın erkeklik uzvunu, burnunu ve kulaklarını kesti. Onlardan, iki bilezik, iki pazuband, iki tane de ayak halhalı yaptı. Bunları takınmış olarak Mekke’ye girdi. Hamza’nın ciğeri de, yanında idi.
Etrafında toplanıp, O’na hayret ve dehşetle bakan diğer müşrike kadınlara da:
-Ne duruyorsunuz? Siz de bulduğunuz diğer müslüman ölülere böyle yapsanıza!..
Diyerek onları da aynı melanete teşvik etti.
Hazreti Hamza’nın ciğerlerini çiğnediğinden dolayı Hind’e; “Akilet Ül Ekbad yani Ciğer Yiyici Kadın”  diye lakap takılmıştır.
Hind Binti Utbe bu sırada, Müslümanlardan Ebu Dücane tarafından neredeyse öldürülecekken kıl payı kurtulmuştu
Olay kısaca şöyledir:
Peygamber Efendimizin savaş esnasında elinde bir kılıç vardı. Müslümanlara şöyle sesleniyordu:
-Bu kılıcın hakkını vermek üzere kim almak ister?
Herkes kılıcı almak için çırpınırken Resulullah onu kimseye vermedi. Ebu Dücane sordu:
-Bu kılıcın hakkı nedir Ya Resulallah!
Peygamberimiz de:
-Sonuna kadar onunla düşmanla çarpışmaktır.
Buyurdu.
Ebu Dücane:
-Ben alırım Ya Resulallah!
Dedi.
Peygamberimiz de kılıcı O’na verdi.
Ebu Dücane kahraman bir kişi idi, kırmızı bir kuşağı da vardı. O kuşakla başını sardığı zaman herkes O’nun nasıl bir savaş yapacağını anlıyordu. Bu kuşağı ile başını bağlayıp kendisine verilen kılıcı aldı. İki saf arasında salına salına yürümeye başladı. Resulullah O’na bakarak buyurdu ki:
-Bu Allah’ın böyle bir yer dışında hoşlanmadığı bir yürüyüş şeklidir.
Ebu Dücane önüne gelen herkesi darmadağın ediyordu. Bu haliyle dağın eteğinde tefler çalan kadınlara kadar vardı. Bunlar arasında bulunan Hind Binti Utbe şiir söyleyerek erkekleri savaşa kışkırtıyordu.
Ebu Dücane bu kadını öldürmek için kılıcını kaldırdıysa da, Resulullah’a ait bir kılıcın bir kadını öldürmek gibi bir küçüklüğe düşmemesi gerektiğini düşündü.
Böylece Hind, Uhud’da öldürülmekten kıl payı kurtulmuş oluyordu.
Müslüman ölülerinin organlarını kesmek için Kureyş kadınları geldiler. Hind Binti Utbe erkeklerin kulaklarından ve burunlarından halhallar ve gerdanlıklar yaptı. Kendi halhal ve gerdanlıklarını Vahşi Bin Harb’e verdi..
Sonra bir kayanın üzerine çıkıp avazı çıktığı kadar bağırdı:
-Biz size Bedir’in karşılığını verdik. Harpten sonra harp deliliktir.
Utbe’ye, kardeşime, amcama ve çocuğuma sabredemedim.
İçimi rahatlattım. Adağımı yerine getirdim. Vahşi, sen benim yüreğime su serptin.
Vahşi! Ömrüm boyunca ve kabrimde kemiklerim çürüyünceye kadar sana teşekkürler…
Müslüman şehitlerin kulak burun ve azalarının kesilmesi konusunda Ebu Süfyan Müslümanlara seslenerek şöyle demişti:
-Bugünkü zaferimiz Bedir’e karşılık olsun! Savaşta zafer bazen bu tarafa bazen de öbür tarafa nasip olur. Size gelince, sizin ölüleriniz arasında kulakları burunları kesilmiş kimseler bulacaksınız. Vallahi bundan hoşnut ta olmadım, kızmadım da. Ne yasakladım, ne emrettim!..
Ve devam etti:
-Gelecek sene bir daha karşılaşalım! Bedir’de kozlarımızı paylaşalım. Biz orada olacağız!
Ölülerin azalarını kesme konusunda Peygamber efendimiz tepki göstermişti. Şöyle ki:
Savaştan sonra vadinin bir tarafında, karnı deşilmiş, organları kesilmiş, ciğerleri çıkarılmış bir şekilde Hazreti Hamza’nın naşı bulundu. Peygamberimiz bunu görünce buyurdular ki:
-Eğer Safiye (Hazreti Hamza’nın kız kardeşi) üzülmeyecek, ya da benden sonra sünnet haline getirilmeyeceğini bilsem, Hamza’yı bu şekilde bırakır ve vahşi hayvanların karnına, yahut kuşların kursağına yem olmasını isterdim. Yemin ederim, Allah Kureyş’e karşı bana zafer nasip edecek olursa, onlardan otuz kişinin burun ve kulaklarını keseceğim!
Safiye, Abdulmuttalib’in kızı, Hazreti Hamza’nın kız kardeşi idi.
Müslümanlar da “Araplardan hiçbir kimsenin şimdiye kadar yapmadığı bir şekilde kulak ve burun gibi organları keseceklerine.” yemin ettiler.
Bunun üzerine şu Ayeti Kerime Nazil oldu:
Nahl suresi:
126- Eğer size bir kötülük yapılmışsa, siz de size yapılan kötülüğün benzerini aynı şekilde yapınız.
Daha sonra Peygamberimiz müsle yapılması (Ölülerin organlarının kesilmesi) ndan vazgeçti.
Hazreti Safiye ise, daha sonra Hazreti Hamza’nın cesedinin yanına gelerek O’nun ruhu için Allah’a dua etti.
Muaviye Bin Mugire isimli müşrik, Hazreti Hamza’nın burnunu kesmiş ve başkalarıyla da başka organlarını beraber kesmişti. Bir gün yolunu şaşırarak Medine‘ye gelmiş, sabah olunca da Hazreti Osman Bin Affan’ın evine gelmişti. Hazreti Osman Muaviye Bin Mugire’yi görünce:
-Beni de helak ettin, kendini de helak ettin!
Dedi.
Muaviye:
-Sen akrabalık yönünden onlara daha yakınsın. Beni himayene alırsın diye yanına geldim.
Dedi.
Hazreti Osman O’nu evinin içine aldı ve Resulullah Efendimize gitti. Maksadı O’na şefaatte bulunmasını istemekti. Tam o sırada Resulullah Efendimiz şöyle buyuruyordu:
-Muaviye Bin Mugire şu an Medine’dedir. O’nu arayıp bulunuz.
Eshap da Muaviye’yi gidip Hazreti Osman’ın evinden çıkardılar. Yaka paça tutup Peygamberimizin yanına kadar getirdiler.
Bunun üzerine Hazreti Osman:
-Seni hak ile gönderene yemin olsun! Ben sadece O’na eman istemek üzere yanınıza gelmiştim. Ya Resulallah! O’nu bana bağışla!
Dedi.
Bunun üzerine Peygamberimiz O’nu Hazreti Osman’a bağışladı. Şu şartla ki, üç gün içinde Medine’yi terk etmesini tembih etti. Üç günden sonra Medine’de görülecek olursa O’nu öldürteceğine dair yemin etti.
Bunun üzerine Hazreti Osman O’na:
-Hazırlıklarını tamamlayıp buradan git!
Dedi.
Resulalluh  Efendimiz Müşrikleri takip için Hamra Ül Esed denilen yere vardı. Şöyle buyurdu:
-Muaviye Bin Mugire henüz yakın bir yerdedir. Gidip O’nu arayınız!
Bunun üzerine Zeyd Bin Harise ve Ammar Bin Yasir peşine düştüler. Biraz ilerde Hama denilen yerde O’na yetişip öldürdüler.

MEKKE’NİN FETHİNDE

Hind Bint Utbe, Mekke’nin fethi gününe kadar devamlı Resulullah ve İslam’a karşı savaş halindeydi…
Mekke’nin fethinde, önce Medine’ye, daha sonra da yoldaki Müslüman ordusuna Kureyş’in elçisi olarak giden Hind’in kocası Ebu Süfyan, Müslüman olarak Mekke’ye dönüyor ve devesinin üzerinde kendisini bekleyen halka yüksek sesle:
-Kim, Ebu Süfyan’ın evine girer sığınırsa, ona eman verilmiştir. Kim, kapısını üzerine kapatır ve elinden silahını bırakırsa, ona da eman verilmiştir! Kim Kabe’nin örtüsü altına girerse onlara da eman verilmiştir!..
Diyordu.
Ebu Süfyan’ın evi, Mekke’nin yukarı semtinde, bulunuyordu.  
Ebu Süfyan, Mekke’ye varıp evine girmek istediği zaman, karısı Hind Binti Utbe: 
-Arkanda ne haber var? Allah, seni, iyilikten ırak etsin! Sen, ne kötü bir elçi oldun!
Diyerek O’na hakaret etti.
Ebu Süfyan Mescidi Haram’a vardı:
-Ey Kureyş topluluğu! İşte, Muhammed! Karşısında dayanamayacağınız kadar büyük bir kuvvetle yanı başınıza gelmiş bulunuyor! Ey Kureyş topluluğu! Ey Galip Hanedanı! Müslüman olunuz da, selamete eriniz!
Yüce Allah, sizi, onlardan, Abbas sayesinde korudu!
Yazıklar olsun size! Siz, bu tutum ve davranışınızla, kendi kendinizi aldatmayınız!
O, sizin karşı koyamayacağınız, dayanamayacağınız bir ordu ile başucunuza gelmiş bulunuyor.
Ben, sizin görmediklerinizi ve hiç göremeyeceklerinizi gördüm. Sayısız erler, atlar ve silahlar gördüm ki onlara hiç bir kimsenin gücü yeter değildir.
Diyerek avazının çıktığı kadar bağırmağa başladı.
Kureyş müşrikleri, O’na:
-Sus! Kavmine, senin gibi kötü elçilik yapanı, Allah, iyilikten uzaklaştırsın!
Dediler.
Hind Binti Utbe, kocası Ebu Süfyan’ın yanına varıp sakal ve bıyığından, tutarak:
-Ey Galip Hanedanı! Şu kocamış hayırsız adamı, şu kara alçağı, şu elçinizi, öldürünüz!
Çünkü, O, dininden dönmüştür! Kavminin ne kötü bir gözeticisidir!
Allah, Kureyşliler’in senin gibi elçisini hayırdan uzaklaştırsın!
Ey Galip Hanedanı! O’nu, öldürmeyecek misiniz? Kendinizden ve yurdunuzdan def etmeyecek misiniz O’nu?
Diyerek bağırdı.
Ebu Süfyan, Hind’e:
-Sus! Sakalımı da bırak! Varlığım, Kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki; sen ya Müslüman olursun, ya da senin boynun vurulur! Hemen evine gir!
Dedi.
Bunun üzerine, Hind, Ebu Süfyan’ın saklını bıraktı ve evine girdi.
Mekke’ye girerken, yakalandığında öldürülmesine dair Peygamberimizin emri olan Hind binti Utbe, evinin penceresinden manzarayı ürpererek seyrediyordu. İslam ordusunun haşmeti, heybeti, Resulullah Efendimizin engin şefkati ve müsamahası, müslümanların İlahi huzurdaki duruşları, edeb, nezaket ve hürmetleri, Hind’in gönlünde İslam nurunun parlamasına vesile oldu.
Daha önce gördüğü rüyasını hatırladı. Güneşin yakıcı ateşi altında kaldığını, gölge yakınında olmasına rağmen gitmeye gücünün yetmediğini, sonra Resulullah’ın uzaktan görünüp yaklaştığını kendisini kurtardığını hatırladı.
Resulullah Mekke halkını toplamış onlara soruyordu:
-Benim size ne yapacağımı zannediyorsunuz? Ne dersiniz?
Dedi.
Onlar :
-Hayır. Biz senden hayır umarız!.. Sen Kerim bir kardeş, Kerim bir kardeşin oğlusun. Sen takdir edilen birisin.
Dediler.
Resulüllah Efendimiz:
-Ben de kardeşim Yusuf Aleyhisselam’ın söylediği gibi söylüyorum:
“Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir!..” (Yusuf Suresi:92) Gidiniz siz serbestsiniz!..
Buyurdu.

DONMUŞ KALPLER ISINIYOR

Hind Bint Utbe, Resulullah’ın, kendisine işkence edip yurdundan çıkaranları, O’nunla savaşanları affettiği gibi, kendisini de affedeceğini ummaya başladı.
Kocası Ebu Süfyan’a:
-Ben Muhammed’e beyat etmek istiyorum!
Dedi.
Karısının bu sözüne şaşıran Ebu Süfyan, O’nun sadakatini anlamak için:
-Ama sen İslam’ı inkar ediyordun!
Dedi.
Hind de kocasına:
-Evet! Vallahi öyle idim. Ancak şimdi, ben şuna kesinlikle inanıyorum ki, bu geceden önce Kabe’de Allah’a hakkıyla kulluk edilmemiştir. Yemin ederim ki, müslümanlar bütün geceyi namaz kılarak, ayakta, rükuda ve secdede geçirdiler.
Dedi.
Hanımının kesin kararlı olduğunu gören Ebu Süfyan:
-Öyle ise akrabalarından birisini yanına alarak git!
Dedi.
Ertesi gün Hind, Resulullah’ın nerede olduğunu sordu. Safa Tepesinde beyat aldığını öğrenince derhal kardeşi Ebu Huzeyfe’yi yanına alarak gitti. Ebu Huzeyfe  İslam’ın ilk yıllarında müslüman olmuştu. Hatta Bedir savaşında müşrik ordusunda bulunan babasına karşı meydan okuduğu için Hind O’nu bu hareketinden dolayı kınayan bir şiir söylemişti.
Şimdi ise O’nu kendisine destek olarak Resulullah’a götürüyordu.
Hind Binti Utbe, Kureyş’in önde gelen hanımlarından da bir grup oluşturdu. Tanınmaması için kendisini bir örtü ile gizledi. Zira öldürülmesinden korkuyordu. Bu ruh hali içerisinde Safa Tepesi’ne gitti. Hanımların içerisine katıldı.
Bu hanım topluluğunda şunlar bulunuyordu:
Ebu Süfyan Bin Harb’in karısı Hind Binti Utbe, İkrime Bin Ebi Cehil’in karısı Ümmü Hakim Binti Haris Bin Hişam, Safvan Bin Ümeyye’nin karısı Begüm Binti Muazzel, Fahite Binti Velid Bin Mugire, Hind Rayta Binti Münebbih Bin Haccac ve daha bazı Kureyş kadınları…
Hep beraber gelerek on kişilik bir gurup halinde beyat etmek üzere Peygamberimizin yanına geldiler.
Peygamberimizin yanında zevcesiyle kızı Hazreti Fatıma ve Abdulmuttaliboğulları kadınlarından bazıları da bulunuyordu.
Hind ise tanınacağından, tanınırsa, öldürüleceğinden korkuyor, Peygamberimizden uzakça duruyor, kendisini, tanıtmamağa çalışıyordu.
Hind:
-Ya Resulallah! El tutuşup  sana beyat edelim mi?
Diye sordu.
Peygamberimiz:
-Ben, kadınlarla el tutuşmam! Benim, yüz kadına birden hitab etmem, her bir kadına ayrı ayrı hitab etmem gibidir!
Buyurdu.
Peygamberimiz, kadınlarla, ancak, sözle beyat yapardı.
Peygamberimiz, yanında bulunan Hazreti Ömer’e:
-Söyle bu kadınlara, Allah’a hiç bir şeyi eş ve ortak tutmamak üzere Resulullah’a beyat edecekler!
Buyurdu.
Hind’in yanındaki Kureyş kadınları, sustular, konuşmaktan kaçındılar.
Hind:
-Vallahi, kadın, erkek bizler putlara tapıp duruyorduk. Senin, erkeklerden almadığını gördüğümüz bir taahhüdü; sen, bizden alıyorsun!?. Erkeklerden istemediğin bir taahhüdü, kadınlardan ne diye istiyorsun? Her ne ise, biz söylememizi istediğin şeyi de söyleyeceğiz! Ben, iyice anlamışımdır ki, Allah ile birlikte başka mabudlar da bulunmuş olaydı, başımıza gelenlerden bizi korurdu!
Dedi.
Peygamberimiz, Hind’e baktı ve Hazreti Ömer’e :
-Söyle onlara; hırsızlık da etmeyecekler!
Buyurdu.
Hind:
-Ya Resulallah! Ebu Süfyan, pinti ve cimri bir adamdır. Vallahi ben, O’nun haberi olmadan, malından bir şeyler çalıyordum. Bu, benim için helal midir, değil midir bilmiyorum? Ebu Süfyan ne bana, ne de oğluma yeteri kadar bir şey vermiyor!
Dedi.
Peygamberimiz:
-O’nun malından, kendine ve oğluna yetecek kadar bir şey alabilirsin!
Buyurdu.
Resulullah’ın yanında bulunan Ebu Süfyan atıldı :
-Senin geçmişteki çaldığın, geçti gitti. Gelecekte alacağın da sana helal olsun!
Dedi.
Peygamberimiz, güldü Hind’i yanına çağırdı:
-Demek sen, Hind Binti Utbe’sin?
Diye sordu.
Hind:
-Evet! Allah’a şükürler olsun ki, kendisi için seçip beğendiği dinini üstün kılmıştır. Ey Muhammed! Muhakkak ki bana rahmetin dokunacaktır. Ben, şimdi Allah’a inanmış bir kadınım!
Dedi.
Yüzünden, peçesini açtı:
-Allah, geçmişleri bağışlar. Sen, benim geçmişlerimi bağışla ki; Allah da seni bağışlasın!
Dedi.
Peygamberimiz, Hind’e:
-Hoş geldin! Müslümanlığın hayırlı olsun!
Buyurdu.
Hind:
-Vallahi, ya Resulallah! Dün, yeryüzünde senin çadırın kadar, zillete ve hakarete uğramasını özlediğim bir çadır halkı yoktu! Bu gün, sabaha çıkınca, yeryüzünde senin şu çadırındakiler kadar izzet ve şerefe ermesini özlediğim bir çadır halkı yoktur!
Dedi.
Peygamberimiz:
-Bu hal, sende daha da çok olsa gerektir!
Buyurdu.
Hind Binti Utbe de:
-Senin çadırın ve içindekiler kadar kin duyduğum ve Allah’ın yağmalatmasını arzuladığım bir çadır yoktu! Fakat, vallahi şimdi, bana senin çadırın ve içindekiler kadar, sevdiğim ve Allah’ın mamur ve mübarek kılmasını özlediğim bir çadır yoktur!
Dedi.
Peygamber Efendimiz:
-Öyledir. Vallahi, ben, kendisine çocuklarından, ana ve babalarından daha sevgili olmadıkça, hiç biriniz gerçekten iman etmiş olmazsınız!
Buyurdu.
Resulullah Efendimiz devamla:
-Ölülere ağıt yakmaktan, ağlarken yüz göz tırmalamak, üst baş yırtmak, saç baş yolmak, ah vah diyerek bağırıp çağırmaktan sakının!
Dedi.
Efendimiz yine Hazreti Ömer’e dönerek:
-Söyle onlara; zina etmeyecekler!
Diye beyat almaya devam etti.
Hind:
-Ya Resulallah! Hür bir kadın, zina eder mi hiç?…
Dedi.
Efendimiz de:
-Hayır! Vallahi hür bir kadın zina edemez!..
Diye teyit etti.
Yine Hazreti Ömer’e:
-Söyle onlara; çocuklarını da öldürmeyecekler!..
Buyurdu.
Hind:
-Küçük iken onları biz büyüttük, yetiştirdik. Siz öldürdünüz. Bedir’de öldürmedik genç bıraktınız mı ki, onları öldürelim?
Dedi.
Hind’in Hanzala adındaki oğlu Bedir Savaşında müşrik olarak öldürülmüştü.
Efendimiz tebessüm edip geçti.
Hazreti Ömer ise buna çok güldü.
Efendimiz Hazreti Ömer’e:
-Söyle onlara; elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurup getirmeyecekler! Emrettiğim iyilikleri yapma konusunda bana karşı gelmeyecekler!
Buyurdu.
Hind:
-Vallahi, iftira çok kötü, çirkin bir iştir. Biz senin huzuruna isyan etmek niyetiyle gelmedik.
Dedi.
Kadınlar Efendimize, her emrine itaat etmek üzere beyat ettiler.
Peygamberimiz de onlara Kuranı Kerim okudu.
Hazreti Ömer, erkeklerin beyatında olduğu gibi, Peygamberimizin buyruklarını kadınlara tebliğ edip ulaştırarak onların da beyatlarını aldı.
Şerefli, muhterem, akıllı ve görüş sahibi olan Kureyşli ve Haşimilere mensup Hind Binti Utbe, müslüman olmuştu.. Kocası Ebu Süfyan, Resulüllah Efendimiz Mekke’ye girmeden hemen önce müslüman olmuştu. Böylece onları nikahları üzere bıraktı.
Hind Binti Utbe, dünyaya sanki yeni doğuyordu. Bir başka insan olmuştu adeta. Resulullah Efendimizin her sözüyle içindeki cahiliye kalıntıları sökülüp atılıyordu. O’nun engin müsamahası, muhabbeti, şefkat ve merhameti karşısında bütün düşmanlıklar, kin, nefret, gazab, haset ve intikam hisleri eriyip gitmişti. Peygamber Efendimize olan hayranlığını içine sığdıramıyordu.
Bu coşkun sevgisini şöyle dile getirirdi:
-Anam babam sana feda olsun Ya Resulallah! Ne kadar müstesna bir insansın! Bizi ne büyük hedeflere, ne güzel şeylere çağırıyorsun!
O, bunu sadece diliyle söylemiyordu. Bütün varlığıyla, bütün zerreleriyle söylemeye gayret ediyor ve:
-Ya Resulallah! Yeryüzünde senin itaatine girmeyen tek kişinin kalmasını istemiyorum! Gönlümün derinliklerinden gelerek söylüyorum ki; herkes sana tabi olsun. Beni bundan daha çok sevindirecek hiçbir şey yoktur.
Diyerek teslimiyetini ve aşkını arzediyordu. Hind bir kuş hafifliğinde arkadaşları Ümmi Hakim Binti Haris, Begum Binti Muazzel, Fahite Binti Muğire v.s. ile birlikte evine döndü.

YEPYENİ BİR HİND

Bu şekilde biat tamamlandıktan sonra Hind, kuş gibi hafiflemişti. Korkuyla geldiği Resulullah’ın yanından gönül huzuru içinde ve yeni doğmuş bir insan gibi ayrılıyordu. O ana kadar yeryüzünde en çok kızdığı ve yok olup gitmesi için dua ettiği Allah’ın Resulü ve ailesi gitmiş; yerine dünyada en mesut insanlar olması için dualar ettiği, Resulullah ve ailesi gelmişti. O sevinçle, evine döner dönmez iki oğlak kesip kızarttı ve cariyesiyle Allah’ın Resulü Efendimize gönderdi.
“Daha fazla göndermek istediği halde, hayvanlarının hasta ve az olması” özrünü de Peygamber Efendimize ulaştırmasını, cariyesine sıkı sıkı tembih etti.
Cariyesi, bu durumu Peygamber Efendimize söylediğinde, Yüce Peygamberimiz, Hind’in hayvanları için dua etti. Bu dua bereketiyle Hind’in hayvanları kısa süre içinde öyle arttı ki, sayıları bilinmez oldu.
Bu hali gören Hind:
-Bu Resulullah’ın bereketidir! Bizi, İslam’la şereflendiren Allah’a hamd olsun!
Derdi.
Hind İslam’ın sonsuz saadetine kavuşmuştu. Müslüman bir hanımefendi olarak evini köşe bucak kontrolden geçirdi. İlk iş olarak, yıllardır boş yere mücadele verdikleri putlarını kırmaya başladı. Onları parçalarken öfkesini:
-Biz yıllarca size nasıl da aldanmışız. Siz taş ve odunsunuz. Bize ne faydanız, ne de zararınız dokunabilir. Nasıl da anlayamamışız!
Diyerek göstermeye çalıştı. İslam’ın sonsuz rahmeti içine girmenin sevinciyle gönlünü temizlediği gibi, evini de putlardan temizlemeye koyuldu.
Peygamber Efendimizin vefatından sonra da Hind, o eski yiğitlik ve coşkunluğunu İslam için kullanmaya devam etti.
Yermük Gazası çok şiddetli ve kanlı geçen bir harpti. Bu savaşa kocası Ebu Süfyan ile birlikte katılan Hind, savaş boyunca söylemiş olduğu şiirlerle orduyu savaşa teşvik etmiştir. Ordu dağılma emareleri göstermesine rağmen savaş meydanından uzaklaşmamış, aksine düşmanın üzerine üzerine giderek askerleri teşvik etmiştir. O’nun bu kahramanlık ve gözüpekliğini gören diğer kadınlar ve askerler de toplanmış, yeni taarruzlarla ordu nihayet zafer kazanmıştır.
Daha sonraları Hind’in Ebu Süfyan’dan boşandığı rivayet edilmiştir.
Ticaret yapmak gayesiyle Beytül Mal’den 4000 dirhem borç almış, fakat yaptığı ticaretten zarar etmiştir.
Hind, Hazreti Ömer’in hilafeti zamanında, Şam Valisi olan oğlu Muaviye’nin yanına gitmiş, oğluna; yakınlarına iltimas geçip gereğinden fazla yardım etmemesini nasihat etmiştir.
O’na:
-Halife, adaleti gözeten bir insandır; böyle davranırsan seni görevinden azledebilir!
Demiştir.
Velhasıl huysuz, gaddar, zalim, insan ciğeri dişleyen, lakin, zeki, coşkulu, cesur bir kadın olan Hind; hidayetin nuruyla, İslam’la şereflendikten sonra, şahsiyet değiştirmiş, gönlü iman dolu, fedakar, cesur, ince ruhlu, vakarlı bir anne olmuştur.
Bu güzide sahabe hanım, Hicret’in 13. yılında, Hazreti Ebu Bekir’in babası Ebu Kuhafe ile aynı günde vefat etmiştir.
Resulullah Efendimize selat ve selam olsun. Sahabelerinden ve onları takip edip, iman ile dünyadan göçen tüm müminlerden de Allah razı olsun.

TOP