Şu bilgileri paylaşmam gerekiyor:
 
***Bu kitap çok az sayıda ve hatıra baskısı olarak çıkıyor.
***Dağıtıma verip birilerini ürkütmemek şartları ileri sürülüp ancak bastırabildik.
***Kitabımızın dağıtımı ile bizzat ilgilenmek zorundayız, yardımcımız yok.
***5 adetten az siparişlere çok meşguliyet sebebiyle ne yazık ki zaman ayıramayacağız.
***Kitap imza standlarımızda ve programlarımızda imzalatıp temin etmek mümkün.
***İstekler Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. mail adresimizden, facebook ve twitter özel mesajlar bölümünden iletilebilir.
***Bedeli 20 TL olarak belirlendi. Özelden hesap numarası verilecek.
 
Havaleyi müteakip kargo ücreti bizden olmak üzere gönderilebilir.
ÖZEL DURUMLARIMIZ DOLAYISIYLA BİZİ ANLAYIŞLA KARŞILAYACAĞINIZDAN EMİNİZ. SELAM VE SEVGİLER.
 
 

 

MUHTELİF

 

SEVDA HASTALIĞI

 

Bulaşması; kaş-göz,

Gelişmesi; yaş-göz,

Tedavisi; baş-göz.

 

17.01.2006

 

 

 

 

ŞAİRE DAİR

 

Dam üstünde saksağan değil, şiir,

Sözcükler eksik ve fazla değildir.

Meramını mısralar söyler bir bir,

Şairin bir davası olmak gerek.

 

Çakalların hep çekindiği bir kurt,

Zehirlenenlere bir kaşık yoğurt.

Sazında da hep bulunacak akort,

Şairin bir davası olmak gerek.

 

Sepeti hep dolu olmalı pamuk,

Büyükle büyük, çocukla da çocuk,

Tavrında bulunamaz bir yamukluk,

Şairin bir davası olmak gerek.

 

Boş uğraşmaz kelebekle böcekle,

Planları ilgilidir gelecekle.

Derdini topluma sunar çiçekle,

Şairin bir davası olmak gerek.

 

Kelimeleri bozup etmez tahrif,

Alimden bir adım öndedir; arif.

Bazen gözü yaşlanır hafif hafif.

Şairin bir davası olmak gerek.

 

11.02.2005

 

 

KAR TANECİKLERİ

 

Atom, su molekülü mikroskobik altıgen, 

Kimyası belli, iki hidrojen bir oksijen.

Bedi' sıfatının bir tecellisi görülür,

Dünyada yaratılmış başka örneği yokken.

 

Kar tanecikleri, çok küçük, beyaz, romantik,

Kar tanecikleri, hep simetrik ve estetik.

Hiçbiri diğerinin aynısı da değilmiş,

On üzeri milyarca çeşitli kar... İbretlik.

 

Aşağıya düşerken yerlere paralellik,

Harikadır ışığı yansıtıcı özellik.

Fiziğin kuralları da izah edememiş,

Üstünde çalışıyor, yeni kuantum fizik.

 

Birisi diğeriyle asla birleşmeyerek,

Gökten titreyip yavaş yavaş inerler tek tek.

Ledün ilmi erbabı olan biri anlattı;

Her kar  taneciğini taşırmış ayrı melek.

 

Anlayamıyor aciz kalıyor insan aklı,

Her metreküpü üçyüzellimilyon yapraklı.

Minnacık ve saydam, çok özel altıgen kristal,

İlahi ihtişam kar taneciğinde saklı.

 

17.02.2005

 

 

ESKİYEN AYLAR

 

Bugünkü takvimimiz miladi.

Bunları bana babam söyledi,

Bundan beşyüzseksendört yılı çık,

Rumi seneyi bulursun dedi.

 

Onüç gün geç gelirdi o aylar,

Kullandık Cumhuriyet'e kadar.

Avrupa’ya uymak için yaptık,

Devrimlerin içinde bu da var.

 

Ocak ayının adı "Zemheri",

Beyaz karlar örtmüştür heryeri.

İneği danayı korumak var,

Ayaz soğuktan yanar ciğeri.

 

Şubat ayının ismi "Gücük"tü,

Arkadaşlarından küçücüktü.

Annem bana yün yorgan örterken,

Son sözü kocaman öpücüktü.

 

Bu Mart, o zaman da yine "Mart"tı.

Sert rüzgarlar dalları koparttı.

Kazma kürek yaktıracak soğuk,

Biraz odun bulundurmak şarttı.

 

Nisan'ın adı o zaman "Abrul",

Yeni yılın ilk yeşili marul.

Aylardır güneşe hasretti ya,

Soluğu sokakta alır her kul.

 

Yeni doğan taylar koşar tırıs,

Kaplumbağa yola çıkmış tıs tıs.

Yeni isim bulamamışlar ki,

"Mayıs" ayı yine olmuş Mayıs.

 

Say bundan sonrasını artık yaz,

Yayla varken köyde oturulmaz.

Bahçedeki ağaç kıpkırmızı

O meyve de, Haziran da  "Kiraz".

 

Temmuz ayına derlerdi "Orak",

Yarılmaya başlar çorak toprak.

Ekin biçilir, harman yapılır,

Çalışıp, terleyip, yorularak.

 

Ağustos, "Ağustos"tu o zaman,

Şehirlerde duramaz her insan.

Mesire yerleri tıklım tıklım,

Koşuyor sepetlerini kapan.

 

Baharda yazda ömür sürdünüz,

Eylül de geldi, yani "Evvelgüz".

Yeşil tabiata dikkat edin,

Sararmış yapraklar görürsünüz…

 

"Ortagüz" denilen aydı, Ekim,

Tam da güzün ortası nitekim.

Mısır da, patates de ambara,

Kışı çıkarmalı bu birikim.

 

"Songüz" dü, Kasım ayının adı,

Son yeşillikler de hep sarardı.

Kıştan haberci, yağmura gebe,

Gökyüzünü siyah bulut sardı.

 

Aralık'ın ismiydi "Karakış",

Başlar artık çok şiddetli bir kış.

Oniki ayı tamam yazmış ya!

Yok mu Ekrem Şama'ya bir alkış?

 

03.03.2005

 

 

BEŞ DAKİKALIK MISRALAR

 

Arkadaşım hızlısın diye etti iltifat,

Hayır, çok yavaşım dedim iltifata inat.

Beş dakikamı harcıyorum her bir mısrada,

Bilmezsin evrende neler olur o sırada?

Bir kaplumbağa koşarak giderken beş metre,

Suyu yüz metreye akıtır küçük bir dere.

Dünyamız yapar yüzkırkbin metrelik bir dönüş

Dokuzmilyon metre değişir güneşi görüş.

Samanyolu bizim galaksimiz; hatırlayın,

Galaksi merkezine göre "sanal bir yay"ın,

Üstünde yüzbin kilometre kayar noktamız.

Şimdi söyleyeceğimse meçhul bir rotamız;

Uzak tek merkeze göre döner her galaksi,

İkiyüzaltmışbin metre, hızın saniyesi.

Beş dakikada ne kadar gittik varın bakın,

Bilgisayar gerek, parmak saymayı bırakın.

Işık nere gider beş dakikada hesap yap 

Doksanmilyon kilometre; akıl düşer bitap.

Işık hızına erişecek olsa bir insan,

Bilinen madde kalıbından çıkarmış, o an.

Zamanlar da ters işlermiş nasıl, bilinir mi?

Aklım karışıyor, hiç doğmadan ölünür mü?

Hacim de, ağırlık da olmazmış, bu ne demek?

O zaman akla geliyor; şeytan, cin ve melek.

Bu üçbeş gerçek, hikmet denizinden bir çakıl.

Normal sayılır mı Allah'a varmayan akıl.?

Gördün, bir mısra şiir, beş dakikalık israf.

Evrendeki hızlar?.. Benim hızım?..  İnsaf, insaf!

 

04.03.2005

 

 

AKILLI ÇÖZÜM

 

Dedi ki; akılla her şeyi çözeriz,

Dedim ki; işte bu akla ait bir kriz.

 

11.03.2005

 

 

TOPRAĞA BAKIYORUM

 

Ağaçlar, bitkiler, kara toprak,

Renk renk çiçek, çeşit çeşit yaprak,

Başım ellerimin arasında,

Düşün de düşün, beynim çıkacak.

 

Alt tarafı kara toprak ve su,

İyi düşünmek gerek doğrusu,

Bütün bu meyveler ve sebzeler

Hepsi de bu toprağın yavrusu.

 

Lahanada dönüşür besine,

Su olur meyve içerisine,

Hep aynı toprakla beslenenler,

Benzemez birisi birisine.

 

Mısırın yaprağı uzun uzun,

Tadı farklı, kabakla karpuzun,

Bitkiler değişik, topraklar bir,

Aynı mineralin aynı tuzun.

 

Sünbülle lalenin rengi bir mi?

Menekşe görmezden gelinir mi? 

Farklı renklerin sebebi nedir?

Toprak farkı denilebilir mi?

 

Tohumları genleri farklıysa,

İlim bu izahın kılıfıysa,

Madem alimler böyle söylüyor.

Genler bizi doyursun sıkıysa. 

 

Toprağımız diyoruz vatana?

Toprak anamız, döneriz ona,

Görmeyi bilene toprak ibret, 

Gözlerini açıp bir baksana!

 

10.04.2005

 

 

ANAHTAR DELİĞİ

 

Keşif bekliyor evrenin milyar sırrı, 

Merakımız komşunun mahrem sınırı. 

Açıkken, etik kural, İlahi buyruk; 

Anahtar deliğinin önü hep kuyruk.

 

30.05.2005

 

 

KARINCA VE KOLONİ

 

Akılların kantarınca, 

İbretliktir her karınca.

Koloni için çalışır, 

Hakk'ın emri uyarınca.

 

30.05.2005

 

 

 

Türkiye, İran, Mısır, Malezya, Pakistan, Bangladeş, Nijerya, Endonezya Devletleri arasında 1997 yılında imzalanmış olan D-8 (Kalkınmakta olan sekiz ülke) anlaşmasını konu alan ve Temmuz-2005 tarihinde bu anlaşmanın taraflarınca düzenlenmiş olan şiir ve makale  yarışmasında ödül kazanmıştır.

 

 

YENİ BİR DÜNYA İÇİN  D - 8

 

 

Hep merak edilir, nedir acep sekizler? 

Kısa yazıyorum, ama anlayın sizler.

 

Ben hayran olmaktan kendimi alamadım, 

'Yeni bir dünya' ya doğru atılmış adım. 

 

Böyle bir birliğin getirisi çok büyük, 

Bu büyük birliğe bizler ettik öncülük. 

 

Kural tanımayan sanayileşmiş güçler, 

Potansiyel gücü anladılar bu sefer. 

 

İlişkiler gözden geçirilecekti yeniden, 

Gelişmiş yediler, irkildiler aniden. 

 

Türkiye'miz önder, İran, Mısır, Malezya, 

Pakistan, Bangladeş, Nijerya, Endonezya. 

 

Kalkınmakta olan, sekizyüzmilyon nüfus, 

Büyük potansiyel, tam dostça bir konsensus. 

 

Birliğin mimarı tanırlar Erbakan'ı, 

Güçlü Hükumet'in Muhterem Başbakan'ı. 

 

Hiçbir ülke değil, sömürüye müstehak, 

Birliğin temeli kabul edilmişti: Hak. 

 

Bu birliğin altı esası var hak için, 

Hakları güçlere karşı korumak için. 

 

Esas gaye barış olmalı kavga değil, 

Barışa ermeli her millet mütekamil. 

 

Diyalogla çözüm, her sorun için tek tek, 

Menfaatlere de çok dikkat edilerek.

 

Sömürü emeli her devirde demode, 

İş birliği esas olmalı ilişkide. 

 

Kabul edilemez hiçbir ezme gayesi, 

Adalet olacak birliğin sermayesi. 

 

Kim kimden üstünmüş, olabilir mi böyle? 

Her karar alınır, eşitlik ilkesiyle. 

 

Zulme uğrayamaz, fertlerden hiç birisi, 

Hakim kılınmalı her yerde demokrasi. 

 

Artık kuvvet değil, hak tutulmalı üstün, 

Kuvvetli yıkmadan, dünyamızı büsbütün. 

 

Diğer ülkelerle, ticaret gelişmeli, 

İç ticaretimiz, olacak çok verimli. 

 

Temel sanayide, iş bölümü olacak, 

Yerli yapılacak, araba, gemi, uçak.

 

Sınırlanmayacak böyle güzel bir birlik, 

Genişleyebilir, ama sekiz şimdilik.

 

Dünya örgütleri ve İslam ülkeleri, 

İlişkiye açık birliğin ilkeleri. 

 

Doğal kaynakları, petrolü, hammaddesi, 

Sekizlerde boldur, zenginliklerin hepsi. 

 

Barış hakim olup, unutulacak savaş, 

Kaynaklar servete dönüşür yavaş yavaş.

 

Sekiz ülke ile oluştu bu omurga, 

Dünyaya vuruldu hilal şeklinde damga. 

 

Altyapı hazırdır, artık yürütmek ister, 

Şimdi lazım olan dirayetli bir lider. 

 

17.06.2005 

 

 

 

 

 

 

 

 

ACI ŞARKILAR

 

Buluşamadım yaz ile,

Dualar ettim saz ile,

Duyulmayan avaz ile,

Ne acı şarkılar çıktı.

 

Acı işledi özüme,

Ağıtlar düştü sözüme,

Yumruk vururken dizime,

Ne acı şarkılar çıktı.

 

Gözyaşı oldu notası,

Gönlümde gizli datası,

Hüzün doludur ötesi,

Ne acı şarkılar çıktı.

 

Fısıldadı seher yeli,

Makamı kuşların dili,

Tutuştu sazların teli,

Ne acı şarkılar çıktı.

 

Benimki ibretlik olay

Kalbimi parçalamış fay

Elimde keman ile yay,

Ne acı şarkılar çıktı.

 

Belim bükük hilal gibi,

Ağlarım hep Bilal gibi,

Oldum Yunus Abdal gibi,

Ne acı şarkılar çıktı.

 

28.08.2005

 

 

BİR DAMLACIK GÖZYAŞI

 

Minicik bir damla görülür doğrusu

Bazen vicdanların, kumanda tablosu,

Bazen tatsız tuzsuz aşın acı sosu,

Nice meçhuller var, gözyaşında saklı.

 

Damlayı gökkubbe kadar büyütürsek

Atomlar proton  nötron ve çekirdek

Gezegene benzer her birisi tek tek,

Nice evrenler var gözyaşında saklı.

 

Mazlumun gözünden dökülür ah ile,

Hak alınacak bir damla silah ile,

Hesabın gerisi, Rabbim Allah ile,

Nice cehennem var, gözyaşında saklı.

 

Secde duruşunda bekler iki büklüm,

Allah'a yaklaşmış, hazları kötürüm,

İnci taneleri damlıyordu gördüm,

Nice cennetler var gözyaşında saklı.

 

 

26.10.2005

 

 

HER LİDERİN, İZİ DERİN

 

(Her insan topluluğunu liderleri ile birlikte çağırırız. 

Ayet:17/71)

 

Bize yutturmayın hiç bunu,

Bunlar köhnemiş çöl kanunu,

Kuranmış, hadismiş geçiniz,

Herkes kendi çizer yolunu!

 

Bunları söyleyen bir lider,

Birileri peşinden gider,

Beraberce haşrolacaklar,

Müjde, Yüce Allah böyle der!

 

Ahkam ayeti diyorsunuz,

Sayıları ikiyüzotuz.

Bunların modası geçmiştir,

Kalana imanımız sonsuz.

 

Bunları söyleyen bir lider,

Birileri peşinden gider,

Beraberce haşrolacaklar,

Müjde, Yüce Allah böyle der!

 

Çağımız, küresel evrensel,

Yurt satarız, alırız bedel,

Bakın cami, kilise, havra,

Budur ideal olan model.

 

Bunları söyleyen bir lider,

Birileri peşinden gider,

Beraberce haşrolacaklar,

Müjde, Yüce Allah böyle der!

 

Amerika'dır en büyük şef,

Avrupa'yla birleşmek hedef,

Emirlerini yapmalıyız,

Artık demode şan ve şeref!

 

Bunları söyleyen bir lider,

Birileri peşinden gider,

Beraberce haşrolacaklar,

Müjde, Yüce Allah böyle der!

 

Ayet hadis olsun arabın,

Yasağı olur mu şarabın?

Suyun kaynağından sana ne?

Altına tut da dolsun kabın.

 

Bunları söyleyen bir lider,

Birileri peşinden gider,

Beraberce haşrolacaklar,

Müjde, Yüce Allah böyle der!

 

Allah'tan başka var mı umut?

Helalı al, haramı unut,

İşte silinmez işaretler,

Aklını kullan, o yolu tut.

 

Bunları söyleyen bir lider,

Birileri peşinden gider,

Beraberce haşrolacaklar,

Müjde, Yüce Allah böyle der!

 

12.11.2005

 

 

NİKOTİN Mİ GİYOTİN Mİ?

 

Gelecek ay dünya olacak mekanım,

Oksijensizlikten, daralıyor canım,

Anneme bağlıyım, hiç hoş değil kanım,

Uzak dur annemden, lütfen ey sigara!

 

Küçük bir bebeğim, günüm hep yatakta,

Odamda her zaman sigara yanmakta,

Nefesim daraldı, bir şey var gırtlakta,

Burda içilmesin, bir daha sigara.

 

Onsekizindeyim, on iki gün sonra,

Dumanı üflerim, savura savura,

Farkedileceğim, böyle ara sıra

Seninle tanışmak güzelmiş sigara?

 

Yaş yirmibeş oldu, etrafım toz pembe,

İki paketim var, Pazar ve Perşembe,

Büyüdüm ben artık, zannetmeyin bebe

Zararlısın belli, hoşsun be sigara! 

 

Yaş otuzbeş yolun yarısı demişler,

İçerek anladım zararları neler,

Bugün karar verdim, kesindir bu sefer.

Bırak beni artık, yettin be sigara!

 

Yaşım daha kırkbeş, büküldü şu belim,

Kokudan rahatsız, evde kızım oğlum,

Genç yaşta kırıldı, bütün elim kolum.

Eşime mahçubum, ey lanet sigara!

 

Rahmetli çok iyi bir insandı ama,

O sararmış hali yer etti kafama.

Gırtlaklardan el çek, insanları boğma,

Bir nefes alalım, boğulduk sigara!

 

14.11.2005

 

 

 

EDEP ÜÇ HARF

 

Üç organla ifade edilirdi edep,

Elif, dal, be, harfiyle kaydedilirdi hep,

Elif "eller"imize delalet ederken,

Dal "dil"in sembolüydü, sözümüzü derken,

Be harfiyle "bel", yani alet-i zürriyet.

Edep de; ele dile bele hakimiyet.

 

03.12.2005

 

 

YIRTIN HUKUK KİTAPLARINIZI

 

Hayvan hakkından haberi olmayanlar, duyun!

İnsanlar! İnsanlık adına bunu okuyun!

Savaş hukukunu bilmeyenler beri bakın!

Okuyun bunu da, ahkam kesmeyi bırakın:

Önde Peygamber, Mekke'yi fethe gidiyordu,

Çölün evvelce görmediği en büyük ordu.

Bir köpek oturuyordu ordunun yolunda,

Yavruları emiyordu, sağında solunda.

Askerleri durdurdu,  o anda öbek öbek,

Ürkmesinler diye küçük yavrularla köpek.

Cuayl'a emretti: "Sen git şu köpeği koru!

Askerlerimi de yönlendir, kenara doğru.

Beslenmek haklarıdır, bunlar küçük yavrudur,

Son askerim geçene kadar görevin budur!"

Medeniyim diyenler! Çağdaşlar! Hukukçular!

Bırakın hayvanları, insan hakları mı var?

Askeri harekatlarda, doğranır bebekler,

Bombalarla yakılır tüm insanlar, böcekler.

Ey sen, dinime irtica diyen sözde aydın!

Keşke Peygamberi bir kerecik okuyaydın.

Savaş hukuku dinlemeyen ey medeniyet,

Sizinki kadar vahşet görmedi insaniyet!

Yırtın hukuk kitaplarını gelin bu tarafa!

Siz de yapın ne yapmışsa Muhammed Mustafa! (SAV)

 

22.12.2005

 

 

GÖZÜMÜN NURU KORGAN

 

Korgan’a gidelim, elimden tutun,

Üstüne çıkalım beyaz bulutun,

Kol açın neşeye, derdi unutun,

Gözlerime nursun sen yeşil Korgan!

 

Dere tepe dolu yemyeşil fındık,

Orman gülü ile sarı boyandık,

Bunca yıl gurbete nasıl dayandık?

Bunca yıl Korgan'a nasıl da yandık?

 

Renk yeşil su soğuk, hava hep serin,

Tepeler yalçındır, dereler derin.

Gel gidelim seyran etsin gözlerin.

Gözlerime nursun sen yeşil Korgan!

 

Dere tepe dolu yemyeşil fındık,

Orman gülü ile sarı boyandık,

Bunca yıl gurbete nasıl dayandık?

Bunca yıl Korgan'a  nasıl da yandık?

 

Mümkün değil böyle yaylaya doymak,

Sofraya buyurun, işte bal kaymak,

Çeşit çeşit çiçek, kolay mı saymak,

Gözlerime nursun sen yeşil Korgan

 

Dere tepe dolu yemyeşil fındık,

Orman gülü ile sarı boyandık,

Bunca yıl gurbete nasıl dayandık?

Bunca yıl Korgan'a  nasıl da yandık?

 

23.12.2005

 

 

BÖYLE KANUN MU OLUR?

 

İktisatçılar diyor ki;

Kaynaklar kıttır, ihtiyaçlar sınırsız.

 

İlahiyatçı diyor ki;

Kalbiniz boşsa, siz öyle sanırsınız.

 

En doğrusu da şudur ki;

Sonsuz nimetler, biz insanoğluna has,

Sınırsız olan, insandaki ihtiras.

 

15.01.2006

 

 

 

ZULÜM MAKİNESİ

 

Mahalleli dehşet içindedir o an, 

Kudurmuş bir köpek, bağını koparsa.

Zulüm makinesi oluverir insan 

Allah’ı unutup, taguta taparsa.

 

18.01.2006

 

 

TAHTA SANDIK

 

Uzay mekiğinde de yapsa kaptanlık,

En son bineğidir tahtadan bir sandık.

 

26.01.2006

 

 

 

MUSİBETSİZ UYANMAK

 

Şimdi mevsim karakış, dondurma bizi Rabb'ım,

Havalar buz, dağlar buz, yollar buz, bakışlar buz.

 

Yurtlar işgal altında, mukaddesler yerlebir,

Kuzuların içine dalmış yabani domuz.

 

Dinime saldırı var, Resül alay konusu,

İnananlar uykuda, cılız tepkiler tuz-buz.

 

Kuranın hep taptaze, yollarımız aydınlık,

Levhanın yönü belli; gidersek kurtuluruz.

 

Derler ki bir musibet, bin nasihatten yeğdir,

Musibetsiz uyanmak... Yegane umudumuz.

 

05.02.2006

 

 

 

 

 

 

BIR TADIMLIK

 

Sonucunda boş yere yanma,

Dünya hayatı bir atımlık.

Geçici heveslere kanma,

Dünya zevkleri bir tadımlık.

En son durak çok uzak sanma,

İşte mezarlık... Bir adımlık.

 

20.02.2006

 

 

 

İNSAN TANIMAK

 

Doktorlara başvurup sordum;

Kan ve idrar tahlili, rontgen.

 

Adli tabibe gittim sordum;

DNA raporu saç ve gen.

 

Kabzımalın birine sordum;

Koklamak gerekir dibinden.

 

Bir polis merkezine sordum;

Parmak iziyle sicilinden.

 

Mafya babalarına sordum;

Git be, kaşınıyor musun sen?

 

Aşık olmuş birine sordum;

Kaş göz, boy pos, tatlı dil ve ben.

 

Öğretmenlere gidip sordum;

Kaç tane soru bildiğinden.

 

Kavmiyetçi birine sordum,

Dil, din, ırk, rengine göre ten.

 

Peygamberlere dönüp sordum;

Komşu, yol ve ticaretinden.

 

İmam herkes için soracak;

"İyi insandı, şahidim ben!"

 

03.03.2006

 

 

ZALİM-MEZALİM

 

Evlada verirsen hergün haram dilim,

Neslinden mutlaka birgün zalim gelir.

Alkış alıyorsa hergün halktan zalim,

Topluma mutlaka bir mezalim gelir.

 

15.04.2006

 

 

SON DÖNEMEÇ

 

Son dönemece girerken yaşam,

Çeker hep beni, kendine doğru.

Mevsim kara kış, zamansa akşam,

Çeker hep beni, kendine doğru.

 

Tenim buruşuk, alnım kırışık,

Ayağım aksak, aklım karışık,

Batı yönünde solgun bir ışık,

Çeker hep beni, kendine doğru.

 

Sam yeli yakmış, kuru fidelik,

Artık filiz de vermez üstelik,

Zamanda şimdi, bir kara delik,

Çeker hep beni, kendine doğru.

 

Soldu boynumda, ömür takısı,

Sağ yandan gelen çiçek kokusu,

Sol yandan vuran “nar”ın yakısı,

Çeker hep beni, kendine doğru.

 

Kim kanar artık sahte altına?

Yükselmek varken Rabb'ın katına,

Dönüp de baktım yerin altına,

Çeker hep beni, kendine doğru.

 

29.04.2006

 

 

KENDİMİ ARARIM

 

Atım rüzgarlarla atbaşı o zaman,

Fas'ta ektiğimi, Nis'te yaptım harman,

Şimdi düşlemeye bile yoktur derman,

Resmimi ararım, zaman girdabında.

 

Eserler götürür beni ustalara,

Günüm gıpta ile geçer atalara,

Namım altın harfle geçmiş kıtalara,

İsmimi ararım zaman girdabında.

 

Angaryaların hazır kıta tertibiyim,

Kime sorsam dünde şöhret sahibiyim,

Aynaya bakınca, sanki yok gibiyim,

Cismimi ararım zaman girdabında.

 

Oyar temelleri, durmaz sallar damı,

Kendi nefsimde mi, başka kullarda mı?

Yoksa öğretilen şu masallarda mı?

Hasmımı ararım zaman girdabında.

 

05.05.2006

 

 

 

ÖTELERİN SIRRI

 

Bir atom ile bir büyük tepsi,

Dünyamız ile bizim galaksi,

Aynı modelde yaratılmıştır,

Evrendeki varlıkların hepsi.

 

Atom... Galaksiler... Ötesi sır.

Sistem çalışıyor tıkır tıkır.

Daha öteleri düşünmek mi?

İnsan aklında da var bir sınır.

 

Atomlardan gezegenlere dek,

Elektronlar, nötronlar, çekirdek.

Keşifler, icatlar gösterdi ki,

Eserler muazzam, mimarı tek.

 

07.05.2006

 

 

HİKMET YAĞMURU

 

 

Maddenin değişimi, oksijen, hidrojen.

Kafam karışıyor, anlayamıyorum ben, 

Bana izah edin, yağmur nasıl oluyor? 

Düşündükçe, düşüncem karışıyor hepten. 

 

Milyarlarca ton su göğe çıkıyor, nasıl? 

Uzay boşluğuna niçin olmuyor vasıl? 

Yer çekimi, ay çekimi, soğuk havalar.

Hepsi tamam da, yapanı anlatın asıl. 

 

Zamanı gelenler yere düşüyor, tak tak.

Şunun zamanlamasına ibret için bak, 

Tam da berekete gebe kaldığı anda, 

Yağmur suyuna kavuşuyor kuru toprak. 

 

Şu buharların hepsi de acep su mudur? 

Bu bulutların aslı su kurusu mudur? 

Su, güneş, bulut, soğuk hava, yerçekimi, 

Acep yağmur dediğin sadece bu mudur? 

 

Gökteki bulutlar kaç milyar ton su eder? 

Hep birden yağmur olsa, akıllara keder. 

Denizlerin seviyesi hiç değişmiyor, 

Bu kadar su nerden gelir, nereye gider? 

 

Yağmurun taneleri aynı, küçük küçük, 

Hep beraberce iniyorlar bölük bölük, 

Milyarlarca damla birleşerek düşseydi 

Her taraf harabe olurdu, yıkık dökük. 

 

Bulut ani soğusaydı dolu olurdu, 

İlmi açıklama tam yerine oturdu, 

Elli-altmış kiloluk dolular yağsaydı, 

İnsanlar nereye kaçar da kurtulurdu? 

 

Kış mevsiminde de kar olarak düşüyor, 

Dağlar taşlar hep beyazlara dönüşüyor, 

Kar taneleri hep de altıgen olurmuş, 

Düşündükçe beden değil akıl üşüyor. 

 

Farzet ki anlayabildim, dolu ne, kar ne? 

Toprağının üstündekiler hep hazine. 

Yağmur olmasaydı ne fiyat verirlerdi. 

Varlığına güvendiğin şu arazine. 

 

Eğrice otursak da doğru konuşalım, 

İlmi izahları anlayalım, aşalım, 

Hikmetlerini gözümüzle görüyorken, 

“Allah’ın rahmeti” isminde buluşalım. 

 

 

11.04.2005

 

 

DOSTLUK

 

Ekin ekmek,

Bir kez yemek.

Dostluk ekmek,

Bitmez yemek.

 

01.09.2006

 

 

 

EVLENMEDEN OLMAZ

 

Ermiş bir kul, başını kaşıdı bir süre.

Gördüğü olay için daldı  tefekküre,

"Ey Allah'ım Sahib-i Hikmet sensin ama,

Bir olay var ki asla sığmıyor aklıma;

Biz kulların şahidiz, her gün de görürüz;

Falanca kulun elli yıldır gece gündüz,

Eli duada, gözü yaşlı, boncuk boncuk.

Tek dileği var senden; erkek bir çocuk.

Duasını bir türlü etmiyorsun kabul,

Acep neden, ne hata işlemiştir bu kul?"

Gösterildi duanın kayıtlı defteri;

Gerçekten dua etmiş elli yıldan beri.

Mülahazat sütunu ve iri bir yazı;

"Kesin makbul değildir duanın bu tarzı.

Görevler yapılıp da dua etmek gerek,

Kul evlat istiyorsa önce evlenecek."

 

05.09.2006

 

 

KORGAN

 

Denizden yukarı bin badal,

Zirveye çıktın, orada kal,

Şifayı devşir çuval çuval.

 

Bulutlar üstünde bir mekan,

Gönlümün içindesin Korgan.

 

Yaylalarda koyun sürüsü,

Ormanlarda çiçek sarısı,

Bize çalışır bal arısı.

 

Bulutlar üstünde bir mekan,

Gönlümün içindesin Korgan.

 

Dağ çileği her yer kırmızı,

Bu yeşillik gönül hırsızı,

Öne geçirin hızınızı.

 

Bulutlar üstünde bir mekan,

Gönlümün içindesin Korgan.

 

Haydi gidelim döne döne,

Hayat içelim kana kana,

Kapı açalım Hak’tan yana.

 

Bulutlar üstünde bir mekan,

Gönlümün içindesin Korgan.

 

27.11.2006

 

 

 

ESKİ TOPRAK

 

Saçları ak, yüzü solgun, çorak,

Ne varsa onda var, eski toprak.

Ektiğini biçer orak orak,

Ne varsa onda var, eski toprak.

 

Onun çağı altın harfli çağdı

Yağmur günü gökten sevgi sağdı,

Çöllerde hep bulut oldu yağdı

Ne varsa onda var, eski toprak.

 

Gönül hazinesi kantar kantar,

Tartmaya kalkmayın tartmaz kantar.

Odunluk ağaçtan biblo yontar,

Ne varsa onda var, eski toprak.

 

Sesi çatal, kısık, eli titrek,  

Kaç duvardan geçmiş hep delerek,

Yaşayan tecrübe, görmek gerek,

Ne varsa onda var, eski toprak.

 

Hep arkasını görür duvarın,

Farkını bilir insanla davarın,

Bildiğini satsın gidin yalvarın;

Ne varsa onda var, eski toprak.

 

02.08.2007

 

 

ÖĞRETMENİN ŞİİRİ

 

Her taş olabilir çok güzel bir heykel,

Sen iyi bir yontu ustası bul da gel.

 

08.11.2007

 

 

 

FAY ÇATLAMASI

 

Onyedi Ağustos, muazzam bir olay;

O gece çatladı altımızdaki fay.

 

Herkes uykudayken, yer altı faaldi,

Okunu fırlattı, enerjiden bir yay.

 

Binaları yuttu, topraklar denizler,

İnsanlar toprağa düştü, alay alay.

 

Elimizden aldı, sevdiklerimizi,

Acımızdan başka, kalmadı bir dikey.

 

Gözler kanla doldu, dillerde hep ağıt,

Acı dinmedi, geçti bunca yıl ve ay.

 

Deniz, çalınanı geri aldı bizden,

Yatağına döndü ters akıtılan çay:

 

Hepimiz uzmanı olduk depremlerin;

“Fay çatlaması”...İfade ne de kolay!

 

Sonuçtan sebebe doğru bakmak gerek,

Göçtü, cami, kışla, gecekondu, saray.

 

Kural tanımayan insan, isyan, inkar.

Sözüm uzamasın, gerisini sen say!

 

Dikine dikine gitmek maharet mi?

Kurallar konmuşsa ufka doğru yatay.

 

Uzaklara bakma, tedbir kendindedir,

Toplumun kesiti sayılır, her birey.

 

Allah’a kul olmak, kurallara uymak,

Dahası da vardır, ama hepsi detay.

 

Gözünü beynini çevir bak tarihe,

Sanmayasın deprem yeni olan bir şey!

 

Ölenler Rahmeti Rahman’a kavuştu, 

Bizden dua, niyaz, bir de hüzünlü ney!

 

Felaketler tekrar yaşanmaz, bilelim;

İbretler şehrine uzatılırsa ray!

 

Takdir Allah’tansa tedbir de bizdendir,

Kadercilik ise görüşün, vay ki vay! 

 

Öyle veya böyle, her canlı ölecek,

Sadece Allah’tır, Baki kalacak Hayy!

 

12.08.2008

 

 

 

TEPELER VE İNSANLAR

 

Bazı tepeler uzaktan çok alçak sanılır;

Yaklaşınca görünür, ne kadar yüksek imiş.

Bazı insanlar uzaktan çok yüksek sanılır;

Yaklaşınca görünür, ne kadar alçak imiş!

 

01.09.2008

 

 

EVREN VE ÇEVREN

 

Yücedir insanın evrendeki payesi,

Çevreyi korumak, insanlığın gayesi. 

 

Senden sorarlar ey insan, bil ki çevreni!

Korursan çevreni, hakedersin evreni.

 

Ormanları yaktın, yıktın,  yerle bir ettin;

Kavrulmuş bir dünya mıdır, yoksa niyetin?

 

Dereler kir taşır ırmağa, gece gündüz,

Denizi atıklar kapladı, sanki dümdüz.

 

Kat kat gökdelenler diktin çürük betondan,

Depremde gel kurtul atlayıp da katından!

 

Sebze meyve yamru yumru büyür hormondan,

İnsanoğlu, memnun musun bu durumundan!

 

Petrolü çıkardın hep boşaldı kovuklar,

Göçmeye başlarsa neler olur, oyuklar?

 

Yerlerin altı da kurudu üstü gibi,

Kendi kuyusunu kazar sanki sahibi. 

 

Atom denemesi için oydun çölleri,

Arzı sarsa sarsa, kuruttun hep gölleri.

 

Genleri bozarak, ucubeler ürettin,

Organik kaybuldu, sahte gıda türettin.

 

Bak, domuz gribi, kuş gribi, zehirli kene,

Hep mahkum olursun, hastalığa dikene.

 

Esti, yağdı, aktı her gün her an erozyon,

Demirlerde değil beyinlerde korozyon.

 

Tsunami dalgası bile, vız gelir sana,

Bu çevrenin sana cevabı anlasana.

 

Durmadan eriyor koca koca buzullar,

Çevre katliamı yapar nice reziller.

 

Bilin ki gaz değil, insanoğludur delen.

Yırtık atmosfer denince illettir gelen.

 

Bir yarıştır gider, uydu üstüne uydu,

İnsan bu, uzayı çöplük yerine koydu.

 

Arada sırada nice tokatlar gördün,

Depremi rüzgarı hep tesadüfe yordun. 

 

Evren insanlığın, emanet sermayesi,

Sermayeyi yakmak mı, insanın gayesi?

 

Evrene kasdetmiş nice şeytan fikirli,

Çevren kirli, evren kirli, insanlar kirli.

 

At gözlüğünü at, ey insan bak arkana,

Torunların bir gün, yapışacak yakana!

 

 

10.08.2009

 

 

DAMLA DAMLA YAĞMUR

 

Toprağım kurumuş, çöle dönmüşüm,

Kurumuş kum olmuş hep dağım taşım,

Yollarım yıkılmış, umudum uzak;

Semtime uğramaz, eşim yoldaşım.

 

Sen ki çiçeğe can veren yağmursun,

Bırak da damlalar gönlüme vursun!.

 

Sevgiyi tanımam, aşkı unuttum,

Sevda niyetine  hep hüzün tuttum,

Yağmur yüklü olan uğramadı hiç;

Izdırap yağdırdı benim bulutum.

 

Sen ki çiçeğe can veren yağmursun,

Bırak da damlalar gönlüme vursun!

 

İşte yine mevsim yağmur günleri,

Rahmet döndürecek bahtımı geri,

Allah’ım dilerse çiçek açar kum,

Şu düşen damlalar, rahmet eseri.

 

Sen ki çiçeğe can veren yağmursun,

Bırak da damlalar gönlüme vursun!

 

04.11.2009

 

 

ÜMİDİM VAR YARINA 

 

Sermayem yoksa bile, ümidim var yarına,

Ümitle gedik açtım, zorların duvarına,

Artık meydan okurum, karakışın karına;

Ümidim var yarına, zorluklar güle güle. 

 

Yollarım aydınlandı, dinleyince dinimi,

Ümit şelalesinde temizledim kinimi,

Nurdan bir fener gibi, aydınlattı önümü:

Ümidim var yarına, yürürüm bile bile. 

 

Ormanlar canavarla dolu, karanlık tenha,

Veda ettim korkuya, sığınıp da Allah’a,

Yalvardım döndürmesin  ormanlara bir daha;

Ümidim var yarına, sarılırım bu dala.

 

Korku tünellerinden geçtim geldim azimle,

Ümit şarkılarını, çalarım hep sazımla,

Siz, karamsar olanlar, uğraşmayın bizimle;

Ümidim var yarına, işte en sağlam kale.

 

Yıllarımı çaldılar, korkular bir zamanlar,

Korkulara esirdi yığın yığın insanlar,

Çıkış yolunu buldu, aklını kullananlar,

Ümidim var yarına, yıkılmadım ben hala.

 

Bin yıldır nizam verdim örnek oldum aleme,

Bin yıldır yazdım çizdim, kıymet verdim kaleme,

Ümit servettir, miras bıraktım sülaleme,

Ümidim var yarına, çözülür her mesele.

 

Sorunlarım çok büyük, çözeceğim sırayla,

Karamsar olmadım ki, işim yoktur karayla,

Ümit Allah vergisi ne pulla ne parayla;

Ümidim var yarına, çözümler gelsin dile.

 

Ümitle veda ettim artık korku çağına,

Sığınağımdır ümit, beni kor kucağına,

İncir ağacı diktim, korkunun ocağına;

Ümidim var yarına müjdeler esen yele.

 

Ümit kesmeyin diyen Kur’an, bizlere  rehber,

Korku ümit arası diyor bakın Peygamber,

Ümitsizler silindi tarihten birer birer;

Ümidim var yarına,  azimle girdim yola.

 

Ümidim var yarına, ne güneşler doğacak,

Ümidim var yarına , ülkeme nur yağacak,

Ümidim var yarına, yükselir gene sancak;

Ümidim var yarına, yürürüm istikbale!

 

14.11.2009

 

 

DERLER Kİ;

 

Tek sermayesi rüya olan kişi,

Uykusu olmasa da erken yatar.

 

Turşu ustası mutfağa girerse,

Yaptığı her yemeğe sirke katar.

 

Hülyası tüccarlıksa bir fakirin,

Bütün gün hayal alır hayal satar.

 

Beyninde bataklık varsa birinin,

Taş döşeli yolda çamura batar.

 

Sudan para kazanıyorsa sütçü,

Kendi pişmiş aşına da su katar.

 

Uzun dilli eşe düşmüşse kişi,

Allah’ım o kulunu sen kurtar.

 

Ağız açık dinlerseniz avcıyı,

Her seferinde daha büyük atar.

 

Kendi işini kendin yapmaya bak,

El anlamaz parmak ucuyla tutar.

 

Sürü emanet etme soyguncuya,

Deveyi tutup havutuyla yutar.

 

Varını yoğunu paylaş yoksulla,

Ömrün bereketi arttıkça artar.

 

Giderken yola attığın dikenler,

Dönüşte senin ayağına batar.

 

Çürük tahtaya sürsen de cilayı,

Sanma ki ömrüne ömür katar.

 

Ömründe hep keser kullanmış kişi, 

Daima kendine kendine yontar.

 

Vampirin yanında varsa bir kantar,

Mutlaka kan alıp satar, kan tartar.

 

29.05.2010

 

 

GARİBİM!

 

Dün insanlık nasıl yüce bir değerdi,

Hak hukuk bilirdi halkımın her ferdi,

İffetimize kanser mikrobu girdi,

Nasıl da gözden düşürdüler garibim?

 

Dalavera üstüne kurulmuş düzen,

Madalyayı alıyor garibi ezen,

Sen gibi dürüstler de çıkarmış bazen:

Bakıp bakıp ta şaşırdılar garibim!

 

Dalkavuklar zalim kapısında kuyruk,

Neden ters baktın diye attılar yumruk,

Bak şu yüzüne gözüne çizik sıyrık;

Her bir yerini şişirdiler garibim!

 

Arpalık olarak gördüler her şeyi,

Makama gelince döndüler köşeyi,

Yemeyene dediler, bu bir enayi;

Biz vergi verdik aşırdılar garibim!

 

Yalan dolanla yer değişti fazilet,

Ödüle layık görüldü her rezalet,

Hep sahtekar üretti kısır siyaset;

Lider olarak geçirdiler garibim!

 

Haram yoldan kazanmak nimet sayıldı,

Bazısı öksürse keramet sayıldı,

Deliler saçmaladı hikmet sayıldı;

Keçileri de kaçırdılar garibim!

 

Helal rızık yetmez, isterler daha çok,

Nasihat etmeye çalışsan karnı tok,

Sanki kudurmaktan başka gayesi yok;

Haram yediler yeşerdiler garibim!

 

Abartım var mı Allah aşkına söyle,

Devleti soydular işte böyle böyle,

Havutlu develeri alıp yüküyle;

Yalçın tepeden uçurdular garibim!

 

Ahlakı boşuna emretmemiş ki Hak,

İnsanların süsü imiş güzel ahlak,

Kalmamış birçoğunda hiçbir izi bak;

Sıfırlamayı başardılar garibim!

 

Sömürü çarkı şu düzende gördüğün,

Siyonist dört köşe ona her gün düğün,

Taze pişirilmiş aş ister her öğün;

Şu ülkeyi de pişirdiler garibim!

 

Faizden semirmiş şişmiş bak her biri,

Alın teri olmuş sanki alın kiri,

Vaat hapı ile avutup fakiri;

Her gün üç öğün içirdiler garibim!

 

Köşeyi tutmuş haramzade, yer de yer,

Gariplerin rızkını çalar her sefer,

Öfkeler sel gibi oldu doldu her yer;

Sabırlar şişti taşırdılar garibim!

 

Sancak bir gün burca dikilir garibim,

Haklar fitil fitil sökülür garibim,

Zulüm heykel olsa yıkılır garibim,

Ümidi kuşan ayağa kalk garibim!

Çek Besmeleyi, yardımcın Hak garibim!

 

26.10.2011

 

 

 

BOŞLUK

 

İçinde miyim, içimde misin ey boşluk,

Nedir meysiz meyhanesiz böyle sarhoşluk?

 

Kaybettim renkleri kaybettim yeri göğü,

Ne garip şey, ben denen insanın gördüğü!

 

Ana nerde, baba nerde, yar yaran nerde?

İçerde miyim dışarda mı, ne bu perde!

 

Bir boşluk ki, ay yok yıldız yok, ışık sönmüş,

Yönlerim kaybolmuş, zaman tersine dönmüş!

 

Beni anlatacak söz gelmiyor dilime,

Nerede şiir, nerede harf ve kelime!

 

Fikrimi kör testere kesti lime lime,

Tutunacak dal arasam gelir mi elime!

 

Sayfaları açmaz maus, boşuna tık tık,

Beynimi kemirmiş fareler, tırtık tırtık!

 

Sayfanın sonuna mı geldim, başına mı,

Kader mi bu, çabalarım hep boşuna mı?

 

Gonglar çalıyor, ne olacaksa olacak, 

Ben ölmesem bile hayallerim ölecek!

 

Sizin olsun gökyüzü, sizin olsun felek,

Farksızdır benim için kalmak ya da ölmek!

 

Hayat sam yeli, yakıyor yeşil yaprağı,

İşte mezarlık, insanlığın son durağı!

 

10.01.2014

 

 

 

 

HUZURUN TEMİNATI POLİS

 

 

Devlet millet için emniyet,

Halk ile kaynaşmaktır niyet, 

Hep dikkat, itina, dirayet;

Huzurun teminatı polis.

 

Canlarımız için güvence,

Kadife kaplı çelik pençe,

Belde silah cepte kelepçe;

Huzurun teminatı polis.

 

Başlar diktir, irade çelik,

Kılı kırk yaran bir incelik,

Bilek güçlüdür, yöntem teknik;

Huzurun teminatı polis.

 

Hizmetimiz adalet için,

Huzur ortamı millet için,

Çağdaş, adil bir devlet için;

 Huzurun teminatı polis.

 

Görev için canımız feda,

Bizi izler nice şüheda,

Hepimizi korusun Hüda;

Huzurun teminatı polis.

 

Analar emanet Allah’a,

Acı yaşatmasın bir daha,

Geceler gebedir sabaha;

Huzurun teminatı polis.

 

Alırız eğitim: Yiğitlik,

Kaderlerde varsa şehitlik,

Varolsun vatan, sürsün birlik,

Huzurun teminatı polis.

 

Tehlikeler var dizi dizi,

Dileriz halk anlasın bizi,

Dost bilsin tüm polisimizi,

Huzurun teminatı polis.

 

01.02.2013

 

 

MİNARE VE KUYU

 

Gösterişçiler hayrat diye,

Meydanda minare pazarlar!

Hayratçılar sessiz sedasız,

Kuytularda kuyu kazarlar!

 

18.06.2014

 

 

 

SON NAMAZIN KAMETİ

 

Sararmışsa hasret çeken yüzler,

İnsanı şair yapar bu güzler!

Sarı dünyalara dalan gözler,

İnsanı şair yapar bu güzler!

 

Yüksekten inen şu yaprağa bak,

Sırları örten şu toprağa bak,

Yeşili yitirmiş çorağa bak,

İnsanı şair yapar bu güzler!

 

Unutulmuş gibi hatıralar,

Kalan heceleri okur rüzgar,

Bilinmez ki son defa mı uğrar?

İnsanı şair yapar bu güzler!

 

Anlaşılmaz baharın kıymeti,

Belki de son namazın kameti,

Ellerde sarı yaprak demeti,

İnsanı şair yapar bu güzler!

 

11.09.2014

 

 

MÜSLÜMANLAR BİRLEŞİN!

 

 

Ayrılıkta azap, birlikte rahmet,

Ya Rab, rahmetinle, fitneyi kahret!

Tüm Müslümanlar bölünmez bir bütün,

Birleşelim kardeşler, tek yol vahdet!

 

Hepimizde din bir, hedef bir, Hak bir!

Kimimiz dal, kimimiz yaprak, kök bir!

Şimdi İslam Birliği zamanıdır, 

Haydin hep beraber, parola; Tekbir!

 

06.03.2016

 

 

DEDEDEN TORUNA

 

Kabus gibi çöktü, Yirmibirinci Asır,

Bedenler kuş gibi hür, düşünceler esir,

Dilimiz pas tuttu, beyinlerimiz nasır!

Zaman mı azdı, insan mı, anlaşılmıyor? 

Torunum, bunları sana anlatmak çok zor!

 

Düşmanlar ensemizde pişirirken boza,

Söylem değişiyor hergün, döndü yazboza,

İlaçlardan turşu kurduk cam kavanoza!

Cam yalatıyor herkese günde beş kere,

Torunum, hekim kahraman oldu boş yere!

 

Kavga görüntüleri yansıtırken perde,

Zalimin eteği öpülüyor geride,

Alkış sesi arşı kaplıyor perde perde!

Kulaklar kapalı, göz bebekleri pişik,

Torunum, gerçek değişik, gölge değişik! 

 

Tarlayı boşalttı büyük kent umutları,

Beton kazıklar deldi geçti bulutları,

Unutuldu Müslüman’ın sosyal kotları! 

Borçtan kanat takıp havalandı insanlar,

Torunum, kuşlara kaldı münbit mekanlar!

 

Beyine vuruldu telefondan kelepçe,

Ayağa bağlandı elektronik bilekçe,

Durduk yerde dönüyoruz, aşındı ökçe!

Dede, baba, torun nasıl mutlu nesildi,

Torunum, aile bağları da kesildi!

 

Zulmün gayrı meşru çocuğu imiş terör,

Herkes biliyor ama, bilmiyor sanki kör,

Bir meçhule çekiyor bizi, bekle de gör!

Zalimlerin zulmü yürekleri dağlıyor,

Torunum, kurallar zayıfları bağlıyor!

 

Söküldü ekinin, sebzenin ciğerleri,

Hastalık yayar oldu sanki diğerleri,

Para etmiyor ürünlerin değerleri!

Namerde muhtaç edildi, rençberler bezgin,

Torunum, hasımlarımıza geçti dizgin!

 

Başkasında merhem ararken kelimize,

Hep batıyı gösterdik insan selimize,

İfsatçılar sızdı sağlam temelimize!

Göğü işaret ediyorken her minare,

Torunum, batıya kul edildik boş yere!

 

Kimimiz mehdi bekler, kimimiz kıyamet,

Kiminin derdi meşrep, kiminin kıyafet,

Unutuldu nezaket, kirlendi nezafet! 

Parçaladılar bizleri, kırka bölündük,

Torunum, imam yok, cemaat bölük pörçük!

 

Elifi mertek zanneden nice zavallı,

Değirmene su taşır, elleri çuvallı,

Kur’an’ı tefsire de kalkar andavallı!

Cahiller beylik kurmuş, her biri bir dağda,

Torunum, alimler sus pus oldu bu çağda!

 

Mala mülke ayarlı olunca duyular,

Harami şaha kalkar, gevşemiştir yular,

Çarkların dibinde yağlı rüşvet suyu var!

Hüküm eşeğe, infaz katıra kalınca,

Torunum, kazıklar hep kalınca kalınca!

 

Rabb’ımız Müslüman’a cihadı buyurdu,

Tarih ne ibretler ne hikmetler duyurdu,

Hedefte Müslüman’ın canı, malı, yurdu!

Aymaz Müslüman zalime yaka ilikler,

Torunum, boşalmış sanki gazlar, ilikler!

 

Denizi köpürtüyorlar nutuk atarak,

Sürü güdüyorlar söze büyü katarak,

Tebbet öğretiyorlar, tersten okutarak!

Yırtın karanlıkları, kavuşun sabaha,

Torunum, kulluk borcumuz yalnız Allah’a!

 

24.12.2016 

 

TOP