SARE (AMR BİN HAŞİMİN AZATLISI)

ALDIĞI YARDIM

Peygamber efendimizin Mekke’nin fethine gelirken ilan ettiği, “görüldüğü yerde öldürülecekler” listesinde, Sare adlı bir kadın da bulunuyordu.
Şarkıcı, ağıtçı ve şiir okuyucusu bir kadındı. Mekke müşriklerinden olan Sare, Peygamberimizi çok üzüyordu. Çünkü işi gücü Peygamberimizle ve Müslümanlarla uğraşmak, hakaret etmek, ve hicvetmekti.
Hicretin 8 nci yılında Medine’ye gelmiş, Peygamberimizin huzuruna çıkmıştı.
O sırada Peygamberimiz, Mekke’nin fethi hazırlıkları ile meşguldü.
Aralarında şu konuşma geçti:
-Müslüman olarak mı geldin?
-Hayır!
-Muhacir olarak mı geldin?
-Hayır!
-Öyle ise niçin geldin?
-Sizler köleleri azat eden aşiret sahiplerisiniz. Bizden köle azat eden bir takım kişiler de Bedir’de ölüp gittiler. Ben son derece muhtaç duruma düştüm. Bana yiyecek ve binecek verirsiniz, beni giydirip kuşatırsınız diye yanınıza geldim.
-Şarkı söylemelerin, ağıt yakmaların seni ihtiyaçtan kurtarmadı mı?
-Ya Muhammed! Kureyşliler Bedir günü kendilerinden bir çok kimseler öldürüldüğünden bu yana, şarkı dinlemeyi bıraktılar. Bedir vakasından beri benden bir şey söylememi isteyen olmadı. Ben de şarkı söylemeyi ve ağıt yakmayı mecburen bıraktım.
Peygamberimiz Abdülmuttalib oğullarını, Sare’ye yardım etmeye teşvik etti.
Hemen O’nu giydirip kuşattılar.Bir de hayvan bulup verdiler. Yanına yol azığını da tedarik ettiler.
Devesine bindirip Mekke’ye doğru yola çıkardılar.

CASUSLUK YAPMAYA KALKIŞTI

O ise, Mekke’ye gitmeden önce Medine’de ashaptan Hatıp Bin Ebi Beltea ile görüşmüş, O’nun Kureyş Müşriklerine yazdığı mektubu Mekke’ye götürmeye kalkışmıştı.
Olay kısaca şöyledir:
Hicretin 8 nci yılıdır.
Mekkeliler Hudeybiye Barış Antlaşması’nı bozmuşlardır. Beni Bekir Kabilesine silah ve insan desteği sağlayarak, Huzaa kabilesini katliama uğratmışlardır.
Bunun üzerine Peygamberimiz, Mekke’nin fethine karar vermiş, hazırlıklara başlamış, fakat bu hazırlıkları gizli tutmaktadır. Amacı Mekkelileri habersiz ve hazırlıksız yakalayarak, dirençlerini kırmak, böylece de Mekke’nin kan dökülmeden fethedilmesini sağlamaktır.
Hatıp Bin Ebi Beltea, Mekke’de Müslüman olmuş, Peygamberimizden önce de Medine’ye hicret etmiş bir sahabedir.
Bedir’de Peygamberimizin ordusunda müşriklere karşı savaşmıştır.
Bedir savaşı, Müslümanlar ile müşrikler arasında yapılan ilk savaştı. Bu savaşa katılan Ashabı Kiram’ın gösterdikleri cesaret, sabır, fedakarlık, Resulullah’a olan bağlılıklarından dolayı, Allahü Teala Bedir savaşına katılan 313 Sahabi’nin, Cennet’te kavuşacakları nimetleri haber vermiştir. Hatıb Bin Ebi Beltea da bu müjdeye kavuşanlardandır.
Uhud ve Hendek savaşlarında da bulunmuş olduğu rivayet edilmektedir.
Ancak ailesinden bazıları halen Mekke’de müşriklerce alıkonulmaktadır.
Kendisi ailesini kurtarabilmek için önemli bir fırsat yakaladığını düşünmektedir.
Peygamberimizin yapmış olduğu fetih hazırlıklarını Kureyş Müşriklerinden Safvan Bin Ümeyye, Süheyl Bin Amr ve İkrime Bin Ebi Cehil’e bildirirse, bu müşrik reislerinin ailesine eza ve cefa etmeyeceklerini ve serbest bırakacaklarını ummaktadır.
Onlara bir mektup yazar. Şöyle der:
“Peygamberimiz geceler gibi karaltılı, seller gibi akan ordusu ile size doğru yönelmiş geliyor.
Allah’a yemin ederim ki, O size yalnız başına bile gelecek olsa, Allah muhakkak yardım edip, O’nu size galip kılacaktır.
Çünkü Allah, O’na yaptığı vadi yerine getirecektir. Hiç şüpheniz olmasın ki, Allah O’nun dostu ve yardımcısıdır!
Hazırlıklı ve uyanık olmanızı tavsiye ederim!”
Hatıp Bin Ebi Beltea, yazdığı bu mektubun emin bir şekilde Mekke’deki alıcılarına ulaşmasını istiyordu.
Bunun için Sare biçilmiş kaftandı.
Tam da Mekke’ye gidiyordu.
Kimse kendisinden şüphelenmezdi bile.
Kararını verdi ve Sare ile görüştü.
Pazarlık sonunda, 10 altın ve bir kat elbise karşılığında mektubun Mekke’ye götürülmesine dair anlaşma sağlandı.
Mektubu verdi ve şöyle dedi:
-Bu mektubu elinden geldiği kadar gizli tut. Medine’den çıkıp Mekke’ye giderken de, ana yoldan gitme. Çünkü yol üzerinde bekçiler var. Dağ yolları ve geçitlerinden başka bir yol tutup o yolu izle. Mahacca’nın solundan Fuluk içine, Akik yoluna doğru git!..
Sare mektubu başına yerleştirdi. Üzerine de saçlarını bölük bölük örerek kapattı. Mektubu Kureyşliler’e ulaştırmak üzere yola çıktı.
Peygamberimize bu olay, Allah tarafından haber verildi.
Hazreti Ali, Zübeyr Bin Avvam ve Mikdat Bin Evsed’i çağırarak:
-Acele gidiniz! Hah bahçesine vardığınızda, orada yanında bir mektup bulunan, hayvan üzerinde bir kadın bulacaksınız. Mektubu O’ndan alınız ve bana getiriniz!.. Kadını serbest bırakınız!
Buyurdu.
Ve ilave etti:
-Mektubu vermek istemezse boynunu vurunuz!
Hah denilen yer ise Medine-Mekke yolunda, Hamra Ül Esed yakınında, Medine’ye yaklaşık 12 mil uzaklıkta bir yerdir.
Üç kişilik askeri birlik, Hah denilen yere vardıklarında bir kadın gördüler.
Peygamberimiz peşinde olduğu mektubun mahiyetini ve kimden kime yazıldığını bu üç kişiye haber vermişti.
Kadına sordular:
-Yanında taşımakta olduğun mektup nerede?
Kadın:
-Benim yanımda mektup falan yok.
Dedi.
Bunun üzerine kadının devesini çöktürdüler. Kadını indirdiler. Eşyalarını didik didik aradılar ama mektubu bulamadılar.
Sare yeminler ederek inkar etmeye devam edince, geri dönmeyi düşündüler.
Sonra da, Resulullah’ın haber verdiği şeyin asılsız olamayacağını düşünerek, Sare’ye dediler ki:
-Allah’a yemin olsun ki, ne Resullah Efendimiz yalancıdır, ne de bizler. Sen bu mektubu kendiliğinden çıkar bize teslim et. Aksi takdirde seni soyar ararız!..
Hazreti Ali kılıcını sıyırdı ve:
-Ya mektubu çıkarırsın, ya da kılıcı tepene indirirm!..
Dedi.
Elbisesini soymaya başladılar.
Sare:
-Siz Müslüman değil misiniz?
Diye sordu.
-Elbette Müslümanız. Fakat Resulullah Efendimiz bize senin yanında bir mektup bulunduğunu haber verdi.
Diye cevap verdiler.
Sare:
-Yüzünü başka yöne çevir!..
Dedi.
Hazreti Ali yüzünü çevirince, Sare saç örgülerini çözdü ve mektubu çıkarıp Hazreti Ali’ye verdi.
Mektubun Peygamberimizin haber verdiği şekilde, Hatıp Bin Ebi Beltea tarafından, Mekke’li müşriklere yazılmış olduğu ve askeri harekatı haber verdiği görüldü. Kadını serbest bıraktılar.
Mektubu alıp Peygamberimize getirdiler.
Olayın Sare ile ilgili olan bölümü böyle gelişti ve sonuçlandı.
Lakin İslam tarihinde önemli bir ibret vesikası olan bu olayın devamını kısaca nakletmekte fayda vardır:
Sahabeler dediler ki:
-Ya Resulallah! Hatıp Bin Ebi Beltea, Allah’a, Resulullah’a ve Müslümanlara hainlik etmiştir.
Bunun üzerine Peygamberimiz, Hatıb’ı huzuruna çağırttı.
Hatıp gelince mektup kendisine okundu.
Peygamberimiz:
-Bu mektubu tanıdın mı?
Diye sordu.
Hatıb:
-Evet!
Dedi
Peygamberimiz:
-Bunu sen mi yazdın?
Diye sordu.
Hatıp yine:
-Evet!
Dedi
Peygamberimiz:
-Ey Hatıp bu ne iş? Sen bunu niçin yaptın?
Diye sordu.
Hatıp:
-Ya Resulallah! Bu hususta hakkımda karar vermekte acele etme. Ben Kureyşliler içinde yanaşma bir kişiyim. Asıl Kureyşliler’den değilim. Senin yanındaki muhacir kardeşlerimizin, Mekke’de ailelerini ve mallarını koruyacak akraba ve yakınları var.
Ben ise Kureyş topluluğu içinde, ne soyu ne kabilesi olan bir kimseyim…
Üstelik ailem ve çocuklarım da onların elindedir.
Ben bunu onlara bir iyilik edeyim, kendilerini minnet altında bırakayım da, oradaki ev halkımı korusunlar diye yaptım.
Yoksa bunu küfre saptığım veya dinimden döndüğüm için veya islamiyetten sonra küfre rıza gösterdiğim için yapmış değilim…
Dedi.
İlave etti:
-Ya Resulallah! Vallahi ben Allah’a  ve Resulü’ne iman etmişim ve dinimi de asla değiştirmedim.
Ben Müslüman olduğumdan beri, Allah hakkında hiçbir şüpheye düşmemiş, küfür yoluna sapmamışımdır.
Müşriklerden ayrıldığımdan beri, kendilerine hiçbir sevgi de beslemedim.
Fakat ev halkım hakkında endişe duyduğum için, onların yanında bir iyiliğimi bulundurmak istedim.
İyi biliyorum ki; yüce Allah’ın onlara indireceği azap karşısında benim mektubum kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak, yakında gelecek azaptan da onları asla kurtaramayacaktır.
Ya Resulallah! Ben onlara bu iyiliği, çoluk çocuğumla malıma, onlardan gelebilecek zararlardan, Allah belki bununla korur diye yapmak istedim.
Muhacir ve Ensar’dan hiç biri yoktur ki, orada kavim ve kabilesinden bazı kimseler bulunsun da, Yüce Allah, onun ev halkını ve malını korumamış olsun!..
Dedi.
Peygamberimiz:
-Doğru söyledin!..
Buyurdu.
Sahabelere dönerek de:
-O size doğru söyledi! Bunun hakkında hayırdan başka bir şey söylemeyiniz!
Buyurdu.
Hatıp Bin Ebi Beltea’nın Mekke’de anası vardı.
Hazreti Ömer hemen ileri atlayarak:
-Allah seni kahretsin! Sen hem Resulullah’ın dağ yollarını tuttuğunu görüyorsun, hem de Kureyş müşriklerine, O’nun gelmekte olduğu hakkında haber salıyorsun!
Diye üzerine yürüdü.
Sonra Peygamberimize dönerek:
-Ya Resulallah! Bu adam, Allah’a, Resulullah’a ve Müminlere hainlik etmiştir. Ya Resulallah! Beni bırakın da şunun boynunu uçurayım!..
Dedi.
Peygamberimiz Hazreti Ömer’e:
-İzin versem O’nu öldürecek misin?
Diye sordu.
Hazreti Ömer:
-Evet bana izin verecek olsan O’nu öldürürüm!
Dedi.
Peygamberimiz:
-Hayır! Bu kişi Bedir savaşında bulunanlardan değil midir? O Bedir savaşında bulunmuştur.
Bedir savaşında bulunmuş olan bir kişiyi sen nasıl öldürürsün?
Ne bilirsin? Belki de Allah, Bedir savaşına katılmış olanlara,  (Siz istediğinizi yapınız! Ben sizi bağışlamışımdır. Cennet size vacip olmuş, siz cennete girmeyi hak etmişsinizdir!) buyurmuştur.
Dedi.
Hazreti Ömeri’n gözleri dolu dolu oldu. Ve:
-Yüce Allah ve Resulü daha iyi bilir.
Dedi.
Bu Peygamberimizin ve Müslümanların, daha önce  hiç karşılaşmadıkları bir durumdu.
Bunun üzerine Mümtehine Suresinin 1-9 ayetleri nazil oldu.
Bu ayetler mealen şöyledir:
Mümtehine Suresi:
1 – Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar size gelen hakkı inkar ettiler. Rabb’iniz olan Allah’a inandınız diye, Resul’ü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa mutlaka doğru yoldan sapmıştır.
2 – Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman olurlar, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlar ve inkar etmenizi arzu ederler.
3 – Yakınlarınız ve çocuklarınız size asla fayda vermeyecektir. Kıyamet günü Allah aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
4- İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda, sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir” demişlerdi. Yalnız İbrahim’in, babasına, “Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez” sözü başka. Onlar şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.”
5 – Ey Rabbimiz! Bizi, inkar edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.
6 – Andolsun, onlarda (İbrahim ve beraberindekilerde) sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzu edenler için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye layıktır.
7 – Ola ki Allah sizinle, içlerinden düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi (ve yakınlık) koyar. Allah hakkıyla gücü yetendir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
8 – Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara adil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah adil davrananları sever.
9 – Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

SARE’NİN SONU

Biz yeniden Sare konusuna dönelim:
Hazreti Ali’nin ve arkadaşlarının serbest bıraktığı Sare Mekke’ye döndü.
Peygamberimiz ve Müslümanlar hakkında hiciv ve iftira şiirlerini okumaya yeniden başladı.
Peygamber Efendimiz diğer 14 kişi gibi, Sare’nin de görüldüğü yerde öldürülmesini emretti.
Zaten kısa bir süre sonra, İslam ordusu Mekke’ye gelip dayanmıştı…
Mekke’ye giren İslam ordusu, idamlıkları arayıp bulup infazını gerçekleştiriyordu.
Bu meyanda Sare de, saklandığı yerde Hazreti Ali tarafından bulundu ve boynu vurularak infaz edildi.

TOP